Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Cemal
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750722394
Sayfa Sayısı: 280
--reklam--
Önce Şairleri Yaktılar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Deneme ne işe yarar? Edebiyatın olmazsa olmazı deneme, yalnızca sanat yapıtlarına ya da politik, kültürel konulara bakışımızı değiştirmez, tıpkı has edebiyatın yaptığı gibi, iç dünyamızı da zenginleştirir, ufkumuzu genişletir. Usta denemeci Ahmet Cemal, Türkçenin tüm zenginliğini, rengini, zekâsını kullanarak yazdığı denemeleriyle okurumuza denemeyi sevdiren yazarlarımızdan biri.
Önce Şairleri Yaktılar’da onun son dönem denemelerini bulacaksınız. Kimi zaman bir günlük parçasına, kimi zaman okuruyla bir dertleşmeye, kimi zaman ülkemizin can alıcı politik gerilimine değinen Ahmet Cemal, yaşadıklarımızı elinizdeki kitabın başlığıyla özetlemiyor mu zaten: Önce Şairleri Yaktılar. Sonra sanatın tüm alanlarını aşağıladılar; heykelleri yıktılar, tiyatroları kapattılar; ders kitaplarında şiirleri sansürlediler... Ama susturamadılar.
Önce Şairleri Yaktılar, susmayan bir edebiyat adamının kaleminden çıktı işte...
--reklam--
Önce Şairleri Yaktılar Alıntıları - Sözleri
- 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur.
- Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu.
- Hal böyleyken, "bu kadarı yetmez, ama evet" oylarının kullanıldığı referandumdan hemen sonra iktidarın sergilemeye başladığı kimi davranışlar karşısında görüşleri sorulan "bu kadarı yetmez, ama evet"çi aydınların hemen hepsinin yanıtı şu olmuştur: "Bu kadarını beklememiştik!" Peki, "ne kadarını" beklemiştiniz? "Bu kadarını" neden beklememiştiniz? İktidar, sizin beklediğiniz sınır noktasında kalacağı yolunda size senet mi vermişti?
- Sanatı öldürmek, sevgiyi öldürmektir.
- Belki de Silivri'deki, Kafka'nın Şato'sudur. Belki de Albert Camüs' nün yirminci yüzyıla takmış olduğu "Korku Çağı" adı, bizim diyarlarda ancak şimdi, yani yirmi birinci yüzyılda geçerlik kazanıyordur . Malum ya bizim diyarlara her şey biraz gecikerek gelir. Matbaa, iki yüz yılı aşan bir gecikmeyle gelmişti Dahası, örneğin Rönesans hiç gelmedi. Aydınlanma Çağı, daha başlamadan bitiverdi. Eleştirel düşünce tohumları, inançların karartmaları arasında görünmez oldu.
- Yetmişli yıllarda, üniversitelerin son sınıflarına gelenler umut doluydular. Zaman o atmosferi silip süpüreli çok oldu. Şimdi üniversitelerin son sınıflarına gelenlerin çoğu, sanki önünde dibi görünmeyen bir uçurum açılmışçasına kaygılar içerisinde.
- Her zaman kendi hayatımın sınır boylarında, benim olmasını istediğim, ama asla benim olmasına izin verilmemiş bütün hayatların sınır boylarında dolanıp durmamış mıydım? Ben de huzur nedir bilmeyen, bir yandan ölümden kaçar ve korkarken bir yandan da kim bilir kaç kez ölmeyi aramamış mıydım? Ben de en yakınındaki yetişkinlerin bile rehberliklerinden yoksun kalarak, hep kovalanmaya yargılı, gerek iç gerekse dış dünyanın tutkuları arasında yolunu kaybetmiş, bunun sonucunda içini kaplayan korku yüzünden kendi hayatına aslında sadece konuk olabilmiş biri değil miydim?
- Ben, dipsiz, uçsuz bucaksız bir yalnızlığın içine doğmuştum.
- Türkiye'de hukuk ve adalet kültürü, bugün çökmedi. Temelleri çoktan oyulmuştu. Hem de ta en derin noktalarından başlanarak. Belki de, komşusu alınıp götürülürken veya komşusun evi aranır, her şeyi darmadağın edilirken buna aldırmayıp: "Neyse, benim başıma gelmedi ya!" diye rahat soluk alabilen ilk "komşu"nun ortaya çıkması ile birlikte başlamıştı. Adalet düşüncesi, tıpkı ünlü şair Kavafis'in sanat için söylediklerini hatırlatacak kadar hassastır; sanat kadar hassas ve "alıngan" bir kraliçedir. Sizin kapınızı vurup "ötekilerin" başına gelenleri örnek göstererek: "Bak, ben tehlikedeyim, beni korumak için bir şeyler yapabilir mi sin?" diye sorduğunda ona yeterince ya da hiç kulak vermezseniz, hemen sessizce çekip gider. Israrcı davranmaz. Ama günün birinde siz onun kapısına gidip, örneğin: "Bana gelmek üzereler, beni kanatlarının altına alır mısın?" diye sorduğunuzda başını çevirecek kadar alıngandır, çünkü daha önce sizin umursamazlık hançerinizle belki de ölümcül yara almıştır.
- Önce şairleri yaktılar. Sivas 1993 Madımak Sonra da silmeye başladılar. 2013 Tam da 20 yıl arayla. İktidarın kim olduğu önemli değil. Burada önemli olan, zihniyet. Ve o da son derece tutarlı. Üstelik de kendi doğrultusunda haklı: Yakılmalarına bile yeterince ses çıkartılmayanları kolaylıkla silmeye de başlayabilirsin. Durum gerçekten çok tehlikeli. Çünkü önceleri kimi şairler kitaplara hiç alınmazdı. Durum vahim ama açıktı. Şimdilerde ise kitaplara aldıkları şairlerin şiirlerini sakatlıyorlar. Şairleri kitaplara alıyorlar ama kendi istedikleri gibi söyletmeye çalışıyorlar. Yani onları bir anlamda siliyorlar. Yani durum şimdi vahim, korkunç ve feci ama bir de sinsi mi sinsi.
- Modern insanı sadece bir meta tüketicisi olmaktan çıkartıp, aynı zamanda bir konsept, bir 'life style' tüketicisi haline dönüştüren ve 'tüketiyorum o halde varım!' diyen yüzbinlerin her gün yeni bir sürümünü pazara sunan bir mekanizmanın içinde yaşıyoruz.
- Dünkü sol gazetesinde Doğan Ergün, İngiltere kraliçesinden Taliban örgütüne karşı yardım istemek için bir günlüğüne okulu kırıp saraya giden Pakistanlı genç Marksist Malala'ya bir ağabey olarak şöyle seslenmiş: "... Bu savaş çetindir ve savaşında bir sığınağa elbet ihtiyaç duyacaksın. Ancak sevgili kardeşim, sığınağın saraylar olmasın. Sığınağın tarih olsun. İnsanlığın, halkının acıyla, yoksullukla, sömürüyle yoğrulmuş tarihi olsun..."
- "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!"
- Bugün bu ülkedeki iktidar, ayaklanan yüz binleri kendi çektiği fotoğrafta "çapulcular" olarak görmekle, kendi kendisini son derece çıplak bir biçimde deşifre etmiştir. Çünkü o fotoğrafta "toplum" diye bir olgunun yeri yoktur. Bugünkü iktidarın gözünde sadece kendi cemaati herhangi hakka sahiptir. O cemaatten olanların, başta ne zaman konuşacakları, ne zaman susacakları olmak üzere, bütün bir hayat tarzının tek seçicisi ve tek belirleyicisi, cemaatin başında olan kişidir.
- Ama zamanla, daha doğrusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, “fikri hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. Köy Enstitüleri kapandı. Tercüme Bürosu kapandı. Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. “Anadolu Aydınlanması” son buldu. Kırklı yıllar Anadolu Aydınlanmasının filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisinin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlara yönelik kitlesel kıyımlarının temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, “fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme” idealinden “dindar gençlik yetiştirme” idealine uzanan yoldur.
--reklam--
Önce Şairleri Yaktılar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap 2012 sonrasında yazılmış ağırlıkla Gezi Parkı Olayları ve "Y Kuşağı" hakında methiyeler düzen denemelerden oluşuyor. Hatta daha çok köşe yazısı tadında da diyebiliriz. Ayrıca köy enstitülerinin kapatılmasının yazar üzerindeki etkilerini neredeyse her yazıda görmek mümkün! (Zeki)
Deneme: Okumak, Soma, kültürsüzlük, Gezi Parkı, Leyla Erbil; kimi deneme başlıkları kitabın. Yetkin bir çevirmenden ufuk açan bir deneme kitabı bu. Türü sevenlere hararetle öneririm okumalarını. Soran, sorgulatan ve açıklayan bir kitap, konularını. Naçizane önerim de best seller(böyle mi yazıklıyordu?) kitaplar okumak yerine deneme kitapları okuyunuz. Ülkenin sorgulama becerisine erişmiş yetişkinlere gereksinimi var, çok satan kitaplar çoğu kez zaman kaybı. Can Yayınları baskısı. Yazarı izlemenizi ve kitaplarını okumanızı dilerim son olarak. (Mert Özdemir)
Çağımdan Bir Aydın: Ahmet Cemal, çok önemli bir çevirmen ve deneme yazarı. Her şeyden önce susmayan bir düşünce adamı. Bu kitabı okumam uzun sürdü; çünkü her yazının üstüne bazen saatlerce, bazen günlerce düşündüm. Gerçekleri tokat gibi çarptı yüzüme, yüzümüze. Bazı yazılarından sonra gözümden yaş da gelmedi değil hani, duygusal bir şey olduğundan değil acı gerçeklerden hatta çıplak gerçeklerden demek daha doğru. Bu kitapta gazete yazılarını toplamışlar Ahmet Cemal'in. Kendisi gerçek bir "aydın" bence. Kaleminin, düşüncesinin gücüyle hak ediyor bu sıfatı. Hani o günümüz aydınlarından (!) değil. Yakın dönem tarihi ile ilgili de pek çok bilgi edindiğim bir kitap olduğunu da eklemek isterim. İyi ki okudum. Tekrar tekrar dönüp bakacağım bu kitaba ve sıradaki okuyacağım kitabı ise Lanetlenmiş Ağustosböcekleri. Usta bir kalem, bilinmesi gereken bir kişilik. Çok sevdim, teşekkür ederim Ahmet Cemal, teşekkür ederim Can Yayınları. (Buket Kara)
--reklam--
Önce Şairleri Yaktılar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmet Cemal - Önce Şairleri Yaktılar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Önce Şairleri Yaktılar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmet Cemal Kimdir?
Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri verdi. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi.
--reklam--
Ahmet Cemal Kitapları - Eserleri
- Dokunmak
- Kıyıda Yaşamak
- İnsana Dönmek
- Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
- Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
- Önce Şairleri Yaktılar
- Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
- Sanat Üzerine Denemeler
- Giderayak
- Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
- Oynamak Varken
- Geçmiş Bir Dua Kitabından
- Odak Noktasında Yaşananlar
- Okuyan Gençliğe Mektuplar
--reklam--
Ahmet Cemal Alıntıları - Sözleri
- 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur. (Önce Şairleri Yaktılar)
- Brecht, Hitler için, “Girişimlerinin büyük boyutları, onu büyük adam kılmak için yeterli değildir,” der. Bu örnekten yola çıkarak neyin önlenmesi gerektiğini de şöyle açıklar: “Küçük ve sıradan lümpen, egemen sınıflar ona bu olanağı hazırladılar diye büyük lümpene dönüşmemeli, gerek lümpenlikte, gerekse bizim tarih anlayışımızda özel bir yere sahip olmamalıdır...” (Oynamak Varken)
- Sanat, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslup kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir... (Sanat Üzerine Denemeler)
- Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır? (Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor)
- “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, Yarın’a Dün’le beslenerek yol alır...” Brecht’in bu iki cümlede dile getirdiği, Walter Benjamin’in, “Bugün’ü Dün’ün uzantısı, Yarın’ın da kaynağı olarak yaşamak,” diye tanımladığı tarih bilinciyle örtüşmektedir. (Oynamak Varken)
- "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." (Giderayak)
- “Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?” “En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?” (Dokunmak)
- Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ... (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
- Sanat, en kısa tanımıyla bir "alternatif dünya" kurgulama eylemidir; sanatçı da bu kurguyu gerçekleştirilen kişidir. (Sanat Üzerine Denemeler)
- "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!" (Önce Şairleri Yaktılar)
- "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan (Giderayak)
- Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu. (Önce Şairleri Yaktılar)
- Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi. (İnsana Dönmek)
- "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein (Giderayak)
- "Sizin yaşadım dedikleriniz, benim hayatımın yanında ancak birer dipnotu olabilir!" (Dokunmak)
- Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor. (İnsana Dönmek)
- Birilerinin yanından sadece geçip gitmeyi birileriyle birlikte yaşamak sananların sayılarının hızla kabardığı bir dünya. (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
- Dünya tamamlanmamış bir taslaktır. van Gogh (Sanat Üzerine Denemeler)
- "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
- Felsefenin yapılamadığı bir dilde, düşünülebilir mi? Hem, kim istiyor ki artık bu ülkede gençlerin düşünmesini? Kuşaklardır eğitim politikamızda o gençlere "nasıl düşünmeleri gerektiğini" öğretecek yerde "neleri düşünmeleri, neleri düşünmemeleri gerektiğini" ezberletmek için çaba harcamıyor muyuz? (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin