Kitap Künyesi
Yazar: Levent Kırca
Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
İSBN: 9786055340735
Sayfa Sayısı: 196
--reklam--
Önüm Arkam Sağım Solum Dönek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bir zamanlar sözün senet olduğu ülkemizde, bugün sözler yerlerde sürünüyor. Kimsenin sözüne güvenilemiyor. Dahası, ortalık döneklerle dolu.
Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu 'söz'le anlatmak mümkün değil.
'Söz' vardır, zengin eder sizi, 'söz' vardır hapis yatarsınız. Önemli olan; doğru 'söz'ü söyleyecek kadar adam olmanız.
Uzun sözün kısası, bu kitapta inanarak söylenmiş sözler okuyacaksınız..
Ülkemizde artık söz gümüş, sukût altın değil; 'sukût' korkaklık, 'söz' kelle pahasına... Ne mutlu doğru bir söz için kelle verme cesareti gösterenlere."
Sahneye koyduğu oyunlar ve hazırladığı televizyon programlarıyla Türk halkının gönlünde özel bir yer edinen, kırk altı yıllık tiyatro sanatçısı Levent Kırca yıllar boyunca gözlemlediklerini, deneyim ve düşüncelerini bir sanatçı duyarlılığı ve sorumluluğuyla okurlarla paylaşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Önüm Arkam Sağım Solum Dönek Alıntıları - Sözleri
- Sanatın, toplumun kültür ve eğitim seviyesine göre standardı vardır. Sanatçının da dereceleri vardır. İyi bir maymun taklidiyle insanları güldürene de sanatçı diyorlar, dört notayı yan yana getirene de, gaz çıkararak şişe devirene de, günümüz dizilerinde karşıya bakarak replikleri okuyana da sanatçı diyorlar. Kağıda tek satırla dağ çizip, M harfinden martı yapanın da kendini ressam zannetmesi bundan, aynanın karşısında sevdiği karakterin bir cümlesini söyleyebilenin de kendini artist sanması bundan, kaşı gözü düzgün olanın kendini oyunculuk ajanslarına atması da bundandır.
- Düşünün; sizin belirlediğiniz bir kriterde, sizin sanat dediğiniz bir işle iştigal ediyorsunuz. Kendi başınıza yapıyor, kendi başınıza bakıyor, kendi kendinizi alkışlıyorsunuz. Ama bu, başkalarına hiçbir şey ifade etmiyor.
- Nedir gerçek sanatçı? Sanatın ve sanatçının yanına niçin bir de “gerçek” kelimesi ekleme gereğini duyuyoruz?
- İşte böyle... Herkese kafayı yedirdiler bu ara. Kafayı yemeyenlere selam olsun...
- Çocukluk işte... Ikına sıkına mutfağın üst rafından bir kavanoz kayısı reçelini indirmişim, açıp kapağını kayısıların yarısından çoğunu yemişim, üstüne de şerbetinden biraz içmişim. Sonra bakmışım ki reçel yarıya inmiş. Anlaşılmasın diye kavanozu suyla doldurup, tekrar rafa yerleştirmişim. Suçum bu.
- Herkese kafayı yedirdiler bu ara. Kafayı yemeyenlere selam olsun...
- Düşünsenize, sabahın beşinde kapınızı yumruklamışlar. Aile efradının şaşkın bakışları arasında, iki ayağınız bir paçanızda adeta sürüklenircesine götürülürken; komşuların perde aralıklarından dikizleyerek, “Oh olsun! Yazar mısın o kitabı?” diye düşündüğünü. İşin kötüsü kitap bile yazmadım... “Ama yazmayı düşündün! Düşünmek yazmaktan daha büyük suç!” “Ben sadece oynadım.”
- Kadınsın, evlendin, hadi koca dayağı. Gözün mor, ananın evine gidiyorsun. Sana “Kocandır, döver de, sever de,” diyorlar. Tekrar dönüyorsun evine. Koca dayağı yemedim, diyen kaç kadın var? Ne var ki bu dayaklar bizim iyiliğimiz için. Dayak yiye yiye büyüyor, yetişkin bir birey oluyoruz. Ezik, korkak, kompleksli, bükük boyunlu. Polis gördü mü ürken, asker gördü mü kaçan, hayatında telafisi mümkün olmayan yara izleri taşıyan bir birey. Bu psikolojik bozukluğu düzeltmeye nereden başlamalı, bilmem ki?
- Evet, uyuyun ve hemencecik büyüyün. Sizi açlık bekliyor, işsizlik bekliyor. Sizi sınavlarda hayal kırıklığı bekliyor. Hatta işkence bekliyor ve daha saymaya elimin ve dilimin varmadığı pek çok şey.
- Bir ülke düşünün, son derece modern. Çıkar uğruna insanlığın yok olmadığı, herkesin gazete ve kitap okuduğu; paranın, geçim derdinin değil de zevkin, kültürün malzemesi olduğu; büyük opera binalarının, bale ve müzikal salonlarının bulunduğu ve bu salonların tıklım tıklım dolduğu, sokaklarının her köşesinde hayat fışkıran, herkesin birbirine saygılı olduğu, düzenli, adaletli bir ülke düşünün...
- Ölürsem Devlet Töreni istemiyorum. Eksik olsun. Bir de mümkünse cenazemde bugünkü hükümet mensuplarını görmek istemiyorum. Gelmez demeyin. Hiç belli olmaz. Politikacılar arsız olur. Varsayalım ki, geldiler. Ne olacak? "Yuh"lanacaklar. Yuhalayan vatandaş tespit edilip fişlenecek. Haydi, cenaze merasiminden doğru "kodese." Derken "Cenazede tören yapmak" yasaklanacak. İnsanlar ölülerini "el altından" gömmek zorunda kalacaklar. Hayır, bir şey değil, içeri ata ata ortalıkta vatandaş kalmayacak. Açık söyleyeyim: Bir "mevta" olarak, bütün bunlara sebep olmak istemem.
- Geçen gün Devlet Bahçeli bisküviye, "püskevit" dedi. Sonra da, "Doğrusunu biliyorum ama halka yakın olmak için yanlış söyledim," dedi. Akıl hastanesinin önüne akıllı bir vatandaş yanaşmış, demir parmaklıklı pencereden dışarıyı seyreden akıl hastasına sormuş: "Siz," demiş, "İçeride kaç kişisiniz?" Akıl hastası vatandaşın sorusunu, bir başka soruyla yanıtlamış: "Siz dışanda kaç kişisiniz?"
- Öyle bir muhalefet lideri var ki, mektup yazsa postaya veremez. Bir seçim olsa oy kullanamaz. Bakın size bir şey söyleyeyim de biraz gülelim: Adam yürüyen merdivenlere tersinden biniyor. Ne kadar çıkarsa çıksın hep aynı basamakta.
- Nuri Bilge'nin filmine gittim. İlk yarıda filmden çıksam mı, çıkmasam mı, diye çok mücadele ettim kendimle. İkinci yarıyı da seyretmeye karar verdim. Bir sakinleştirici aldım, koyuldum seyretmeye. Bitmek bilmeyen bir film yapmış sağ olsun. Seyrettiğim sahnelerden bir anlam çıkarmak için uğraştim durdum. Nafile ... "Herhalde ben geri zekalıyım," dedim kendi kendime. (...) Aslında benim de bir film senaryom var. Bu filmi çektikten sonra ben de festivallerde ödüller almak, eleştirmenlerden kayıtsız şartsız takdir toplamak istiyorum. Filmin adı "Çıt." Ama filmde tam tersine çıt çıkmıyor. Bir adam pencerenin önünde oturuyor. Yüzü kameraya dönük. Bir süre gerçek bir insan mı, yoksa cansız bir vitrin mankeni mi, diye düşünüyoruz. Az sonra adam sağ elinin başparmağını oynatıyor. Kimse görmüyor bunu, ben biliyorum yalnızca. Adamın yüzündeki ifadeden canının sıkkın olduğunu anlıyoruz. Belki de sıkkın değil, neşeli. Ama oyuncumuz suratsız olduğu için sıkkın geliyor. Uzun bir süre kıpırdamadan oturuyor. Salonda hala seyirci varsa onlar da oturuyor. Bir süre karşılıklı oturuyorlar. Hava soğuk ... Belki de değil. Biz bu kanıya oturan adamın sırtındaki kalın ceket yüzünden varıyoruz. Adam hala oturuyor. İnanılmaz bir şey fakat ilk hareketini filmin yirminci dakikasında gerçekleştiriyor ve bacak bacak üstüne atıyor. Salon bu hareketi alkışladı alkışlayacak. Ne var ki salon boşalmış. Kamera evin önüne çıkıyor. Bir süre bozkırı izliyoruz. Yaklaşık on yedi dakika kadar. Kameranın önünden uçarak bir yaprak geçiyor. Asma yaprağı da olabilir, incir de. Bunu seyirciye bırakıyorum. Adamı evin kapısında görüyoruz. Çırılçıplak. Tam o sırada elektrikler kesiliyor. Ama gündüz olduğu için biz bunu fark etmiyoruz. Gelip yerdeki yaprağı alıyor ve tıpkı Adem efendimiz gibi önüne kapatıyor. Bu anlamlı film de burada sona eriyor. Seyirci filmin bittiğini anlamıyor. Çünkü salonda seyirci yok. Makinist makineyi durduruyor. Teşrifatçı da şalteri indiriyor. Zifiri karanlıkta yazılar akmaya başlıyor ... Nasıl ama senaryom? .. Bu filme ödül vermeyecek Cannes'ın alnını karışlarım ben ... Evet... Filmim biraz sert ve ağır olduğunun ben de farkındayım. Ama bu devirde birileri de bir şey söylemeli, öyle değil mi?
- Çocukluk güzeldi. Bunu bilir, bunu söylerim ...
--reklam--
Önüm Arkam Sağım Solum Dönek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Vay be. Levent Kırca. Büyük üstad. Eserlerinin bizim sitemizde bu derece yalnız bırakmasına çok içerlendim. Biliniz ki taraması hazır ve isteyenin Mail adresini atmasıyla hemen kendisine göndereceğim bu eseri. Levent Kırca deyince herkes biraz durup düşünüyor. Şöyleydi, böyleydi diye. Bir şeylerin hesabını sormak bizim işimiz mi yoksa bizi yaratanın mı, diye sorarlar adama. Dilediği kadar karşıt görüş olalım ona olan saygı ve sevgim, muhabbetim ve bir Kadıköy anım asla bitmeyecek. Sen hep bizi güldürdün ya Allah da seni güldürsün. Ölünün arkasından kötü konuşmak bizde yok. Neyse, sana olan sevgim ve anılarım bitmez usta, biz kitabımıza geçelim. Geçemiyorum, geçemiyorum… Dünyaca ünlü Saint Petersburg Balmumu Müzesinde heykeli bulunan Nadir Türklerden birisi olduğunu belirtmeden nasıl geçeyim ki? Müzeyi de en azından internette gezinmenizi tavsiye ederim, hani kimler var diye merak ederseniz. Bir gün Küçükçiftlik Parkı Çadırında ‘Sefiller’ adlı romanın tiyatrosunun oynanmasına karar verilir. Tekin Siper vardır, Olacak O Kadar’ın ilk sezonlarında onu oldukça güzel rollerde görüp seyrederiz, bıyıklı bir abimizdir. Rolünü oynarken yavaş yavaş durgunlaşmaya başlar Tekin Abi. Üstelik konuşma rolünden sonra ufaktan şarkıya da girmesi gerekmektedir ama Tekin Abi sürekli yavaşlar. Bir türlü giremez şarkıya. Ardından sahneye uzanır Tekin Abi. Sorar Levent Kırca ‘Aranızda doktor var mı’ diye, 2 kişi koşar gelir hemen. Sonradan anlaşılır ki Tekin abi bir kalp krizi geçirmiş ve sahnede, oyun esnasında vefat etmiştir. Bir Levent Kırca geçti gönlümüzden diyerek son vereceğim yazıma. Kitaptan çok bahsetmediğimi biliyorum ama çıkıp da Levent Kırca’nın bahsedebileceği, dalga geçeceği ve gönderme yapacağı konuları bilmezden geleceklere -50 yıllık meslek hayatıyla kendini öğretemediyse ben napayım- çok da bir şey söyleyemeyeceğim. Yanlış bir lafım olduysa affınıza sığınıyor, keyifli okumalar diliyorum. NOT: Hiçbir koşulda mevcut hükumet ve siyasileri eleştirmemenizi tavsiye eder, Silivri’ye Balkanlardan gelen hava dalgalarının oldukça soğuk estiğini belirtmek isterim.. (Sadık Kocak)
2014 senesiydi sanırım, Levent Kırca'nın Kadıköy'deki tiyatrosunda izlediğim "Dımdızlak" adlı oyununun akabinde bir de imza günü düzenlenmişti. (Aslında büyük usta Ferhan Şensoy'un da yaptığı gibi - iyi ki de yapıyorlar) Okuduğum bu kitapta kendi kaleminden "Gizem Karaca'ya sevgiler" imzası var. Benden sonra kim sahip çıkar, kim sever okur bilmiyorum ama ömrüm oldukça ben nereye bu değerli anı oraya.. Rahmetli üstadın dediği gibi, yaşarken kıymeti bilinmeli insanların ve hiçbir şey için geç kalınmamalı; klişeye düşülmemeli sonrasında da. "Olacak O Kadar"la büyüyen nesildenim ne mutlu ki. Okuduğunu anlayan, güzel ve doğru kitaplar okuyan, Atatürk'ü seven, çalışkan, dürüst ve vicdanlı biri olarak yetiştim. Bu nedenle O'nunla birkaç kelime konuşabilmek, fotoğraf çektirebilmek ve imzasını almak çok güzeldir benim için. Muhtemelen çok az zamanının kaldığını biliyordu üstat ama sahnede her zamanki gibi dev idi, sonsuz bir gücü var gibiydi, enerji ve hayat doluydu. Birebir tanışmamızdan kısa süre sonra kaybettik O'nu, saçma sapan bir şirkette çalışmak uğruna tiyatrosuna oyuncu adayı olarak kaydolmama rağmen gidemediğim, O'nunla daha fazla zaman geçiremediğim, O'ndan bir şeyler öğrenemediğim için öyle üzgün ve pişmanım ki... Ne yazık ki her iki duygum için de yapılacak bir şey yok, sadece kitaplarını okuyabilir, O'nu saygı ve rahmetle anabilirim. Lütfen kitabı edinin, okuyun, anlayın, benimseyin. Hatırlayın bize son sözünde neler dediğini: "Dik durun. Adil olun sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk'le kalın, Cumhuriyet'le kalın, hoşçakalın.." (Gizobit)
sanatçının anılarını , politik eleştirilerini içeren güzel bir kitap. (Nur Önder)
--reklam--
Önüm Arkam Sağım Solum Dönek PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Levent Kırca - Önüm Arkam Sağım Solum Dönek kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Önüm Arkam Sağım Solum Dönek PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Levent Kırca Kimdir?
İlk kez 1964'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ankara Birlik Sahnesi ve Halk Oyuncuları'nda çalıştı. Nasreddin Hoca Oyun Treni, Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?, Bu Oyun Nasıl Oynanmalı?, Sağlık Olsun!, Ne Olur Ne Olmaz gibi televizyon dizilerinin yapımcılığını üstlendi.
1978'de Altınşehir adlı filmle sinemaya geçti. Ne Olacak Şimdi? ve Mavi Muammer adlı filmlerde oynadı. Hodri Meydan Topluluğu adlı Tiyatro Grubu'nu kurdu. Eski eşi Oya Başar ile birlikte Güzel ve Çirkin ve Sefiller adlı oyunları sergiledi. Üç Baba Hasan, Kadıncıklar adlı oyunları sergiledi. 1988'de başlayıp 22 yıl süren Olacak O Kadar adlı televizyon programını hazırladı. İlk sinema yönetmenlik denemesini Son adlı filmle yaptı. Daha sonra Şeytan Bunun Neresinde adlı filmi yönetti.
1998 yılında Kültür Bakanlığınca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Sanatçının ikisi ilk eşinden, ikisi de Oya Başar'dan olan 4 çocuğu bulunuyor.
Saint Petersburg Bal Mumu Heykelleri Müzesi'nde heykeli olan nadir Türk sanatçılardandır. 2011 yılında Karımın Dediği Dedik Çaldığı Kontrbas isimlikomedi dizisine başlamıştır, fakat reyting alamadığından dolayı dizi dört bölüm sürmüş ve bitmiştir. 1 Mart 2011 tarihinden itibaren yayın hayatına günlük gazete olarak devam eden Aydınlık Gazetesi'nin yazarlığı yapmıştır.
12 Ekim 2015 tarihinde karaciğer kanseri sebebiyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir.
Oyunculuk dışı kariyeri
Levent Kırca Mart 2009 Belediye Seçimleri için Demokratik Sol Parti'den Üsküdar Belediye Başkanlığı için aday olmuştur; fakat 4'üncü sırayı alarak kazanamamıştır.
2011'den beri Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.
2013 yılının Ocak ayında ise Ulusal Kanal genel müdürlüğü görevini üstlenmiştir.
--reklam--
Levent Kırca Kitapları - Eserleri
- Önüm Arkam Sağım Solum Dönek
- Habudiyar
- Paldırkültür
--reklam--
Levent Kırca Alıntıları - Sözleri
- Çocukluk güzeldi. Bunu bilir, bunu söylerim ... (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Geçen gün Devlet Bahçeli bisküviye, "püskevit" dedi. Sonra da, "Doğrusunu biliyorum ama halka yakın olmak için yanlış söyledim," dedi. Akıl hastanesinin önüne akıllı bir vatandaş yanaşmış, demir parmaklıklı pencereden dışarıyı seyreden akıl hastasına sormuş: "Siz," demiş, "İçeride kaç kişisiniz?" Akıl hastası vatandaşın sorusunu, bir başka soruyla yanıtlamış: "Siz dışanda kaç kişisiniz?" (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Nuri Bilge'nin filmine gittim. İlk yarıda filmden çıksam mı, çıkmasam mı, diye çok mücadele ettim kendimle. İkinci yarıyı da seyretmeye karar verdim. Bir sakinleştirici aldım, koyuldum seyretmeye. Bitmek bilmeyen bir film yapmış sağ olsun. Seyrettiğim sahnelerden bir anlam çıkarmak için uğraştim durdum. Nafile ... "Herhalde ben geri zekalıyım," dedim kendi kendime. (...) Aslında benim de bir film senaryom var. Bu filmi çektikten sonra ben de festivallerde ödüller almak, eleştirmenlerden kayıtsız şartsız takdir toplamak istiyorum. Filmin adı "Çıt." Ama filmde tam tersine çıt çıkmıyor. Bir adam pencerenin önünde oturuyor. Yüzü kameraya dönük. Bir süre gerçek bir insan mı, yoksa cansız bir vitrin mankeni mi, diye düşünüyoruz. Az sonra adam sağ elinin başparmağını oynatıyor. Kimse görmüyor bunu, ben biliyorum yalnızca. Adamın yüzündeki ifadeden canının sıkkın olduğunu anlıyoruz. Belki de sıkkın değil, neşeli. Ama oyuncumuz suratsız olduğu için sıkkın geliyor. Uzun bir süre kıpırdamadan oturuyor. Salonda hala seyirci varsa onlar da oturuyor. Bir süre karşılıklı oturuyorlar. Hava soğuk ... Belki de değil. Biz bu kanıya oturan adamın sırtındaki kalın ceket yüzünden varıyoruz. Adam hala oturuyor. İnanılmaz bir şey fakat ilk hareketini filmin yirminci dakikasında gerçekleştiriyor ve bacak bacak üstüne atıyor. Salon bu hareketi alkışladı alkışlayacak. Ne var ki salon boşalmış. Kamera evin önüne çıkıyor. Bir süre bozkırı izliyoruz. Yaklaşık on yedi dakika kadar. Kameranın önünden uçarak bir yaprak geçiyor. Asma yaprağı da olabilir, incir de. Bunu seyirciye bırakıyorum. Adamı evin kapısında görüyoruz. Çırılçıplak. Tam o sırada elektrikler kesiliyor. Ama gündüz olduğu için biz bunu fark etmiyoruz. Gelip yerdeki yaprağı alıyor ve tıpkı Adem efendimiz gibi önüne kapatıyor. Bu anlamlı film de burada sona eriyor. Seyirci filmin bittiğini anlamıyor. Çünkü salonda seyirci yok. Makinist makineyi durduruyor. Teşrifatçı da şalteri indiriyor. Zifiri karanlıkta yazılar akmaya başlıyor ... Nasıl ama senaryom? .. Bu filme ödül vermeyecek Cannes'ın alnını karışlarım ben ... Evet... Filmim biraz sert ve ağır olduğunun ben de farkındayım. Ama bu devirde birileri de bir şey söylemeli, öyle değil mi? (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Evet, uyuyun ve hemencecik büyüyün. Sizi açlık bekliyor, işsizlik bekliyor. Sizi sınavlarda hayal kırıklığı bekliyor. Hatta işkence bekliyor ve daha saymaya elimin ve dilimin varmadığı pek çok şey. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Sanatın, toplumun kültür ve eğitim seviyesine göre standardı vardır. Sanatçının da dereceleri vardır. İyi bir maymun taklidiyle insanları güldürene de sanatçı diyorlar, dört notayı yan yana getirene de, gaz çıkararak şişe devirene de, günümüz dizilerinde karşıya bakarak replikleri okuyana da sanatçı diyorlar. Kağıda tek satırla dağ çizip, M harfinden martı yapanın da kendini ressam zannetmesi bundan, aynanın karşısında sevdiği karakterin bir cümlesini söyleyebilenin de kendini artist sanması bundan, kaşı gözü düzgün olanın kendini oyunculuk ajanslarına atması da bundandır. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Ölürsem Devlet Töreni istemiyorum. Eksik olsun. Bir de mümkünse cenazemde bugünkü hükümet mensuplarını görmek istemiyorum. Gelmez demeyin. Hiç belli olmaz. Politikacılar arsız olur. Varsayalım ki, geldiler. Ne olacak? "Yuh"lanacaklar. Yuhalayan vatandaş tespit edilip fişlenecek. Haydi, cenaze merasiminden doğru "kodese." Derken "Cenazede tören yapmak" yasaklanacak. İnsanlar ölülerini "el altından" gömmek zorunda kalacaklar. Hayır, bir şey değil, içeri ata ata ortalıkta vatandaş kalmayacak. Açık söyleyeyim: Bir "mevta" olarak, bütün bunlara sebep olmak istemem. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Kadınsın, evlendin, hadi koca dayağı. Gözün mor, ananın evine gidiyorsun. Sana “Kocandır, döver de, sever de,” diyorlar. Tekrar dönüyorsun evine. Koca dayağı yemedim, diyen kaç kadın var? Ne var ki bu dayaklar bizim iyiliğimiz için. Dayak yiye yiye büyüyor, yetişkin bir birey oluyoruz. Ezik, korkak, kompleksli, bükük boyunlu. Polis gördü mü ürken, asker gördü mü kaçan, hayatında telafisi mümkün olmayan yara izleri taşıyan bir birey. Bu psikolojik bozukluğu düzeltmeye nereden başlamalı, bilmem ki? (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Herkese kafayı yedirdiler bu ara. Kafayı yemeyenlere selam olsun... (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Düşünsenize, sabahın beşinde kapınızı yumruklamışlar. Aile efradının şaşkın bakışları arasında, iki ayağınız bir paçanızda adeta sürüklenircesine götürülürken; komşuların perde aralıklarından dikizleyerek, “Oh olsun! Yazar mısın o kitabı?” diye düşündüğünü. İşin kötüsü kitap bile yazmadım... “Ama yazmayı düşündün! Düşünmek yazmaktan daha büyük suç!” “Ben sadece oynadım.” (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Bir ülke düşünün, son derece modern. Çıkar uğruna insanlığın yok olmadığı, herkesin gazete ve kitap okuduğu; paranın, geçim derdinin değil de zevkin, kültürün malzemesi olduğu; büyük opera binalarının, bale ve müzikal salonlarının bulunduğu ve bu salonların tıklım tıklım dolduğu, sokaklarının her köşesinde hayat fışkıran, herkesin birbirine saygılı olduğu, düzenli, adaletli bir ülke düşünün... (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Düşünün; sizin belirlediğiniz bir kriterde, sizin sanat dediğiniz bir işle iştigal ediyorsunuz. Kendi başınıza yapıyor, kendi başınıza bakıyor, kendi kendinizi alkışlıyorsunuz. Ama bu, başkalarına hiçbir şey ifade etmiyor. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Öyle bir muhalefet lideri var ki, mektup yazsa postaya veremez. Bir seçim olsa oy kullanamaz. Bakın size bir şey söyleyeyim de biraz gülelim: Adam yürüyen merdivenlere tersinden biniyor. Ne kadar çıkarsa çıksın hep aynı basamakta. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Çocukluk işte... Ikına sıkına mutfağın üst rafından bir kavanoz kayısı reçelini indirmişim, açıp kapağını kayısıların yarısından çoğunu yemişim, üstüne de şerbetinden biraz içmişim. Sonra bakmışım ki reçel yarıya inmiş. Anlaşılmasın diye kavanozu suyla doldurup, tekrar rafa yerleştirmişim. Suçum bu. (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- Nedir gerçek sanatçı? Sanatın ve sanatçının yanına niçin bir de “gerçek” kelimesi ekleme gereğini duyuyoruz? (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
- İşte böyle... Herkese kafayı yedirdiler bu ara. Kafayı yemeyenlere selam olsun... (Önüm Arkam Sağım Solum Dönek)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin