Kitap Künyesi

Yazar: Edward Said

Çevirmen: Nezih Uzel

Yayın Evi: İrfan Yayıncılık

İSBN: 9789753710321

Sayfa Sayısı: 472

--reklam--

Oryantalizm (Doğubilim) Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Oryantalizm, Avrupa'nın Doğu fikridir.

Genellikle Doğu'yu anlatmaya çalışan ve Doğu'yu inceleyen bu ilim, Batı'da meydana getirilmiş ve Batı'nın çıkarlarına yönelik olmuştur.

Edward Said bu kitabında Batılıların Doğu'yu nasıl çarpıtarak ele aldıklarını ve bunu hangi yöntemlerle gerçekleştirdiklerini ve böyle bir davranışa hangi gaye ile baş vurduklarını gözler önüne sermeye çalışırken, büyük bir duyarlılıkla şu cümleleri tekrarlamaktadır. "İnsan gerçeğine böylesine uzak ve böylesine gözleri kapalı bir ilmin varlığını farketmeseydim bu kitabı yazmazdım..."

Biz bu cümlenin derin anlamı içinde yatan aynı duygulara yine aynı şekilde karşılık veriyor ve tek bir kelime üzerinde değişiklik yaparak şunu ilave ediyoruz: "İnsan gerçeğine böylesine uzak ve böylesine gözleri kapalı bir ilmin varlığını farketmeseydik bu kitabı çevirmezdik."

--reklam--

Oryantalizm (Doğubilim) Alıntıları - Sözleri

  • Oryantalistler yıllarca Doğu hakkında konuşmuşlar, metinler tercüme etmişler, medeniyetleri, dinleri, hanedanları, kültürleri ve zihniyetleri (yabancılıkları nedeniyle Avrupa'dan tecrit edilmiş bir şekilde) izah etmişlerdi. Oryantalist, cemiyet içinde, Renan yahut Lane gibi, görevi yurttaşları için Doğu'yu tefsir etmek olan bir uzmandı. Şark ile Şarkiyyatçı arasındaki ilişkinin temelinde “Tefsir” yatıyordu. Kendisine uzak, zorlukla anlayacağı bir medeniyetin yahut kültür abidesinin karşısına dikilen Oryantalist âlim, muğlaklığı gidermek, berraklığı getirmek için tercüme ediyor, anlayışla tasvir yöntemini deniyor, zihnen ulaşamadığı nesneyi “içinden” kavramaya çalışıyordu. Ama Oryantalist Şark’ın dışında idi, Şark da (ne derece anlaşılır hale getirilmiş olursa olsun) Garp'ın ötesindeydi. Bu kültürel, zamansal ve mekânsal mesafe derinlik, gizlilik ve mahremiyet ifade eden mecazlarla anlatılıyordu: Neticede, “Doğu'lu gelinin peçesi”, “Anlaşılmaz Doğu” gibi ifadeler hayli kullanılır olmuştur..
  • Doğu ile Batı arasındaki bu dengesizlik hiç şüphe yok ki değişen tarihi koşulların sonucudur. 8. yüzyıldan 16. yüzyıla kadarki şaşaalı devresinde İslâm hem Doğu'ya- hem Batı'ya hakimdi. Sonra kuvvetin sikleti Batı'ya kaydı ve şimdi 20. yüzyılda galiba yeniden Doğu'ya kayıyor, ikinci bölümde 19. yüzyıl Oryantalizmi ile ilgili sözlerimiz hayli kritik bir noktada kesilmişti. Yüzyılın ikinci yarısında Oryantalizm (genellikle yavaş işleyen, soyut ve plânlı cepheleriyle) sömürgecilik hizmetinde “resmi bir göreve” hazırlanıyordu. İşte şimdi ben bu projeyi ve bu anı anlatmak istiyorum, çünkü bu suretle hem Oryantalizmin 20. yüzyıldaki buhranlarını, hem de Doğu'da siyasi ve kültürel gücün ortaya çıkışını anlamamız mümkün olacaktır.
  • İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ve bilebilecekleri şey, yapmış oldukları şeylerdir. Tarihi mevcudiyetler olmaları bir yana, hem coğrafi hem de kültürel mevcudiyetler olan 'Doğu' ve 'Batı' gibi mahaller, bölgeler, Coğrafi dilimler “insan yapışıdırlar.
  • Doğulu üstün bir ırk'a mensup olmadığı için yönetilecektir.
  • Doğuluların Batı toplumundaki muadilleri, suçlular, deliler, kadınlar ve fakirler (acınacak derecede “yabancı” olanlar) di. Doğuluya bakılmazdı, Doğulu tahlil edilirdi. Vatandaş yahut insan olarak değil, çözümlenecek, çerçeveye alınacak yahut (sömürgeci güçlerin onun toprağında gözü olduğu için) ele geçirilecek bir “sorun” olarak... Mesele şu ki; bir şeyin Doğu'lu olması, tâ baştan, bir değerieyici yargıyı ifade etmektedir.
  • Doğu'ya giden orduları, elçileri, tüccarları, bilimsel ve arkeolojik heyetleri saymasak bile, 1800 ile 1900 arasmda Batı'ya giden Doğuluların sayısı, Doğu'ya giden Batı'hlarm sayısı yanında hiç kalır.
  • Çoğu Oryantaliste göre “Doğu Batı'nındır.” Bunların Doğulular karşısındaki tutumu “babaca” yahut “efendice”dır. Yalnız antika kitap meraklıları hariç. Onlar için “klâsik” Doğu sefil çağdaş Doğu'ya değil, kendilerine ait bir şeydir, onların hakkıdır.
  • Fransız medeniyetinin Asyalılara, ve Doğu Akdeniz ahalisine neden cazip geldiği açık: Esasen Fransız medeniyeti Alman ve ingiliz medeniyetinden daha caziptir ve taklidi de kolaydır. Bir kere gösterişsiz, utangaç İngilizi düşününüz. Yalnızlığını, alışkanlıklarını... Bir de şenşakrak kozmopolit Fransızı düşünün. Hicap nedir bilmez. On dakika önce tanıdığı kimse ile sarmaş dolaştır. Eğitimi yarım olan Doğu'lu: bunlardan birincisinin, samimi, ötekinin ise şamatacının biri olduğunu anlayamaz. İngilizden nefret eder, Fransıza kucak açar.”
  • Batı'ya giden Doğulular oraya hayran hayran bakmak ve ileri bir kültürden nasip almak .için gidiyorlardı. Doğu'ya giden Batılıların derdi, görmüş olduğumuz gibi, hayli sakaydı. Kitapların sayışma gelince: 1800 ile 1950 arasında Batı'da Yakın Doğu ile ilgili 60.000 kitap yazılmış. Doğu'nun Batı hakkındaki kitapları ise bir elin parmakları kadar az
  • Doğu'yu görmenin insanın Doğu hakkındaki görüşlerini bu kadar az et-kileyişii... O, Doğu'yu görmenin peşinde değildir. Doğu nedir ki? Kupkuru, öpöiü. Bedeni ölü, beyni ölü. Kinglake'in gayesi kendini yenilemek ve Doğu'yu yeniden kurmaktır. Karşısına çıkan herkes ve herşey, onun bir inanışını pekiştirmektedir: Doğuluları idare etmenin en iyi yolu onları korkutmaktır. Eh, korkutmanın en iyi vasıtası da hükümran Batı egosudur. Çöl yolundan ve tek başına Süveyş'e doğru ilerlerken, güç ve kudreti ile iftihar eder, memnunluk duyar: “Afrika'nın çölündeydim ve kendi hayatıma kendim, âmirdim.” (118) Yani Doğu neye yarıyor? Kinglake'in kendi hayatının âmiri olmasına Lamartine gibi, Kinglake de kendi üstün bilincinin, ait olduğu milletin bilincinden kaynaklandığını söylüyor. Yalnız İngiltere Doğu'ya yerleşmeye Fransa'dan daha çok namzettir. Flaubert bunu haber veriyor ;

--reklam--

Oryantalizm (Doğubilim) İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Batının gözünden Doğu: Kitap gerçekten önemli ve kıymetli. Batının her zaman doğuya karşı taraflı olan bakışını anlatıyor. Oryantalizm/Şarkiyatçılık alanının nasıl oluştuğunu, kimlerin hangi doğrultuda kullandığını örnekler üzerinden açıklıyor. Kitabı okudukça okulda bize kitapları okutulan oryantalistlerle de yer yer karşılaştım, neden bu kitabı sona bıraktığımızı anlayamadım. Yazar Oryantalizmin doğudan çok batı ile alakalı olduğunu ve kendi zihinlerinde ki şarkiyatı ortaya koyduklarını da yine kitapta anlatıyor. (Bilinmezkimse)

Edward Said in bu kült kitabı ilk yayınlandığı günden beri doğu ve batı coğrafyalarında farklı açılardan çokça tartışılagelmiştir.Kitapta çekinmeden kullanılan sert dilin dayanağının hiçbir satırda gerçeklikle bağını koparmaması, Edward Said in geniş bir argümanla ele aldığı konuyu çok boyutlu işleyişi kitabı salt bir doğulu öfke patlaması olmaktan çıkarıp, alanında en saygı duyulacak eserlerden biri haline getiriyor. Edward Said kitabında oryantalizme sadece yöntemsel eleştiriler getirmeyip, incelenen oryantalistler ve görüşleri üzerinden neyin bilimsel olduğu, objektiflik, kümülatif bilginin gerçeklik algısı üzerine etkisi gibi felsefi sorular da sormuş.Elbette kitabın üst metni batının, içinde siyasi çıkarların da bulunduğu çeşitli çıkarlar yörüngesinde doğuyu yeniden tanımlaması olgusu var. Ama kitabın derinliklerine indiğinizde bundan çok daha fazlasını da buluyorsunuz. Kitaptan bir kaç bölüm paylaşacak olursak ; Demek istediğim şudur:zararsız gibi görünen dinsel bir alt disiplinin siyasi hareketleri yönlendirecek, sömürgeleri yönetecek, Beyaz adamın "insanlığa medeniyet getirici misyonu" hakkında neredeyse din benzeri laflar edecek hale gelişi "liberallik" iddiasındaki bir kültür çerçevesinde olmuştur. Bu kültür katolikliği, çoğulculuğu ve açık fikirliliği şiar edinmiştir. Esasında vaki olan liberalizmin tam tersi idi:doktrin ve manalar güçlendi, "bilim" yolu ile "hakikat" düzeyine çıktı. Zira eğer bu hakikate göre Doğu kaçınılmaz şekilde Doğu ise, o zaman sözü edilen liberallik bir tahakküm ve önyargı biçiminden başka bir şey değildir. Flaubert bilimin hakikate olan aldırışsızlığı ile insani unsurları sanki kimyasal bileşik yapar gibi eritip kaynaştıran bir bilim ile alay ediyor, Alay ettiği herhangi bir bilim değildir:heyecanla dolu "dünyayı kurtaracak Avrupa bilimidir. Onun başarıları arasında başarısız devrimler, savaşlar, istibdat vardır. Don kişot misali büyük ve kitaptan çıkmış fikirleri hemen tatbik sahasına koymak gibi ıslah kabul etmeyen bir eğilim vardır. Bu bilimin bilmediği şey ise ayrılmaz bir parçasını teşkil eden ve farkında da olunmayan "kötü masumiyet" ile gerçeğin buna ne denli karşı koyduğudur.Buvar bilim adamı rolüne başladığı zaman zsnnetmektedir ki bilim ancak kendisidir ve gerçek bilim adamının bildiği şeydir ve bilim adamının ahmak mı yoksa deha mı olduğu mühim değildir. (Bazen)

Okuduğum kitabı İrfan Yayımcılık Mart 1998’de yayımlamış. Kitapta çok fazla yazım ve noktalama yanlışı var. Bu kadar yanlışı ilk defa bir arada gördüğümü söyleyebilirim. (İsİs)

--reklam--

Oryantalizm (Doğubilim) PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Edward Said - Oryantalizm (Doğubilim) kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Oryantalizm (Doğubilim) PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Edward Said Kimdir?

Edward Wadie Said, 1935 yılında Kudüs’te doğmuştur. Anne ve babası Filistinli olan Said’in önadının (Edward) bir İngiliz ismi olmasında annesinin 1935’lerde Galler Prensi’ne olan hayranlığı etkili olmuştur. Babasının I. Dünya Savaşı sırasında askerliğini Fransa’da, Amerikan Keşif Kuvvetlerinde yaparken ABD vatandaşlığını kazanması, ABD’ye gitmesi ve orada birkaç yıl okuması onun daha sonraki hayatı üzerinde etkili olacaktır.

Kahire Victoria Koleji’nde lise öğrenimine devam ederken sorun çıkardığı gerekçesiyle bu okuldan uzaklaştırılan Said, babası tarafından ABD’deki Massachuttes Mount Hermon School’a gönderildi. Victoria Koleji’inde iyi bir eğitim aldığı için bu okulda dereceye girmeyi başarmıştır. Üniversite öğrenimini Princeton ve Colombia Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı üzerine yaptı. 1963’te Colombia Üniversitesi’nde ders vermek üzere New York’a geldiğinde egzotik ama özel bir dikkat gösterilmesi gerekmeyen Arap kökenli biri olarak görülen Said, 1967 Arap-İsrail Savaşı’ından sonra bir Filistinli olması nedeniyle büyük değişim geçirdi ve az da olsa siyasal olayların içinde yer almaya başladı. 1970’li yıllara geldiğinde hem Batı hem de Araplar adına konuşmak zorunda kalan biri konumuna geldi. Böylesi zor bir durumdan çok sesli bir biçimde düşünmeye ve yazmaya başlayarak kurtulmayı kısmen başardı. Bununla birlikte Arap dünyasında Filistin yüzünden bir çok hakarete maruz kaldı. Yahudi Savunma Konseyi kendisini Nazi ilan etti. Üniversitedeki odası kundaklandı, kendisi ve ailesi sayısız ölüm tehditleri aldı. Bütün bunlara rağmen ünü kötü olan Filistin davasına bağlı olduğunu ilan etmekten çekinmedi. 1977’de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün parlamentosu görevini gören Filistin Ulusal Konseyi üyesi seçildi. 1991’de başlayan Oslo, yani İsrail ile masa başında anlaşabilmek için Filistin halkının meşru haklarından taviz verme sürecine şiddetle karşı çıktığından, Konsey’den istifa etti. Filistin halkına desteğini son günlerine kadar devam ettirdi.

Akademik hayatına gelince Said, 1974’te Harvard’da arşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak, 1975’te Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde burslu araştırmacı olarak, 1979’da John Hopkins Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly’de editörlük yaptı. New York’taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976’da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülü’nü, 1994’de ise Lionel Trilling Ödülü’nü aldı.

Lisans ve lisans üstü eğitiminde edebiyat, felsefe ve müzik dersleri alan Said müzikolog, verimli bir denemeci, düşüncesi ve tavır alışları coşkunluk doğuran bir düşünür olarak tarihteki yerini almıştır.

Said, 24 Eylül 2003 tarihinde uzun süreden beri çekmekte olduğu lösemi hastalığına yenik düşerek 68 yaşında vefat etmiştir.

--reklam--

Edward Said Kitapları - Eserleri

  • Entelektüel
  • Şarkiyatçılık
  • Oryantalizm (Doğubilim)
  • Yersiz Yurtsuz
  • Kültür ve Direniş
  • Medyada İslam
  • Kış Ruhu
  • Freud ve Avrupalı Olmayan
  • Kültür ve Emperyalizm
  • Hümanizm ve Demokratik Eleştiri
  • Müzikal Nakışlar
  • Filistin'in Sorunu
  • Geç Dönem Üslubu
  • Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem
  • Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca
  • Oslo''dan Irak''a ve Yol Haritası
  • Müzik Üzerine Görüşler
  • Oryantalizm Eleştirileri
  • Sürgün Üzerine Düşünceler
  • Paralellikler ve Paradokslar
  • Haberlerin Ağında İslam
  • Yeni Binyılda Filistin Sorunu
  • İktidar, Siyaset ve Kültür
  • Yazınsal Eleştiri Söyleşiler

--reklam--

Edward Said Alıntıları - Sözleri

  • Bernard Lewis'in taktiği kötü niyetli gözlemleri ile etimolojiyi, kökenbilimi hileli kullanımıyla kültürleri karalayarak kitleleri sınıflandırmaktır. (Haberlerin Ağında İslam)
  • Her hakikat, yaşamak için bir maskeye ihtiyaç duyar. Joseph Conrad (Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca)
  • - "Tüm kültürler birbirinin içine karışmıştır; hiçbiri ferdî ve katıksız değildir..." (Kültür ve Emperyalizm)
  • - "Chinua Achebe: “Batılı yazarların eserleri, eşyanın tabiatı icabı otomatik olarak evrensellikten etkileniyordur! Evrenselliğe ulaşmak için çaba göstermesi gerekenler ise, yalnızca ötekilerdir. Sanki evrensellik, Avrupa yahut Amerika yönünde..." (Kültür ve Emperyalizm)
  • - "Hiçbir içtimâî sistem, hiçbir tarihî vizyon, hiçbir teorik bütüncülleştirme ne denli güçlü olursa olsun, kendi alanı içinde var olan bütün alternatifleri veya uygulamaları kapsama gücüne sahip olamaz! Onların aşılması ihtimali daima baki kalır..." (Müzik Üzerine Görüşler)
  • İslamiyet'in genel portresi üzerinde çarpıtmalar ve saptırmalar kanıtlıyor ki; bu insanlar İslamiyeti gerçekten anlamak arzusu içinde değiller. İslamiyet gerçeği hakkında ne görülebilecekleri görmek ne de duyabilecekleri duymak istiyorlar. (Haberlerin Ağında İslam)
  • Fransız medeniyetinin Asyalılara, ve Doğu Akdeniz ahalisine neden cazip geldiği açık: Esasen Fransız medeniyeti Alman ve ingiliz medeniyetinden daha caziptir ve taklidi de kolaydır. Bir kere gösterişsiz, utangaç İngilizi düşününüz. Yalnızlığını, alışkanlıklarını... Bir de şenşakrak kozmopolit Fransızı düşünün. Hicap nedir bilmez. On dakika önce tanıdığı kimse ile sarmaş dolaştır. Eğitimi yarım olan Doğu'lu: bunlardan birincisinin, samimi, ötekinin ise şamatacının biri olduğunu anlayamaz. İngilizden nefret eder, Fransıza kucak açar.” (Oryantalizm (Doğubilim))
  • Gördüğüm şeylere karşı,elimden bir şey gelmediği için kendimden nefret ettim, duyulmayan sesimden,delirmeyen aklımdan nefret ettim.' (Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca)
  • Said bu akşam bizlere şunu anlattı: Freud’un kendi Yahudiliğiyle olan kısmi, parçalı, sıkıntılı ve kimi zaman kendi kendini yadsıyan ilişkisi, modern dünyada kimlik için bir model sağlayabilir. (Freud ve Avrupalı Olmayan)
  • Kendimi bütünlüğü olan, tek bir kişi olarak düşünmüyorum. Ben birçok farklı şeyim. Onlar arasında bir denge tutturma kaygım da yok. Kendimi bütün farklılıkları silmeye çalışan biri olarak görmüyorum. Benim gayretim, farklılıklarımla birlikte yaşamak doğrultusunda. (Kültür ve Direniş)
  • Batı'ya giden Doğulular oraya hayran hayran bakmak ve ileri bir kültürden nasip almak .için gidiyorlardı. Doğu'ya giden Batılıların derdi, görmüş olduğumuz gibi, hayli sakaydı. Kitapların sayışma gelince: 1800 ile 1950 arasında Batı'da Yakın Doğu ile ilgili 60.000 kitap yazılmış. Doğu'nun Batı hakkındaki kitapları ise bir elin parmakları kadar az (Oryantalizm (Doğubilim))
  • "Batı"nın Araplara ve İslama karşı duyduğu husumet yüzünden Müslüman dünyanın hayıflanarak kendi haklılıklarının öfkesi içinde oturup geriye yaslanmasının pek bahanesi kalmamıştır. Bu husumetin nedenleri ve "Batı"nın buna destek veren yönleri korkusuzca analiz edildiğinde, bunu değiştirmek için çok önemli bir adım atılmış olacaktır. Ama kesinlikle iş burada bitmez: Bunun İslam karşıtı yeni bir propaganda silsilesine yol açmaması için, husumetin yerine başka bir şey konmalıdır. (Medyada İslam)
  • İnsan yalnız kalır, doğru; ama her zaman sürüye uyup mevcut duruma hoşgörü göstermekten iyidir yalnızlık. (Entelektüel)
  • sevgilin geçmişini sormuyorsa;merak etmediğinden değil,sıranın kendi geçmişine geleceğinden korkmasındandır (Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem)
  • Mevcut Amerikan toplumunun mantıksal oyununda yerli Amerikan Kızılderileri için nasıl çok az yer varsa, İsrail'de de Filistinliler için aynı durum söz konusudur: Onlar oraya âit değil. (İktidar, Siyaset ve Kültür)
  • “Filistin,” diyordu Said, “nankör bir davadır.... Onun uğruna kendimizden verdikleriniz yetmiyormuş gibi, bir de gördüğünüz aşağılanma, suistimal ve toplum dışına sürülmeyle kalakalıverirsiniz. ... Kaç dostunuz bu konuya uzak durmayı yeğlemiştir? Kaç meslektaşınız Filistin tartışmasına asla girmemekten yana tavır almıştır? Bırakın Filistin’i ve Filistinlileri, kaç iyi niyetli liberal Bosna’ya, Çeçenistan’a, Somali’ye, Ruanda’ya, Güney Afrika’ya, Nikaragua’ya, Vietnam’a, yeryüzünün başka köşelerindeki ülkelerde yaşanan insan haklan ve sivil haklar meselelerine vakit ayırmaya gönül indirmiştir?" (Kültür ve Direniş)
  • Aslında görülüyor ki bugünün islami gruplaşmalarının çoğu Amerika Birleşik devletleri'nin yörüngesinde odaklanıyor.... Açıkça destekleniyor... (Haberlerin Ağında İslam)
  • - "Sigara kutuları, posta kartları… bir sürü yönlendirici düzenek, emperyal gücü yüceltip, İngiltere’nin stratejik, ahlâkî ve iktisadî iyiliği için imparatorluğun ne denli gerekli olduğunu vurgulamış, aynı zamanda da koyu renkli yahut aşağı ırklara, ıslah olmaz ve yok edilmeyi, sert bir biçimde yönetilmeyi, sonsuza değin boyunduruk altında tutulmayı gerektiren nitelikler yüklemiştir..." (Kültür ve Emperyalizm)
  • İnsani bilimler eskiden antik Yunan ve Roma ile İbrani kültürlerinin üstün klasik metinlerinin incelenmesi şeklinde anlaşılırken; şimdilerde gerçekten çokkültürlü kökene sahip çok daha rengarenk bir izleyici kitlesinin, evvelden ihmal edilen ya da hiç adı sanı duyulmamış halklar ve kültürlerin, yine eskiden Avrupa kültürlerinin işgal ettikleri 'temizlenmiş alan'a girmeye başlamalarını hareketle destekledikleri evrensel düzeyde kabul gören bir olgudur. Antik Yunan ya da İsrail gibi alanlara tanınan ayrıcalıklar bile, genelde, onların özgünlüğünü büyük ölçüde azaltan uygun gözden geçirmelere maruz bırakılmıştır. (Hümanizm ve Demokratik Eleştiri)
  • Başlangıç yalnızca bir eylem türü değil, aynı zamanda bir ruh hali, bir çalışma şekli, bir tavır, bir bilinçtir. (Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem)