Kitap Künyesi
Yazar: Alphonse de Lamartine
Çevirmen: Serhat Bayram
Orijinal Adı: History Of The Ottoman Empire
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9789944486644
Sayfa Sayısı: 1088
--reklam--
Osmanlı Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir millet felakete uğradığında veya adaletsiz bir durumla karşı karşıya kaldığında onun yardımına koşmak ve ona adil davranmak gerekir. Gelecek nesillerin, zayıfları korumayı, ezilenlerin öcünü almayı kendilerine görev sayacaklarına inanıyorum. Milletler, tarihleri boyunca, çoğu kez cezalandırıldıkları gibi, bazı durumlarda da öçlerinin alındığını ve haklarının teslim edildiğini görürler.
Bu sözlerimin bir örneği Türklerdir. Onlar gün olmuş, adlarının ve ırklarının yok olma tehlikesiyle karşılaşmışlardır. Ancak, Türkler derin uykularından sıçrayarak uyanmasını bilmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk kanında canlanacağını ve sonsuza kadar yaşayacağını dünyaya ispat etmek için canını dişine takarak savaşmışlardır. Bugün de onurlarım korumak için çarpışmaktadırlar.
Batı, hiçbir zaman bu kadar ileri görüşlü ve olgun olmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, özgür Avrupa'nın bir güvencesidir.
Ölü sanılan bir toplumda, canlı bir millet yaşadığını gördüğümüz için kendimizi kutlayalım ve Türklerin tekrar dirilmeleri onuruna ya tarih yazalım, ya da bizim mezar taşımıza ithaf...
--reklam--
Osmanlı Tarihi Alıntıları - Sözleri
- Devlet adamlarının aşırı zenginleştiğinde, devletin fakir düştüğü her zaman görülmüştür.
- Hıristiyan manastırlarının anlattığı uydurma mucizelerin ve hatalı bilgilerin nasıl ölçüsüzce arttığını, cahil keşişlerin elinde İncil'in saf kurallarının nasıl bozulduğunu yakından bilen İslam Peygamberi Hz. Muhammed, tehlikeyi önceden sezmişti. Ve bu konuda şu uyarıyı yapmıştı: "lslamiyette ruhban sınıfı yoktur." Müslümanlar, peygamberlerinin bu değerli sözüne, önceleri kesinlikle uydular. Ama sonraları, Arapların eski geleneklerini yeniden diriitme çabaları yüzünden, çıkarcı kişiler tıpkı cüzam gibi İslamiyet’e yapıştı.
- Medine, Mekke ve Şam'da yaşayan bazı din adamları, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden yanlış bir yoruma vardılar ve yoksulluğu Allah'ın şanından saydılar. Böylece Müslüman toplumlarda, içine kapanık yaşam ve sofu dilenciliği teşvik edildi. Bu yanlış yorumun olumsuz etkileri Anadolu'da da yayıldı. Ayrıca, tarihçi Hammer'in bilimsel saptarnalarına göre, Anadolu, Arabistan ve İran'da otuz altı lslam tarikatı ortaya çıktı.
- Doğu ülkelerinde, çok kadınla evlenme geleneğinden ortaya çıktığı sanılan bu kötü huy, Türklerin saf törelerini iyiden İyiye bozmaya başlamıştı. Bizans saraylarındaki gibi çoğalan hadımlar, çok geçmeden, kadınların ve çocukların koruyucuları rolünde üçüncü bir cinsiyet meydana getirmiş oluyorlardı. Erkekteki cesaret ve aşk kaynaklarından yoksun olduklarından, sahip oldukları istekler yalnız kinin soğuk tutkusu, kıskançlık ve yükselme hırsıydı. Hz. Muhammed 'in ilan ettiği kutsal yasanın hükümleri, bu iki doğadışı ahlaksızlığı boşuna yasaklamış gibiydi.
- Genç Osman'ın devrim ilkelerinin en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz: 1.Yeniçeri ve sipahi ocaklarını kaldırıp, yerlerine Anadolu, Suriye, Mısır Türkleri ile Türkmenlerinden oluşan bir milli ordu kurmak. 2.Din adamları sınıfını devlet işlerinden uzaklaştırıp din ocağı haline getirmek. 3.Haremi tasfiye etmek, saray geleneklerini değiştirmek, hanedanın Türk ailelerinden nikâhla kız almasına yol açmak. 4. Fatih'in ve Kanuni'nin eskiyen yasalarını yeni koşullara uygun duruma getirmek. 5. Başkenti İstanbul'dan Anadolu'ya taşıyıp gayri milli bir çevreden milli bir çevreye geçmek. 6. Kıyafette yenilik yapmak. İşte Genç Osman'ın tasarlayıp uygulamaya başladığı yeni düşüncelerde, Avrupa'nın ancak XVII. yüzyıl sonlarıyla XIX. yüzyıl başlarından itibaren tasarlayacağı milliyet ve laiklik ilkeleri görülmektedir.
- Çünkü hayale dayalı öğretiler sınır tanımazdı. Bütün sızlanmalar, haklı haksız şikayetler, bütün sefaletler ve bütün hayaller orada yerlerini bulur ve tatmin olurlar. İşte ütopyanın gücü burada yatmaktadır.
- Dört duvar arasında yaşayıp, sürekli gelecekle ilgili hayallere dalan dervişlerle, başkalarının sayesinde geçinen fakirler Orhan Bey'in gönül zenginliğinden yararlanmışlardır. "Kapı dolaşan dilenci" anlamına gelen dervişlik ile, "gönüllü yoksul" anlamındaki fakir kişiler, Orhan Bey'in saygısını, sevgisini ve onları hoş tutmasını zaman zaman da kötüye kullanmışlardır. Öyle ki, bu kişilerin sayısı hızla artmış ve bunlar zamanla din adamlarını da etkileri altına almışlardır. Sonuçta, bir "din adamları sınıfı" ortaya çıkmıştır. Bu yeni sınıf, İslamiyet'in saflığını bozmaya başlamıştır.
- Arnavutlarda değişmeyen tek şey zafer ve bağımsızlıklarına karşı duydukları sarsılmaz bağlılıklarıydı. Zafere karşı olan ihtirasları mizaçlarının en göze çarpan özelliği ve kahramanlıklarının tek kaynağıydı. Ülkeleri her dönemde kahramanların yurdu olmuştu. Kahramanlıkları bazen hedefini şaşırır ve yağma yıkma hırsı gözlerini bürürdü. Homerus'un orada neden bir Aşil, Yunanistan'ın bir Büyük İskender ve Osmanlıların da bir İskender Bey buldukları bu açıklamalarımla şimdi daha kolayca anlaşılabilir.
- Hammer'in şu tespiti dikkat çekicidir: " III. Murad'ın ölümünde imparatorluk Atlas Okyanusu'ndan Kafkaslara, Habeşistan'dan Tuna'ya kadar uzanıyor ve tam yirmi eski krallığın topraklarını kaplıyordu." Osmanlı Imparatorluğu, Büyük Okyanus hariç dünyanın bütün denizlerine ulaşmış durumdaydı.
- Osmanlıların taht yasalarında hâlâ geçerli olan Cengizhan yasası ölen padişahın oğullarından önce kardeşinin tahta geçmesini buyururdu. Bu ilk Türk geleneklerinde yaş, kandan önce gelirdi. Kardeşin yaşamını bağışlamak demek, oğulların geleceğini körletmek anlamına geliyordu. Ancak Şehzade Mustafa'nın bağışlanması Sultan I. Ahmed'i ve onun örneğini uygulayan padişahları yüceltmiştir. Fakat bu örnekte imparatorluk için felaket olmuştur.
- Yenik düşenlerin böyle küçültücü öyküler uydurdukları bilinen bir şeydir.
- İşte mizaç bakımından farklı, fakat ihtirasları bakımından birbirine benzeyen üç kadın: İngiltere'de Kraliçe Elizabeth, Fransa'da Catherine de Medicis ve İstanbul'da Venedikli Safiye Sultan. .. Birincisi iradesinin yarattığı zulümle, ikincisi din maskesi altında sarayda işlettiği kanlı entrikalarla ve üçüncüsü de bir harem üzerinde kurduğu ihtiras ve hayranlık bağları ile tanınmıştır.
- Bu üç yüz yıl içinde hep yenilikçi düşünceler tutuculuğa tepkiden doğmuş ve her yenilik hamlesi tutuculuğun kurbanı olmuştur.
- XVII. yüzyılın ilk yıllarından itibaren bozulmaya başlayan kurumlar, asker ve din adamları sınıflarından ibaret değildir. Başındaki hanedanla birlikte saray örgütünde de çöküntü başlamıştır. Harem, Yavuz Sultan Selim'den itibaren Osmanlı Hanedanı ana tarafından bir cariye sülalesi haline dönüşmüş, I. Ahmed döneminden sonra kozmopolitleşmiştir. Genç Osman'ın yapmak istediği devrim hamlesi de bu yozlaşmalara karşı bir tepki mahiyetindedir. İstanbul'un fethinden ve devletin imparatorluk durumuna kavuşmasından önceki dönemlerde görülen Şeyh Bedreddin'in eylemi gibi dinsel ve toplumsal başkaldırı bir yana birakılacak olursa, ilk yenileşme girişimi de Genç Osman'in yaşamına mal olmuştur.
- Hristiyan manastırlarının anlattığı uydurma mucizelerin ve hatalı bilgilerin nasıl ölçüsüzce arttığını, cahil keşişlerin elinde İncil'in bozulduğunu bilen İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)... şu uyarıyı yapmıştı: " İslamiyette ruhban sınıfı yoktur." * HADİD SURESİ ; 26. Andolsun, biz Nuh'u ve İbrahim'i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık(sapkın, günah işleyen) kimselerdir. 27. Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık (sapkın, günah işleyen kimselerdir.
--reklam--
Osmanlı Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap Osman Gazi döneminden başlayarak II. Mahmud dönemine kadar anlatmaktadır. Lamartine, II. Mahmud dönemini de gördüğü için o dönemden tam zamanlı örneklemeler görebiliyoruz kitapta. Örneğin: "O dönemde Türkler, başlarına kırmızı keçeden bir külah giyiyorlardı. Aynı külah şimdi Sultan Mahmud'un yenileştirdiği Osmanlı Ordusu'nun askerlerinin başında da kullanılıyor" (sayfa 24) Kitapta belirttiğim gibi Lamartine II. Murad'ı gördüğü için bu tür anlatımlar mevcut, bu durum kitabı gözümde daha değerli ve çekici kılıyor. Kitaptaki tek sorun biraz uzatarak anlattığı için benim gibi not alarak okuyanlara zorluk çıkarıyor. Kitabın genel anlamda batı kaynaklarını kullandığını düşünüyorum; mesela kitapta Istanbul'un fethi sırasında Fatih 400 bin askere sahipti diyor, bildiğim kadarı ile düşünülen asker sayısı 150-160 bin civarıdır. Lakin kitap batı kaynaklarını da eleştirmekte, özellikle Bizans kaynaklarını çok eleştirmektedir. Örneğin I. Murad'ın cahil olduğunu söyleyen Bizans kaynaklarını eleştirmiş. Kısacası okunması gereken güzel bir kitaptır. (Masiha Khorsandfar)
Dönemini yaşamış Osmanlıyı görerek yazdığını hissettiren bir kaynakça..Üslubu ve anlatımı yerinde sıkmadan okunacak bir şaheser..Şair üslubu ile bir tarih kitabı nasıl bu kadar akıcı yazılabilir diyeceksiniz.. (...gece...)
Alphonse de Lamartine 19. yy Fransız şair, diplomat, araştırmacı, seyahat yazarıdır. Sultan Abdülmecid'e Aydın'a yerleşip bir çiftlik kurmak için mektup yazmıştır. Sultan belirli şartlarla bu talebe olumlu yanıt vermesine rağmen, Lamartine gerekli parayı karşılayamadığı için bu planı gerçekleşmemiştir. Fakat Sultan Abdülmecid'e minnet duygusuyla "Osmanlı Tarihi" adlı eseri yazmıştır. Eseri Osmanlı İmparatorluğu'nun 1299- 1839 yılları arasındaki dönemini kapsamaktadır. Anlatım dili edebiyatçı kimliğine uygun olarak sıkıcılıktan uzak, hikayeleştirme biçiminde. Askeri yozlaşma, liyakatten ziyade makamların paraya satıldığı, devletin değil de kişisel hırs ve çıkarların ön plana çıktığı, bazı din adamlarının- vezirlerin - yeniçerilerin-harem üyelerinin, makam- mevki- güç için entrikalarla koca bir imparatorluğu zirveye çıktıktan sonra nasıl yavaş yavaş erittiklerini okuyarak, değerlendirerek dersler çıkartılabilinir. Yazıldığı dönemin siyasi- tarihi bakış açısına göre gerilemiş ve her zaman düşman olarak algılanmış imparatorluğun tarihi üstün batı kibri gözüyle yazıldığı ve değerlendirildiği hissediliyor olsa da sadece Osmanlı İmparatorluğu ile sınırlandırılmayıp her önemli olayın, savaşın, değişimin kökenine inilmeye çalışılması, olaylardaki diğer taraflara ait bilgiler sunulması, ayrıntılandırılması açısından okunası bir eser. İyi okumalar. (ercanscgn.)
--reklam--
Osmanlı Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alphonse de Lamartine - Osmanlı Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Osmanlı Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alphonse de Lamartine Kimdir?
Alphonse Marie Louise Prat de Lamartine (Alphonse-Marie-Louis de Prat de Lamartine) (21 Ekim 1790 - 28 Şubat 1869), Fransız yazar, şair ve politikacı.
Graziella, Göl, Şairane Düşünceler gibi kitapları romantik edebiyatın en ünlü yapıtları arasına girmiş bir edebiyatçıdır. Çeşitli tarih kitapları da yazan Lamartine'in Jirondenlerin Tarihi adlı yapıtı Fransa’daki 1848 ihtilalinin düşünce zeminini oluşturan eserlerdendir.İhtilalden sonra ülke yönetiminde önemli görev almış; Dışişleri Bakanlığı’nı üstlenmiş bir siyasetçidir.
Bir “Türk dostu” olan yazar, Türk tarihi ve Türkiye izlenimlerini Doğuya Seyahat, Doğuya Yeni Seyahat ve Türkiye Tarihi adlı eserlerinde aktarmıştır.
Yaşamı
21 Ekim 1790 tarihinde Fransa'da, Paris'in güneydoğusunda yer alan Macon'da dünyaya geldi. Krala çok sadık, Katolik bir aristokrat ailenin çocuğu idi.Lyon'da ve Belley'de öğrenim gördü. Gençliğinde orduya girmek veya diplomatik bir görev almak istiyordu ama ailesi, ülke Napolyon tarafından yönetildiği sürece devlet hizmetine girmesine izin vermedi. Bu nedenle gençlik yıllarında avare bir aristokrat hayatı yaşadı. Hıristiyanlık dininde karşılaştığı tezatlıklar dininden soğumasına, uzaklaşmasına ve sebep oldu; kalp temizliğini esas alan transandantalizm felsefesine bağlandı. 1811-1812'deki İtalya seyahati sırasında Napoli’de Antoniella adlı bir işçi kızla yaşadığı aşk onu çok etkiledi, 1815'te ölen bu sevgili, birçok şiirine ilham kaynağı oldu.
1814'te Napolyon Elbe Adası'na sürgüne gidip Bourbon Hanedanı Fransa tahta oturunca Kral XIII. Louis'nin muhafız birliğine girdi ama kısa süre sonra Napolyon’un Elbe'den kaçıp Paris'e dönüşü yüzünden İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı. Napolyon'un Waterloo Muharebesi'nde yenilmesi ve Bourbonlar'ın Fransız tahtını gele geçirmesinden sonra ülkesine dönen Lamartine, askerlik mesleğini bıraktı; kendisini edebiyatla uğraşmaya verdi.
1816'da sağlık sorunları nedeniyle kaplıca tedavisi için gittiği Aix-les-Bains’de Julie Charles adlı evli bir kadınla tanıştı. Bourget Gölü kıyısındaki gezintileri sırasında aşık olduğu Julie, ona ünlü “Le lac” (Göl) adlı şiiri için ilham verdi ve 1817'de hayatını kaybetti.
1820'de ilk şiir derlemesi olan “Méditations poétiques” (Şairce Düşünceler) adlı eserini yayımladı. Şair, bu eser ile büyük bir başarı kazanarak Fransız Edebiyatının genç romantik kuşağı arasında önemli bir yer edindi. Aynı yıl Napoli’de Fransız elçiliğinde elçilik katibi olarak atanan Lamartine, o günlerde Maria-Ann Birch adlı bir İngiliz hanımla evlendi. Bu evlilikten 1822'de kızları Juliadünyaya geldi.
Lamartine, 10 yıl boyunca Napoli ve Floransa’da görev yaptı ve şiir yayımlamaya devam eti. Bu dönemde yayımladığı başlıca eserleri “Mort de Socrates” (Sokrat’ın Ölümü) ve “Harmonies poétiques and religeuses” (Şairce Dini Ahenkler)'dir. 1829’da Paris'teki Fransız Akademisi'ne üye seçildi.
Büyük Doğu Seyahati
1830'da Fransa tahtına Louis-Philippe’in geçmesinden sonra politikaya atılmak için diplomatik görevlerinden istifa eden şair, seçimleri kaybedince karısı ve kızını yanına alarak özel bir gemi ile doğu seyahatine çıktı. Seyahatleri, tamamı Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan Lübnan, Filistin, Suriye ve İstanbul'u kapsıyordu. Hasta olan kızı Julia bu seyahat sırasında hayatını kaybedip Beyrut’ta toprağa verilince uzun sure şehirden ayrılamadı.Kızının ölümünden duyduğu umutsuzluk, Géthsémani adlı eserinde ifade buldu.
1833’te milletvekili seçildiği haberinin gelmesi üzerine seyahatini sonlandırarak Anadolu ve Almanya üzerinden dönüş yoluna girdi. İstanbul'u ziyareti sırasında padişah Abdülmecit tarafından iyi karşılandı, kendisine refakat etmek üzere Namık Paşa ve Halil Rıfat Paşa görevlendirildi. Seyahat hatıralarını 1835 yılında dört cilt halinde bastırdı.
Siyasi yaşamı
1833'te parlamentoya giren Lamartine, iyi bir hatip olarak ün yaptı. Başlangıçta liberal bir mutlakiyetçi iken gittikçe daha demokratik görüşere sahip oldu. 1842’den itibaren “burjuva kral” Louis-Philippe’e muhalefeti gittikçe arttı ve Temmuz Monarşisi’ni sonlandıran “akşam ziyafetleri” adlı siyasi kampanyada aktif rol aldı. 1847’de “ Histoire des Girondins” (Jirondenlerin Tarihi) adlı sekiz ciltlik eseri yayımlayan Lamartine, Jirondenler’in tarihini kadar; kendi siyasi görüşlerini anlatıyordu. 1848’de aniden gelişen Şubat Devrimi’nde önemli bir figür olarak yer aldı. Bu devrimi “1848 Devriminin Tarihi” adlı 2 ciltlik eserinde anlattı.
Devrim sonrası oluşturulan geçici hükümette Dışişleri Bakanlığına getirildi. 24 Şubat 1848’e başladığı bakanlık görevi, 11 Mayıs 1848’te son buldu. Bu dönemde ülke yönetiminin emanet edildiği beş kişilik komitenin bir üyesiydi. ve birkaç aylık bir süre için Avrupa’'nın en öndegelen siyasetçilerinden birisi olmuştu. İçinde yar aldığı geçici hükümet, soyluluk ünvanlarını kaldırdı politik suçlardan idam cezasını kaldırdı; Fransa kolonilerinde köleliği kaldırdı.
Lamartine Ocak 1849'da cumhurbaşkanlığına aday olduysa da sadece birkaç bin oy alabildi ve üç ay sonraki seçimlerde meclise de giremedi. Köleliğin kaldırılmasından iki yıl sonra 1850'de kaleme aldığı ve Haiti’deki köle devrimini konu alan Toussaint Louverture adlı oyunu çok popüler oldu.
1850'de ikinci kez İstanbul'a gitti, Sultan Abdülmecit ile görüştü. III. Napolyon bir darbeyle imparatorluğunu ilan etmesi üzerine siyasetten tamamen ayrıldı.
Aydın’da çiftlik tasarısı
Lamartine, siyasi kariyeri sırasında birikimlerini kaybetmiş ve büyük maddi sıkıntı içine girmiş olduğundan ülkesinden ayrılıp Türkiye'ye yerleşmek istedi. Sultan Abdülmecit'e bir mektup yazarak çiftlik kurmak üzere İzmir veya Marmara yakınlarında kendisine bir arazi verilmesini talep etti. Hükümet, Burgaz Ovası olarak anılan bölgede 38 bin dönümlük toprağın, mülkiyeti sadrazam Mustafa Reşid Paşa üzerine geçirilmek şartıyla Lamartine'e kiralanması ve kira bedelinin hazinece ödenmesine karar verdi.Lamartine, Osmanlı yönetimi ile 25 yıllık kira sözleşmesi imzaladı ama çiftliğin işletilmesi için gerekli sermayeyi karşılayamadı ve projeden vazgeçmek zorunda kaldı.
Lamartine, Osmanlı yönetimine minnetinin bir ifadesi olarak sekiz ciltlik Histoire de la Turquie (Osmanlı Tarihi) adlı eserini yazdı. Eser, 1859’da Paris’te yayımlandı.
Son yılları
1851'den sonra hayatını yoksulluk içinde geçiren Lamartine, 1863'te eşini uzun ve acı veren bir hastalıktan sonra kaybetti. 1867'de geçirdiği bir krizden sonra kısmen bilincini kaybetti; 28 Şubat 1869 tarihinde Paris'te yaşamını yitirdi.
--reklam--
Alphonse de Lamartine Kitapları - Eserleri
- Graziella
- Osmanlı Tarihi
- Rafael
- Aşiretten Devlete - Osmanlı Tarihi 1
- Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2
- Sona Doğru - Osmanlı Tarihi 3
- Kanuni Çağının Ruhu
- Rafael
- İmparatorluk Yolu
- Türkiye Tarihi
- Méditations Poétiques
--reklam--
Alphonse de Lamartine Alıntıları - Sözleri
- Batan güneşe benzeyerek, toprağın üzerine engin bir gölgeyi serdim! (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- -Raphael, niçin yazmıyorsun ? diyordum. Bana: -Boşver yahu! diyordu. Sanki rüzgâr başlarımızın üstündeki bu sesli yapraklarda söylediği şarkıları yazıyor mu ? Yazılan hiçbir şey güzel değildir; insanın kalbinde bulunan en kutsal şey oradan asla çıkamaz. (Rafael)
- Kalbimiz kıyafetle değişmez. (Graziella)
- "İnsan hatırladıkça tekrar yaşar. Bu da yaşamak demektir." ______ (Graziella)
- Kılıç, kılıcın fethettiğini muhafaza etmelidir (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- -Raphael, niçin yazmıyorsun ? diyordum. Bana: -Boşver yahu! diyordu. Sanki rüzgâr başlarımızın üstündeki bu sesli yapraklarda söylediği şarkıları yazıyor mu ? Yazılan hiçbir şey güzel değildir; insanın kalbinde bulunan en kutsal şey oradan asla çıkamaz. (Rafael)
- "Yazılan hiçbir şey güzel değildir ; insanın kalbinde bulunan en kutsal şey oradan asla çıkamaz. " (Rafael)
- Medine, Mekke ve Şam'da yaşayan bazı din adamları, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden yanlış bir yoruma vardılar ve yoksulluğu Allah'ın şanından saydılar. Böylece Müslüman toplumlarda, içine kapanık yaşam ve sofu dilenciliği teşvik edildi. Bu yanlış yorumun olumsuz etkileri Anadolu'da da yayıldı. Ayrıca, tarihçi Hammer'in bilimsel saptarnalarına göre, Anadolu, Arabistan ve İran'da otuz altı lslam tarikatı ortaya çıktı. (Osmanlı Tarihi)
- Kılıç elde, savaş meydanlarında vuruşurken ölen ilk Sadrazam, Ali Paşa'dır. (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- Elli bin Türk, dünyayı hakimiyetimize almak için yeterlidir (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- Doğası gereği sınırlı, arzularında sonsuz olan insan, gökleri hatırlayan düşmüş bir tanrıdır. (Méditations Poétiques)
- Ben kendi karanlığımda başkalarına görünmeyen ve sadece gecemi aydınlatan ışıkla çok mutluydum. (Rafael)
- İnsan her yerde insandır. Hassas yaradılışı hep aynı içgüdüleri barındırır; .. ister Roma’nın Parthenon’unda, Saint-Pierre’inde olsun, ister Procida’nın kayaları üzerindeki fakir bir balıkçının kayığında. (Graziella)
- Cem Sultan, II Bayezid'in imparatorluğuna sahip olamadı, lakin Osmanlıların engin hayal gücüne hükmetti (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- « Yediği ani darbeyle sersemleyen, acıyan yerini fark edemeyen ama her yeri sızlayan biri gibiydim.» (Graziella)
- " Bilim merdivenini adım adım çıkarlar, fakat Tanrı'ya götüren son basamağı asla aşmak istemezler! " (Rafael)
- Her ırkın dehası, coğrafi vaziyetine rağmen, kederi üzerinde daha etkili olur. (Cihan Hakimiyeti - Osmanlı Tarihi 2)
- Ruhu hiçbir nazım usulünün not etmeye yetmeyeceği sınırsız bir nağme idi (Rafael)
- Ölü bedenin nerede uyuyor, arkandan hâlâ ağlayanlar var mı bilmiyorum, ama senin gerçek mezarın benim ruhumda. Bütünüyle oraya gömüldün sen. Sevdim, sevildim. Başka güzellik ve sevgi ışıkları karanlık yolumu aydınlattı. Cenneti anlamamız, hissetmemiz ve arzulamamız için ilahi kudretin halkettiği ruhlar, sanki içlerindeki en gizli güzellik, temizlik, kutsallık hazinelerini göstermek için bana açıldılar. Ama hiçbir şey senin gönlümdeki ilk görünümünü solduramadı. Yaşadıkça düşüncemdeki sana daha da yakınlaştım. Hatıran, babanın kayığındaki, dumanı rüzgarla dağılan ve bizden uzaklaştıkça daha da parlayan, ateşler gibi. Ölü bedenin nerede uyuyor, arkandan hâlâ ağlayanlar var mı bilmiyorum, ama senin gerçek mezarın benim ruhumda. Bütünüyle oraya gömüldün sen. Adın boş yere aklıma gelmiyor. İsminin telaffuz edildiği dili seviyorum. Kalbimin derinliklerine damla damla sızan, hatıranın üzerine gizlice düşen ve onu mis gibi kokutan bir damla daima vardır. (Graziella)
- İki kalbi yakınlaştırmak için kederin mutluluktan daha çok yolları vardır. (Rafael)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin