Kitap Künyesi
Yazar: Mustafa Armağan
Yayın Evi: Timaş
İSBN: 9789752638532
Sayfa Sayısı: 256
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Farklı ve aykırı yorumlarıyla tarih alanında en çok okunan yazarlardan olan Mustafa Armağan bu kez özgün bir eserle çıkıyor karşınıza. Sizi sarayın mahrem dünyasına götürüyor. Bütün kapılar kapandığında kendisiyle baş başa kalan padişahların kişisel dünyalarını açıyor önünüze.
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi, görünen tarihin görünmeyen yüzünü aralayan ufuk açıcı bir çalışma. Zevkli üslubu, yüzlerce kaynaktan süzülmüş bilgileri, çarpıcı dikkatleriyle bitirmeden elinizden bırakamayacağınız bir eser.
Padişahlığı sırasında İstanbula adım atmayan sultan...
Kendi eliyle kazıdığı mühürleri çarşıda sattırıp parasını fakirlere dağıtan padişah..
II. Abdülhamid'in en sevdiği atı bir Bulgar eşkıyasına ödül olarak kimler vermişti?
Sigara aleyhine makale yazan padişah...
Annesinin ismi bilinmeyen Osmanlı padişahı...
Hangi padişahlar spor kulübü kurmuşlardı?
Vahdettin tahta çıkarken hangi uğursuz sözü söyledi?
Peygamber'in ayak izini başında taşıyan padişah...
Kuyumculuk, marangozluk, urgancılık yapan padişahlar....
Divan edebiyatının gazel rekortmeninin bir padişah olduğunu biliyor muydunuz?
Annesinin adına cami yaptırıp içine kendi eliyle "Cennet anaların ayakları altındadır" hadisi yazılı levha kime aittir?
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi Alıntıları - Sözleri
- Osmanlı padişahları içerisinde çok okumaktan gözleri bozulan ve bu yüzden mercek kullanan tek padişah Yavuz Sultan Selim Han'dır.Geceleri yalnız 3-4 saat uykuyla yetinir,diğer zamanlarını okuyup yazmakla geçirirdi.
- Zaman zaman Osmanlı Devleti için “imparatorluk” terimini kullandığım için yadırganıyorum. “İmparatorluk” (empire) kelimesinin “emperyalizm” (imperialism) kelimesiyle bağlantısı dolayısıyla ortak hafızamızda olumsuz çağrışımlar taşıdığı doğru olmakla birlikte yine de Osmanlı Devleti için “imparatorluk" terimini kullanmayı tercih ediyorum. Neden? Çok basit ve pratik bir sebebi var bunun: Osmanlı Devleti tabiri doğrusu olmakla birlikte Arapçadaki “devlet (ed-devlet) kelimesi özellikle son yüzyıl içerisinde klasik İslam kültüründe haiz olduğu çok geniş anlam alanını kaybetmiş ve neredeyse tamamen ulus-devlet (nation-state) ile özdeşleşmiştir. Bu durumda devlet teriminde Osmanlı Devleti'nin beşeri bünyesini meydana getiren ulus-dışı oluşumlar ifade edilemez olmaktadır. Çok kavimli, çok dilli, çok dinli, hatta çok hukuklu bir yapının mevcut ulus-devlet algısı içine sığamayacağı açıktır. Ulus-devlet bir asli millete dayanır ve diğerlerini azınlık kabul eder. Oysa imparatorluk teriminde hiç olmazsa bu çok milletli ve çok dinli vs. farklılıklara hoşgörüyle yaklaşan bir devlet imajı muhafaza edilmektedir. Bu bakımdan sakıncalarını bilsem de, Osmanlı için devlet yerine imparatorluk demeyi genellikle tercih ediyorum. Keşke devlet kelimesi asli anlamını muhafaza edebilseydi de biz yabancı bir kelimeyle onu karşılamak zorunda kalmış olmasaydık.
- Asr-ı şems idi asrda şemsin Zılli memdûd olur zamânı kasîr. Kemalpaşazade (O ikindi güneşi gibiydi, gölgesi uzun oldu, süresi kısa.)
- Fatih Sultan Mehmed Osmanlı İmparatorluğu'nu Asya ve Avrupada kanatlandırırken, oğlu TI. Bayezid'in onu ayakları yere basar hale getirdiğini görürüz. Belki Fatih zamanındaki gibi geniş toprak fetihleri görülmez onun devrinde ama dikkatleri dış fethe değil, iç fethe yöneltmiş olması, devletin dayanacağı temelleri tahkim etme, ideolojiyi sağlamlaştırma gayreti içerisine girmesi, bunun için ilim adamları, sanatkârlar ve tarikat şeyhlerini yeni başkente çağırması, vakıfları kurup geliştirmesi, II. Bayezid'in büyüklüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Bazılarının “Sofu” lakabını yobazlık manasında alarak onu gerici olarak göstermeye çalışmaları fevkalade yanlış bir tavırdır.
- Her gün ölmektense bir gün evvel ölmek yeğdir. Bir can için ne bu çektiğimiz korku?
- Tarih de kendimizi tanıma yolunda yapılan bir yolculuktan başka nedir ki zaten...
- "Üstüme büyük sultanlara yapıldığı gibi türbe yaptırmayınız. Kabrimin dört tarafına yalnız bir duvar çektiriniz. Üstünü örtmeyiniz ki, Allah'ın rahmeti olan yağmur, üstüme yağsın."
- Bil ki, bu devleti kuranlar, yeryüzünün en haşmetli ve en büyük hükümdarlarıdır. Onlar, en kudretli saltanata, en geniş memlekete sahiptirler. Yüksek bir kudret ve akıl sahibidirler. Bahtları ve kısmetleri açıktır. Çok hayır yaparlar ve ihsanda bulunurlar. Onların saltanatları en şevketli, kılıçları en keskin, mızrakları en sivridir. Mal, at ve silah bakımından yeryüzünün zenginidirler. Görüşleri en doğru, yolları en güzeldir. Şiddetli bir kuvvet ve tesirleri vardır. Doğu'nun ve Batı'nın, karaların ve denizlerin hükümdarı, Mekke ve Medine'nin koruyucusudurlar, Allah onları, Süleyman Peygamber'den sonra hiç kimseye nasip olmayan bir hükümdearlıkla şereflendirmiştir. Bu husus, hükümdarların ve sultanların hayatlarını tetkik edenlerin malumudur. Müneccimbaşı Ahmed Dede
- Tarihlerimizde genellikle “Deli” diye anılan Sultan İbrahim bu lakabını, can düşmanı olan Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendi'nin Ravzatü'-Ebrâr adlı tarihinden mülhem olarak' II. Meşrutiyet devrinde yaşamış bazı tarihçilerin, özellikle Mizancı Murad'ın işgüzarlıklarına borçludur. Rahmetli M. Çağatay Uluçay'ın “Sultan İbrahim deli mi yoksa hasta mıydı?” başlığı altında uzun süre değişik dergilerde yayınladığı geniş kapsamlı incelemesinden de anlıyoruz ki, ruhi bir rahatsızlığı vardı ama kesinlikle “Deli” değildi.
- IV. Murad acımasızlığı ve uyguladığı tütün, içki ve afyon gibi yasaklara karşı gelenleri öldürtmesiyle tanınır. Ancak onun büyücülere, falcılara ve remilcilere açtığı savaştan pek bahsedilmez. IV. Murad bu meslekleri icra edenlerin amansız bir takipçisiydi. Bu yönüyle ilgili bir rivayet şöyledir: Bir yaz günü yanına bir saray adamını da alarak tebdil-i kıyafet dışarı çıkarlar. Başlarında sikkeleri, omuzlarında haydarileri ile tam birer Mevlevi görünümündedirler. Üsküdar'a geçmek üzere Sirkeciden dolmuş kayıklarından birine binerler. Denizin ortasına geldiklerinde padişahın işareti üzerine yanındaki derviş kılığındaki adamı çubuğunu çıkarıp tütün kesesinden tütünleri çubuğuna basmaya başlar. Dolmuş kayığında bulunan diğer müşteriler hemen feryada başlarlar. Meğer kayıkta remil atmada, büyü yapmada şöhreti İstanbul'u tutmuş olan Mağripli (Kuzey Afrikalı) biri varmış. Demiş ki: “Nice telaş edersiz, padişah şimdi haremde uykudadır” Bu söz üzerine herkes rahatlamış. IV. Murad, “Bunu nice bilirsin?” diye sorunca Mağripli büyücü “Hoş, sizin bu haliniz dervişliğe benzemez” diyerek hemen koynundan bir kâğıt çıkarıp üzerine remil atmaya başlamış. Gelin görün ki, az sonra saçları, sakalı diken gibi olmuş ve “Aman bre medet, padişah derya üzeredir. Bize de pek yakındır” diye kıvranmaya başlamış. Tabii bu söz üzerine herkesi bir korku, bir titremedir almış. Bunun üzerine IV, Murad da “Behey nadan! Şimdi kafacığını nasıl kurtaracaksın?” diye güler ve kayıkçılara da “Tez çevirin İstanbul'a!” diye emreder. Kayıktakiler can kaygusuna düşerken IV. Murad büyücüye dönmüş ve demiş ki: “Doğrusu senin remilde bu kadar isabetli kondurmana şaştım. Hayatını bir şartla bağışlarım. Bil bakalım, şimdi ben İstanbul'a vardığımda şehrin hangi kapısından gireceğim?” Mağribi titreyerek “Ferman Sultanımındır” deyip, remilini bir kâğıda döker, hangi kapıdan gireceğini yazar ve kâğıdı katlayıp Padişaha verir. Sultan Murad da kâğıdın katını açmayarak kuşağına sokar. İstanbul surlarının önüne gelir, Haliç'ten ta Yedikule'ye kadar olan kapıların hiçbirisine yanaşmayıp bugünkü Sandıkburnu denilen tarafa gelir. O taraflardaki surlarda hiçbir kapı bulunmadığından kayıktan ayağa kalkıp dehşetli bir sada ile sur muhafızlarına seslenir. Koşuşup gelen muhafızlara kendisini tanıtarak derhal lâzım gelen alât ve edevat ile şurada hemen bir insan geçecek kadar ufak bir kapı açılmasını ferman eyler. Üşüşülüp hemen surun bedeninde çarçabuk bir kapı açılır. Padişah da bu yeni açılan kapıdan şehre girer. Böylece IV. Murad her ihtimale karşı şehrin bilinen hiçbir kapısından girmemiş oluyordu. Fakat kapıdan geçip, kuşağına el atıp da kâğıda bakınca bu sefer kendisi donakalır. Çünkü kâğıtta, - Padişahım, açtırdığınız yeni kapı hayırlı olsun, cümlesi yazılı değil miymiş? Bunun üzerine IV. Murad, arkada akıbetini beklemekte olan Mağribi'ye dönüp, - Hayatını bu sefer bu yaman bilgine bağışladım, der, işte bugünkü Yenikapı semti ismini bu menkıbeden almıştır,
- Eski bir Türk kabile adetine göre; Hıdırellez günü aşiret reisinin evi yağmaya açılırdı. Bey ile hanımı yanlarına hiçbir şey almadan evlerinden çıkarlar ve arkalarından aşiret mensupları hücum edip evi yağmalarlardı. Buna "Bey evinin açılması" denilirdi ve Osman Gazi de evini yılda bir gün yağmaya açardı.
- Osman Gazi, bir kere sırtına giydiği elbiseyi bir daha giymezmiş... Ancak bunun nedeni de başka birisini, yani bir garibanı sevindirmektir. Birisi elbisesine dikkatlice baksa hemen çıkarıp ona bağışlardı.
- "İsmail Hami Danişmend' e bakılırsa padişahlar yaptıkları sanatlardan para bile kazanırlarmış: "Padişahların nafakalarını temin için yaptıkları bu el işleri" diyor Danişmend, "ya devlet ve saray erkanına satılır veyahut çarşılarda, pazarlarda satışa çıkarılarak büyük bir rağbetle kapışılırdı."
- Geleceğin padişahları, Enderun' un bir parçasını oluşturan "Şehzadeler Okulu" nda (Şehzadegan Mektebi) yetiştirilirken kimi hobiler geliştirmeleri ve çeşitli meslek ve meraklara (spor, moda, bahçıvanlık vb.) eğilim duymaları tabiiydi.
- Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır.
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İçi Dışı Ayrı: Normalde popüler tarih kitapları pek okumam. Ancak bu kitabın kapak tasarımı ve rengi çok hoşuma gittiği için almıştım. Ama keşke kapağı ve renkleri kadar içindekileri de beni mutlu etseydi. Kitabın adı Osmanlı'nın Mahrem Tarihi. Ama bu bir tarih kitabından ziyade biyografi kitabı. Kitapta Osmanlı sultanlarının hobileri dışında neredeyse bir şey yok. O yüzden kitabın adıyla içindekiler alakasız. Keşke Osmanlı Padişahlarının uğraşıları, hobileri gibi bir başlığı olsaydı. Kitap nakilci bir tarih anlayışıyla yazılmış. Evet, kaynakçası çok tatminkâr ama o kaynaktan nakil, bu kaynaktan nakille derleme yapılmış. Bunun dışında yazarın belki bir kaç yerde kendi yorumu vardı. Kaynak demişken belirtmeden olmaz: dipnotlar çok düzensiz. Dipnot konusunda metodsuzluğun metodunu eserde görmekteyiz. Mesela bazı dipnotlarda künyeler tam verilirken, bazılarında sadece kaynak adı verilerek geçilmiş. Bazı bilgilerin kaynakları hiç belirtilmemiş. Eseri bir çırpıda okuyabilirsiniz. Ama beni tatmin etmediği için zorla okudum denebilir. Kitabın adına aldanarak, öyle gizemli, olağanüstü veya bilinmedik şeyler beklemediğiniz sürece okunabilir. Ama Osmanlı Tarihine az çok aşinaysanız, beklentiniz fazla olmasın. (Kerim Köksal Kaya)
Osmanlı ve onun güzel tarihi üzerine yazılan kitaplar genellikle iki türlüdür. Birisi kurguların oluşturduğu, içine aşk ilişkilerinin girdiği, hayal ile hakikatı buluşturan ve 70’li yılların en iyi aktörü Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı karakterler; diğeri ise Fatih, Kanuni, Yavuz gibi padişahlarımızın yaptığı savaş ve muharebeler. Bu alanın dışına çıkan kitaplarımız ise genelde İlber Ortaylı hocamız tarafından yazılır ve kimse onun gibi eser veremez. Kiminin uğraşmak işine gelmez kimisi de toydur. Gelelim biz kitabımıza ve konusuna. Osmanlı’nın savaş tarihi dışında sanat, edebiyat daha doğrusu ‘Genel Kültürü’ alanında verilen eserleri incelediğimizde ise birkaç isim ve araştırmaları dikkatimizi çekiyor. Biri Ahmet Seyrek tarafından yazılmış Osmanlı Padişahları eseri, diğeri de Mustafa Armağan tarafından yazılmış Osmanlı’nın Mahrem Tarihi. Tabi diğer eserimiz daha detaylıydı ki hatırladığım kadarıyla yazdığım en uzun incelemeyi de bu esere yapmıştım. Şöyle paylaşmak istiyorum: gonderi/23723781 Peki, kitabımız bizlere neyi anlatıyor? Bu soruyu sorduğumuzda oldukça uzun cevaplar verebiliriz. Şunu belirtmek istiyorum ki şahsi olarak bir düşmanlığım olmasa da Mustafa Armağan ismine alışamadım. Yani kanım ısınmadı. Ancak ve ancak araştırdığım alanda çok iyi örnekler ve araştırmalar sunduğu için emeğine saygı duymayı biliyorum. Gerçekten büyük emek harcıyor. Şöyle kısaca bir emeğine göz atalım nelerden bahsediyormuş bakalım. Her biri farklı zanaatlarla uğraşan padişahlar, kimi kuyumculuk gibi mücevheratla; kimi marangoz olup odunlarla, kimileri farklı mahlaslarla yazdığı şiirlerle, Yavuz gibi içki içip sonra tamamen tövbe edip camii yaptıran bir padişahla başlıyoruz. Yetmiyor, tarih kitaplarımızda küçük küçük bahsedilip savaşa, kana, ayrılan sayfalar yerine herkesin hakkını vererek yaptığı okçuluk, sanat, kurulan spor kulüpleri, sigara aleyhine yazılar, içki düşmanlığı derken sonsuz gibi gözüken bir yazı dizisi çıkıyor karşımıza. Özellikle zevk ve eğlence denildiğinde akla gelen cinselliğin tamamen aksine yapılan söyleşiler, okunan şiirler, musiki çalınan güzel bir ortamı canlandırdım gözümde. Benim için asıl dikkati çekense verilen dipnotlar. Bazı romanlarda verilen dipnotlar çok fazla olduğunda dikkatimi çeker ve yazar acaba kendi ne yapmış derim ama tarih kitaplarında ne kadar dipnot, o kadar araştırma ve inceleme demektir. Şöyle düşünelim, kitap üzerinden gidelim. 36 Osmanlı Padişahı var. Böyle bir kitabı 10 dipnot ile 100 dipnotla yazmak bile fark yaratır. Çünkü tarih için ne kadar araştırma yaparsanız, ne kadar bilgi toplayıp o bilgileri tek kitapta birleştirirseniz insanları zahmetten kurtarırsınız. 100 sayfalık 36 kitap okumak mı yoksa 300 sayfalık 36 insanın olduğu kitabı okumak mı size kolaylık sağlar. Cebinizde 10 tane 1 TL ile gezmek mi kolaydır yoksa 1 tane 10 TL ile gezmek mi? İlki çok rahatsızlık verir, öyle değil mi? Kolayı varken neden zora gidelim. O yüzden dipnotlar tarih kitaplarında önemlidir ve araştırma sayısını gösterir bizlere. Sözü daha fazla uzatmak da gereksiz olur. Okuması da oldukça kolay çünkü ağır bir dil yerine daha sade ve yalın bir dil tercih edilmiş ki, bilirsiniz bu benim favorim, böylece okurken sizi yormuyor ve sıkmıyor. İyi okumalar dilerim.. (Sadık Kocak)
Mustafa Armağan Osmanlı Padişahlarının dış görünüşlerini, şahsi özelliklerini, yeteneklerini, günlük hayatlarında yaptıkları işleri,hobilerini,kendilerini hangi alanlarda geliştirdiklerini ve bir cihan padişahı olmalarının yanında ne kadar mahir olduklarını öyle güzel anlatmış ki hiç sıkılmadım ve çok beğendim kitabı. Hatta neredeyse 200 alıntı yaptım kitapla ilgili daha yapılabilirdi de istenirse. Gerçekten doyurucu buldum kitabı tavsiye edebilirim (senem reis)
Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?
Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.
Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).
Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)
Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).
Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.
Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
- Küller Altında Yakın Tarih
- Kızıl Pençe
- Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
- Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz
- Satılık İmparatorluk
- Yavuz Sultan Selim Han
- Ufukların Sultanı
- Yakın Tarihin Kara Delikleri
- Geri Gel Ey Osmanlı !
- Türkçe Ezan ve Menderes
- Cumhuriyet Efsaneleri
- Asım'ın Nesli
- Efsaneler ve Gerçekler
- Paşaların Hesaplaşması
- Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
- Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
- Kır Zincirlerini Osmanlı
- Büyük Osmanlı Projesi
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
- Tek Parti Devri
- Korku Duvarını Yıkmak
- Cemil Meriç'in Dünyası
- Fatih'in Rüyası
- Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
- Ayasofya Entrikaları
- Gerçek Tarihin Peşinde
- Osmanlı Sultanları Albümü
- İnsan Yüzlü Şehirler
- Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
- Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
- Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
- Cemil Meriç Konuşuyor
- Osmanlı'nın Kayıp Atlası
- Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
- Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
- Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
- Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
- Petersburg'da Osmanlı İzleri
- Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç
- Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
- Gençler için Fatih Sultan Mehmed
- Tarihimizle Hesaplaşmak
- Gelenek ve Modernlik Arasında
- Osmanlı Geriledi mi?
- Şehir Asla Unutmaz
- Cemil Meriç
- İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
- Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
- Alev ve Beton
- Kuğunun Son Şarkısı
- Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
- Bursa'ya Ütopik Mektuplar
- İslâm'da Bilgi ve Felsefe
- Şehir Ey Şehir
- Ezan Şehidi Menderes
- İslam ve Bilim Tartışmaları
- Paşaların Hesaplaşması
Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri
- Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz: Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız. "Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor: Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır. 95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
- Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir. Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
- İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir. İslam Biliminin Temelini Atmak Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
- " Bir şehri sevmek , aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir. Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir. İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
- Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)
- "Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
- Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ? Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz. En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz. Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
- Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
- İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
- "Osmanlı'da sarık bilgiyi, kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı temsil ediyordu. #Fatih, hayatında olduğu gibi ölümünde de iki fetih yolunu göstermiş oluyordu böylece. Din ve dünyanın beraberce fethini.." -MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
- İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)
- Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
- Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
- Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
- Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
- Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır. (Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin