Kitap Künyesi

Yazar: Mustafa Armağan

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9789752635869

Sayfa Sayısı: 248

Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Tarihle birlikte düşünmek” için yola çıkan Mustafa Armağan, bu kitabında Osmanlı’yı İmparatorluk Yapan Şehir olan İstanbul’un kabuğunu kırmaya çağırıyor okurunu. Bu kabuk kırılırsa fışkıracak enerjinin geçmişimizi olduğu kadar geleceğimizi de aydınlatacağına inanıyor. Çünkü Tanpınar’ın dediği gibi İstanbul bizim ′hakiki ruh mimarımızdır′. 

Ayasofya Camii’nin yanı başındaki iki bin yıllık Milion Taşı’nın dünyanın ortasını gösterdiğine inanıyordu Bizanslılar. Görkemli imparator Justinianus Kudüs’teki Süleyman tapınağına rakip olarak Ayasofya’yı inşa etmişti. Ya Fatih’in Büyük İskender’in Zülkarneyn olarak portresini aklının baş ucunda kılıç gibi taşıması neyin göstergesidir sizce?

Genç Fatih, daha 32 yaşında iken bir büyük eğitim sitesi inşa etmişti şehrin kalbinde. Vakfiyesi’ndeki sözler Mekke’nin fethinden dönmekte olan İki Cihan Serveri’nin (sav) fem-i mübareğinden dökülen incileri derliyordu adeta: “Küçük cihad bitti, şimdi büyük cihad başladı.”

Bunun içindir ki, daha Fatih’in tarihçisi Tursun Beğ’in kaleminden başlayarak İstanbul merkezli bir bakış, Osmanlı’nın dünyaya açılma felsefesinin sütunlarından biri olacak ve Beylerbeyi Sarayı’nda mahpus bulunan sabık padişah II. Abdülhamid’e, kardeşi Reşad’ın İstanbul’u terk etmesi ricası iletildiğinde şu acı sözleri söyletecekti:

Fatih’e karşı şehrini kahramanca savunan İmparator Konstantin kadar da mı olamayacağız? Buradan bir yere gitmiyorum. Gerekirse bana bir silah verin, İstanbul’un savunmasına katılayım!

Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul Alıntıları - Sözleri

  • sana dün bir tepeden baktım aziz istanbul! görmrdim gezmedigim ,sevmedigim hiçbir yer. ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul! sade ir semtini sevmek bile bir ömre deger
  • Taş Sinan'ın elinde adeta eriyor, yeni kıvraklıklar kazanıyordu. Istanbul'da modern mimarinin babalarindan Le Corbusier'nin deyişiyle, asil geometrinin asırlarca sürecek saltanatı başlamıştır. Sinan, İstanbul ruhunun en başarılı çilingirlerinin başında geliyordu muhakkak ki. İşte tam bu noktada Ayasofya, mimari gelenek anlamında gerçek sahibini Osmalılarda buluyordu Zira Anadolulu iki mimarın (Aydınlı Antemios ve Miletli Isidoros'un) eseri olan Ayasofya ne Doğu’da ne de Batı’da bir challenge (meydan okuma) olarak kabul edilmiş, göklerde bir defa görülen ve sonrasında uzayın derinliklerine ağan bir kuyruklu yıldız gibi çocuksuz kalmiştir. Oysa bin yildan fazla bir zaman sonra Osmanlilar'ın daha önce adeta bir program dahilinde başlattıkları tek ve merkezi kubbeli mekan arayışları, Ayasofya'nın meydan okuması karşısında tahrik olacak ve Edirne Selimiye Camii'nde zirvesine ulaşacak mükemmel bir merkezi kubbeli camii formunu geliştirmeyi başaracaklardır. Böylece lbn Rüşd'ü Bati'ya vermiş olan Müslümanlar, karşılığinda Ayasofya'yı almışlardır.
  • Ayasofya, mimari gelenek anlamında "gerçek sahibi"ni Osmanlılarda buluyordu. Zira Anadolulu ik mimarın (Aydınlı Antemios ve Miletli lsidoros'un) eseri olan Ayasofya, ne Doğuda, ne de Batıda bir challenge (meydan okuma) olarak kabul edilmiş, göklerde bir defa görülen ve sonrasında uzayın derinliklerine ağan bir kuyruklu yıldız gibi çocuksuz kalmıştır. Oysa bin yıldan fazla bir zaman sonra OsmanlıIann, daha önce adeta bir program dahilinde başlattıkları tek ve merkezi kubbeli mekan arayışları, Ayasofya'run meydan okuması karsısında tahrik olacak ve Edirne Selimiye Camiinde zirvesine ulaşacak mükemmel bir merkezi kubbeli cami formunu geliştirmeyi başaracaklardır. Böylece lbn Rüşdü Batıya vermiş olan Müslümanlar, karşılığında Ayasofya'yı almışlardır.
  • Lewis Mumford, şehirler ölüler sayesinde kuruldu der The City in History adlı kitabında.
  • Şehirlerin duyguları vardır. Kıskanır mesela. Ned'i bir kasidesinde buna reşk-i bilad adını verir. Yani şehirlerin kıskançlığı.
  • Galata Kulesi, Osmanlılara dost gözlerle bakarken, hemen yanı başında bir Mevlevihane açıldığını görmüştür. İlk adı, kuleye nisbet edilerek Kulekapı Mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi, II. Bayezid'in vezirlerinden İskender Paşa'nın av çiftliğinde 1491de inşa edilmiştir. Buradan yükselen "ney"in dert ve şikayetleri, kulenin duvarlarına yepyeni bir medeniyetin seslerini nakşedecek ve büyük divan şairi Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk adlı muhteşem mesnevisinin ateşten satırlarının, yazıldığı kağıtları kavuruşuna da tanık olacaktır. (Üstelik Şeyh Galib de son uykusunu onun yanı başındaki türbede uyumaktadır.)
  • Anlaşılan, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde imparatorluklar tarihe veda ederken beraberlerinde başkentlerini de götürüyorlardı. Enis Batur'a göre "Çökmüş, çöküşünü bekleyen dört imparatorluğun merkezi, sürgünleri bir yataktan ötekine çağırır: Petersburglular lstanbul'a, İstanbullular Paris'e, Viyanalılar Paris üzerinden New York' a giderler. Parisliler ise Brüksel ve Londra' da beklerler dönüş gününü. Yıllar geçti, 1985'te Paris dünyanın en fazla cinayet işlenen merkezi, Viyana intihar oranın en yüksek olduğu şehir seçildi. Petersburgun ismi çoktan değişmişti. İstanbul'a gelince: O, yeni bir yüzyılın yanıbaşında, yeryüzü taşrasının başkenti olmaya adaydı artık.
  • 1168/ 1755 tarihinde Boğaz'ın tekrar donduğunu gören bir şair bakın ne büyülü bir tarih düşürmüştür Boğaz'ın buzlarına: Buz üstünden geçen geldi, bana yaz dedi tarihin Deniz altmış sekizde dondu, buzdan bendeniz geçtim. Şair hem "buzdan ben deniz geçtim", hem de "buzdan bendeniz geçtim" demek suretiylr şehrin buzlu yüzüne usta işi bir sanat eseri kazımaktadır.
  • İtalo Calvino'nun Görünmez Kentler adlı kitabında şehirlerin biri yerin altında, diğeri de üstünde olmak üzere iki tabakadan oluştuğunu anlattığı çarpıcı bir yazısı vardır. Ona göre yerin altında yaşayanlar(!) ile üzerinde yaşayanlardan oluşur bir şehir; bir kum saati gibi yukarıdakilerin aşağıya aktığı, aşağıdakilerin nüfusunun sürekli çoğaldığı tek yönlü bir süreci yaşar kesintisizce.
  • Ya Unkapanı Köprüsü'ne inen bulvarın ortalarında, sağ kolda ve biraz alçakta üç büyük Osmanlı evladının, ilk İstanbul belediye başkanı, alim ve şair Hızır Bey Çelebi, ünlü şair Necati ve büyük alim Katip Çelebi'nin ufak bir hazirede yan yana yattıklarını; Fatih Camii avlusupda Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın türbesinin bulunduğunu, haziresinde ise tarihçi Ahmed Cevdet Paşa, Ahmed Midhat Efendi, Gazi Ahmed Muhtar Paşa, ünlü hattat baba-oğul Yesariler, Millet Kütüphanesi'nin kurucusu Ali Enıiri Efendi, Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilminşn yanyana yattıklarını biliyor muydunuz?
  • Bütün alemi görüp duruyordu ama kadehte Cem'in kadehini görenıiyordu. Gariptir, Cem'in kadehi bütün varoluş macerasını ayna gibi göstermekte fakat "kendisini" gizlemektedir. Kendi sırrını açığa vurmayan lakin bütün alemin esrarını gösteren ilginç bir kadehtir bu. Onun mahiyeti insana malum değildir. Çünkü kendine bakmak, kendine bir varlık izafe etmektir. Oysa kadehin öğretmek istediği şey, bütün alemleri seyrettirmek suretiyle varlığın mecazi ve izafi olduğunu göstermektir. Keyhüsrev bu sırrı anlamaya koyulduğunda kadehin üzerinde şu ilginç yazı belirir: Bizde bizi nasıl görebilirsin sen? Biz kendimizden tamamen fani olduk. Ne görürsen biz değiliz. Her şeyi bizimle görebilirsin ama bizi görmenin imkanı yoktur.
  • Ona göre asıl bizim olan, bize sadık şekilde bağlı olan, bizi bizde ve bizim için saklayan, geçmiş zamandır. Fakat biz daimi bir oluş halinde olduğumuz için, kendimizle beraber geçmş zamanlarımız da değişir. O halde her çağın hatıralara ayrı ayrı bakış ve onları anlayış tarzı vardır....Boğaziçi Mehtapları bu, oluş halindeki enfüsî zamanın muharrirde aöan baharlarından biridir.

Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitap, tarih tutkunları için alternatif bir kaynak olabilecek düzeyde ancak tarih ile yeni yeni bağ oluşturmaya çalışan veya fazla bir tarih geçmişi olmayan okuyucular için sanki biraz sıkıcı, okurken okuyucuyu kendine çekemeyen hani bir tabir vardır kitabı okurken yemesi için uygun bir dil,uslüp, hikaye ortaya koyamayan bu nedenle okur ile kitap arasında ister istemez zamanla mesafenin açılabileceği türden bir eser, tabi tamamıyla şahsi kanaatim. (Mustafa)

İSTANBUL DEMEK OSMANLI DEMEK İDİR...: CANIM İSTANBUL Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir ` Katibim`i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... Necip Fazıl Kısakürek (ʀᴜʜ ʜᴀsᴛᴀsɪ)

Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?

Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.

Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).

Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)

Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).

Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.

 

Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri

  • Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
  • Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
  • Küller Altında Yakın Tarih
  • Kızıl Pençe
  • Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
  • Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz

  • Satılık İmparatorluk
  • Yavuz Sultan Selim Han
  • Ufukların Sultanı
  • Yakın Tarihin Kara Delikleri
  • Geri Gel Ey Osmanlı !
  • Türkçe Ezan ve Menderes
  • Cumhuriyet Efsaneleri

  • Asım'ın Nesli
  • Efsaneler ve Gerçekler
  • Paşaların Hesaplaşması
  • Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
  • Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
  • Kır Zincirlerini Osmanlı
  • Büyük Osmanlı Projesi

  • Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
  • Tek Parti Devri
  • Korku Duvarını Yıkmak
  • Cemil Meriç'in Dünyası
  • Fatih'in Rüyası
  • Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
  • Ayasofya Entrikaları

  • Gerçek Tarihin Peşinde
  • Osmanlı Sultanları Albümü
  • İnsan Yüzlü Şehirler
  • Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
  • Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
  • Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
  • Cemil Meriç Konuşuyor

  • Osmanlı'nın Kayıp Atlası
  • Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
  • Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
  • Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
  • Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
  • Petersburg'da Osmanlı İzleri
  • Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç

  • Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
  • Gençler için Fatih Sultan Mehmed
  • Tarihimizle Hesaplaşmak
  • Gelenek ve Modernlik Arasında
  • Osmanlı Geriledi mi?
  • Şehir Asla Unutmaz
  • Cemil Meriç

  • İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
  • Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
  • Alev ve Beton
  • Kuğunun Son Şarkısı
  • Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
  • Bursa'ya Ütopik Mektuplar
  • İslâm'da Bilgi ve Felsefe

  • Şehir Ey Şehir
  • Ezan Şehidi Menderes
  • İslam ve Bilim Tartışmaları
  • Paşaların Hesaplaşması

Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri

  • Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz: Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız. "Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor: Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır. 95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
  • Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir. Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
  • İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir. İslam Biliminin Temelini Atmak Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
  • " Bir şehri sevmek , aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
  • Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir. Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir. İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
  • Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)

  • "Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
  • Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ? Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
  • Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz. En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz. Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
  • Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
  • İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
  • "Osmanlı'da sarık bilgiyi, kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı temsil ediyordu. #Fatih, hayatında olduğu gibi ölümünde de iki fetih yolunu göstermiş oluyordu böylece. Din ve dünyanın beraberce fethini.." -MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
  • İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)

  • Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
  • Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
  • Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
  • Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
  • Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
  • Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
  • Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır. (Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)