Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: Kübra Eren
Orijinal Adı: Freedom
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9786053140252
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Özgürlük Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Özgürlük üzerine yapılan çoğu akademik tartışma özgürlüğe ya felsefi bir kavram ya da politik ideolojinin bir öğretisi olarak yaklaşır. Oysa bu kitapta özgürlük bir fikir ya da önerme olarak değil toplumsal bir ilişki olarak analiz ediliyor. Böyle görüldüğünde özgürlük, göreceli doğasını açığa çıkarır: Tarih boyunca, özgürlük ya üstün ya da zayıf güçler karşısında deneyimlenen bir ayrıcalıktır. En nihayetinde, sosyolojinin kendisi, modern toplumun, yani üyelerinin kendi güdüleriyle davranmaları beklenen ve eylemlerinden sorumlu tutulan özgür failleri "bireyleştiren" toplumun bir bilimi olarak gelişmiştir. Dolayısıyla sosyoloji insan eylemlerinin özgür ve gönüllü doğasına bir araştırma konusu değil bir varsayım olarak yaklaşma eğilimindedir. Kitap bu eğilimden sapar ve "özgür failler"in toplumsal üretimini ve bu süreçle, sistemle bütünleşme ile toplumsal kontrol meseleleri arasındaki yakın ilişkiyi keşfeder. Kitabın merkezi önermesi, modern toplumun çağdaş tüketici evresinde, toplum üyelerinin çoğunluğu için toplumsal kontrol yöntemi olarak "baskılama"nın yerini "baştan çıkarma"nın aldığıdır. Bununla birlikte, tüketici özgürlüğü daha önceki bir aşamada emeğin kapladığı yere taşınır: Sistemsel yeniden üretim, toplumsal bütünleşme ve bireysel eylem arasında bir odak merkezi haline gelir. Bize benzer toplumlar, özgürlüğün sorunsalları ve savaş alanları, üretim alanından tüketim alanına kayar; bireysel özgürlük her şeyden önce tüketicinin özgürlüğünden oluşur. Etkili bir pazarın varlığına bağlanır ve karşılığında bu pazarın varlık koşullarını temin eder.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Özgürlük Alıntıları - Sözleri
- Dilediğini söyleyebilirsin ama sesinin hiç duyulmama ihtimali vardır. Bu yüzden özgürlük kısıtlamaların yokluğundan daha fazlasıdır. bir şeyler yapabilmek için kişinin imkanlara ihtiyacı vardır
- "Kapitalizm dediğimiz şey, içinde her türde insan toplumunun sonsuz, varlık belirten ekonomik işlevlerinin, yani insani ihtiyaçların doğa ve akranlarla değiş tokuş yoluyla tatmininin, kıt ve sınırlı kaynaklar arasındaki seçim sorusuna "neden-sonuç" hesabının uygulanmasıyla sağlandığı bir durumdur. Ne var ki seçim ve "neden-sonuç" hesabı (yani gerekçeli, amaçlı ve mantık yönetiminde davranış), modern toplumda anlaşıldığı gibi özgürlüğün temel, tanımlayıcı özelliğidir. Bunu kapitalizmin özgürlüğe, tanımı gereği, kesin değilse de devasa bir toplumsal yaşam sahası açması izler: İnsani ihtiyaçların karşılanmasını hedefleyen malların üretimi ve dağıtımı... Özgürlük (en azından ekonomik özgürlük), ekonomik organizasyonun kapitalist formu altında gelişebilir. Dahası, özgürlük bir gereklilik haline gelir, özgürlük olmadan ekonomik faaliyetin amacına ulaşılamaz." ...
- "Dünya hâkimiyetini ya da en azından bunun olasılığını insan, ussallaştırılma yoluyla kavramıştır. İnsanlar, kaderlerinin efendileri olarak Tanrı'nın yerini almışlardır."
- "Dikkat çekici olan şey, yanlış eylemleri ya da apaçık adaletsizlikleri gördüğümüzde, onları tanıyabilmemizdir. Bizi şaşırtan, her birimiz yalnızca zararsız eylemlerde bulunurken tüm bunların nasıl meydana geldiğidir. Hepimizin tiksindiği bu korkunçlukları açıklamak için kurulmuş tezgâhlar ve suçlayacak birilerini ararız. Tüm bunları planlayan ya da bunlara neden olan bir kişi ya da grubun olmadığı fikrini kabullenmek zor gelir."
- Umut edecek hiçbir şey yoktur ama korkacak bir şey de yoktur.
- Dilediğini söyleyebilirsin ama sesinin hiç duyulmama ihtimali vardır.
- Bir şeyin çok uzun süre belirli bir şekilde olması, o şekilde olmaya devam edeceğini kanıtlamaz…
- Belirli bir marka çamaşır deterjanı olmadan aile saadeti yaşanabilir; belirli bir hoş koku olmadan güzel, genç bir cilt sahibi olunabilir.
- Bir “birey olmayan” insan, zihinsel kimliğini kurmakla, kendi refah ve memnuniyetiyle meşgul, özgür seçim yapamayan insan; biz bunu asla tam olarak hayal edemeyiz. Onun, kendi yaşam tecrübemizde bir karşılığı yoktur. O bir canavardır, bir uyuşmazlıktır.
- Tüketim ve ifade özgürlükleri, siyasi açıdan etkisiz kaldıkları sürece politikanın müdahalesine uğramaz.
- Özgür birey, insanoğlunun evrensel bir durumu olmaktan çok uzaktır; o tarihsel ve toplumsal bir yaratımdır.
- Belirli insanlar gerçek ihtiyaçlarının ne olduğunu bir kere bilemeyince, ihtiyaçları onlar yerine bunu yapabilen diğerleri tarafından belirlenir.
- "Yaşamın dışerkliği, tüketici toplumunda yoksunluğu oluşturan şeydir. Yoksunun yaşamı, kurbanlarını izole eden ve aciz bırakan, onlara karşı koymak, karşılık vermek ya da hatta medeni itaatsizliklerini sürdürmek için pek şans bırakmayan, bürokratik sistemli düzenlemeye tabidir. Yoksunun yaşamında politika her şeye gücü yeten ve her zaman her yerde olandır; bir yandan uzak, yabancı ve ulaşılmaz kalırken, bir yandan da kişinin varoluşunun en mahrem alanlarına derinden nüfuz eder. Bürokratlar "görülmeden görür", konuşur ve duyulmayı bekler, fakat yalnızca duyulmaya değer bulduklarını duyar; gerçek ihtiyaç ile saf heves, tutumluluk ile israf, mantık ile mantıksızlık, "normal" ile "deli" arasındaki çizgiyi çizme hakkını saklı tutarlar. Tüketici toplumunda bürokratik bir şekilde idare edilen baskı, tüketicinin özgürlüğüne tek alternatiftir. Tüketici pazarı ise bürokratik baskıdan tek kaçış yoludur." ...
- “Quis custodiet ipsos custodes?”*
- "Mücadele, saygınlık adına haksız rekabet bazındaki bir yarışın esası olduğundan, kesin bir başarıya yaklaşmak mümkün değildir."
--reklam--
Özgürlük İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap özgürlüğe politik veya felsefi olarak değil sosyolojik olarak bakıyor. Sosyoloji modern kahinlik değildir, geçmişin bir izlenimidir. Bu yönden kitap bilimsel bir metin. Bauman'a göre özgürlük ancak "modern" kapitalist Batı toplumu içinde var olabilir. Bireysel özgürlük, tüketici özgürlüğüdür. Biraz inceleyen herkes bu "özgürlüğün" ve kapitalizmin gelişiminin eş doğrultuda olduğunu görebilir. Bu açıdan özgürlük, insanlığın evrensel durumu değil, tarihsel ve toplumsal bir yaratımdır. Özgürlük ve kapitalizm arasındaki ilişki birinin diğeri olmadan defolu olacağı şeklindedir. Mark Emmison için kapitalizmdeki kaynakların değiş tokuşu, insan iradesindeki neden-sonuç ilişkisine denk düşer. Bu özgürlüğün temel, tamamlayıcı özelliğidir. Kapitalizm ekonominin gömülü olduğu dönemlerde işleyen tanıdık yükümlülüklere, komünal bağlılıklara, ortaklık dayanışmalarıma, dini ritüellere karşı gelmiş ve ekonimi alanını neden-sonuç hesabı ve seçme hakkına sahip eylem için özgürleştirmiştir. Özgürlük arzusu yapamama ve kaçamama hissiyle gelir. Yani baskının deneyimlenmesiyle. Özgürlüğün en net hali, bir kısıtlama üzerinden tanımlanmasıdır. Özgürlüğü sürekli bir durum olarak canlandırmak oldukça güçtür. Örneğin Aziz Pelagius kader fikrine karşı çıkar ve insanın özgür iradesine koşulsuz inanır. Kilise tarafından sapkın ilan edilir. Augustinus ve diğerleri onu ilk günahı, yani mevrus günahı reddetmekle suçlar. Pelagius için azat edilmiş bir köle köleliğinin izini taşımaz veya çocuğuna aktarmaz. İnsan suçu kişileştirmeyi başaramadığında sorunu toplumsal baskıya, yani sisteme atma eğiliminde olur. Özgürleşmek, sınıf atlamak demektir. Özgürlük bu açıdan bir sınır çizer. Özgürleşebilmek için bir bağlılığa ihtiyaç duyarsınız. Özgürlük soyluluk anlamını zaman içinde yitirse de, ayrıcalık anlamını korumaktadır. Bauman, kitabın ilk bölümünde Panoptikon'dan bahseder. Panoptikon Bentham'ın tasarladığı bir hapishane modelidir ve kitabın temelinde yer alır. Bu tasarım sayesinde mahkumlar, gözlemlendiklerinden asla emin olamadıkları için sürekli gözlemlendiklerini düşünerek hareket edeceklerdir. Panoptikon mahkumların kişiliklerinden, içsel özelliklerinden veya düşündüklerinden bağımsızdır, onlarla ilgilenmez. Sadece yaptıklarıyla ilgilenilir. Bentham'a göre insan seçim yapma şansı olduğu anda seçime yer bırakmayan, riskler içermeyen o barış ve sakinlik durumunu seçer. Bu noktada bu Hobbes'ın teorisine benzer. İnsanlar kendi iradelerini kendilerinden daha üst bir olguya bırakarak riskli olan seçim yapma zorunluluğundan kaçmak isterler. Panoptikonun özü görülmeden görme mekanizmasıdır. Denetçinin sürekli kendilerini gözetlediğine ikna olan mahkumlar bir daha asla ifadelerine sahip olamayacaklardır ve iradeleri kullanılmadığı için günden güne solacaktır. "Gözetleyenleri kim gözetleyecek?" sorusu oldukça temel bir sorudur. Gözetçiler de denetçiler tarafından gözetlenir ve mahkumlara özgürlük verme yetkisi dışında ellerinde bulunan bu özgürlüğü nasıl değerlendirdikleri denetlenir. Panoptikonu tasarımcıdan alan başmuhafız, buraya bir kar kapısı ve işletme olarak baktığı için amaca yönelik hareket edecektir. Panoptikon, birilerinin özgürlüğünün diğerlerinin bağlılığı üzerinden kazanç ve diğerlerine özgürlük sağlamasıdır. Birilerinin tutsaklığı, diğerlerinin özgürlüğünün bir gereğidir. Panoptikonun mahkumu, bir fabrika işçisi imgesini taşır. İkisi de içinde bulundukları sistem tarafından mevcut iş gücü ve zaaflarının kullanılması için gereken mükemmel koşullara ulaşılmasını sağlama amacıyla bulunurlar. Panoptikonun merkezi kendi değerlerini dayatma güdüsü barındırmaz. Sadece yöneticinin üstünlüğü mesajını verir. Parsons'un işlevselci toplum teorisi aktöre hem özgürce seçmeyi verir, hem de tüm eylemleri rastgeledir ama kültürün bu müdahelesi tüm aktörler için aynıdır. Bentham'ın sistemi olgusal olarak eşit ve aynı şekilde özgür failler arasındaki etkileşimlerin sonucu değil, bazı insanların diğer insanlar için belirlediği bir şeydir. Başmuhafız panoptikonda kar amacı güderler ve yasa koyucunun özgür bir fail olan başmuhafızın işine karışmasına ihtiyaç yoktur. İnsan aslen özgürdür çünkü eyleme geçme hakkı ona aittir ve bu hakkı kullanmak için gelecek odaklı bir amacı vardır. Özgürlük sınırlı bir ayrıcalıktır. Magna Carta öncesi özgürlük dar bir zengin ve güçlü sınıf tarafından kraldan kazanılmış bir ayrıcalıktır. Özgür insan, asil soydan gelenler için kullanılan bir sıfattır. Bireysellik tehlikelerle doludur ve bunun için temelde ona karşı olan bireyüstü otoriteye muhtaçtır. Toplumsal gereklilik bir kakafoni halini alır ve uyumlu tonu ayrıştırmak dinleyiciye kalır. Akıntının yokluğunda gemiler jiroskoplara ihtiyaç duyarlar. Bireysel davranışlarda ise insan için "özdenetim" denir. Modern bireyin özgürlüğü bu nedenle belirsizlikten, dışsal gerçekliğin belirgin kararlılık eksikliğinden, toplumsal baskıların içsel çatışmalarında doğar. Durkheim modern anlamda bireyselliğin doğuşunu büyüyen iş gücünü ve her toplum üyesinin bütün ve kapsamlı bağlılık iddiası olmayan özelleşmiş, plansız otorite alanlarına maruz kalmasıyla ilişkilendirir. Simmel için bireyselliğin modern şehir ortamının sunduğu kaotik etkiler kasırgası içinde kişinin umut edebileceği tek sağlam zemin kendi "kişisel kimliği"dir. Luhmann'a göre her kişinin her bir "altdizge"ye yabancılaşması bireysel gelişim için geniş bir alan açar ve iç yaşamının denetim altında ulaşamayacağı zenginlik ve derinliğe ulaşacağını söyler. Bu konuda Elias'ın "eleme yarışı" ve "tekel işlev" kavramları oldukça önemlidir. Serbest rekabet içinde yarışı kaybedenlerin çoğu kazanan bir avuç insanın hizmetçisi haline gelir. Mükemmel eşitlik içinde başlayan bu yarış sonucunda az sayıda güç sahibi tekelleşmeye başlar. Guillaume pazardan satın alınan mallarda kullanıcı işlevinin değil simge işlevinin en üst seviyede olduğunu söyler. Yani ürünler bedene ve ruha arzu edilen, seçkin ve özel simgesi verir. Kapitalizm artık rekabet ile tanımlanamaz. O serbest halini bırakalı çok olmuştur. Artık küçük ve küçülmeye devam eden bir merkez tarafından yönetilen organize bir sistemdir. Tüketici pazarını çekici yapan şey insanlara diğer alanlarda yapılan baskıların aksine bir özgürlük sunmasıdır. Hem de paradoksal bir biçimde bedelsiz olarak. Pazar yöntemi benliği imgeler kullanarak inşa etmektir. Bu imgeler o kadar geniştir ki her insan bu imgelerden eşsiz kombinasyonlar oluşturabilir. Reklamlarda kullanılan dil insanlara ihtiyaçlarını giderme dışında psikolojik bir kazanç da verir. Sembolik tüketim dünyası yardım alan insanların sembolik baskılanışına ihtiyaç duyar. Abel-Smith'e göre sosyal yardımlar gri, sıkıcı ve itici gibi dururken; özel sektör halka indirin kuponları, fon müziği ve ambalajlama sunar. İçinde yaşadığımız toplumun ve bireyin merkezinde tarihsel olarak bir erdem olarak görülen iş bulunur. İşyeri bireyi toplumsallaştırma işlevini görür. Sendikalar işçilere daha iyi ücret ve daha uygun koşulları vermiş gibi görünse de uzun vadede enerjiyi tüketici pazarına hedefleyerek bu muhalif enerjiyi etkisiz hale getirmiştir. Kapitalizm ikinci evresine, tüketici evresine girerken merkezden işi alıp yerine bireysel özgürlüğü almıştır. Tüketici için gerçeklik hazzın düşmanı değildir. Trajik an, zevke yönelik doyumsuz dürtüden çıkarılmıştır. Tüketicinin deneyimlediği şekliyle gerçeklik, bir haz arayışıdır. Özgürlük daha çok ile daha az tatmin arasındaki seçimle ilgilidir, akılcılık ise ilkini ikincisine tercih etmektir. Marshall McLuhan "mecra(araç) mesajdır" demiştir. Mesaj içerik değil onun formu ve onun aktarılma şeklidir. Medya insanın görüş alanını dolduracak kadar büyük ve renklidir. Başka bir şey için yer yoktur. Politikacılardan tutun da teröristlere kadar herkes televizyon için hareket ederler. Hirschman vatandaşın güçler üzerine baskı kurabilmesinin iki yolunu fark etmiş ve bunlara ses ve çıkış adını vermiştir. Malları satın almayı reddetmek çıkış, tüketici koruma komiteleri aracılığıyla arz yapısına daha çok katılması yani ses. Gargantua'da Theleme'in kalın duvarları günümüzün kalın tüketici özgürlüğü duvarları gibidir. Huxley ve Orwell'ın distopik dünyalarının ortak noktası isyan etmemeleridir. Huxley'de isyan edilmez çünkü istenmez, Orwell'da da edilmez çünkü edilemez. Yani Batıda özgürlük kendi haline bırakılmış olma olarak değil, kendi kendine hükmetme yeteneği olarak devrimlere izlek olmuştur. Özgürlük sınırlar ve sınıflar içinde özgürlük demek olduğu için paradoksal bir nitelik de taşır. Kitap hakkında tuttuğum notlardan oluşturduğum oldukça geniş bir incelemeydi bu. Aynı şekilde özgürlük kavramı konusunda da iyi bir yazı olduğunu düşünüyorum. Fakat yazının sonuna gelmişken tekrar ediyorum, bu kitap bir felsefe kitabı değil ve oldukça bilimsel bir metin. Okuması zor olabilir, ben sürekli not alarak gerekirse küçük ek okumalar yaparak okudum kitabı. Sosyolojiye ilgili olanların, özellikle konuya ilgili olanların bakması gereken bir kitap. Bauman okumaya devam edeceğime eminim. 9/10 (Ömer Ökten)
Kişisel özgürlük ve özerkliğe yönelik tüm kişisel talepler, tüketici pazarı tarafından emilip kendi ticari mallar diline çevrildiğinden, tüketim özgürlüğü bireyin yaşamındaki başka bir yaşam kaynağı haline gelmektedir. Sonuç olarak baktığımızda Bauman'ın şu sözü eseri özetlemektedir: 'Özgür birey, insanoğlunun evrensel bir durumu olmaktan çok uzaktır; o tarihsel ve toplumsal bir yaratımdır.' (Denizipekaysl)
Oldukça beğendim. Hapishane alegorisinden yola çıkan öncü bir sosyal-siyasi teoriyi açıklıyor. Günümüzün meşruiyet algılarını "kesinlik/belirsizlik" nedenselliğiyle ilişkilendiriyor. (oiqueue)
--reklam--
Özgürlük PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Özgürlük kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Özgürlük PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin