Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: İsmail Türkmen
Orijinal Adı: Life in Fragments Essays in Postmodern Morality
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755393230
Sayfa Sayısı: 373
--reklam--
Parçalanmış Hayat Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İlkeli siyaset, kimlik, ahlak, sorumluluk... postmodern dönemin umacıları. Gün, sorumluluk almamanın, bağlanmamanın, parçalı kimliklerin, plastik cinselliğin ve tüketicilerin günü! Madem ki siyaset agoralardan silinip oy sandıklarına hapsedildi; modernliğin toplama kamplarında bitiremediği Öteki, evin, mahallenin, kentin dışına püskürtüldü; hayat artık doğumla başlayıp ölümle sona eren bir süreklilik olmaktan çıkıp hesaplanabilir ve sürdürülebilir parçalara bölündü... öyleyse artık evlerimizin sıkıca kilitlenmiş kapıları ardında da olsa, güvendeyiz demektir: Yabancı ve dolayısıyla belirsiz olan her şeyden zamansal ve mekansal uzaklık, Öteki için sorumluluk almayı gerektiren varoluş biçimlerinin reddi; bütün düzenlemelerin yakınlaşma ve bağlanma olasılığını dışlayacak şekilde tüketici lehine yapılması; yalnızca şimdiyi yaşama, geçmişten bağımsız olma ve gelecek için taahhüt altına girmeme garantisi... En önemlisi de, "iyi" ile "kötü" arasında seçim yapma ve ahlaki kararlar alma yükümlülüğünden kaçış imkanı...
Parçalanmış Hayat'ta artık kimsenin vicdanının sesini dinlemesi, rahatlatması vb. söz konusu değil. Sorumluluk almadığınız sürece rahatlatılması gereken bir vicdanınız da olmayacaktır. "Bireyin Kurtuluşu" vaadi gerçekleşmiştir artık!.. Peki ya Öteki? Yoksulluk, savaşlar, etnik kıyım, ayrımcılık, hastane kuyrukları, işsizlik? Etik mi dediniz? Prime-time kuşağında oynayan bir dizinin adı mı? Alışveriş merkezlerinde satılır mı?
Parçalanmış Hayat, Richard Sennett'in "toplumsal kuram alanında büyük bir olay" diye nitelediği Postmodern Etik'te yasaları olmayan bir ahlakı, kendi gerekçesini yine kendinde bulan bir ahlakın dış hatlarını tarif ediyordu. Parçalanmış Hayat'ta ise modernliğin sınırlılıklarından kurtulan etik için alacakaranlığı değil şafağı müjdeliyor. Modern dönemde kesin hatlarıyla belirlenmiş "uç"larda, "başlangıç"ta ya da "son"da yaşanan hayatların, postmodern dönemli birlikte yıkıldığını ve her şeyin "orta"ya, yani belirlenemezliğin, olumsallığın, tekinsizliğin ve yabancılığın ıssızlığına düştüğünü ifade ediyor. Kişinin önünü göremediği, arkasında iz bırakamadığı bir "çöl yolculuğu" olarak yaşanan hayatın, kişiye, kendi ahlakını kendisinin oluşturması imkanını veren gerçek bir özgürlüğün şimdi mümkün olduğunu belirtiyor.
"Etiği olmayan ahlak"tan postmodern siyaset sorununa kadar Parçalanmış Hayat, çağdaş toplumsal düşünceye, enine boyuna okunup tartışılması gereken muhteşem bir katkı sunuyor.
--reklam--
Parçalanmış Hayat Alıntıları - Sözleri
- Toplum, korkudan bir kaçıştır.
- Günahsız (ki günahın adı artık suçtu) bir yaşam vaat eden tek proje, dünyayı insanların gereksinim ve yetilerine göre ve rasyonel olarak tasarlanan bir plan doğrultusunda yeniden yaratan modern proje idi. [Burada] yasama, bu yeniden inşanın (kelimenin tam anlamıyla "yeni bir başlangıç", daha önce olup bitenlerden tamamen bağımsız bir başlangıç, nerdeyse bir "sıfırdan başlama" olarak görülen bu yeniden inşanın) ana aracıydı. Ahlaki durum bağlamında yasama, etik bir kod tasarlamak demekti ve bu, dinsel tövbe ve bağışlama stratejilerinin tersine, neyin yapılacağı, neyin yapılmayabileceği ve neyin yapılmaması gerektiği konusunda aktöre a priori bir kesinlik sunarak bizzat kötülüğün yapılmasını engelleyecek bir şeydi.
- İnsanoğlu, asla tam olarak başarılamadığı için hiç bitmeyen bir Kaos'tan kaçma çabası ile vardır; [ve] toplum, toplumsal kurumlar ve rutinler, toplumsal imgeler ve bunların kompozisyonları, toplumsal yapılar ve bunların yönetsel ilkeleri, bütün bunlar işte bu hiç bitmeyen ve dur durak bilmeyen kaçışın façetalarıdır. Diyebiliriz ki toplum, muazzam ve sürekli bir ötme operasyonudur.
- Kötülüğün sunabileceği en çekici ayartma 'iyilik yapmak'tan kaçmak değil 'sorumluluk ahlakı'ndan kaçmaktır.
- Neye sahip olmak istiyorsanız onu simdi elde etmenin yollarına bakın.Çünkü bugün aradığınız mutluluğun yarın da hala mutluluk verici olup olmadığını bilemezsiniz.
- Paramparça olmuş hayatın hikâyesi ancak ufak tefek parçalar halinde anlatılabilir.
- 19. yy. felsefesi Schopenhauer tarzı içgörüleri başarıyla marjinalize ve aforoz ediyordu. Hegel’in muhteşem optimist ütopyasıyla başlamıştı; bilimciliğe duyulan kayıtsız şartsız güvenle devam etti; ve Nietzsche’nin bir tımarhaneye kapatılmasıyla sona erdi. Bütün bu hülyalı yüzyıl boyunca (ki herhalde bu yüzyılı en iyi simgeleyen şey, uşağına kendisini her sabah şu sözlerle uyandırmasını tembihleyen Kont Saint-Simon’du: “Kalkın, efendi hazretleri, yapılacak büyük işler var”) şu umudun sönmesine asla izin verilmedi: Sadece yapılacak olanların yapılmasıyla kalınmayacak aynı zamanda da yapılan şeylerin yapılması gereken und kann nicht anders olduğu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açığa çıkacaktı. (“Modern zamanlar” -diyor E. M. Cioran- “iki histerikle başladı: Don Quichote ve Luther.”) Yukarıda Castoriadis’ten yapılan alıntılardaki görüşlerde bunlara has olan şey bunların yenilikleri değil (Schopenhauer bunları zaten söylemişti) fakat bunlann artık marjinal olma malarıdır. Bir zamanlar azınlığın çıkardığı ihtilaf niteliğindeki şeyler artık bugün hızla bir ortodoksiye dönüşüyor. Bir zamanlar kentin lanetli varoşlarında kulaklara fısıldanan şeyler şimdi artık kentin meydanlarında bağırılıyor. Ve yine bir zamanlar gece karanlığında el altından pazarlanan şeyler bugün artık şaşaalı ışıklarla ışıklandırılan kalabalık mağazalarda açıktan alınıp satılıyor. Ve işte bütün farklılık da bu.
- Biz, yalnızlığımızdan dolayı birlikteliğin hasretini çekiyoruz. Yalnızlığımızdan dolayı kendimizi Öteki’ne açıyor ve Öteki’nin kendisini bize açmasına izin veriyoruz. Biz, (ile-olmanın gürültü-şamatasıyla ancak üstü örtülen fakat üstesinden gelinemeyen) yalnızlığımızdan dolayı ahlâki benliklere dönüşüyoruz. Ve bugün/şimdi, sadece birlikteliğe yalnızca geleceğin ifşa edebileceği imkânlarını sunarak ahlâki davranma ve hatta bazen iyi olma şansını yakalıyoruz.
- Bilginin anlamı bilgiyle yapabileceğiniz şeydedir: [Bilgiyle] ne kadar fazla iş yaparsanız o bilgi o kadar iyidir.
- Yahudi düşmanlığını bir heterofobi (farklılık korkusu) örneği olarak saymak yönündeki genel kanı da yine hem kısıtlayıcı hem de sulandırıcı ve dolayısıyla da anlamayı desteklemekten çok köstekleyen bir kanıdır. Bana göre Yahudilere duyulan öfke heterofobinin değil proteofobinin bir türüdür. Yani, ötekiliğinden ve bildik olmadığından dolayı endişe yaratan bir şey ya da bir kimse ile ilgili değil, düzenli dünyanın yapısına uymayan, yerleşik sınıflandırmalara kolayca girmeyen, dolayısıyla da doğru davranış bağlamında çelişkili sinyaller yayan ve davranışsal olarak karıştırıcı olan, velhasıl bütün bunların sonucu olarak yaşam-dünyasının tamamen monoton, tekrarlayan ve öngörülebilir doğasını baltalayan ve sağlam/belirgin tutulması gereken sınır çizgilerini birbirine karıştıran bir şey ya da bir kimseyle ilgili bir korku ve hoşnutsuzluktur. Eğer bütün uzamlama, düzenleme ve yapılandırma faaliyetleri, öngörü ve seçim işinin riskinin biraz daha azalması için, bazı olayların gerçekleşme olasılığını artırmayı ve ötekilerininkinide azaltmayı amaçlı yorsa, o zaman bu manipülasyonlara karşı direnen şey ya da kişilerin daimi/inatçı varlığı bu düzenleme niyet ya da umutlarının sınırlarını ortaya çıkarıyor ve dolayısıyla da bu düzenleme çabalarının zaaflarını gözler önüne seriyor. Böylece de “uygunsuzlar”, dünya düzeninde asla baş edilemez bir kaos yaratan bir doku oluyor.
- İnsanların karşılıklı birbirlerine güvenmeleri insan hayatının bir özelliğidir... Biz bir yabancıya sadece bazı özel durumlardan dolayı başlangıçta güvenmeyiz... Başlangıçta biz birbirimizin sözüne güvenir, birbirimize inanırız
- Bugünün kültürü, her birimizin -isteyerek ya da istemeyerek- kendi deneyimlerimizden öğrendiklerimizi tekrarlıyor. Bu kültür, dünyayı, bir imgenin bir öncekini kovaladığı ve bunun yerine geçtiği bir fragmanlar ve vakalar koleksiyonu olarak sunuyor. Her gün yeni ünlüler çıkıyor ve ertesi gün belleklerde neredeyse hiç iz bırakmadan kayboluyor. Saat başı sorunlar çıkıyor ve çıktıktan hemen sonra da -yarattıkları kamu dikkati ile birlikte— yok oluyor. Dikkat en kısıtlı kaynak oldu. George Steiner’in sözleri ile, kültürümüz, her şeyin “maksimum etki ve anlık kullanım” doğrultusun da hesaplandığı “kozmik bir gazino”ya dönüşüyor. Maksimum etki için; çünkü sürekli şok uygulanan imgelem yorgun düşüyor ve imgelemin tahrik edilmesi için her an bir öncekinden daha güçlü şoklar gerekiyor. Anlık kullanım için; çünkü kısıtlı bir dikkat kapasitesi bulunuyor ve yeni ünlüleri, modaları, hevesleri ya da “sorunlar”ı emecek alanların yaratılması gerekiyor.
- Öteki’nin ne olduğundan ya da ne yaptığından, benim özenimi hak edip etmediğinden ve karşılığını verip vermediğinden bağımsızdır. Kişi, ahlâki sorumluluğun terk edilmesini mazur görebilen bir argümanı tasavvur edemez. Kişi, en ufak bir ahlâki haklılıkla “ben kendi payıma düşeni yaptım, benim sorumluluğum burada biter” diyebileceği bir durum düşünemez.
- Bugünlerde ülke yönetimine çok az şikâyet ya da beklenti aktarılıyor (eğer tabii aktarılıyorsa) ve bunların değerlendirileceği yönün de gerçekçi bir ümit de taşınmıyor. Artık hükümet, (Neal Ascherson’un işaret ettiği gibi) “zayıfı güçlüye karşı korumak, istihdam yaratmak ve bölgesel dengesizlikleri tamir etmek ve yeni endüstriler ve daha eğitimli vatandaşlar yaratacak yatırımlar yapmak” için var değildir. Her şey gibi artık dertler/şikâyetler ve umutlar da özelleştirildi ve serbestleştirildi.
- Öfkeli, haset eden ancak güçsüz kölelerin garezidir. Kuralların yönlendirmesinde olan bir ahlakı icat edenler zayıflar, güçsüzler ve herhangi bir ustalığı olmayan sıradan insanlardır ve bunlar böyle bir ahlakı, soyluların hakiki ahlakına karşı bir şahmerdan olarak kullanmayı sürdürüyorlar. -Nietzsche
--reklam--
Parçalanmış Hayat İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Parçalanmış Hayat'ta artık kimsenin vicdanının sesini dinlemesi, rahatlatması söz konusu değil. Sorumluluk almadığınız sürece rahatlatılması gereken bir vicdanınız da olmayacaktır. " Bireyin kurtuluşu " vaadi gerçekleşmiştir artık!... Peki ya öteki? Yoksulluk, savaşlar, etnik kıyım, ayrımcılık, hastane kuyrukları, işsizlik? Etik mi dediniz? Primetime kuşağında oynayan bir dizinin adı mı? Alış veriş merkezlerinde satılır mı? İlkeli siyaset, kimlik, ahlak, sorumluluk... postmodern dönemin umacıları. Gün, sorumluluk almamanın, bağlanmamanın, parçalı kimliklerin, plastik cinselliğin ve tüketicilerin günü! Mademki siyaset agoralardan silinip oy sandıklarına hapsedildi; modernliğin toplama kamplarında bitiremediği Öteki, evin, mahallenin, kentin dışına püskürtüldü; hayat artık doğumla başlayıp ölümle sona eren bir süreklilik olmaktan çıkıp hesaplanabilir ve sürdürülebilir parçalara bölündü... (Zeynep Verep)
--reklam--
Parçalanmış Hayat PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Parçalanmış Hayat kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Parçalanmış Hayat PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin