Kitap Künyesi

Yazar: Walter Benjamin

Çevirmen: Ahmet Cemal

Orijinal Adı: Das Passagenwerk

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789753631334

Sayfa Sayısı: 259

--reklam--

Pasajlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

... Çalışmanın bütününe yakın bölümünde kendine özgü ve "mozayik" yöntemi diye adlandırılabilecek bir yöntemi uygulayan Benjamin, bütün bir dönemin kültür tarihini, genelde dikkat edilmeyen ayrıntılardan (döşeme biçimlerinden, giysilerden, akşam saatlerinin iş dönüşü kalabalığından, dedektif romanlarından, sokakların ışıklandırılmasından vb.) yola çıkarak, geliştirdiği kavramları ve dünya görüşünü "yaşayan" bir organizmanın kalıbı içerisinde sergiler. "Pasajlar"ın bu kitapta toplanan metinleri, Walter Benjamin'in kendi öngörmüş olduğu, ama kendisi hayattayken basım aşamasına gelemeyen düzenlemeye sadık kalınarak bir araya getirilmiştir.

(Arka Kapak)

--reklam--

Pasajlar Alıntıları - Sözleri

  • ''Anımsama ile uyanış arasında son derece sıkı bir bağ vardır..''
  • ''Ve aşk cennete de, cehenneme de gülümser!'' Baudelaire
  • ''Zaten bizden öncekilerin içinde yaşadıkları havadan hafif bir esintiyi biz de duyumsamaz mıyız? Kulak verdiğimiz sesler içerisinde, artık susmuş olanların yankısı da yok mudur?''
  • ''Mal denilen fetişe hangi dinsel tören kurallarıyla tapılacağını moda saptar.''
  • "...Asıl uzak ise, yaklaşılamaz olan'dır..."
  • en yeninin giysileri içerisinde gururla dolaşan ama düşünülemeyecek kadar eski olan insanlığın ilence uğramış bir varlık olarak ortaya çıktığı bir yineleme, hep aynı şeyin yinelenmesi.
  • Guys, Baudelaire’in alıntıladığı bir sözünde şöyle der: “Bir kalabalık içersinde sıkılabilen, aptalın tekidir. Evet, yineliyo­rum, bir aptaldır, hem de aşağı görülmesi gereken bir aptal.”4 Pasajlar caddeyle İçmekân (Interieur) arası bir şeydir.
  • Herkes satabilir gururla terini! Meyve yüklü salkımımı satarım ben, sen çiçeğini, Mutlu, nektarı ayaklarımın altında ezildiğinde, Sayısız fıçılarımda akar amber derelerle, Getirerek erdemiyle sarhoş efendisine, Pek çok altın, pek çok özgürlüğün bedelini ödemeye! Lamartine’in, başarılarını birer köylü emeği diye övdüğü ve ürünlerinin kendisine pazarda kazandırdığı ücretlerle övündüğü bu dizeler, ahlâkî yönden ele alınmaktan çok,* Lamartine’in sı­nıf duygusu açısından incelendiğinde, açıklayıcıdır. Bu, belli bir parsele sahip köylünün duygusudur. Ve yine bu, Lamartine’in şiirinin tarihinin bir parçasıdır.
  • Sinema alanındaki kapital tarafından desteklenen star kültü, kişiliğin artık çoktandır ancak bu kişiliğin mal karakteri içerisinde varlığını sürdürebilen büyüsünü konserve eder.
  • Baudelaire’in betimlediği gözlerin, bakma yetisini yitirmiş gözler olduğu söylenebilir. Ancak gözlerin bu niteliklerinden kaynaklanan çekicilikleri, şa­ irin içgüdüsel isteklerinin büyük, belki de çok büyük bir bölü­ münü karşılar. Bu çekiciliğin etkisiyle, Baudelaire’de sexus, ken­dini eros’tan koparmıştır. Eğer -Goethe’nin- “Mutlu Öz- lem”inin (Selige Sehnsucht) Keine Ferne macht dich schwierig, Kommst geflogen und gebant (Hiçbir uzaklık durduramaz seni, Gelirsin uçarak ve büyülenmişçesine) dizeleri, aura deneyimiyle belirlenmiş aşkın klasik tanımıysa, o zaman lirik şiirde bunlara Baudelaire’inkilerden daha kararlı bir tutumla meydan okuyanlarına rastlamak güçtür.
  • Her çağda yapılması gereken, geleneği, onu alt etmek üzere olan konformizmin elinden bir kez daha kurtarmak için çaba harcamaktır.
  • Mal denilen fetişe hangi dinsel tören kurallarıyla tapılacağını moda saptar. Grandville, modanın istemlerinin kapsamını, günlük kullanım eşyalarını ve evreni de içine alacak biçimde ge­ nişletir. Modayı en uç noktalarında izleyerek doğasını gün ışığı­ na çıkarır. Moda, organik dünyayla çatışkı içersindedir. Canlı beden ile anorganik dünya arasında bir tür pezevenklik yapar. Cesetlerin hakkını canlılarda gözetir. Anorganik dünyanın cin­ sel çekiciliğinin boyunduruğundaki fetişizm, modanın can da­ marıdır. Mal kültü, bu can damarını kendi hizmetine alır.
  • Bugüne değin zafer kazanmış kim varsa, bugün iktidarda olanları bugün yere serilmiş olanların üstünden geçiren zafer alayıyla birlikte yürümektedir.
  • "Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki,melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte bu fırtınadır."

--reklam--

Pasajlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Değerlendirmem ❦❦❦❦: ❦ Kitap ile ilgili görüşleri araştırırken yazarın kafasının karışık olduğundan bahsedildiğini gördüm. Okuduktan sonra buna bazı açıdan katılıyorum bazı açıdan katılmıyorum. Yazarın sanatı sadece edebiyat eseri olarak sınırlandırmadığı için fotoğraftan, panoramadan, resimden, pasajlardan, lirik şiir, dedektif romanları gibi kavramlardan da bahsettiğini düşünüyorum. Aynı zamanda tarihteki devrimlerden, kapitalizm, faşizm, modernizm, tarihsel materyalizm, diyalektik düşünce, kurgu, ampirik kavramı, sinema, moda, kalabalık, alımlama kuramı, burjuva kesim, işci sınıfından da sanatın etkilendiğini düşündüğü için ele aldığını düşünüyorum. Çok güzel birleştirdiğini düşünüyorum. Yazar 840 kaynak taramış bu eseri yazarken ve daha 400 kaynak masasında bulunmuş. Bu eseri yayınlayamadan öldüğü için de bunların hepsinin sonradan bir başkasının toparlaması insanlara karışık geliyor olabilir diye düşünüyorum. ❦ Pasajlar Benjamin’e göre 19. Yüzyılın en önemli mimari eseridir. Onları kendi içinde küçük bir dünya olarak görür. Kalabalıktır. O dönemde çok popüler olduğu için, ilgi çekici olduğu için Benjamin’in en önemli mimari eser olarak gördüğü için bu ismin kitabına verildiğini düşünüyorum. ❦ Benjamin’e göre; En üst seviyedeki yeniden üretimde bile her zaman eksik bir yan vardır. Bu eksik yan da: “Sanat yapıtının şimdiliği ve buradalığı”dır. Diğer bir deyişle sanat yapıtı ancak bulunduğu uzamda “biriciklik” niteliği taşır. Sanat yapıtı ve tarih ilişkisi bağlamında bakıldığında ise; sanat yapıtına tarihe tanıklık niteliğini kazandıran da “sanat yapıtının yaratıldığı andan başlayarak egemenliği altına girdiği tarihi yönlendiren öge”, “biriciklik” niteliğini taşımasıdır. Bir sanat yapıtında tarihsel süreçte izlenen fiziksel değişimler; örneğin, bronz bir heykelin üzerindeki “yeşil küf” lekesi o özgün yapıtın “şimdi ve buradalığı”nı oluşturur. Bu yeşil küfün kimyasal çözümlemesi, o eserin zamansal ve uzamsal yolculuğunu bize anlatabilir; ancak en iyi tekniklerle yeniden üretim yoluyla kazanılan eserin üzerinde böyle bir çözümleme yapma olanağımız yoktur. “Hakikilik ve biriciklik” yeniden üretimin tamamen dışındadır. ❦ Benjamin’de aura; biricikliği, şimdiliği ve buradalığı, hakikiliği içinde sanat yapıtının otoritesini anlatan kavramdır. Bu bağlamda ele alındığında da sanat yapıtının lüks olma özelliğinin ancak şimdilik ve buradalık özelliği içinde değerlendirelebilecek hakiki eserlerde olan ruhla, bir başka deyişle “auratik” özellikle gerçekleşebileceği de yadsınamaz bir gerçek olacaktır. ❦ Sanat eserinin yeniden üretilmesinden bahs eder ve orijinalliği de kalkar. ❦ W. Benjamin, özgün sanat yapıtını çevreleyen “aura” kavramını ortaya atmış, bu kavramın; “özgün sanat ürününü çevreleyen kendine özgü bir aydınlık ya da parıltı” anlamını taşıdığından söz ederek, sanat ürünlerine özgünlüğünü verenin “burada” ve “şimdi” duygusu veren bu “auratik özellik olduğundan söz ederek, bir sanat ürününün biri sanat ürününün biricikliği de onun geleneğin dokusu içinde konumlanışından ayrılması olanksız özelliğiyle ilintilidir:” ❦ Benjamin, Adorno ve Horkheimer’in aksine mekanik çoğaltımın ve toplu üretimin kültür açısından olumlu etkileri olabileceğini düşünmektedir. ❦ Pasajlar çevirisinde Ahmet Cemal; flâneur sözcüğünün Fransızca’da “avare- gezgin” anlamına geldiğini yazmakta ve “avare dolaşırken aynı zamanda çevrenin izlenimleriyle düşünce üreten kişi” olduğunu eklemektedir. Ünsal Oskay ise sözcüğü “düşünür-gezer” olarak karşılar. Oskay’ın nitelendirmesinden de anlaşılacağı üzere flaneurün işi yalnızca başıboş gezmek değildir. ❦ Benjamin; flaneur için; “Flâneur, geniş kalabalıklar arasında sıkılmayan, kendini bina cephelerinin arasında evindeymiş gibi duyumsayan, modern kent yaşantısında dışarıyı pencereden gözlemleyen ve bir süre sonra kalabalığın akışındaki cazibeye kapılarak kendini kalabalığın içine atan kişidir” der. “Flâneur’ün istediği kalabalıkların arasında ki uzaklıktır eğer pasajlar yapılmasaydı flâneur gibi dolaşmak çok güç olurdu. Pasaj, flâneur için iç mekânın cadde görünümü içerisinde somutlaşan klâsik biçimidir. Flâneur caddeyi bir konut olarak görür. Sokaktaki adam evinin dört duvarı arasında nasıl kendini evinde gibi hissederse flâneur de bina cepheleri arasında kendini evinde gibi hisseder.” ❦ Benjamin; malı bir fetiş; dünya fuarlarını da fetişin kutsa l mekanları (hac yerleri) olarak görmekte ve dünya fuarlarının malın kullanım değerini arka plana iterek, değiştirme değerini çarpıttığını söylemektedir. Fantazmagori de bu anlamda kullanılan diğer bir sözcüktür. Mal denilen fetişe tapınmamanın kurallarını ise moda saptamaktadır. Aslında modanın yenilenebilmesi- yaşayabilmesi- için ölmesi gereklidir, modanın kalbi ise fetişizmdir. Ve “moda organik dünyayla çatışkı içindedir”. ❦ “Bir mekanda yaşamak orada izler bırakmak demektir” diyen Benjamin’e göre bu izler iç mekanda vurgulanır. Bu iç mekanda geçmişte kalanlar da uzakta olanlar da birliktedir. “İç mekan sanatın sığınağıdır”. Koleksiyoncu ise iç mekanın gerçek sahibidir. “Koleksiyoncu yalnızca uzak ya da artık geçmişe karışmış bir dünyayı değil, daha iyi bir dünyayı da düşleyen insandır”. Bir koleksiyoncu ve antikacı olan babası gibi kendisi de bir koleksiyoncu olan Benjamin, bir anlamda koleksiyoncunun geçmişi değerlendirerek geleceği güzelleştirmeye çalışan kişi olduğunu vurguluyor, yitip gitmiş bir dünyanın özlemle anılması yerine koleksiyolculuktan, daha iyi bir dünyanın aranışını anlıyordu. Nesnelerin hakikiliği ve unutturulan yaşam deneyimlerini yeniden anlamlandırarak, eski zamanlarda oluşmuş fikri, nesneyi, idea’yı bugüne, şimdiye taşımak istiyordu. “Koleksiyoncu nesnelere değer verirken hakikilik, biriciklik niteliğini değer ölçütü kabul ettiği için nesneleri pazardaki fetiş değerinden azat etmiş oluyordu.” Modern dönemin insanı ile ilgili ise; Lüksün değişen niteliği gibi: ”Artık, müşteri yerine üretim süreçlerine dair bilgilenme olanağından yoksunlaşmış tüketiciye geçilmiştir. Yeni dönemde aldanım yanılsama olarak kitlesel beğeni tüketicinin bilgisizliğini maskeleyecektir” demektedir. ❦ Her şey üretim ilişkileri içinde neden- sonuç döngüsünü bağlıdır. ❦ Bütün tarihi olaylar iktisadi nedenlere dayanır. Örneğin Roma. Süper güç ayakta kalmak için kendi mezar kazıcısını üretir. ❦ Tarihsel maddecilik zıtlıkların birbirini doğurmasıdır. ❦ Tarihi dönemi düşünmek isteyen tarihçi, o dönemden sonraki akışına ilişkin tüm bildikleri düşüncelerden uzaklaşmasını öğütler. ❦ Tarihsel bilginin öznesi, kavga eden, ezilen sınıfın kendisidir. ❦ Alt yapımı; ekonomik ilişkiler, her türlü iktisadi, finansal ve sosyal faaliyetlerin ve üretim biçimlerinin tümü. ❦ Alt yapı, bir toplumun sosyo-ekonomik ilişkilerin verilen addır. Ekonomik karakterler, üretim araçları, üretim güçleri, üretim ilişkileridir. ❦ Üst yapı; hukuksal sistem ve devlet olma gibi ekonomik olmayan kısımdır. ❦ Alt yapı her zaman üst yapıyı belirler. Bu marksizm kuramının özelliğidir. ❦ Tahta baskı, grafik, litografi (taş baskı), fotoğraf, sinema, hiyeroglif (resim dili) sanatlarından bahseder. ❦ Litografi; resimli gazetenin temelidir. Fotoğraf ise sesli filmin temelidir. ❦ Sanat yapıtının orijinalliği tarihe yaptığı tanıklık ve insanlarla kurduğu ilişki ile belirlenir. Yeniden üretilen eserde bu yoktur. ❦ Gazlı aydınlatma ilk kez Pasajlar’ da kullanılmıştır. Panorama resim doruğu pasajların yükseliş döneminde ulaşmıştır. Fotoğraf gelişir ve resmin yerini alır. ❦ Dünya fuarlarının öncülüğünü ulusal endüstri fuarı yapar. İşçi sınıfını eğlendirmek amacıdır. İşçiler bunu eşitlik şenliği olarak görür ama yabancılaşırlar. Sadece izlerler. Bunu kapitalizm, fantazmagori (aldatıcı görüntü) sayesinde başarır. ❦ Bireyin ilk kez yaşam alanı iş yerinin karşıtı olarak iç mekanda gerçekleşir. Büro bölümü bunun tamamlayıcısıdır. İç mekanı evren olarak görürler. ❦ İç mekanda hem uzakta, hem geçmişte kalanlar toplanır. ❦ Bireyin salonu dünya tiyatrosunun bir locasıdır. ❦ Sinema x Hiyeroglif, Sinema x Tiyatro, Edebiyat x Hayat Kadını ❦ İç mekanın ilk fizyonomisti Edgar Allan Poe. ❦ Baudelaire kalabalıklar temasını sık işler. Doğrudan tanım vermez. İmge ve dolaylı anlatım kullanır. Bunun daha kalıcı yer ettiğini düşünür. ❦ Kalabalıklar modern hayatın doğduğu yerdir. ❦ Hep karmaşa, karışıklık olan kalabalık bünyesinde kahramanları barındırır. Bu kahramanlar paçavracılar, yosmalar, kumarbazlar, sihirbazlar ve hokkabazlar. Neden bunlar kahraman? Çünkü hepsi bu karmaşanın çağdaş kaosun ürünüdür. Kötü olmayı iyi olmaktan daha iyi becerirler ve aslında hepsi de bohem hayatta suretlerini görürler. (Dilara Tuşur)

Ben ne okudum, nasıl bitti vallahi anlamadım. Hatayı kendimde görüyorum. Hitap etmedi bana. Ancak " Tarih, Sanat, Sinema, Fotoğraf, Savaş " hakkında düşünceleri çarpıcıydı. Kitabının önemli bir kısmını Baudelaire için ayırmış Benjamin. Özellikle de ' Kötülük Çiçekleri ' hakkında gerçekten tam teçhizatlı bir kaynak bu kitap. Araştırma, tez falan yapanınız varsa yardımcı olur. İyi okumalar. Anlasam anlatırdım ama :/ (CEYLAN)

Walter Benjamin'in uzun yıllar,emeğini ve vaktini harcayıp üzerine titizlikle çalıştığı bu eser,ölümünden sonra neşredilmiştir. Bu keyfiyet, yaptığımız hazırlıkların, gece gündüz, düşüncemizi ve benliğimizi esir alan hayati planların ne denli afaki olduğunu hararetle düşündürdü bana. Bilgi, sanat ve kültür kuramları üzerine yazılmış makalelerden oluşan ilk kısım, tarih boyunca savaşı estetize eden anlayışı makul olmaktan çok uzak bulmuş, eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmiş Benjamin, ayrıntılı ve kapsamlı incelemelerde bulunmuş.. Sinema eleştirmenlerinin titizlikle eğildiklerini tahmin ettiğim sinema ve fotoğraf üzerine pasajlar, sektörün tarihsel gelişiminin günümüze uzanan ustalıklarının ipuçlarını taşıyor. Charles Baudelaire'ı Fleurs du mal’i adlı eserinden yola çıkarak,onun duyarlılığının, felsefi bakış açısından azade hassasiyetinin ve maddeciliği reddeden duygusal yönelimlerinin altını çizmiş. 'Modernizm' ve 'modernizm kahramanlığı' kavramlarının edebiyat üzerine etkilerini yoğun ve çok yönlü bir perspektifle değerlendirmiş. Yazar,Charles Baudelaire'ın 'yeni'den anladığı şeyin eskinin daha derin ve daha büyük bir ciddiyetle yeniden varedilmesi olduğu kanısındadır. Şiirlerden ve yaşam kesitlerinden aldığı örneklerle zenginleştirdiği, Baudelaire tahlillerinin, çok uzun bir araştırmanın yalnızca bir kesiti olduğu aşikar... Defaatle okuduğum kısımların bende zihin bulanıklığı yarattığından da söz etmeden edemeyeceğim :) Keyifli Okumalar... (Eylül Türk)

--reklam--

Pasajlar PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Walter Benjamin - Pasajlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Pasajlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Walter Benjamin Kimdir?

Walter Benedix Schönflies Benjamin, (15 Temmuz 1892, Berlin - 26 Eylül 1940, Portbou İspanya), Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı.

Yaşamı

Asimile olmuş bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Antika ve sanat galericisi babası Emil Benjamin ve annesi Pauline (Schönflies), Berlin-Charlottenburgdoğumludur.

Walter Benjamin, aynı zamanda Doğu Almanya’nın 1950’li yıllarda adalet bakanlığını yapmış Hilde Benjamin’in eniştesi ve Gertrud Kolmar ile Günther Anders’in kuzenidir. Çocukluğunu Berlin’de geçirmiştir. Lirik ve felsefik bir dille yazdığı “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ (Berlin Çocukluğu, 1900’lü yıllar) adlı eseri onun bir anlamda otobiyografidir. 1905-1907 yılları arasında Thüringen’de reformist bir okulda okudu. Burada kendisini derinden etkileyen ve öğrenci hareketlerine katılmasını sağlayan öğretmeni Gustav Wyneken ile tanıştı. 1912’de liseyi bitirdi ve Freiburg (Breisgau)’da, Albert Ludwigs Üniversitesi’nde felsefe, Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) ve sanat tarihi okudu. Ardından şair Christoph Friedrich Heinle ile sıkı bir arkadaş oldu. 1912-1913 kış sömestirinden itibaren üniversite öğrenimine Berlin’de devam etti.

8 Ağustos 1914’de arkadaşı Christoph Friedrich Heinle’nin intihar etmesi Benjamin’i büyük bir şoka sokmuştu. Üzüntüsünü hafifletmek isteminden dolayı kendini Heinle’nin bıraktığı eserlerini yayımlamak amacıyla bir yayınevi aramaya vermişti. Wyneken’in giderek artan savaş heyecanı Benjamin’in öğretmeni ile olan ilişkisinin 1915’den itibaren bozulmasına neden olmuştur. Aynı yıl üniversitede matematik öğrenimi gören kendisinden beş yıl genç Gershom Scholem ile tanıştı ve yaşamı boyunca onunla olan dostluğu devam etti. 1917'de İsviçre Bern Üniversitesi'nden Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı teziyle doktora yaptı. Aynı yıl Dora Kellner ile evlendi. Evliliği 13 yıl sürdü. 1918’de dünyaya gelen oğlu Stefan Rafael, 1972’de de ölmüştür.

Benjamin, Berlin’e döndüğünde serbest gazeteci ve yazar olarak çalışmaya başladı. 1921’den itibaren Baudelaire’nin hikâyelerinin çevirilerini yaptı. Eseri “Die Aufgabe des Übersetzers (Çevirmenlerin Sorumlulukları)“ adı altında yayımlandı. Yine 1921’deki “Zur Kritik der Gewalt (Şiddetin Kritiğine Dair)“ adlı eseri büyük dikkat çekti.

Paul Klees’in Angelus Novus adlı resminden yola çıkarak Angelus Novus adında bir dergi çıkarmak isteyen Benjamin, bu girişiminde başarısız olunca 1924’de doçentlik yapmak üzere Frankfurt’a gitti. Bu dönemde Theodor W. Adorno ve Siegfried Kracauer ile tanıştı. Doçentlik için Almanların yas törenlerinin kaynağı üzerine 1925’de yazdığı tez çalışmasının akademik dünyadaki ortodokslar bağlamında resmi olarak geri çevrileceğini tahmin ettiğinden kurula girmekten vazgeçti.

1926-1927 yıllarını Paris’te geçirdi. Franz Hessel ile birlikte Marcel Proust’un çevirilerini yaptı. Özellikle kaybolan, yitirilen zamanın arayışı üzerine. Komünizme olan ilgisi onu 1927 kışındaMoskova^ya taşır. Ve burada kız arkadaşı Asja Lacis’i ziyaret eder. 1930’lu yılların başlangıcında Bertolt Brecht ile beraber radyo yayınları planlar. 1932’de “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ adlı kitabını yazmaya başlar.

1932 ve 1933 yılları arasında İspanya’nın Balearen Adası’nda yaz mevsimini geçirir. Jean Selz ile tanışması onun uyuşturucuyla tanışması olur. Aynı zamanda Hollandalı ressam Anna Maria Blaupot ten Cate’ye aşık olur. İbiza ve Balearen arasında geçen bu zamanı yazar.

Nasyonal sosyalistlerin yaptırımı Benjamin’in Eylül 1933’de Paris’e sürgün olarak gitmesinin nedenidir. Burada kendisine destek olan Hannah Arendt ile buluşmuştur. Finansal olarak kısmen New York’daki göçmen Max Horkheimer uzantılı Frankfurt Okulu’ndan gelen parayla geçimini sağlıyordu.

Ernst Bloch, Theodor W. Adorno ve Bertolt Brecht’in etkisiyle 1930’larda giderek Marksizm’e yakınlaşan Benjamin, 1933’te nasyonal sosyalistlerin baskısıyla Almanya’yı terk ederek sürgün hayatı yaşadığı diyebileceğimiz Paris’e yerleşti. Burada edebiyat dergilerine ve New York’ta Adorno ile Horkheimer tarafından yayımlanan Zeitschrift für Sozialforschung’a (Sosyal Araştırmalar Dergisi) eleştiri ve denemeler yazdı. Geri döndüğünde kendisine ait olan son çalışması olan Die Thesen über den Begriff der Geschichte (Tarih Kavramı Üzerine Tezler)'i yayımladı. 1939 yılında, Almanmülteciler tarafından yayımlanan bir dergide çıkan yazısı nedeniyle Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Almanların Fransa’yı işgal etmesi ve Paris’teki evini Gestapo’nun basması üzerine 1940’taFransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçtı; burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak intihar etti. İntiharı üzerindeki spekülatif söylentiler vardır. Kendisinin şizoid olduğu ve bu yüzden intihar ettiğine dair tek kaynak Theodor W. Adorno'ya verilmek üzere Henny Gurland'a dikte ettirdiği veda mektubudur. Öte yandan Stalin'in ajanları tarafından morfin verilerek öldürülmüş olduğu da diğer bir başka söylentidir.

Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir. Her ne kadar Karl Marx'ı kendi okuma listesinin son sırasına bıraksa da, getirmiş olduğu eleştiriler Marksist kuram açısından çok önemlidir.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Adorno ve Scholem, Benjamin’in yazdıklarını büyük oranda yeniden düzenlediler ve her şeyden önce 1970-1989 arası geniş kapsamlı olarak yayımlattıkları Gesammelten Schriften “Toplu Yazılar”, Benjamin’in yaşadığı yıllarda yazın dünyasında başarısız gibi görünen ortamı ters yüz etti. Oysa doktora tezi neredeyse hiç dikkate alınmamıştı. Doçentliğine dair yazdıkları hatta, Frankfurt Üniversitesi’nce kismen reddedilmişti. Ancak ölümünden sonra Benjamin’in bıraktıkları, sosyologların ve toplum bilimcilerin başvurduğu önemli bir kaynak olarak hâlâ tazeliğini korumaktadır.

--reklam--

Walter Benjamin Kitapları - Eserleri

  • Pasajlar
  • Son Bakışta Aşk
  • Tek Yön
  • Fotoğrafın Kısa Tarihi
  • Masalcı
  • Brecht'i Anlamak
  • Teknik Olarak Yeniden
  • Estetize Edilmiş Yaşam
  • Kafka Üzerine
  • Hikaye Anlatıcısı
  • Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine
  • Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk
  • Parıltılar
  • Esrar Üzerine
  • Yalnızlık Anlatıları
  • Moskova Günlüğü
  • Kitaplığımı Yerleştirirken
  • Flanör
  • Fotoğraf Yazıları
  • Proust ve Brecht
  • Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri
  • Radyo Benjamin
  • Rüzgarda Asılı Arp
  • Uyuşturucu Deneyleri Tutanakları
  • Epik Tiyatro Üzerine Üç Metin
  • File Neden "Fil" Deriz
  • Tarih Kavramı Üzerine
  • Walter Benjamin Kitabı

--reklam--

Walter Benjamin Alıntıları - Sözleri

  • Bir aşkın tip ve niteliği, onun insanın adı -önadı- için hazırladığı alınyazısında en keskin çizgileriyle belli eder kendini.” (Parıltılar)
  • ''Anımsama ile uyanış arasında son derece sıkı bir bağ vardır..'' (Pasajlar)
  • Benzerlikleri keşfetme yeteneği zaten o eski, benzeme ve benzer davranma zorunun zayıf bir kalıntısından başka bir şey değildir. (Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk)
  • "Herkesin gözü dışarıdadır, ben gözümü içime çevirir, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım: Benim işim gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadarım." (Son Bakışta Aşk)
  • Bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. Ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu. (Tek Yön)
  • - " (...) İnsan daima yalnızca kendini yaşar..." (Walter Benjamin Kitabı)
  • . En küçük hikayeyi bile anlatmanın ne kadar özgürlük gerektirdiğini nadiren düşünürüz. ... (Walter Benjamin Kitabı)
  • "Deneyim yoksulluğu: Bu, insanların yeni bir deneyimin özlemini duydukları biçiminde anlaşılmasın. Hayır, insanların özledikleri deneyimlerden kurtulmak... İnsanlar, dışsal ve de içsel de olsa kendi yoksulluklarını tertemiz ve açıkça ortaya koyarak doğru dürüst bir şeylerin ortaya çıkmasını sağlayacak bir çevreyi özlüyor. " (Parıltılar)
  • Uzun tarihsel dönemler boyunca, insan topluluklarının varoluş biçimi nasıl değiştiyse, algı biçimi de aynı şekilde değişmiştir. (Teknik Olarak Yeniden)
  • "Kendine geri dönen etkinlik yetisi, Ben'in Ben'i olma yeteneği, düşüncedir. Bu düşüncenin bizzat kendimizden başka nesnesi yoktur." (Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri)
  • . Geçmiş şeylerin geleceği vardır. ... (Walter Benjamin Kitabı)
  • “Yolculuk yapmak, tanınanı geride bırakmaktır.” (Yalnızlık Anlatıları)
  • "Ben'in belirlenişi, kendisi üzerinde düşünsemesi... ancak kendisini, kendisine karşı bir Ben koyarak sınırlandırması koşuluyla olanaklıdır." (Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri)
  • İnsan nasıl, birinin oturduğu meskenden ve yaşadığı semtten onun tabiatı ve mizacı üzerine bir tasavvura varırsa, [...] (Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk)
  • Asıl ahlaksal olanın mecburen yanından geçip gidilir. (Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine)
  • Bir insanın gençliğinde arzu ettiği şey, ilerleyen yaşlarda bolca oluyor. (Masalcı)
  • “Yüzlerimizdeki kırışıklıklar ve buruşukluklar, bizi ziyarete gelen büyük arzuların, kötülüklerin, sezgilerin tescilidir; fakat biz, ev sahipleri, evde değiliz.” (Proust ve Brecht)
  • Mal denilen fetişe hangi dinsel tören kurallarıyla tapılacağını moda saptar. Grandville, modanın istemlerinin kapsamını, günlük kullanım eşyalarını ve evreni de içine alacak biçimde ge­ nişletir. Modayı en uç noktalarında izleyerek doğasını gün ışığı­ na çıkarır. Moda, organik dünyayla çatışkı içersindedir. Canlı beden ile anorganik dünya arasında bir tür pezevenklik yapar. Cesetlerin hakkını canlılarda gözetir. Anorganik dünyanın cin­ sel çekiciliğinin boyunduruğundaki fetişizm, modanın can da­ marıdır. Mal kültü, bu can damarını kendi hizmetine alır. (Pasajlar)
  • Geleneksel kitap edinme yollarından bir koleksiyoncu için en münasip olanı iade etmemek şartıyla kitap ödünç almaktır. (Kitaplığımı Yerleştirirken)
  • Eski ve güzel günleri değil, kötü ve yeni olanları temellendirin. (Proust ve Brecht)