Kitap Künyesi
Yazar: Juan Rulfo
Çevirmen: Süleyman Doğru
Orijinal Adı: Pedro Páramo
Yayın Evi: Doğan Kitap
İSBN: 9786050905090
Sayfa Sayısı: 150
--reklam--
Pedro Paramo Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İspanyolcanın Don Quijoteden sonraki en büyük başyapıtı!
Her yolu kullanarak istediği her şeyi elde eden toprak ağası, kötülüğün ta kendisi Pedro Páramo... Ölüm döşeğindeki annesinin -Marquezin Macondosuna esin kaynağı olacak- hayaletli köy Comalaya babasını aramaya gönderdiği Juan Preciado... Pedro Páramonun çocukluk aşkı, bütün ömrünce tutkuyla sevdiği Susanna San Juan... Ve hem Meksika edebiyatının hem de bütün İspanyolca edebiyatın temel taşlarından Juan Rulfonun tek romanı: Pedro Páramo.
--reklam--
Pedro Paramo Alıntıları - Sözleri
- -Öldü - dedim. -Öldü mü? Neden peki? -Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi.
- ''...o kadar aceleyle yaşıyor ki, bazen zamana karşı yarıştığını düşünüyorum.''
- "Hayatın da canı cehenneme!"
- - Sen deli misin? -Tabii ki deliyim...
- ''...birbirini sevmekle ilgilidir. Eğer ortada sevgi varsa, gerisinin hiçbir önemi yoktur.''
- Buradan nasıl gidilir? - Nereye? - Nereye olursa.
- "Ey hayat, beni hak etmiyorsun!"
- İnsanı her bir tarafından sıkan, sanki toprağı kanımızla ıslatacakmışçasına bizi paramparça ederek tozumuzu avuç avuç oraya buraya boşaltan bu dünya.
- Ancak öldükten sonra düşünmeye ve her şeyi anlamaya vakit bulabildim.
- "Ona, bizi bir köşeye sıkıştırıp birimizi diğerinin yanına koyarak birleştirenin yaşam olduğunu söylemek istedim.
- Beni senin mezarına gömdüler ve kollarının arasındaki boşluğa gayet güzel sığdım. İşte şimdi burada, senin yanındayım. Sadece, aslında benim seni kucaklamam gerekirdi diye düşünüyorum. Duyuyor musun? Dışarıda yağmur yağıyor. Yağmur damlalarının toprağa çarpışını hissetmiyor musun?"
- - Cehenneme inanır mısın, Justina? - Evet, Susana. Ayrıca cennete de inanırım. - Ben sadece cehenneme inanırım...
- ''Annemin, gömlek cebimde taşıdığım ve sanki o da sıcaktan terliyormuş gibi yüreğimi ısıtan resmini hissettim. Kenarları yırtık eski bir fotoğraftı bu...''
- - Yakınıyor mu? - Hayır, efendim, hiçbir şeyden yakınmıyor; ama derler ki ölüler artık hiç yakınmazlarmış.
- "Bu darağacını boylayanların ayaklarını özgürce sallama hakkından başka bir şey olmasa bile, tutmayın, bırakın beni!"
--reklam--
Pedro Paramo İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Nefretin ta kendisi: H. Ali Toptaş bir yazısında yazacağı roman ve okuyacağı kitapları düşündükçe hayatın kısa olduğunu okuyamayacağı birçok kitabın olacağını, bazı kitapların kör noktasında kaldığını bunları ya bir dostunun sayesinde ya da kendiliğinden okuyup gün ışığına çıkardığı kitaplardan söz ediyordu. İlgimi çekmişti bu kitaplar. Bunlardan biri Latin Edebiyatı'nın baş yapıtlarından biri kabul edilen; Marquez, Fuentes gibi yazarlara esin kaynağı olmuş Marquez’e bir arkadaşının "Sen kitap mı yazdığını sanıyorsun bir de bunu oku" diyerek verdiği bu kitabı birçok kez okuduğu âdeta ezberlediği söylenen Pedro Paramo'ydu. Pedro Paramo Juan Rulfo’nun tek romanı Ova Alev Alev isimli bir de öykü kitabı var. Roman Juan Preciado’nun ölmek üzere olan annesine, babası Pedro Paramo'yu bulacağına dair verdiği sözü tutmak üzere Comala'ya gelmesiyle başlar. Comala terk edilmiş bir yer görünümündedir. Bazen sesler duyulmaktadır yollardaki yarıklardan, duvarlardaki çatlaklardan… Kendi aralarında konuşmaktadırlar. İlk başlarda düzensiz birbiriyle ilgisizmiş gibi izlenim oluşturan paragraflarda geri dönüşler, geçişler, ileri sıçramalarla yapılan anlatım anlamlı bir okumayı zorlaştırıyor. Juan Rulfo sanki bir yap-bozu darmadağın etmiş önümüze bırakmış. Parçaları anlamlandırarak bütünü oluşturmaya çalışıyorsunuz. Kişilerle olayları birbirleriyle ilintilendirdikçe işiniz kolaylaşıyor. Kitabın başında sık sık yaptığım geriye dönüşler azaldı. Olayları kişileri kavradıkça merakımın artması itici bir güç oldu kitabı okumamda. Bu noktadan sonra sürükleyici bir kitap diyebilirim. Parçalar tamamlandıkça ortaya acı bir fotoğraf çıkıyor: Bu kadar dağınık, karmaşık, gerçeklik ile gerçeküstülüğün iç içe geçtiği anlatımın sonucunda ortaya çıkan anlamlar sarsıcı, üzücüydü. Pedro Paramo beklediğim gibi iyi bir karakter değilmiş. “Nefretin ta kendisi. Nefretin ta kendisidir o.” diyen kişi doğru söylemiş. Paramo babasından kalan borçları kapamak için Juan’ın annesiyle evlenerek kötülüklere başlıyor. Köylülerin topraklarını elinden alan, yoluna çıkan her engeli zalimce yok eden biri. Düğünde babasını öldürenin kim olduğunu bilmediğinden tüm düğünde olanlara ateş edebilecek kadar acımasız bir toprak ağası. Topraklarındaki birçok kadınla ilişki kuruyor bu ilişkilerden birçok gayrimeşru çocuğu var tanımıyor bile onları. Meksika devrim hareketlerinin yaşandığı yıllarda geçiyor kitaptaki olaylar. Bununla ilgili bir bölüm de yer alıyor kitapta. Pedro Paramo parasıyla rahibe günahlarını bağışlatabiliyor, satın aldığı adamları sayesinde kanunları kendisi koyuyor insanlara istediklerini yaptırıyor, karşı koyanları acımasızca cezalandırıyor. Yoksulluğun Comala’da yol açtığı büyük bir ahlaki çöküş, çürümüşlük yaşananları ağırlaştırıyor. Çocukluk aşkı olan Susanna da onun hastalıklı sevgisinden payını alıyor. Değdiği her yeri yakıyor Paramo. Bu romanın Juan Rulfo’nun yaşamından izler taşıdığını okudum, Pedro Paramo, yazarın dedesinin kitaba yansıması. Juan Preciado da kendisinin. Aynı zamanda bir fotoğrafçı olan yazar sanki metinleri yazmamış da bir fotoğraf makinesinin vizöründen yakaladığı kareleri deklanşöre basarak dondurmuş, baktığınızda içinizde acı bir tortu bırakan kareler… yoksulluğun Comala’da yol açtığı ahlaki çöküş, çürümüşlük içinde yaşananları artık bu dünyaya ait olmayan seslerden işitmek, acılarının hala devam ettiğini fark etmek sarsıcı ve üzücüydü. Hem biçem hem de kurgu mükemmel bir şekilde bütünleşmiş. Büyülü gerçeklik ve gerçeklik iç içe. Okuma bitince kendini daha çok duyumsatan gerçeklik. Kör Baykuş, Dönüşüm, Dava’da –okuduklarımdan- olduğu gibi anlamlandırmak için çaba gerektiren kitaplardan biri. Latin Amerika Edebiyatının bu usta kalemi ve eseriyle tanışmak çok güzeldi. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden iyi okumalar… (mısra)
Pedro Paramo: **Spoiler denen illeti içermemektedir** 900 sayfalık Şvayk okuma maceram bol sancılı bir sürece dönüşünce araya çerezlik bir kitap iliştirmenin iyi olabileceğini düşündüm. İnce olması nedeni ile de, hakkında hiç bilgi sahibi olmadan, tabiri caizse balıklama daldığım bir kitap oldu Pedro Paramo. Biraz ruhum dinlenir, biraz ferahlar, asli kitabıma geçerim, hayalleri ile başladığım Pedro Paramo, olağanüstü anlatımı ile beni şaşkına uğrattı. Kitabı noktaladıktan hemen sonra, başa dönüp tekrar okudum. Çünkü öyle haz alarak, öyle büyüsüne kapılarak okumuştum ki atladığım bir detay kalsın istemedim. Öncelikle, ben gibi şimdiye kadar duymayan, bilmeyen okurlara biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Juan Rulfo 1917-1986 yılları arasında yaşamış, asıl mesleği fotoğrafçılık olan Meksikalı bir yazar. Henüz bir yazar adayı olan Marguez'in yazdığı romanları beğenmeyen yazar dostu Alvaro Mutis, Marguez'e "Oku da nasıl yazılır, öğren" gibisinden Pedro Paramo'yu verir. Aynı gece kitabı üst üste iki kez okuyan Marguez, bunu takip eden bir yıl boyunca başka kitap okuyamadığını belirtir. Bir rivayete göre bu da yetmez, kitabı baştan sona harfi harfine ezberler... Rulfo "Verilen eserin sayısı değil, işlevi mühimdir, ben profesyonel bir yazar da değilim, canım isterse yazarım", diyerek geride, biri roman, biri de öykü olmak üzere, ne yazık ki sadece iki eser bırakmış. (Ölümünden sonra, derlenip yayımlanmış birkaç senaryo çalışması mevcut) Ailesi Meksika Devrimi sırasında katledilince yetimhanelerde büyümek zorunda kalan Rulfo, bu eserinde doğup büyüdüğü Meksika'nın mitolojik kültüründen, fantastik efsanelerinden ve batıl inançlarından bir hayli yararlanmış. Bu manevi değerler haricinde avcunun içi gibi bildiği Meksika kırsalını ve kırsalın insanını da olanca gerçekliği ile aktarmış. Romanımız, vefat eden annesinin vasiyeti üzerine, hiç tanımadığı babası Pedro Paramo'yu bulmak ve ondan hakkını almak için memleketi Comala'ya doğru bir yolculuğa çıkan Juan Preciado'nun, bu yolculuk esnasında ve sonrasında yaşadıkları üzerine kurulu... "-Hakkımız olmayan şeyleri ondan istemeye kalkma,- demişti annem. - Yalnız bana vermesi gerekip de vermediği şeyleri iste. Bizi böyle unutmasının hesabını sor ondan-” Kronolojik anlatım esasının resmen yok sayıldığı eserde, zaman mefhumu kesinlikle yok, geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışmış. Kimi zaman babasının çocukluğuna, gençliğine iniyor, kimi zaman Juan ile bu günü yaşıyoruz. Örgü süresince, birçok karakter, farklı zamanlarda olaylara dahil oluyor. Kısa ve etkili cümleler ile de sürükleyiciliğini muhafaza eden roman,gerek tematik yapısı, gerek anlatım teknikleri, gerekse olağanüstü imgeleri somut gerçekliklere yedirmedeki başarısıyla, bence büyülü gerçekçiliğin tam anlamıyla edebiyata tezahür etmiş hali. "Tan ağarırken iri iri yağmur damlaları düştü. Damlalar, sürülü toprağın yumuşak, ince tozuna değince kof sesler çıktı. Bir alaycı kuş toprağın üstünden uçarak geçti, ağlayan bir bebek sesi çıkardı uçarken. Sonra yorgunluktan bitmişçesine inledi, daha sonra da, ufkun aydınlanmaya başladığı noktaya varınca hıçkırdı, bir kahkaha attı, yine inledi. Fulgor Sedano toprak kokusunu içine çekti, sürülmüş toprağı ıslatan yağmura baktı. Küçücük gözleri mutluluk doluydu. Islak toprak kokusunu üç yudumda içtikten sonra. dişlerini göstererek güldü." Düş ile gerçeği harmanlayan yazar, deneysel roman teknikleri haricinde iç monolog, geriye dönüş, bilinç akışı, metinlerarası gibi tekniklerden de ziyadesiyle istifade ederek bireyin ve bireyin doğasının en ince detaylarını, gotik bir üslup ve şiirsel bir dil ile okura sunmuş. Ben bu romanda Yunan mitolojisinden de çok esinlendiğini düşünüyorum, şöyle ki, ana karakterimizin babasını arama çabaları bana İthaka Kralı Odisseus ve onun Penelope'den olan oğlu Telemakhos ile olan ilişkisini anımsattı. "Sesler. Gürültüler. Fısıltılar.Uzak şarkılar: Sevgilim mendil verdi, Oyası gözyaşından...." Rulfo'nun bizzat tanıklık ettiği iç savaş ve Meksika Devrimi yıllarınin etkileri de eserde göze çarpıyor. Ülkede mevcut hükümetlerin kötü yönetimlerinin yol açtığı adaletsizlikler, açlık, yoksulluk, ahlaksızlık, suç, ölüm, bağnazlık, ataerkil aile yapısı gibi konular da kurguya girince, çok katmanlı bir eserin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş. "Hükümete ve sizin gibi adamlara karşı ayaklandık, çünkü dayanamıyoruz artık. Hükümetin tutar yanı yok; hepiniz madrabaz, aşağılık adamlarsınız. Hükümet hakkında daha fazla konuşmayacağım, bundan sonra kurşunlarımızı konuşturacağız çünkü." 1970 yılında Meksika Ulusal Edebiyat Ödülü alan Pedro Paramo, yıllar sonra değerinin anlaşılması üzerine 1985 yılında bir de İspanya Cervantes Ödülü ile onurlandırılmış. Borges, Fuentes, Marquez gibi üstadlara yol gösterici nitelikte bir yazar olan Rulfo 'yu okumak için ben çok geç kalmışım, lütfen siz kalmayın... Her ne kadar 118 sayfalık minik bir kitap gibi duruyor olsa da, zor bir okuma süreci olacağını, bu nedenle yüksek bir motivasyon ile bu sürece girişmenizi, şimdiden önemle belirteyim. 2020 yılını bitirirken okuma listeme bir "en" daha eklemenin haklı gururunu da yaşıyorum elbet. Ben Tomris Uyar'ın muhteşem çevirisi ile okudum,onu da anmadan geçmeyeyim. Lütfen bu eseri okuyun, hele hele yolunuz edebiyat ile bir yerlerde kesişmiş ise muhakkak okuyun. "Bu köy yankılarla doludur. Duvarların oyuklarına ya da taşların altına sıkışmış yankılar. Sokakta yürürken başka ayak sesleri de duyarsın, hışırtılar, kahkahalar gelir kulaklarına. Bugüne kadar gülmekten yorgun düştükleri izlenimini uyandıran eski kahkahalar. Kullanıla kullanıla aşınmış sesler. Bunların hepsini duyabilirsin. Bana kalırsa bir gün ölüp gidecek bu sesler." Pedro Paramo, sömürülen bireyin romanı efendim, lakin siz biz gibi normal değil, arafta bireyler bunlar! (Seda Bera)
Latin Edebiyatı :): Bilinç akışı, zamanda sıçramalar, iç monolog gibi karışık tekniklerin kullanıldığı Latin edebiyatına ait kısa ama çok değerli bir kitap okudum. Konuşanın kim olduğunu anlamak için düşünürken geçmişin hayaliyle bugünün buluştuğunu görüyorsunuz. Zor ama bir çırpıda okunan bir roman. Roman akışı içinde olaylar verilirken bu sıçramalar önce kafanızı karıştırsa da sonunda ilginç bir şekilde her şeyi kavrıyorsunuz ve kitabı bırakmak istersenizde elinizden bırakamıyorsunuz. Hayal ile gerçeğin sıçramasını yaparken önünüzde; sıcaktan kavrulmuş topraklar, mısır tarlaları, işçiler, zalim bir adam Pedro Paramo, onun biricik sevdiği Susana ve onun ölümünün ardından her şeyi yakıp yıkarak çaresizce giden sevgilinin ardından bakakalan yalnız bir adam fotoğrafını zihninize yerleştiriyor yazar. Adeta roman parça parça fotoğraflarla gözünüzün önünden akıp gidiyor. Bu kadar karmaşık bir anlatımla bunu yapabilmiş olması oldukça ilginç. Eseri keyifle okudum ama çok sevdimi yoksa hiç sevmedin mi inan bir şey diyemiyorum ama dizs keyifli okumalar diliyorum :) (irem çakıroğlu)
--reklam--
Kitabın Yazarı Juan Rulfo Kimdir?
Juan Rulfo, (d. 1917, Sayula, Meksika - ö. 1986), Meksikalı yazar.
Juaak çalıştı. 1953'te "Kızgın Ova" adlı kitabında toplayacağı kısa öykülerinin çoğu daha önce Pan dergisinde yayımlandı. Tek romanı "Pedro Paramo" ise iki yıl sonra 1955'te okuyucuya ulaştı. 1933'ten sonra sürekli olarak Mexico şehrinde yaşayan Rulfo, Ulusal Yerli Araştırmaları Enstitüsü'nün yayın yönetmenliği bölümünde görev aldı ve Meksikalı Yazarlar Merkezi'nde genç yazarlara danışmanlık yaptı. 1986'da öldüğünde, Meksika'da Ulusal Edebiyat Ödülü ve İspanya'da Cervantes Ödülü'ne değer görülmüş, Meksika Edebiyat Akademisi'ne seçilmiş bulunuyordu.
--reklam--
Juan Rulfo Kitapları - Eserleri
- Pedro Paramo
- Ova Alev Alev
- Altın Horoz
--reklam--
Juan Rulfo Alıntıları - Sözleri
- Insallah iyi ve erişilemeyecek kadar güzelsindir (herzamanki gibi diyecektim ki bazen çok çirkin olduğun aklıma geldi) (Altın Horoz)
- birini suçlamak istediklerinde nasıl suç icat ettiklerini sen bilirsin. (Altın Horoz)
- “Duyması gerekecek bizi birinin.” (Altın Horoz)
- Kötü olanlar yaşayanlardır. Sen buna inanmıyor musun? Ölüler kimseyi rahatsız etmez; durmadan başkalarının yaşamını karartmaya çabalayanlar yaşayanlardır. Yakınlarının kalbini kırmak için kendilerini bile öldürürler. Böylelikle sana her şeyi söylemiş oldum. Buna karşın ölülerin başkalarından nefret etmelerine bir sebep yoktur. Fevkaladedirler. İyidirler. Yeryüzünün en iyi varlıklarıdırlar. (Altın Horoz)
- Ancak öldüğümüz zaman gönlümüzce dinleneceğiz. (Ova Alev Alev)
- "...fakat siz de bilirsiniz, dünyayı mekân tutanın yapacak işi çok olur..." (Altın Horoz)
--reklam--
- "Ona, bizi bir köşeye sıkıştırıp birimizi diğerinin yanına koyarak birleştirenin yaşam olduğunu söylemek istedim. (Pedro Paramo)
- -Öldü - dedim. -Öldü mü? Neden peki? -Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi. (Pedro Paramo)
- "Hayatın da canı cehenneme!" (Pedro Paramo)
- Onun yerini gösteren bizzat kendi öfkesi oldu. (Ova Alev Alev)
- Siz de ben de biliriz ki, zaman, insanın sırtında taşıyabileceği en ağır yükten bile daha ağırdır. (Ova Alev Alev)
- kimseye şükran borcum olmadığını bilirsem kendimi daha iyi hissederim. Bir sürü insanı memnun etmek zorunda olmadığımı bilmek, zavallılığımı ve umutsuzluğumu daha az hissetmemi sağlar. (Altın Horoz)
- Kim derdi ki o kadar eski, o kadar unutulmuş ve onun geçmişe gömülü zannettiği bir olay tekrar karşısına çıkacak? (Ova Alev Alev)
--reklam--
- ''...birbirini sevmekle ilgilidir. Eğer ortada sevgi varsa, gerisinin hiçbir önemi yoktur.'' (Pedro Paramo)
- Beni senin mezarına gömdüler ve kollarının arasındaki boşluğa gayet güzel sığdım. İşte şimdi burada, senin yanındayım. Sadece, aslında benim seni kucaklamam gerekirdi diye düşünüyorum. Duyuyor musun? Dışarıda yağmur yağıyor. Yağmur damlalarının toprağa çarpışını hissetmiyor musun?" (Pedro Paramo)
- ''Annemin, gömlek cebimde taşıdığım ve sanki o da sıcaktan terliyormuş gibi yüreğimi ısıtan resmini hissettim. Kenarları yırtık eski bir fotoğraftı bu...'' (Pedro Paramo)
- "Bu darağacını boylayanların ayaklarını özgürce sallama hakkından başka bir şey olmasa bile, tutmayın, bırakın beni!" (Pedro Paramo)
- ''...o kadar aceleyle yaşıyor ki, bazen zamana karşı yarıştığını düşünüyorum.'' (Pedro Paramo)
- "Açlık diye bir şey var, baba; siz iyi yaşadığınız için hissetmiyorsunuz ama... " (Ova Alev Alev)
- "...sonu kötü olacak; işte buraya yazıyorum, sonu kötü olacak." (Ova Alev Alev)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin