Kitap Künyesi
Yazar: Mustafa Sıbai
Çevirmen: Nureddin Yıldız
Çevirmen: Yusuf Yılmaz
Yayın Evi: Risale Yayınları
İSBN: 9789756223049
Sayfa Sayısı: 132
Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Son dönemde yazılmış Peygamberimizin hayatını konu alan eserler arasında bir klâsik olarak yer alan bu çalışma Hz. Muhammed’in hayatını özlü bir şekilde anlatmaktadır. Bu emsalsiz şahsiyetin hayat ve olaylar karşısındaki davranış ve yaşam tarzından alınacak dersler ve ibretler ise özetlenen her konunun sonunda maddeler halinde sunulmaktadır.
Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler Alıntıları - Sözleri
- İslâm dininde camilerin bir diğer önemli yönü ise her hafta Cuma günü hutbelerle insanların iyiliğe, faydalı işlere çağrıldığı vaaz ve irşatlarla birlik ve beraberlik halinde gafletten kurtuluşa, zalimlere ve putlara karşı koymaya, Allah'ın iyi ve güzel esaslarına davet edilişidir. Bizler çocukluk devremizde emperyalist. Sömürüye, emperyalizme, Siyonizm'e karşı bilinçlenme ancak camilerde olabilir. Cehalete karşı ilk meşale camilerden yükseltilmelidir. Bugün bu işlevselliği göstermeyen camilerimiz, bugünkü durumunun sorumluluğu cchalet ve gaflet içerisinde yalnızca geçimlerini düşünen bazı kişilerin bazı camileri kontrolleri altına almış olmalarındandır. Fakat bununla birlikte bilinen odur ki, Allah ve Rasûlünc samimiyctlc bağlı, tüm müminIcrc nasihat eden, İslâmı bilen ve yaşayan insanların camileri işlevine kavuşturmasıyla, cami yeniden toplumun sosyal problemlerini çözcn• fesadı vc kötülüğü ortadan kaldıran ve topluınu Islâm'a yönlendiren gerçek hüviyetine, gönülleri İslâm ilc dolu, Rasûlullah ahlâkı ilc ahlâklanınış mümin gençlerin minber ve mihraplara sahip çıkmalarıyla tekrar dönecektir, InşAllah.
- Haçlıların elinden Kudüs’ü yeniden fetheden Selahattin Eyyubi yaşlılara, kadınlara, çocuklara hatta esir savaşçılara dahi hiçbir şekilde dokunmamıştır. Halbuki haçlılar, Kudüs’ü işgalleri sırasındaMüslümanlara mescidi Aksâ’ya toplanmaları ve beyaz bayrak asmalar halinde hiçbir zarara uğramayacaklarını belirtmişler, ardından da müslümanlara mescidi Aksâ’ya toplanmaları ve beyaz bayrak asmalar halinde hiçbir zarara uğramayacaklarını belirtmişler, ardından da mescide sığınanları teker teker öldürmüşlerdi. Öldürülen alim, zahid, kadın ve çocukların sayısı yetmiş bini bulmuştu. Tarihte tespit olunan ve papaya yazılan bir mektuptaki Şu cümleler, insancıl oldukları iddiasındaki insanların gerçek yüzlerini açıkça ortaya koymaktadır: “Sokaklar kanla doldu. Atlılarımız sokakları dolaşırken Müslüman kanı atlarımızın topuklarını örtmekteydi.”Bütün bunlar, Lawbo isimli tarihçinin “Tarih İslam ordularından daha şefkatli ve adaletli fatihlere rastlamamıştır.“ diye nitelendirdiği komutan ve askerlerimizi övmek için söylemiyoruz. Bize insanlığın 20. asırda yaşayan hümanizm propagandacılarından, yılın bir tek gününü analar, babalar, çocuklar günü ilan edenlerden ne denli ileride olduğumuzu belirtmek için, kendilerinin sakladıklarını bildiğimizi ve gafil insanlar dışında bir kimseyi kandırmadıklarını belirtmek için söylüyoruz.
- Hz. Ömer (r.a) der ki : 3 şey için ilim öğrenme; 1) İnsanlarla mücadele etmek için 2) Övünmek için 3) İnsanlara gösteriş için 3 şey için de ilmi terketme; 1)İlmi öğrenmekten utanarak 2) İlmi kıymetsiz sayarak 3) İlmin yerine cahilliğe razı olarak
- Hele onun peygamber olarak geçirdiği hayatını senesi senesine, günü gününe en ince aydın ayrıntılarıyla bilmekteyiz. Batılı düşünür ve araştırmacılar bu hakikati itiraf etmek zorunda kalmışlar ve şöyle demişler: “Şüphesiz ki Muhammed, güneşin aydınlığı altında doğmuş olan tek kişidir.”
- Cahiliye dönemi Arapların gelenek ve adetlerini, Peygamber efendimizin (sav) davetine onu yok etme planlarını, Peygamberimizin (sav) kafirlerle yaptığı bütün savaşlarda maddi imkansızlıklara rağmen zafer kazanmış olmasını, 23 sene gibi kısa bir zaman dilimine sığdıran büyük başarısını anlayabilen kimse, Peygamber efendimizin, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna, kendisinin karşılaştığı tüm zorluklar karşısında sebat ve kuvveti ile başarı elde etmiş olması onun Allah tarafından gönderilen hakiki bir peygamber olduğuna delalet ettiğine inanır.
- İbrahim Ethem şöyle demektedir: "Bizler gece ibadeti dolayısıyla o denli büyük bir nimet üzerineyiz ki eğer krallar bizim elimizdeki bu nimeti bilmiş olsalardı, onu elimizden almak için savaşırlardı."
- Yahudiler, tabiatı gereğiyle iyilikten anlamayan, sözlerine güvenilmeyen fırsatçı bir millettir..
- ......وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ...... - (Ey habibim!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
- PEYGAMBER EFENDİMİZİN(S.A.) HAYATININ ÖZELLİKLERİ "Biz onun hayatında, ashabının kendisine karşı olan sınırsız sevgi, itaat ve sadakatini gördüğümüz gibi, savaş meydanlarında cesur bir savaşçı, muzaffer bir kumandan, eşsiz bir siyasi deha, iyi bir komşu; sözüne ve antlaşmalarına sadık bir önderin hayatını da görmekteyiz."
- İbrahim Ethem şöyle demektedir: "Bizler gece ibadeti dolayısıyla o denli büyük bir nimet üzerineyiz ki eğer krallar bizim elimizdekl bu nimeti bilmiş olsalardı, onu elimizden almak için savaşırlardı."
- "Hak ile batıl arasında süren bu mücadele, hakkın zaferi kesinleşinceye ve batıl son nefesini verinceye kadar sürecektir."
- Bugün Mescid-i Aksa'nın bulunduğu, küfür tarafından el konulan Filistin toprağını savunmak İslam'ın savunulması demektir. Bu toprakların kurtarılması İslam'ın kurtarılması manasına geleceğine göre, Allah, kendisine ve Rasulüne inanan herkesi bundan sorumlu tutacaktır. Bundan dolayı tüm dünya Müslümanları ruhlarında bu davayı taşımalı, düşüncelerinden Filistin'i bir an olsun çıkarmamalıdır.
- Peygamber'in (s.a.)hayatının tehlikede oluşu Hz. Ebu Bekiri (r.a.)heyecanlandırmış idi. Ve "Ey Allah'ın Resulü Allah'a yemin olsun ki onlardan birisi ayağının ucuna bakacak olsa bizi görecek." dedi.Bunun üzerine kainatın efendisi, önderimiz, Rasulullah (s.a.) ise kısaca şu cevabı verdi:"Ey Ebu Bekir, O üçüncüleri Allah olan o iki kişiyi sen ne zannediyorsun?"
- Şahıslara değil, yalnızca Allah'a güven.
Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bilhassa gençlere yönelik kısa ve direkt mesaj içerikli bir siyer kitabı. Yazar olayları "hicret zamanı, Mekke'nin fethi, gazveler" gibi başlıklar altında kategorize etmiş ve maddeleyerek hangi hadisenin ne zaman olduğunu hatırlamayı kolaylaştırmış. Her bölümün sonunda yine madde madde davetçinin ya da bir Müslümanın alması gereken ibretleri ele almış. Siyer alanında yalın ve derli toplu, mesaj öncelikli bir eser. Okunması ve tavsiye edilmesi gerekenlerden. (Ayşenur)
Yazarı Suriye kökenli. Şimdiye kadar peygamberimizle ilgili 5-6 Kitap okumuştum. Hepsi aynı seviyede idi. Bu biraz ağır geldi. Peygamberimizle ilgili birçok bilgiyi bu kitapta ilk defa öğrendim. Tabi doğru ise. Öc alma, kısasa kısas gibi duygu ve davranışlar peygamberimizin tavsiye etmiyeceği durumlardır bence. (Mustafa ASLANOĞLU)
Kitabın Yazarı Mustafa Sıbai Kimdir?
1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakimdan zengin bir aileye mensuptu. Babasi ve dedeleri nesiller boyu büyük camide hatiplik yapagelmislerdir. Mustafa Sibai yetisme esnasinda ilk etkilenmeyi alim ve mücahid bir hatip olan babasi “Hasaneyn esSibai”den almisti. Babasi ülke düsmanlarinin gözünde çok önemli bir konuma sahipti. Suriye’de emperyalistlere karsi verilen istiklal hareketini benimseyenlerin ve destekleyenlerin basinda geliyordu. Hatta bu yolda mücahidleri yönlendirmede ve Fransizlara karsi silahli mücadelede Mustafa Sibai’nin babasinin oldukça büyük payi vardi. Tagutlara, dikta rejimlere ve emperyalistlere karsi silahli mücadeleler vermisti. Hasaneyn Sibai diger yandan hayir cemiyetlerine yardimda, fakirlere ve ihtiyaçlilara destek olmada da hizmetler verdi.rnrnBabasinin bu yönleri Mustafa Sibai’ye yetismesinde çok tesirli olmustu. Mustafa Sibai’nin yetistigi zor sartlar onun daha ilk senelerden itibaren vatan için fedekarliklara katlanmasina, Allah’in dini ugruna cihada atilarak, düsmanlarla savasmasina sebep olmustu.rnrnBu mücadeleli hayati hiç bir zaman onu ilmi çalismalar yapmaktan alikoymamis, aksine ilim tahsiline de çok önem vermisti. Babasiyla birlikte devamli olarak alimlerin olusturdugu ilim meclislerine gider ve onlarin ilmi birikimlerinden istifade ederdi.rnrn rnMUSTAFA SIBAI’NIN TAHSILIrnrnMustafa Sibai tahsil hayatina Kur’ani Kerim’i ezberlemekle baslayarak ilkokul çagina kadar babasinin yaninda temel bilgileri aldiktan sonra “Mesudiye” medresesine girer. Ilk tahsilini üstün bir basariyla tamamladiktan sonra 1930’da liseden parlak bir talebe olarak mezun oldu. Hocalari onun çok büyük bir alim olacagini bekliyorlardi.rnrnBüyük bir zekaya sahipti. Çok uyanik ve hazir cevap oldugu için hocalari, akrabalari ve onu taniyan herkesi hayrete düsürüyordu. Okuldaki derslerinde en ufak bir aksatma yapmadigi gibi ayrica çesitli ilmi toplantilara da katiliyordu. O zaman bu gibi toplantilari Mustafa Sibai’nin babasi Humus alimleriyle birlikte organize ediyordu. Bütün bunlarin disinda o Humus’un alimlerine giderek onlardan istifade ediyordu. Mesela Humus müftüsü Seyh Tahir elatasi derslerine devam ettigi üstadlarindan biri oluyordu. Bunun yaninda Zahit Atasi, Muhammed Yasin, Abdusselam ve Enes Kelalib’de yine ders aldigi üstadlarindan bir kaçiydi. Derslerinin ve gittigi toplantilarin yanisira, okumaya ve arastirmaya da çok düskündü. Talebeligi esnasinda bir çok defalar Büyük Camideki cuma hutbelerini o okurdu. Çünkü babasi bu camide hatiplik yaptigi için o da babasinin yerine bu hutbeleri okurdu. Mustafa Sibai ilmi olarak bu durumdayken yasi daha onsekizdi.rnrnOndaki güzel uslub, üstün zeka, olgun akil, açik fikri ve cesareti onu ülkesinde üstün bir dereceye yükseltmisti. Ilmi olarak belirli bir noktadan sonra kendisini seri ilimlerde daha fazla yetistirmek için Misir’a giderek Ezher üniversitesine giren Sibai 1933’de bu üniversitenin Fikih bölümüne baslar. Ondaki ilmi olgunluk herkesi sasirtmis ve adi artik arkadaslarinin ve hocalarinin dillerinde dolasir olmustu. Daha sonra bu bölümü bitirip “Usulid din”kismina geçen Mustafa Sibai burasini da üstün bir dereceyle bitirdikten sonra doktoraya baslar.rnrnDoktorasini Islâm hukuku dalinda yapan Sibai 1949’da yazdigi kitabi Ezher’in ileri gelen hocalari önünde büyük bir ilmi cesaretle tartisarak doktor ünvanini alir. Konusunu dinleyen komisyon onun ilmi inceligine ve tartistigi konuya olan hakimiyetine hayran kalmislardi. Çünkü bütün görüslere ve müstesriklerin ortaya atmis olduklari tüm süphelere karsi ilmi cevaplar vererek peygamberin sünnetine karsi düsmanlik besleyenleri susturuyordu.rnrnÖyle ki Mustafa Sibai’nin doktora tezi olarak “Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu” adiyla yazmis oldugu kitap, konusunda bir müracaat kaynagi olarak her arastirmaci, her alim ve her talebe için sünnetin Islâm fikhindaki konumunu müdafada en etkili bir silah oluyordu.rnrn rnSIBAI’NIN ÇALISMA VE DERS VERME HAYATIrnrnMerhum ilmi yayginlastirdigi ve faziletli talebelerinin yetismesine vesile oldugu için ders vermeye çok büyük ragbeti vardi. Çünkü mesuliyetini idrak edebilecek bir neslin yetismesinin ancak egitimle mümkün olabilecegini iyi biliyordu. Ancak böyle bir nesil ülkeyi emperyalistlerden ve onlarin biraktigi kötü tesirlerden kurtarabilirdi. Bu mesuliyetlerin en basi ise Filistin’in kurtarilmasiydi ki her seyden evvel geliyordu. Iste her seyiyle iyi yetismis bu nesil toplumlarini saglam ahlaki esaslara dayanan kaideler üzerine bina edebilirdi. Bütün bunlari düsünen Sibai ders okutmayi tercih ederek arapçanin gramer inceliklerini ve dini terbiye usullerini Humus medreselerinde okutmaya baslar. Daha sonra Sam’a intikal eden Sibai, orada kendisine bagli kardeslerle birlikte bir medrese kurmaya baslayarak terbiye yolunda hedeflerini gerçeklestirmeyi planlar. Çünkü hükümete ait okullarin programlarinda bu terbiyeyi verecek kapasiteyi görememektedir. Ustelik bu okullar gerçek terbiye usullerini de kaybetmislerdi.rnrnBundan dolayi bir de Sam’da arapça dilinin inceliklerini hedef alan bir lise açar. Daha sonra Islâm Medeniyeti Cemiyeti de Üstad Sibai’nin idaresine katilinca bu lisenin ismi “Islâmi Arap Lisesi” olarak degistirilir. Bu lise günümüze kadar hala egitimine devam etmektedir. Fakat su anda belirli sebeplerden kurucusuyla hiç bir alakasi yoktur. O zaman yalniz bu liseyle yetinmeyip çesitli kazalara da bu lisenin subelerini açmisti. Üstad Sibai bu lisenin ilk müdürüydü. Onun zamaninda bu liselerden bir çok talebe mezun olarak egitim ve diger görevlerde vazife yapmislardi. Bu liseler ilmi ve ahlaki bakimdan mesuliyetini en iyi bir sekilde idrak edebilecek pek çok talebe yetistererek ülkenin en hayirli okulu durumuna gelmisti. Fakat üstadin üstün kabiliyeti ona bu lisedeki görevinden daha büyük bir mesuliyeti yükleyerek onu Sam üniversitesi Hukuk fakültesinde hocalik yapmaya zorlar.rnrnBöylece 1950’de üniversite hocaligina tayin edilen Sibai ders vermede hocalar arasinda en üstün seviyede birisiydi. Bu yeni görevide Üstad’in ilmi kudretini tam kapliyamamisti. Onun ülkeye karsi hissettigi mesuliyet duygusunun üstünlügü, ilmi olgunlugu ve Islâmi çalismalara olan düskünlügü ondan daha fazla isleri bekliyordu. Bu sefer üstad Islâmi ilimlere mahsus müstakil bir seriat fakültesinin kurulmasini düsünmeye basladi.rnrnBu fakülte tipki üniversitelerdeki diger fakülteler gibi bagimsiz olacak fakat Islâmi konularda alim yetistirecekti. Bununla Islâm ümmetine ve tüm insanliga asrimizda ve gelecekte ilerleme ve hayir takdim etmeyi istiyordu. Bütün engellemelere ragmen bu fakültenin açilisi 1955’de tamamlanmis Sibai de ilk dekani olmustu. Dekanligin yani sira yine hukuk fakültesindeki hocalik görevini ve diger mesuliyetlerini sürdürüyordu. Üstad Sibai seriat Fakültesine dekan oldugu andan itibaren diger üniversitelerde bu fakültenin düsüncesi paralelinde olan tüm hocalarla yardimlasmis ve onlardan da bu konuda istifade etmisti.rnrn rnÖRGÜTSEL ÇALISMALARIrnrnMayis 1945 de Fransizlar ülkeye karsi düsmanliklarini ve zulümlerini tekrar estirdiklerinde Sibai’de Humus da silahli mücahidlerin basinda Fransiz emperyalistlerine karsi cihad etmeye baslamisti. Bu direniste ilk mermiyi de Sibai atarak kendisi ve adamlarinin kahramanliklari ve cesaretleri, Fransizlarin kalblerine korku salmis, onlari yenilgiye ugratmisti.rnrnYirminci yüzyilin baslarina kadar Sam ülkeleri diye bilinen Suriye, Lübnan ve Filistin bölgelerinde Islâmi düsünce açik ve net olarak ortaya koyulmamis ve asrinin kültürüyle Islâmi ilimleri birarada toplayacak bilgili Islâm davetçileri henüz yetistirememisti. Sadce bazi dini bilgileri elde etmis alimler, tarikat erbablari ve bazi cemiyetler vardi. Onlar da çalismalarini sadece Islâmin bazi yönlerini izaha ve yasamaya hasretmislerdi. Mesela Islâmin ahlaki yönüne davet ederler diger yönlerine ihtimam göstermezlerdi. Ayrica bu cemiyetler toplumun problemlerini çözmekten de çok uzaktaydilar. Diger taraftan bu cemiyet ve tarikatlar davetleri esnasinda dine sokulmus bir çok hurafe, bidat ve sapikliklara da çagirmaktan geri kalmiyorlardi. Iste bu durum Islâmi ve onun bazi yönlerini temsil edenleri toplumdan ve onlarin problemlerini çözmekten uzak tutuyordu. Bu durum karsisinda Mustafa Sibai Islâmi tüm yönleriyle anlayan, yasayan ve ona samimi inanarak davet eden ve yeryüzünde kuvvet yerine hakkin hakim olmasini saglayacak bir cemaatin varligina ihtiyaç olduguna inanarak böyle bir cemaati olusturmak için insanlara hedeflerini açiklamis ve onlari bir bütün olarak Islâma davet etmeye baslamisti. Mustafâ Sibai’nin bu çagrisina bir çok topluluklar süratle iltifat ederek etrafinda halkalanmislardi. Ama ülkenin o zamanki sartlari ona pek firsat vermemisti. Suriye’de emperyalistler ve onlarin yerli usaklari bu davetin yolunu tutuklama, iskence ve hapislerle engellemeye çalisiyorlardi. Onlar kuwetli bir Islâmi hareketi ortaya koyabilecek güçlü bir cemaati hiç bir zaman istemiyorlardi. Fakat bütün bunlara ragmen Mustafa Sibai ilk olarak bazi Islâmi cemiyetleri Humusta ve diger mintikalarda açmâya baslamisti bile. Kurdugu bu teskilatlarin arasinda Humus’ta “Rabitatuddiniyye” Sam’da “Muhammedin Gençleri” ve “Müslüman Gençler”i sayabiliriz. Mustafa Sibai Suriye’deki Islâmi çalismalarini 1933 senesine kadar sürdürerek ayni yil daha yüksek bir egitim yapabilmek için Misir’a gitmisti. Kahire’ye yerlesir yerlesmez hemen büyük islam davetçisi Hasan elBenna ile irtibata geçti. Onunla görüsmeden önce Benna hakkinda ve onun Islâmi cihadi konusunda çok seyler duymustu. Bu büyük davetçi; üstün liderligi ve samimi çalismalariyla Ihvani müslümini ortaya koymus, her türlü zorluklara ragmen Misir’da Islâmi düsüncenin boy salmasini saglamisti. Dr
Mustafa Sıbai Kitapları - Eserleri
- Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler
- İslam Hukuku'nda Sünnetin Yeri
- Hz. Muhammed (S. A.V.)'in Hayatı
- Aile Ahlakımız
- Oryantalizm ve Oryantalistler
- Hz. Muhammedin Hayatı Dersler ve İbretler
- İslam Sosyalizmi
- Hayatın Bana Öğrettikleri
- Hayat Bana Böyle Öğretti
- Günümüz Meselelerine İslami Çözüm
- İslama ve Garblılara Göre Kadın
- Tarihe Yön Veren Büyüklerimiz
- Kadının Yeri
- Hakeza Allemetni'l-Hayat مصطفى السباعي
- İslam Medeniyetinden Altın Tablolar
Mustafa Sıbai Alıntıları - Sözleri
- Avrupa tarihi egoist ve zorba medeniyetlerin hikayesidir. Avrupalı insan ya esirdir ya zorba. (İslam Sosyalizmi)
- Sosyalizm, tatmin edici bir toplum düzeni kurmak amacıyla, ekonomik alanda bireysel çıkarların serbest tatminine imkan vermeyen, onun yerine kollektif bir sosyal yapıyı geçirmek isteyen doktorinlerin genel adıdır. (İslam Sosyalizmi)
- "İslam dini kız çocuğuna kötü davranmayı, ona vurmayı ve kötü muamelede bulunmayı kesinlikle yasaklamakta, bu durumu hoş karşılamamaktadır." (Aile Ahlakımız)
- . • Müslümanların kafasına peygamberleri, Kur'an'ları , hukuk sistemleri ve fıkıhları ile ilgili meselelerde şüphe ve tereddütler sokarak zihinlerini bulandırmak. • Müslümanları, medeni kültür miraslarının değerinden şüpheye düşürmek. • Müslümanların kendi kültürlerine olan güvenlerini zayıflatmak, bütün insani değerlerine, inanç esaslarına ve yüce prensiplerine şüpheci bir gözle bakmalarını sağlamak. • Çeşitli ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki bağları koparmak, kardeşlik ruhunu zayıflatmak. . (Oryantalizm ve Oryantalistler)
- Allah yolunda her ölüm şehitliktir. Hak yolunda her eziyyet, şereftir. İslâm hareketinden dolayı başa gelen her bela ebediyyettir. (Hz. Muhammedin Hayatı Dersler ve İbretler)
- " Kainatın sırlarına ya da hidayete ulaşmak,ancak ilim ve tefekkür ile olur." (Günümüz Meselelerine İslami Çözüm)
- Şehvet nice saygın insanları zillete düşürmüştür. (Hayatın Bana Öğrettikleri)
- İki yer 343-İki yerde ağla, mahzuru yok: fırsatını bulduğun halde yerine getiremediğin, kaçırdığın ibadetlere ve terk ettikten sonra yeniden işlediğin günahlara. İki yerde sevin, bir mahzur yok: yaptığın iyiliğe ve yapılması için yol gösterdiğin iyiliğe. İki yerde çokça ibret al: Allah'ın güçlü bir zalimin belini kırmasında ve facir bir alimin kusurlarını ortaya çıkarmasında, İki yerde uzun süre kalma: Allah'a karşı suç işlenmiş yerde ve geçmişte insanlara iyilik yaptığın yerde. İki yerde pişmanlık duyma: arkadaşlarına yaptığın iyiliğin takdir edilmemesinde ve affettiğin hizmetçilerinin senin affını takdir edememelerinde. İki yerde insanları diline dolayarak alay etme: düşmanla”rın ölmesinde ve doğru yolda olanların sapmasında. İki yerde tevazuyu terk etme: cenazeyi götürürken ve felaketlere şahit olurken. İki yerde harcamayı kısıtlama: sağlığını korumada ve şahsiyetini korumada. İki yerde cimrilik yapmaktan utanma: Allah'a isyan olar yerlere harcama yapmada ve ihtiyaç olmayan yerlere harcamada. İki yerde kendini unut: Allah'ın huzurunda ve senden yardım isteyene yardım ederken. İki yerde büyüklenme: Vazifelerini yaparken ve mütevazı biriyle otururken. İki yerde tevazu gösterme: düşmanınla karşılaşmada ve kibirlilerle oturmada. İki yerde yapabildiğin kadar çok yap: ilim talep ederken ve iyilik yaparken. İki yerde yapabildiğin kadar az yap: yemeği çok yemeyi ve boş işlerle meşgul olanlara eğlenmeyi. İki yerde zamanın değişebileceğini düşünerek kontrollü harca: sağlığını ve gençliğini. İki yerde ağlanılmasından rahatsız olma: haksızlığa uğrayan kadının ağlamasında ve suçlu olduğu iddia edilenin yakalanınca ağlamasında. İki yerde gülmek seni aldatmasın: zalimin sana gülmesi ve dertlinin senin yanında gülmesi. Bir yerde şu iki şey dışındakiler için gönlünü bağlama: Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir sevgi bulunmayan hayatında. Bir yerde yalnız bir şeyi yap: Ölüm anında, yalnızca Allah'ın rahmetini ümit et. (Hayat Bana Böyle Öğretti)
- Ümmet, sıkıntı ve zorluk içersinde iken ferdin nimetle dolu olması manasızdır. Başkaları yorulurken rahatın lezzeti yoktur. Görevden geri kalmak inanca bir eksiklik, dine zarar verip mutlak tevbe ve pişmanlığı gerektiren bir günahtır. (Hz. Muhammedin Hayatı Dersler ve İbretler)
- "Sizin en hayırlılarınız ailesine karşı iyi davrananlarınızdır." (Aile Ahlakımız)
- İslâm dininde camilerin bir diğer önemli yönü ise her hafta Cuma günü hutbelerle insanların iyiliğe, faydalı işlere çağrıldığı vaaz ve irşatlarla birlik ve beraberlik halinde gafletten kurtuluşa, zalimlere ve putlara karşı koymaya, Allah'ın iyi ve güzel esaslarına davet edilişidir. Bizler çocukluk devremizde emperyalist. Sömürüye, emperyalizme, Siyonizm'e karşı bilinçlenme ancak camilerde olabilir. Cehalete karşı ilk meşale camilerden yükseltilmelidir. Bugün bu işlevselliği göstermeyen camilerimiz, bugünkü durumunun sorumluluğu cchalet ve gaflet içerisinde yalnızca geçimlerini düşünen bazı kişilerin bazı camileri kontrolleri altına almış olmalarındandır. Fakat bununla birlikte bilinen odur ki, Allah ve Rasûlünc samimiyctlc bağlı, tüm müminIcrc nasihat eden, İslâmı bilen ve yaşayan insanların camileri işlevine kavuşturmasıyla, cami yeniden toplumun sosyal problemlerini çözcn• fesadı vc kötülüğü ortadan kaldıran ve topluınu Islâm'a yönlendiren gerçek hüviyetine, gönülleri İslâm ilc dolu, Rasûlullah ahlâkı ilc ahlâklanınış mümin gençlerin minber ve mihraplara sahip çıkmalarıyla tekrar dönecektir, InşAllah. (Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler)
- "Öyleyse ey Eşler! Hayattaki mutluluk, hayatın içinde mevcut olan her şeydir. Mutluluğun yollarını, çarşılarda, caddelerde, okullarda ya da kulüplerde aramadan önce kendinizde ve eşinizde arayın." (Aile Ahlakımız)
- İnsanın, Allah'ın nimetlerinden en çok gaflet etmesi, o nimetlerin içinde yüzdüğü zamandır. "Nimetin değeri ancak zevalinden sonra bilinir." (Hayatın Bana Öğrettikleri)
- Zalim insanın gücü ne kadar büyük olursa olsun adalet sahibi Allah'ın yardımı daha yüce ve üstündür. Davetçi korkmaz, Allah'a inanan, O'nun yardım ve desteğinin güveni içersinde hakkı iletmekten geri kalmaz. (Hz. Muhammedin Hayatı Dersler ve İbretler)
- "De ki: 'Hak geldi, batıl ortadan kalktı. Zaten bâtıl ortadan kalkmaya mahkumdur." (İsrâ: 81) (Hz. Muhammedin Hayatı Dersler ve İbretler)
- İnsanlik; ilmin ilerlemesi ve uzayın keşfine rağmen yaşadığı farklı asırlarda bugünki gibi boş inanç ve hayallerden oluşan ağır bir enkaz altında yaşamamıştır. (Hayat Bana Böyle Öğretti)
- Marx, 'Cebrailsiz kitap getiren bir düşünür' yani bir nevi peygamberdir. (İslam Sosyalizmi)
- "Kendisini beğenmeyen bir cahille arkadaşlık etmen, kendisini beğenen bir alim ile arkadaşlık etmenden daha hayırlıdır. Alimin hangi ilmi, kendisini beğenmesine neden olur ki? Cahilin hangi cehaleti, kendisini beğenmemesine neden olur ki? (el-İskenderi) (İslam Hukuku'nda Sünnetin Yeri)
- "Kız çocuğunun doğumunu neden uğursuzluk olarak görüyoruz? Suçu nedir ki onun? Eğer ona güzel bir terbiye verirsen kime ne zararı dokunacak ki? Neden erkek çocuğu her zaman ondan daha hayırlı olmaktadır? Kızların hepsinin uğursuz olduğu erkeklerin tümünün de hayırlı olduğu ne zaman olmuş ki? Kız çocuğu doğduğunda onun yüzünden ne gibi bir müsibet gelir ki? Şüphesiz bir şeyi uğursuz görmek beyinsizliktir, aptallıktır ve yarattıkları hususunda Allah (cc) ile inatlaşmaktır. Zira Cenab-ı Hak bir çocuğun kız olarak doğmasını takdir etmişse artık onu en güçlü insan dahi engelleyemez." (Aile Ahlakımız)
- İsa şöyle dedi: ' Eğer kamil insan olmak istiyorsan git ve malını satıp yoksullara dağıt. Matta 19/21-22 (İslam Sosyalizmi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin