Kitap Künyesi
Yazar: Tahsin Yücel
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750719820
Sayfa Sayısı: 344
--reklam--
Peygamberin Son Beş Günü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Peygamberin Son Beş Günü, sürekli bir bölünmenin öyküsü. Devrimci ozan Rahmi Sönmez, takma adıyla Peygamber, bir kış akşamı, Taksim Meydanı’nda, arkasından kimsenin gelmediğini bile bile, en önden gidiyormuş gibi bir duygu içinde yürür. Bu yürüyüş, bir bakıma onun bütün yaşamını özetler. Hep en önde olduğunu hep ileriye doğru gittiğini sanırken yaşamın dışına sürüklenir, gerisinde kalır. Hep çevresindekilerle kaynaşmak istemiş ama onlar kendisini şu ya da bu biçimde yarı yolda bırakmışlardır. Gerçek devrimci ozanlar arasına katılmasını sağlayacak “tabutluk”lar hayal edip durmuş ama evinde bir tür tutuklu yaşamı sürdürmüştür. Bir yarı bilinç içinde geçen son beş gününde ise, hayallerini gerçekleştirdiğini sanır ama yalnızca yıkılışlarını yaşar.
--reklam--
Peygamberin Son Beş Günü Alıntıları - Sözleri
- Şu var ki bir süre yürüdükten sonra, neredeyse kıskandı onları :hep kolayın hep bilinenin ardından koşuyor, ellerini uzatınca tutabilecek şeyleri arıyor, bunun için de gerçek özlemlerden ve gerçek bunalımlardan uzak kalıyorlardı.
- Ne var ki, çoğu kez bulmak da bulamamak gibiydi.
- Hep dönmüş kendi çevresinde, yaşamı boyunca yaptığı gibi
- Zarife de kendisi gibi soyut bir tutku uğrunda bütün bir yaşamı bozuk para gibi harcayabilenlerin sınıfındandı.
- benim hoşuma gitmeyen yirminci yüzyılın ortalarına geldiğimiz şu günlerde devrimci bir ozanın aşk şiirleri yazması,diye yanıtladı. “Ama Nazım...”diye kekeledi:”çok iyi bilirsin ki,Nazım da çok aşk şiiri yazdı,karısına mektuplar yazdı”.Feride gene etkilenmedi,”Bu da onun ayıbı”,demekle yetindi.
- "Sen bir devrimcisin, dostum, bu denli gözü sulu olmamalısın."
- Susuyor zindan kanı içine akan yaralı bir hayvan gibi.
- Bazen bilinmeyeni göğüslemesini de bilmek gerek
- İlkel insanların geleceklerini cennette, sıradan insanların çocuklarında, gelişmiş insanların kendi ellerinde, dünyanın en gelişmiş insanlarınınsa yeni bir düzende gördükleri ….
- Ölüler genç kalır...
- "Bilmiyordum, kusurumu bağışla" dedi, sonra yüklendiği kusur fazlasıyla ağır geldi.
- "Geçen akşam da düşündüm bunu: yakışıklı bir çocuk gelmişti buraya, oturup birkaç kadeh içtik, güzel güzel konuştuk, çocuğun adı Devrim'di, böyle kibar, böyle yakışıklı bir çocuğun adını Devrim koyduklarına göre, devrim güzel bir şey olmalı, dedim."
- ''Bilemezdin!''diye atıldı.''Kapitalist değil misin?Kafanla değil,kesenle düşünürsün!''
- Kitap merakı güvercin merakı gibi bir şey oldu artık :on milyonluk bir kentte güvercin uçurmaya çalışmak, ne denli salakça görünebilirse, kitap biriktirmek de öyle salakça geliyor insanlara.
- Yaşamı sürekli bir değişim olarak anlayan bir insanın nerdeyse bütün bir yaşamı aynı çerçeve içinde geçirmesinin çelişkisi...
--reklam--
Peygamberin Son Beş Günü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Peygamber’in Son Beş Günü, 1992 yılında yayımlanıp 93 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü’nü alıyor. Buna tezat olarak Tahsin Yücel’in dönemin eleştiri oklarını da büyük ölçüde kendine topladığı ve aşırı sol bulunan bir kitapla karşınızdayım. Peygamber’in Son Beş Günü, iki bölümden oluşarak karşınıza çıkıyor. Kitabın ilk özetini oluşturan ilk bölüm, Rahmi Sönmez ile Fehmi Gülmez’in birlikte geçen çocukluk ve gençlik yıllarına dayanır. Bu yıllarda iki arkadaşın aralarındaki kopmaz bağ okura sunulur. Üniversiteye başlamalarıyla birlikte her iki dostun hayatlarına giren Feride karakteri yaşamlarını da büyük ölçüde etkiler. Öyle ki bir insan, bir insana ne denli işleyebiliyorsa Feride’de Rahmi ve Fehmi’ye gençlik yıllarında o denli işler. Devrim, Marksist anlayış, Lenin ve Komünizm diyerek inandığı davanın sonuna kadar arkasında savaşır. Rahmi Sönmez’le evlenmesinin ardından ise Rahmi’nin hayatını ölümüne dek etkileyecek bir kadındır. Bu sebeple bir insan bir insanın hayatına ne denli etki edebilir diyorum! Peygamber lakabı ise bütünüyle Marksist düşünceyi toplandığı ortamlarda peygamber edasıyla anlatıp insanları inandırdığı için Rahmi Sönmez’in üzerine kalır. Şiirler okur ve şiirler yazar bir yönüyle de hem Ozan hem Peygamber Rahmi Sönmez olur. Tahsin Yücel, romanın baştan sona kronolojik sıraya göre anlatırken ilk bölümde Rahmi Sönmez’le birlikte onun hayatına da pek çok karakter getirir. Gençlik ateşi dediğimiz zamanlarında aynı masada oturan dostlar meclisi sıkı yönetimle birlikte dağılınca birçoğu hapse düşer, gözaltına alınır fakat düşüncelerini hararetli bir şekilde her yerde açıkça dile getiren Rahmi Sönmez’e hiç kimse dokunmaz. Rahmi Sönmez, yaş aldıkça düşünceleri de aynı kalır. Dost meclisi onu aralarına almak istemez ve en yakını Fehmi Gülmez’de kendi sebeplerinden ötürü ondan bir süre uzaklaşacaktır. “Korkunç bir yazgı bu benimki,” diye söylendi, Nâzım’ınkinin tam tersi: onunki hep bırakmak benimki bırakılmak.” Bu süreçte sayfalar boyu Nazım Hikmet’ten şiirler, Marksist anlayışa dair ve devrim hakkında epey görüş hatta epey coşkulu görüşler okuyoruz. Tahsin Yücel’in Rahmi Sönmez’i dost meclisinden ayırması ve sonrasında Rahmi Sönmez’in kendi içinde verdiği içi hesaplaşması bile müthiş karakter analizi yapmamızı sağlıyor. “Yıllarca içerde kalmış devrimcilerin özel bir saygı gördüklerini bilirdi, ama ozan ya da yazar sayılmak için hapse girmenin zorunlu ve yeterli koşul sayılabileceğini hiç düşünmemişti.” Bu pasajla birlikte Ozan Rahmi Sönmez gerçek bir devrimci olabilmek için hapse girmek gerektiği kanaatine varıyor. Hatta bunun bir gurur kaynağı olduğuna kendini inandırır. Bu noktada karakter sayfalar boyu kendisinin gerçek bir devrimci olmasına karşın neden gözaltına alınmadığını düşünür durur. Kendini sorgulamasıyla iç hesaplaması başlar. Feride’nin onda bıraktığı izler, dışlanması ve hayatı onu öyle bir hale getirir ki kendini her zaman polisler beni almaya gelecek havasıyla evde hazırlar. Sayfaları çevirdikçe Tahsin Yücel’in zaman kavramını çok güzel işlediğini görürsünüz. Her şey tıkırında işler ve yazarın hangi yaşı kaç sayfaya sığdırdığını anlamazsınız çünkü dediğim gibi her şey tıkırında işlemektedir. Birden mi bu adam yaşlandı? diye bir cümle kuramazsınız. Bunalımlı zamanlar geçirdiğinin farkına bile varmayan Rahmi Sönmez zaman ilerlerken zamanın gerisinde kaldığının farkında değildir. Davasına, şiirlere, Nâzım Hikmet’e ve Feride’ye aşkı hayran bıraktıracak türden olsa da bir yönden bana Tahsin Yücel’in Yalan romanındaki Yusuf Aksu’yu hatırlatıyor. Yazar’ın ince eleyip sık dokuduğu karakterler zamanın hep ilerisinde fakat bir yönde ise hep gerisinde kalıyor sanki. Çok bilgili ya da çok tutkulu olsalar dahi bir zaman sonra bir noktada takılıp aynı çemberin içinde gezdiklerinin farkına varmıyorlar. Şüphesiz Rahmi Sönmez içinde bu böyle. Yıllardır tanıdığı bildiği Eminönü’nü bir noktada artık tanıyamadığını görüyoruz. İkinci bölüme gelindiğinde ise yazar Rahmi Sönmez karakterini daha fazla ön plana çıkarmak isteyerek çevresindeki karakterleri iyice silikleştirir ve onu yalnız bırakır fakat ara ara geçmişi de okura hatırlatmaktan geri durmaz. Sayfalar boyu Rahmi Sönmez’i dinleriz. İnce eleyip sık dokuduğu karakterin analizi bence en güzel bu bölümde yapılıyor çünkü Rahmi Sönmez’in kendi kendine konuşmaları, düşünceleri ve bundan sonraki hayatına daha yakından bakıyoruz. Kitapta geçen devrim, komünizm, emperyalizm ve kapitalist kelimeleri karakterler tarafından yeniden tanımlanırken baş karakterin yer yer farkında olmadan nasıl kapitalizme ayak uydurduğunu içler acısı bir şekilde görüyoruz. Yazar zaman zaman eleştirdiği kapitalist düzeni nesnelere de vurarak Rahmi Sönmez’in üzerindeki kıyafetlerinde, değişen mağazalarda ve tişörtlerin üzerine konan yazılarda dahi gösteriyor. Aynı şekilde karakteri haz etmediği insanlarla muhatap edip bir gelgit dünyasına dahi sürüklüyor. Kapitalist düzenin yanında Rahmi Sönmez’in hayatına televizyon da giriyor. Tahsin Yücel karakterini öyle güzel işliyor ki nereden nereye demekten geri duramıyor insan. Şiirle, dergiyle ve dost meclisinde görüşlerini haykırmakla devrim yapmak isteyen Rahmi Sönmez’e bir zaman sonra “demek ki çağ değişti gençler artık silahla devrim yapıyor” dedirtecek ve kendi insanından uzaklaştıracak kadar karakteri bir noktada körleştiriyor. Rahmi Sönmez gibi ince işlenen bir karakterin gözümüzün önünde kendi devrimini gerçekleştirip gerçekleştirememesini okurken bir yanda geldiği noktaya ağıt yakıyoruz. Yine yazar tarafından ara ara romana dahil edilen Fehmi Gülmez başta okurlar tarafından daha iyimser ve sonra gelgitli biri olarak okura sunulsa da Tahsin Yücel romanın sonunda dahi aslında Fehmi Gülmez’in oturmuş kişiliğini başarılı bir şekilde gösteriyor. Keza yan karakterler ve özellikle Zarife karakteri başlı başına benim gözümde psikolojik bir vaka. Yine Tahsin Yücel’in karakter isimlerini bilerek, “Fehmi, Meryem, Nâzım, Peygamber...” koyduğunu düşünüyorum. Bu hayatta kim gerçek? Kim peygamber? Kim sahte? Her şeyin birbirine karıştığı bir dünyayı gösteriyor sanki. Öyle ki Meryem- Peygamber arasında geçen konuşmalar ve Meryem’in iç sesi de bunu gösteriyor. Dede-torun arasında geçen diyaloglar dahi okura başka bir sol bakış açısı sunuyor. Merakla okuyorsunuz. “Kestirmeden söyleyeyim sana: o yaman devrimciler, o mangalda kül bırakmayan kuramcılar en güzel arabalara binip gittiler...” “Peki, proleterler? Türk proleteryasının o yiğit insanları? Onlar ne oldu?” “O yiğit insanlar Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, Fransa’da sokakları süpürüyorlar, o güzel arabalara binip buraya geldikleri zaman da patron ayaklarına yatıyorlar.” Rahmi Sönmez’in bu noktaya kadar gelmesini evvela Feride’ye ve sonra dost meclisinden dışlanmasına bağlıyorum. Sonrasında karakterin geleceğe odaklı değilde eski günlere olan özlemiyle dost meclisine girmeye çalışması yine bundan ümit kesince hayatına torunu Nâzım’ın girmesi ve kötüyü dahi iyi görmesi bile bir karakterin özünde ne kadar değiştiğini bize gösteriyor. Kitap bittiğinde gerçek dünyaya dönmek zamanımı aldı. Kurgu mu gerçek mi olduğunu ve daha pek çok soruyu kendime sordum. İnsanın düşünsel saplantılarının, inanışların karakteri nasıl ve ne tür sıkıntılarla baş başa bıraktığını başarılı bir şekilde görmüş olduk. Ve son olarak Rahmi Sönmez’i bir noktada yine dostu Fehmi Gülmez’in şu cümlesi özetliyor: “Hep dönmüş, kendi çevresinde, yaşamı boyunca yaptığı gibi...” Tahsin Yücel’in kalemiyle tanışmak için geç kalmayın ve kitapla kalın. (Mihriban)
"Ölen babasından ileridir,doğacak çocugundan geridir." Komünist Peygamber Kitabımız isminin aksine sol görüşlü,devrimci ve inancı olmayan Peygamberin hayatından bahseder.Peygamber dediysek bildigimiz insan yahuKomünizm evrenseldir diyerek kendi görüşlerini savununca,Nazım'ı örnek alıp birde ozanlığından taviz vermeyince Rahmi Sönmez olur mu size Peygamber. Peygamberin kısa yaşam öyküsü ilk bölümü oluşturur.Rahmi Sönmez'in okul yıllarından arkadaşı Fehmi'den ve aşırı sol görüşlü Feride'ye olan yakınlıklarından,içinde bulundukları sosyal çevreden bahseder.Peygamberin son bes günü adıni taşiyan ikinci bölüm ise Rahmi Sönmez'in torunu olan Nazım'ın başına gelenlerden sonrasını kapsar. Kitaptaki kahramanların çogu sinirlerimi zıplattı desem yeridir.Bir tek hayat kadını Meryem'i sevdim.O da sonlara dogru girdi hayatlarına kahramanimızın.Taaa ilk zamanlardan beri yanında olan Zarife'nin yaptıgı fedakarliğa ragmen sevmedim onu.Feride'yi zaten hic sevmedim.Kitap karakterleriyle sanki canlıymışcasina cebelleşen bir ben Kitapta eksikligini hissettigim konular vardı.Fehmi'nin kapitalist yaşamı dışında,Zarife'nin Peygamberle olan yaşamına dair kendi hislerini daha derinlemesine okuyup anlayabilmek isterdim. Diger elestirim ise Tahsin Yucel'in daha önce okuyup cok sevdigim Yalan adli kitabıyla bu kitabin benzerlikler taşıması.Lutfen iki kitabi okuyanlar varsa bu konudaki görüslerini belirtirlerse sevinirim.Daha ilk sayfalarda birbirine cok benzeyen iki arkadaşı okuyanlar hatirlayacaktır.Yusuf Aksu ile Yunus Aksu.Peygamberin Son Bes Günü'nde Rahmi ve Fehmi benzer arkadaşlık gösterir.Yalan'da Yusuf Yunus'un düşüncelerini ,burada Rahmi fazlasıyla Feride'nin düşüncelerini kendine uyarlar.Sadece tek bir olaya hastalik derecesinde odaklanıp dunyadan bir haber yaşamak,inandıklari teoriler uzerine kafa yorup,kitaplardan gazetelerdem araştirmalar yapmak eve kapanmak o kadar benzerdi ki.Hele karşilarına çıkan herkesin her lafinda her davranışinda bir şifre bir mesaj arayışlari pes artik dedirtti.Bakalım yazarın okumak istediğim diğer kitaplarında neler karşilayacak beni. 2021 de okudugum ilk kitaptı Peygamberin Son Beş Günü. #2021de1 Kitapla ve Sevgiyle kalınız (Nilgün)
Usta işi ince bir eleştiri: Peygamberin Son Beş Günü Tahsin Yücel'in 1993 Orhan Kemal roman ödülünü alan ve 1980 askeri darbesi sonrası Solun ve devrimcilerin yaşadığı boşluğu eleştirel dille anlatan romanı. Iki bölümden oluşuyor. Peygamberin kısa yaşam öyküsü ve peygamberin son beş günü. Rahmi Sönmez ve Fehmi Gülmez, ikiz kardeş denecek kadar -ruhen ve hayata bakış açılarıyla- birbirine benzeyen iki arkadaştır. Üsküdar'da başlayan yaşamları, aynı okullarla , tam bir kader birliğiyle sürer. Tutkuları edebiyattır. Yazdıkları şiirleri edebiyat dergilerine gönderip yayınlatırlar. Felsefi olarak Marksizme bağlıdırlar. Rahmi Sönmez kendini marksçı bir ozan olarak tanımlamaktadır. Fehmi Gülmez ile birlikte İktisat fakültesine giderler. Burada tanıştıkları Feride Rahmi' ye gönül verir ve öğrenciyken evlenirler. Rahmi bir bankada iş bulur,her şey güzelken aykırı kadın kişiliğini temsil eden Feride hastalanır. Aynı zamanda kızına da hamiledir. Doğumda ölür ve Kızına babası Rahmi Sönmez bakar ve hayat boyu eşine sadık kalır, bir daha evlenmez. Romanın bu bölümünde Tahsin Yücel Marksist,devrimci şiir anlayışı ile değişen toplum ve o toplumun yeni algıları,bu algıların yarattığı sembolik yeni dil ve şiir anlayışını tartışır. 40 kuşagının temsilcisi Rahmi Sönmez'in bu yeni dönemi anlamada yaşadığı zorluklara değinir. Genç şairlerin bir toplantısında Matrakçı Maruf'un Rahmi Sönmez'e peygamber ismini takması ve bu ismin arkadaşlarınca kabulü anlatılır. Can ciğer kardeşi Fehmi Gülmez'le de araları açılmış,Fehmi özel sektörde hızla yükselmiş ve eski sol anlayışından uzaklaşmıştır. 2. Bölüm peygamberin ölümüne kadar geçen son beş günü anlatır. Bu bölümde, eski tüfek solcuların birer birer ölümü,devrim fikirlerinin başarısızlığı,yeni dönem devrimcilerin politik mücadele,proleteryanın bilinçlendirilmesi yerine silahlı eylemleri seçmesi,Rahmi Sönmez'in büyüttüğü torunu Nazım Sönmez'in işlediği adi suçları devrimci eylemler sanması, zaman zaman alaysı,eğlenceli zaman zaman da pişmanlıklar,özeleştiri dolu acı öyküler biçiminde anlatılır. Karakter sayısı az olan Roman, Marksçı ozan peygamber Rahmi Sönmez üzerinden 70'lerin devrimci kuşağına eleştiri getirir. Ve Devrim neden olmadı/olamadı sorusuna kendi durduğu yerden yanıt arar. Romanda en önemli sorun çatıyı kurmaktır. Kurgu dediğimiz bu çatının sorunlu olduğu çokca roman yazılan günümüzde,kurgu problemi olmayan, akıcı dili,metaforları ve ince eleştiri ve tartışmalarıyla Peygamberin Son Beş Günü, bitirdiğinde "Evet. Okuduğum bir romandı. " diyen okurların zevkle okuyacakları,usta işi bir roman olarak duruyor karşımızda. (poezi rebele)
--reklam--
Peygamberin Son Beş Günü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Tahsin Yücel - Peygamberin Son Beş Günü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Peygamberin Son Beş Günü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Tahsin Yücel Kimdir?
Hayatı Kunduracı olan Ahment Yücel'le Nuriye Münevver Hanım'ın oğludur. İlköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1945'te İstanbul'a gelmiştir. 1953'te Galatasaray Lisesi'ni, 1960'da da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi.
Fakülteyi bitirdikten sonra, İstanbul'da kalmayı tercih etti ve 1969'da doktorluk, 1972'de doçentlik, 1978'de de profesörlük ünvanlarını aldı. 2000 yılında emekliliğe ayrıldı.
Tahsin Yücel, çalışmalarına öykücülükle başladı. İlk öyküsü olan ¨Dert Çok, Hemdert Yok!¨, bir derlemede (Yeni Hikâyeler 1950) yayımlandı. Daha sonraları Varlık, Seçilmiş Hikâyeler, Yeryüzü, Beraber ve Mavi gibi dergilerde öyküleri yayımlanmaya devam etti. Bu dönemlerde; kullandığı yalın dil, kullandığı modern sözcükler, Anadolu insanına yaklaşımındaki tutarlılık ve anlatımındaki ustalık dikkat çekti. Behçet Necatigil gibi isimlerden yorumlar aldı.
Uçan Daireler, Haney Yaşamalı ve Düşlerin Ölümü adlı öykü kitaplarını yayımlayarak kariyerine devam eden Yücel, bu kitaplarda kendi geçmişinden bazı öğeler kullandı. Bunları ele alırken oldukça karamsardı; ancak daha sonraları bunu dönemin akımlarından etkilenerek yaptığını belirtmiştir. Bu kitaplarla daha çok tanınmaya başladı.
1970'li yıllara gelindiğinde, öncelikle "Yaşadıktan Sonra" ve "Dönüşüm" kitaplarıyla, daha sonra da "Vatandaş ve Ben" ve "Öteki" kitaplarıyla tarzında bir değişiklik gözlemlendi; daha derin kişilikler yaratıp, ¨çevreyle¨ daha az ilgilenmeye başladı. Bu kitaplarıyla karışık yorumlar alan Yücel, kariyerine Komşular adlı kitabıyla devam etti. Bu kitabın konusu, diğerlerinden farklı olarak, insanların politika hakkındaki görüşlerinin eleştirisiydi Fethi Naci, bu kitabındaki bir öyküsünü bir başyapıt olarak değerlendirdi.
Tahsin Yücel aynı zamanda bir romancıdır. Romanları (Peygamberin Son Beş Günü, Mutfak Çıkmazı, Bıyık Söylencesi) genel anlamda, halka karşı ironik eleştiriler barındırır. Bunlardan Peygamberin Son Beş Günü fazla solcu bulunduğundan dolayı politik anlamda da eleştiriler almıştır. Öykü ve roman dışındaki eserlerine bakıldığında, Yazın, Gene Yazın ve Tartışmalar adlarında iki deneme kitabı görülür. Bunlardan ilki, genellikle kendi hayatından alıntılar içerirken, ikincisi, dilsel konuları alan polemikleri konu alır. Aynı zamanda, Türkiye'ye göstergebilimi tanıttığı çalışmaları da vardır. Yurtiçi ve yurtdışında ses getiren yazınsal incelemelerinin yanı sıra, hatrı sayılır çevirileri de vardır. Öykülerinden bazıları, İsveççe ve Fransızca'ya çevrilmiştir.
--reklam--
Tahsin Yücel Kitapları - Eserleri
- Kumru ile Kumru
- Gökdelen
- Peygamberin Son Beş Günü
- Yalan
- Mutfak Çıkmazı
- Bıyık Söylencesi
- Sonuncu
- Vatandaş
- Komşular
- Golyan Devrimi
- La Fontaine Masalları
- Haney Yaşamalı
- Salaklık Üstüne Deneme
- Aykırı Öyküler
- Gün Ne Günü?
- Kimim Ben?
- Anadolu Masalları
- Dil Devrimi ve Sonuçları
- Yazın, Gene Yazın
- Yazın ve Yaşam
- Kendine Doğru Yolculuk
- Yüz ve Söz
- Ben ve Öteki
- Yapısalcılık
- Göstergeler
- Eleştiri Kuramları
- Alıntılar
- Yazının Sınırları
- Tartışmalar
- Dönüşüm
- Türkçenin Kurtuluş Savaşı
- Ayna
- Görünmez Adam - Tahsin Yücel Kitabı
- Anlatı Yerlemleri
- İnsan Yazdığı Şeydir
- Uçan Daireler
- Söylemlerin İçinden
- Anadolu Masalları
- Peygamberin Son Beş Günü
- Düşlerin Ölümü
- Meyvecilik Bilgisi
- İnsanlık Güldürüsü'de Yüzler ve Bildiriler
- Yapısalcılık
--reklam--
Tahsin Yücel Alıntıları - Sözleri
- “ İnsanların insanlara sonradan taktıkları adların kağıt üstündeki adlardan çok daha güçlü ve çok daha uzun ömürlü olduğunu anlattı ona. Kağıt üstündeki ad kağıt üstündedir diye daha güçlü ve kapsamlı sanılırdı, ama yasal bir addı yalnızca, insanların taktığı ya da benimsediği adsa kişinin tüm yaşamıyla özdeşleşirdi. “ (Bıyık Söylencesi)
- Gül bakalım, gül gülebildiğince! Hiç çekinme, bu gülmeler ne kızdırır, ne de şaşırtır beni. Bilirim, başka türlüsü beklenmez sizlerden: her zaman, her yerde böylesiniz: olduğu gibi görmek istemezsiniz hiçbir şeyi, kendi küçük dünyanıza sığmadı mı her şeyi gülünç bulursunuz. (Vatandaş)
- “Birim dolar, kural serbest pazar olduktan sonra, İzmir’e pasaportla gitsek kıyamet mi kopardı?” denilebilir. Yakındır, ağızdan dolma dâhilerimiz oraya da gelirler. Fikir Adamı 23.8.1994 (Alıntılar)
- Yoksullukta çok yaşamıştı Divitoğlu, ama bu boşlukta yaşayamıyordu. (Mutfak Çıkmazı)
- "Türkiye özgür bir ülke, bir demokrasi cenneti," dedi: "Her şeyini satabilir, donunu bile." (Gökdelen)
- “Su, ne tadın, ne rengin, ne kokun var, anlatılamazsın, tadılırsın yalnız, anlaşılamazsın. Yaşam için zorunlu değilsin, yaşamsın. Duyularla açıklanması olanaksız bir hazla işlersin içimize. Tüm güçler de seninle birlikte varlığımıza dolar. Senin yüceliğin sonucu, yüreğimizin tüm kurumuş pınarları yeniden gürülder içimizde.” (Kimim Ben?)
--reklam--
- Şu gökyüzünün altında hiçbir şey yeni olmadığına göre, en iyisi okurlara "güzel ve anlamlı alıntı demetleri" sunmaktı. (Golyan Devrimi)
- “.., bir yandan, bilgi ve ölçüyü yadsımak pahasına, herkes ülke tarihini kendi paşa gönlüne göre yazmaya kalkıyor, bir yandan da belleksiz bir toplum olduğumuz söyleniyor. Bilgiye bu denli kararlı bir biçimde sırt çevirenler insanda bellek mi bırakır?” (Salaklık Üstüne Deneme)
- İnsanlar kafamı çok karıştırdı: yeryüzünde işim ne, bilemiyorum, şu yaşadığımız yaşama bir anlam veremiyorum, insanların çoğu davranışlarına akıl erdirmekte güçlük çekiyorum. (Yalan)
- Hep dönmüş kendi çevresinde, yaşamı boyunca yaptığı gibi (Peygamberin Son Beş Günü)
- “Türkiye özgür bir ülke, bir demokrasi cenneti,” dedi: “Her şeyini satabilir, donunu bile.” (Gökdelen)
- "Uçmak için kuş olmak gerekmiyor Küçük sevinçler olsun yeter" (Alıntılar)
- Hz. Ali ne güzel söylemiş ; "Kalbiniz üç şeyin evi olsun, İmanın, ümidin, aşkın... (Alıntılar)
--reklam--
- dilimde ve düşüncemde çağıma tutsak etme beni, ama ondan çok da uzak düşürme. (Yazın, Gene Yazın)
- Hiçbir yeni sözcük öyle bir çırpıda,TDK önerdi ya da ünlü bir yazar yazılarında kullandı diye benimsenmemiştir.Her birey kendi gereksinimlerini,kendi yönelimlerini izler bu konuda. (Dil Devrimi ve Sonuçları)
- -Neden kitap okuyorsun? -Olduğum yerden başka yerde olmak için. (Kumru ile Kumru)
- "Dünyaya gelen çocuk sayılmaz bir kalabalıktır, yaşam erkenden tek bir bireye, ortaya çıkan ve ölen kişiye indirger onu." (Mutfak Çıkmazı)
- Adına yaraşır bir romanı, bir öyküyü ya da bir şiiri bitirdiğimizde düş ve düşünce dağarcığımıza bir şeyler eklenir ister istemez, kendimize ve dünyaya ilişkin duygu ve bilgilerimize yeni öğeler eklenir. (Kimim Ben?)
- Kesintisiz bir borç benimki: Yalnızca ödenir, hiçbir zaman tükenmez. (Görünmez Adam - Tahsin Yücel Kitabı)
- Bilgiye bu denli kararlı bir biçimde sırt çevirenler insanda bellek mi bırakır ? (Salaklık Üstüne Deneme)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin