Kitap Künyesi

Yazar: Yukio Mişima

Çevirmen: Püren Özgören

Orijinal Adı: Akatsuki no tera

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750725302

Sayfa Sayısı: 352

--reklam--

Şafak Tapınağı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Şafak Tapınağı", Japon yazar "Mişima"nın bütün dünyada çok beğenilmiş "Bereket Denizi" adlı dörtlemesinin üçüncü kitabı. Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarını, Japonya'ya özgü niteliklerin birer birer yok olmaya başladığı yılları anlatıyor. Dörtlemenin ilk romanı "Bahar Karları"nın genç yaşta ölen duygusal kahramanı Kiyoaki'nin sırdaşı, vicdanı; dizinin ikinci romanı "Kaçak Atlar"ın bağnaz İsos'sının tarihçisi olan akılcı ve başarılı avukat Honda bu üçüncü romanda sahnenin ortasında gelmektedir...

--reklam--

Şafak Tapınağı Alıntıları - Sözleri

  • “Okumak yüreğin besinidir.”
  • Neşesi, kendisini ıslatacak olan yağmurları bekleyen kav­rulmuş, alev alev yanan bir toprağın neşesini andırıyordu.
  • Bir resim, uzun zamandır asılı olduğu duvardan indirildiğinde, geride tam çerçevenin boyunda ve biçiminde bir beyazlık kalır. Ortaya çıkan beyazlık lekesizdir ama çevresine uymaz; fazla güçlü, fazla zorlamadır.
  • İnsanın istediği hiçbir şeyi elde edemediği, kararlılığının boşa çıktığı öyle çok duruma tanık olmuştu ki. Bu ka­dar şiddetle istenmeseydi belki ele geçirilebilirdi, denecek şeyler bile salt çok istendiği için insanın elinden kayıp gide­biliyordu.
  • Bazı insanlar salt tembelliklerine bir özür ola­rak konuşuyorlardı.
  • Hi­şikawa, saçılmış taneleri toplayan bir güvercin gibi, Prense­sin ağzından dökülen sözcük selini hızlı hızlı çevirmeye başla­dı.
  • Yeni yayınların niteliği bo­zuldukça, kullanılmış kitap satan tozlu dükkanların sayısı artıyordu.
  • İnsan, zamanın çeşitli noktalarına dikilmiş olan cam duvarların geri­sini yalnızca eyleme geçerek görebilirdi.
  • Haklıyım ama kazanamadım.

--reklam--

Şafak Tapınağı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bereket Denizi 3: Şafak Tapınağı: Bereket Denizi dörtlemesinin ikinci kitabı için bir inceleme paylaşırken genel itibariyle beklentimin biraz altında kaldığını söylemiş ve üçüncü kitabın böyle olmaması temennisinde bulunmuştum. Ancak ne yazık ki serinin üçüncü kitabı olan Şafak Tapınağı da beklentilerimin altında kaldı. (Hemde ikinci kitaba nazaran çok daha fazla) En temel de seri boyunca her kitabın sonunda ana karakter olan Honda'nın arkadaşı olan ve bizim de ilk kitapta tanıdığımız Kiyoaki karakterinin tekrardan reankarne olmuş hali ile tanışması ve yine her kitabın sonunda bu reankarne olan karakterin hep 20 yaşında yani Kiyoaki'nin öldüğü yaşta öldüğü bir döngüye tanıklık ediyoruz. Her ölümden önce karakterlerin Honda'ya bir sonraki yaşantısında nasıl karşılaşacağına, kendisinin reankarne olmuş halini nasıl tanıyacağına dair bir ipucu verdiğini gördük ancak bu kitapta öyle bir şey söz konusu olmadı. Bunun yanısıra ilk iki kitapta reankarne olan karakterlerin ölümleri bir anlam çerçevesinde, belli bir sebep neticesinde oldu ve hikaye boyunca karakterin yavaş yavaş ölüme gittiğini anlayabiliyorduk ve böylece beklenen sona ulaşıldığında yapboz'un parçaları yerine oturmuş, hikaye varması gereken noktaya ulaşmış oluyordu. Ancak bu sefer hikaye boyunca reankarne karakter ile ölüm kavramını birbirlerine hiç bağdaştıramadım. Öyle ki okurken sık sık acaba bu sefer karakter yirmi yaşında ölmeyecek ve hikayesi sonraki kitaba mı sarkacak şeklinde düşündüm. Ancak kitabın son sayfasında Honda yıllar sonra reankarne olan karaktere tıpatıp benzeyen biri ile karşılaşıyor, onu tanıyıp tanımadığını soruyor ve karşılığında tabiki tanıyorum o benim ikiz kardeşimdi ama yirmi yaşındayken öldü diyor ve son. Neticede varmaya çalıştığım nokta bu kitapta Reankarne karakterimizin kendine dair bir hikayesi yoktu ölümü bile bir mantık doğrultusunda değil sadece o yaşta ölmesi gerektiği için alelacele bir sebep bulunarak öldürülmüş gibi oldu. Bu beni kitapta en temel anlamda hoşnutsuz kılan etmendi. Bunun yanısıra ana karakter Honda da ciddi bir karakter değişimi gördük. İlk iki kitaptan neredeyse tamamen farklı kişilik özelliklerine büründü (olumsuz anlamda) bunu herkesin iyi ve kötü yanları vardır ve bu sefer de Honda'nın karanlık yönünü görmüş olduk şeklinde de yorumlayabilirsiniz belki ama ben öyle düşünemedim bu yüzden bu da benim için okuma keyfini azaltan bir etmen oldu. Umarım serinin son kitabı ilk kitabı ne denli güzel başladıysa aynı şekilde güzel bir son ile bitirir. (İlknur)

* Şafak Tapınağı Bereket denizi dörtlemesinin üçüncü kitabıdır. Diğer üç kitapta olduğu gibi Japon değerlerinin, geleneklerine karşı bir koruma görevi ve misyonu edinen insanların soluksuz isyanı ve tutkusuyla kültürel mücadelenin resmi. ** ilk kitapta Kyoaki öldükten sonra reenkarnasyonla İsao karakteriyle karşımıza çıkarken, üçüncü kitapta ise Taylandı aristokrat Ying Chan olarak karşımıza çıkar. *** ilk kitaptan beri Kyoaki'nin sadık yoldaşı, arkadaşı ve akıl hocası olan Honda ise mistik bir hayat, anlam arayışına girmiştir. Hindistan, Tayland yolculuğla kendini bulma ve yüreğinin sesini dinleme, Budizm ve Karma düşüncesiyle yeni bir yola girmiştir. **** Şafak tapınağında Meiji dönemi çatışmalar, sınıflar arası farklılık, modernleşme arayışı ve hızı tüm hızıyla sürmektedir. ***** Bu kitabında ikili ilişkiler, Honda ve Kyoaki arasında aşk alevlenir. Eski Kyoaki yeni prenses Ying Chan arasında beklenmeyen bir aşk başlar. ****** Hindistan ve Tayland yolculuğu sonucu mistik bir arayış , yönelim, aşk ve entrika dolu, Meiji dönemi sınıfsal kavgaların yoğun yaşandığı, Hinduizm ve Budizmle iç içe serinin üçüncü kitabı... (HOMO FABER...)

Bereket Denizi dörtlemesinin üçüncü kitabı Şafak Tapınağı, iki bölümden oluşan bir kitap. İlk bölümde, Mişima Hinduizm, Budizm ve Şintoizm üzerine yoğunlaşıyor. Tayland ve Hindistan’a yolculuk eden karakterimizle beraber ruh göçü, bilinç, yeniden doğuş kavramları arasında mistik bir yolculuğa çıkıyoruz. Bunlara hiç ilgi duymuyorsanız bu bölüm sizin için biraz ağır ilerleyebilir. Benim de çok ilgi duyduğum konular değil; fakat Mişima’nın gizemli, sancılı iç dünyası ve bunu yansıtış biçimi çok ilgimi çektiği için hiç sıkılmadan okudum. İkinci bölümde ise Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası durumuna tanıklık ediyoruz. Artık iyice her yönden Batı özellikle Amerikan kültürü etkisi altında olan ülkenin bu süreç sonrası nasıl değiştiğini okuyoruz. Japon kültürünün ‘yozlaşmasından’ oldukça kaygılı Mişima, ülkesinin savaş sırası ve sonrasındaki durumu için de utanç duyulması gerektiğine inanıyor, bu fikir ve hislerini de sürükleyici ve okuru şaşırtacak bir kurguyla sunuyor bize. İkinci bölüm oldukça akıcı, nasıl başlayıp bitirdiğinizi anlamıyorsunuz bile. Şu ana kadar en sevdiğim kitap Kaçak Atlar oldu. Dördüncü ve son kitabı da okumak için sabırsızlanıyorum. (İpek Dadakçı)

--reklam--

Şafak Tapınağı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Yukio Mişima - Şafak Tapınağı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şafak Tapınağı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Yukio Mişima Kimdir?

Yukio Mishima (Japonca: 三島 由紀夫, aslı adı: Kimitake Hiraoka 平岡 公威; d. 14 Ocak 1925 Yotsuya / Tōkyō - ö. 25 Kasım 1970 Ichigaya / Tōkyō), Japon romancı ve oyun yazarı. Milliyetçi örgütü Tate no Kai 盾の会 (Kalkan Cemiyeti) başkanı.

Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'te Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.

Yazarlığı

Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez (1963,1964,1965) Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.

Türkçede Mişima

Bereket Denizi (豊饒の海 Hōjō no Umi) serisi

Bahar Karları (Japonca: 春の雪 Haru no Yuki)

Kaçak Atlar (Japonca: 奔馬 Honba)

Şafak Tapınağı (Japonca: 暁の寺 Akatsuki no Tera)

Meleğin Çürüyüşü (Japonca: 天人五衰 Tennin Gosui)

Dalgaların Sesi (Japonca: 潮騒 Shiosai)

Bir Maskenin İtirafları (Japonca: 仮面の告白 Kamen no Kokuhaku)

Yaz Ortasında Ölüm (Japonca: 真夏の死 Manatsu no Shi)

Denizi Yitiren Denizci (Japonca: 午後の曳航 Gogo no Eikô)

Aşka Susamış (Japonca: 愛の渇き Ai no Kawaki)

Yıldız (Japonca: スタア Sutā)

Altı Çağdaş Nô Oyunu

Altın Köşk Tapınağı (Japonca: 金閣寺 Kinkaku-ji)

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yukio_Mishima

--reklam--

Yukio Mişima Kitapları - Eserleri

  • Denizi Yitiren Denizci
  • Dalgaların Sesi
  • Bir Maskenin İtirafları
  • Bahar Karları
  • Yaz Ortasında Ölüm
  • Aşka Susamış
  • Altın Köşk Tapınağı
  • Kaçak Atlar
  • Yıldız
  • Meleğin Çürüyüşü
  • Şafak Tapınağı
  • Altı Çağdaş Nô Oyunu
  • Patriotism
  • Death in Midsummer and Other Stories
  • Hagakure Samuray'ın Yolu
  • Şölenden Sonra
  • Dojoji et Autres Nouvelles

--reklam--

Yukio Mişima Alıntıları - Sözleri

  • Mutluluğun kocaman bir fransız ekmeğiymişçesine herkese eşit oranda dağıtılması gerektiği türünden, incelikten yoksun bir inancı vardı. Birinin mutluluğunun, öteki için mutsuzluk demek olduğuna ilişkin sayısal ilkeyi anlayamıyordu. (Meleğin Çürüyüşü)
  • Bize kalan, o ufacık aralıktan taze yaprak kokularıyla dolu gece havasını koklamak ancak. (Yıldız)
  • "Aşk olmasa insanlar iyi anlaşabilirlerdi. Aşk olmasa... (Aşka Susamış)
  • Sessiz sorularına anlayışla karşılık verecek olan denizdir gibi geliyordu ona. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Benim ölümümü kolaylaştıracak şey böyle keskin bir tiksinme olmalı,rahatlık değil!. (Yıldız)
  • ''İzlenme''nin ne demek olduğunu sıradan insanlara anlatmayı ne kadar denesem de faydasız. Çünkü ''izlenme'' denen şeyin çıkış noktası, bizi sıradan insanların arasından çekip sıra dışı kılmasına dayanıyor. (Yıldız)
  • İnsanın istediği hiçbir şeyi elde edemediği, kararlılığının boşa çıktığı öyle çok duruma tanık olmuştu ki. Bu ka­dar şiddetle istenmeseydi belki ele geçirilebilirdi, denecek şeyler bile salt çok istendiği için insanın elinden kayıp gide­biliyordu. (Şafak Tapınağı)
  • Ne var ki bizler ümit ettiğimiz şeyler tarafından ihanete uğramanın aksine, hor görmeye çalıştığımız şeyler tarafından ihanete uğrayınca derinden inciniyorduk. (Aşka Susamış)
  • Geçmiş bizi sadece geçmişe çekip götürmez . Geçmişteki hatıraların sayıları az da olsa baZılarının güçlü çelik telleri vardır ve bugünde yaşayan bizler onlara dokununca bu teller bir anda sımsıkı gerilip bizi geleceğe fırlatırlar . (Altın Köşk Tapınağı)
  • Kensuke ve karısının, tüm sıkıcı insanlarda olduğu gibi, hastalığa eşdeğer bir cana yakınlıkları vardı. Dedikoducu ve saldırgan bir cana yakınlık: Bu iki özellik, onlar farkında bile olmadan, Kensuke'yle karısına işlemişti bile. Diğer bir deyişle, eleştiri ve öğüt verme denilen üst sınıf kamuflajina. (Aşka Susamış)
  • YAŞLI KADlN: Bundan seksen yıl sonra ... dünya biraz da­ha gelişmiş olur, değil mi? ŞAİR: Değişikliğe uğrayacak olan sadece insansı şeylerdir. Bir gül seksen yıl sonra da yine aynı güldür. (Altı Çağdaş Nô Oyunu)
  • Onun ülküsü, bembeyaz bir kâğıdın üzerine taze, siyah mürekkeple yazılmıştı. (Kaçak Atlar)
  • İnsanlar kendi hayallerini diledikleri gibi anlatabiliyorlar fakat herkesin ulaşmak istediği o hayal kişinin kendisi olunca, bu hissi münasip bir biçimde anlatması kesinlikle mümkün değil. (Yıldız)
  • İnsan, zamanın çeşitli noktalarına dikilmiş olan cam duvarların geri­sini yalnızca eyleme geçerek görebilirdi. (Şafak Tapınağı)
  • "Bellek, düşsel bir ayna gibidir. Bazen şeyleri görüle­meyecek kadar uzakta, bazen de yanı başımızdaymış gi­bi gösterir." (Meleğin Çürüyüşü)
  • Gözlerime bakmış olsaydı, ona duyduğum sevginin ne garip, ne anlatılmaz bir şey olduğunu muhakkak anlardı. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Daldığı düşten ayılmadan, ılık çayı başına dikti. Çay buruktu. Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Ta boğazına kadar ken­disiyle dolu bir küvetin içindeydi. (Meleğin Çürüyüşü)
  • Hiç kuşkusuz, yaşamak, varoluşun farklılaştığı bir kargaşadır. Fakat varoluşu her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle, her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak. (Denizi Yitiren Denizci)
  • “Ben bir fotoğrafın negatifiydim, o ise aydınlık tarafıydı. Bir kez onun yüreği tarafından süzülmeye görsün, karanlık duygularım, geride tek bir tane bile kalmayacak şekilde, parıldayan duygulara dönüşüyordu, defalarca şaşırarak görmüştüm bunu!” (Altın Köşk Tapınağı)