Kitap Künyesi
Yazar: Camilla Läckberg
Çevirmen: Güneş Demirel
Orijinal Adı: Tyskungen
Yayın Evi: Doğan Kitap
İSBN: 9786050935509
Sayfa Sayısı: 544
--reklam--
Saklı Çocuk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bazı sırlar hep gizli kalmalı...
Şehrin sessizliği yine bir cinayetle bozuluyor.
Sıradan bir hayat süren yaşlı tarihçi Erik Frankel çalışma odasında ölü bulunur. Evi, kitaplarla ve özel bir merakla biriktirdiği Nazi dönemi eşyalarıyla doludur. Ekip, cinayeti aydınlatmak üzere işe koyulurken, dedektif Patrik babalık iznindedir. O, evde kalıp çocuk bakacak, eşi Erica ise yeni kitabını tamamlayacaktır. Ama çiftin çatı katında, Erica'nın annesinden kalan sandıkta buldukları kanlı bir zıbına sarılı madalya, her ikisinin de aklını kurcalamaktadır.
Belki de yaşlı adamın ölümü, sandıktaki gizemin de anahtarıdır.
Dünyanın okuduğu İsveçli yazar Camilla Läckberg'den, geçmişe gömülmüş sırlar üzerine çarpıcı bir roman...
"Tatilinizi mahvedecek bir kitap. Sahile götürdüğünüzde denize girmeyi bile unutacaksınız, o kadar sürükleyici."
-Washington Post-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Saklı Çocuk Alıntıları - Sözleri
- "Eğer bir kişinin ömrü boyunca başına gelecekleri gösteren kristal bir küresi olsaydı, muhtemelen yataktan bile çıkmazdı. İnsanlar hayatı küçük dozlar halinde yaşamalılar. Acılar ve sorunlarla yutabilecekleri kadar küçük lokmalar halinde yüzleşmeliler.."
- Anılar burda (kalp) saklı, elle tutulan nesnelerde değil. Eğer İsterseniz alabilirsiniz, ölürken yanımda götürebilecek değilim.
- " Bazen hayat,insanın önüne yutamayacağı kadar büyük lokmalar koyuyor. "
- Davranışlarının sonuçlarını görmemek ve tarihten ders almamak insanın doğasında var.
- insanlar hayatı küçük dozlar halinde yaşamalılar. Acılar ve sorunlarla yutabilecekleri kadar küçük lokmalar halinde yüzleşmeliler
- Kjell o anda bunca zamandır nefretten daha güçlü bir duygu beslediğini fark etti:umut.
- Çünkü sevmeyi reddedenlerin kaybedecek hiçbir şeyleri olmazdı.
- Erica, Patrik'e gülümsedi. Patrik de ona gülümsedi. Hayat, işte tam o anda, kusursuzdu.
- "Sanırım pişmanlık, insanlığın bir tür dışa vurumu. Acaba pişmanlık olmasaydı... Ne halde olurduk?" "Aslında esas mesele şu: Pişmanlık bir şeyi değiştiriyor mu?"
- Görebileceğimiz ve dokunabileceğimiz şeyler olmazsa, hatırlamak istemediklerimizi kolayca unuturuz.
- Eğer bir kişinin ömrü boyunca başına gelecekleri gösteren kristal bir küresi olsaydı, muhtemelen yataktan bile çıkmazdı. İnsanlar hayatı küçük dozlar halinde yaşamalılar. Acılar ve sorunlarla yutabilecekleri kadar küçük lokmalar halinde yüzleşmeliler.
- Artık geriye bakamazsın. Olan oldu. Geçmiş geçmişte kaldı. Pişmanlık diye bir şey yok.
- Ve Kjell ilk defa babasının sonsuza dek yaşamayacağını fark etmişti. Babası bir gün ölecekti ve Kjell aynada kendine bakmak zorunda kalacaktı, içten içe biliyordu ki, öfke ateşinin böylesi- ne şiddetle yanmasının sebebi, hâlâ elini uzatıp barışma yolundaki ilk adımı atabilme olasılığıydı. Bunu yapmak istemiyordu. Böyle bir arzusu yoktu. Ama yine de böyle bir olasılık vardı ve bu Kjell’e bir tür güç hissi veriyordu. Babası öldüğünde çok geç olacaktı. Sonra da Kjell’in elinde nefret dolu bir yaşam dışında hiçbir şey kalmayacaktı.
- Başını çevirip boş gözlerle pencereden dışarıya bakan Erica’yı incelediğinde, birdenbire onu ne kadar çok sevdiğini fark etti. Bunu unutmak ne kadar da kolaydı, işiyle ve ev işleriyle ilgilenirken, günler birer birer geçip gidiyor, hayat öylece akıyordu. Ama bunun gibi anlarda, birbirlerine ne kadar ait oldukları gerçeği en sarsıcı haliyle yüzüne çarpıyordu. Ve her sabah Erica’nın yanında uyanmayı ne kadar çok sevdiğini fark ediyordu.
- İnsanlar hayatı küçük dozlar halinde yaşamalılar. Acılar ve sorunlarla yutabilecekleri kadar küçük lokmalar halinde yüzleşmeliler
--reklam--
Saklı Çocuk İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Yazım dili bu kadar kuvvetli olup, olay akışı ve geçişleri bu kadar zayıf olan bir yazar daha tanımadım. O kadar çok detay var ki insan okurken ne alaka diye soruyor kendi kendine. Ana olayı anlatıp 150 sayfalık bir kitap çıkartmayayım da akşamın bilmem kaçında yapılan tavuğun üstündeki sosun üstündeki ketçabın altındaki tuzun verdiği tadın hissiyatının yanındaki şarabın yanında gidip gitmeyeceğini anlatayım da 500 sayfa olsun diyerek yazılmış gibi. Geçişler alakasız. Alakasız geçişlerin konusuda kitapla alakasız. Bu kadar sayfayı bu kadar yazı karakterinden ibaret olarak okuyacağımı bilseydim Dostoyevski nin Suç ve cezasını baştan okurdum en azından gerçek bir yazara etkileyici fakat tek bir olaya onca saatimi seve seve hibe ederdim. Kalemi ve kurgusu güzel kronolojisi berbat bir yazar . Yazar için tanınacak bir şans daha mı? Asla.” (Yağmur elverişli)
İskandinav polisiyesi bana göre değil.: Çok güzel bir kitap aslında, hem konu hem de gizem açısından. Geçmiş ve günümüz kısmı, çok sayıda isim yer alması ki isimlerin telaffuzlari da çok zor ve konu geçişleri kitabı okurken zorladı beni. Ve kitabı çok uzatmış bu kadar ayrıntıya gerek yoktu bence. Nerede başlıyor nerede bitiyor anlaşılmıyor. Birini anlatıyor bir konuya değiniyor 2 3 sayfa, yeni cümleye başlıyor hoop başka bir konuya geçmiş. Bölüm bölüm belirtseydi harika diyebilirdim. Ne yazık ki anlatım şeklini beğenmedim. (Sadeceokurum)
Cümleten iyi geceler dilerim. 20 dakika gibi bir zamanlama ile 2 günde bitmiş gözüken bir eser. Nasıl mı bitti bu kadar çabuk ? Sayfası azımsanmaz çünkü. Basit. Kaliteli kitapmış. Kitap güzel. İç içe ilerleyen iki farklı hikaye ile finale kadar geldik. Erica ile başlayan harika bir hikaye. Bir Nazi madalyasından nerelere geldik dedim bir anda. Finali de güzeldi. Aslında yazılanlardan yazarla ilgili bile fikri edinebilirsiniz. Mesela polislerin rahatlığı göze çarpıyor ki polisiye okurları bilirler polislerin çok rahat olmadığını ve buradan da anlıyoruz ki -yazar her ne kadar ülkesinde son Zaman’da yaşamasa da- İskandinav bölgesinde polisler rahat ve halk polisine çok saygı duyuyor. Yazara kızdığım noktalar da var. Bu kadar güzel yazma be ablacım git kızlarınla ilgilen bak bırakamadım kitabını başım çatlıyor. ️ Şunu da belirtelim ve son verelim. İyi veya kötü demek de sizlere kalmış. Kitapta neredeyse 300 sayfada bir şey okumadığınızı fark edeceksiniz. Elinizdeki kırıntılarla doymaya çalışıyorsunuz ve idare ediyorsunuz. 300’den sonra ise parçalar yerine öyle oturuyor ki Makarnayla Ekmek yiyen Adam gibi doyurucu bir hazineye ulaşıyorsunuz. Herkese iyi geceler diyor, en kısa sürede (sabah 7) yeni bir kitapla görüşmek dileğiyle iyi okumalar diliyorum.. (Sadık Kocak)
--reklam--
Saklı Çocuk PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Camilla Läckberg - Saklı Çocuk kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Saklı Çocuk PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Camilla Läckberg Kimdir?
Camilla Läckberg 1974 yılında Fjällbacka'da doğdu. Göteborg Ekonomi Üniversitesi'ni bitirdi. Stockholm'de birkaç yıl ekonomist olarak çalıştı. Katıldığı yaratıcı yazarlık kursunda ilk romanı Buz Prenses'i yazdı. Parlak bir yazarlık kariyerinin başlangıcını oluşturan bu kitabı, dokuz polisiye roman, iki yemek kitabı ve bir de çocuk kitabı izledi. Läckberg'in polisiye romanları sadece ülkesi İsveç'te değil, Danimarka, Fransa ve İspanya'da çok satanlar listelerinde 1 numaraya çıktı.
--reklam--
Camilla Läckberg Kitapları - Eserleri
- Buz Prenses
- Vaiz
- Saklı Çocuk
- Taş Ustası
- Yabancı
- Deniz Kızı
- Hayalet Adası
- Melek Koleksiyoncusu
- Det Gyldne Bur
- Mord og Mandelduft Med Mere
- The Ice Child
- Buried Angels
- Vinger af Sølv
--reklam--
Camilla Läckberg Alıntıları - Sözleri
- Bazı kadınlar o kadar güçlü oluyorlardı ki, hiçbir şey onları yıkamıyordu. Belki biraz sarsılıyorlardı. Ama yıkılmıyorlardı. (Deniz Kızı)
- Farklılık konusuna gelince, kendisi gibi insalara "anormal" denirken, başkalarına "normal" denmesini yanlış buluyordu. Aslında yanlış grupta olmasına yol açan yalnızca toplumsal önyargılardı. O yalnızca... farklıydı. (Taş Ustası)
- İnsanlar her zaman itip kakacakları, küçük görecekleri birini ararlar. (Deniz Kızı)
- Davranışlarının sonuçlarını görmemek ve tarihten ders almamak insanın doğasında var. (Saklı Çocuk)
- En iyi yalan, her zaman için gerçeğin kesitlerini barındırandı. (Deniz Kızı)
- Herkes bir telaş içinde, aslında asla yakalayamayacağı bir şeylerin peşinde koşuyordu. (Buz Prenses)
- Kariyer merdiveninde kendisinden daha yükseğe tırmanan bir kadını takdir edebilmek için gerçek bir erkek olmak gerekirdi. (Yabancı)
- "Sanırım pişmanlık, insanlığın bir tür dışa vurumu. Acaba pişmanlık olmasaydı... Ne halde olurduk?" "Aslında esas mesele şu: Pişmanlık bir şeyi değiştiriyor mu?" (Saklı Çocuk)
- “Tamamen zıt duyguların birleşerek yepyeni bir duyguya dönüşmesi tuhaftı. Sevgi ve nefret, kayıtsızlığa dönüşüyordu. Şevkat ve öfke, bir insanı yıkabilecek büyüklükte bir kedere dönüşüyordu.” (Buz Prenses)
- İnsanlar o kadar saf, kurgulanmış hikayelere o kadar alışkınlardı ki yarım yamalak gizlenen gerçekleri bile fark edemiyorlardı. (Deniz Kızı)
- Tamamen zıt duyguların birleşerek yepyeni bir duyguya dönüşmesi tuhaftı. Sevgi ve nefret kayıtsızlığa dönüşüyordu. İntikam ve merhamet kararlılığa dönüşüyordu. Şefkat ve öfke, bir insanı yıkabilecek bir kedere dönüşüyordu. (Buz Prenses)
- Bir yandan da ruhlarına bahar temizliği yapıyorlardı adeta. Söylenmemiş çok şey, köşelerde birikmiş bir sürü toz vardı ve ikisi de toz bezlerini çıkarma zamanının geldiğini hissediyordu. (Buz Prenses)
- O kadar büyük bir kötülük öylece yok olamaz. (Melek Koleksiyoncusu)
- Yarın yeni bir gün olacaktı. (Buz Prenses)
- Belli ki mucizeler devri henüz kapanmamıştı.. (Deniz Kızı)
- Her zamanki gibi erkekler mangalın etrafında toplanmış, kendilerini He-Man gibi hissederlerken, kadınlar da oturup konuşuyorlardı. Erica, erkekler ile mangal arasındaki ilişkiyi bir türlü anlayamıyordu. (Vaiz)
- Ölüm de tıpkı hayat gibi varoluşun bir haliydi. Neden biri ötekinden daha iyi olsundu ki? (Taş Ustası)
- "Eğer bir kişinin ömrü boyunca başına gelecekleri gösteren kristal bir küresi olsaydı, muhtemelen yataktan bile çıkmazdı. İnsanlar hayatı küçük dozlar halinde yaşamalılar. Acılar ve sorunlarla yutabilecekleri kadar küçük lokmalar halinde yüzleşmeliler.." (Saklı Çocuk)
- Beyninin mantıklı bölümü, bu tür şeyleri düşünmenin bile saçma olduğunu söylüyordu ama korku, mantık dinlemiyordu. (Vaiz)
- .. bugün de parlak gün ışığı denizin üzerindeki kalın buz tabakasına ışıltılı şelaleler halinde dökülüyordu. (Buz Prenses)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin