Kitap Künyesi
Yazar: Yılmaz Güney
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053756514
Sayfa Sayısı: 104
--reklam--
Salpa Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin ikinci kitabı Salpa, Hücrem’in son satırında tanıştığımız Mehmet Salpa’nın Konya’dan İstanbul’a uzanan bir süreçte, sert yaşam koşulları içerisinde bilinçlenmesinin öyküsü.
“Kimdir bu vapur, otobüs, tren, uçak seferlerini, onların yolcularını ayarlayanlar? Kimdir radyolarda falan saat reklamlar, yurttan sesler, filan saat Henry Mancini orkestrası diyen? Kimdir yüz beş liralık ayakkabıyı iki yüz doksana, dört yüz kırk liralık ceketi altı yüz on liraya fırlatan?
İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika’ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?”
--reklam--
Salpa Alıntıları - Sözleri
- Uykudan uyandığın, gözkapağını araladığın an, yeniden başlıyor oyun...
- Bunalıyor Salpa . .. Kimdir incir kuşlarını , kumruları yok eden ? Kimdir kitapları yakan ; türküleri , kol kola yürümeyi yasaklayan ? Kimdir erik ağaçlarından , kiraz ağaçlarından ; ağaçların çiçek açmalarından korkan .... Kim? Sığınacak yer arıyor Salpa .. . En büyük dost ... En büyük sahip... Gerçektir . Gerçeğin yasalarıdır ....
- Herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir birgün... İşte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktır...diyordu Salpa.
- " Sessizlik de bir sestir aslında. Sessizlik yoktur... Hareket varsa , ses de vardır ... Neyin hareketi bu ? "
- Hayatının birinci adamı, egemeni, yöneticisi olamadı hiç. Hep komisyoncuydu.
- Sen yoksun artık. Sen, yalnızca onların istediğini alıp satan, onların düşündüklerini söyleyen, onların istediğini yiyen, beğenen, seven canlı bir kuklasın... Eleştirin bile onlara can verecek, daha uzun yaşatacak...
- Önyargılardan kurtulmalıydı. Çünkü onlar; önyargılar, kalıplaşmış düşünce yapısının, değişimi istemeyen güçlerin kapı köpekleriydi, bekçileriydi.
- İnsan karmaşık bir süreçtir. Binlerce çelişkiyi taşır bağrında...
- Sessizlik de bir sestir aslında.
- Sevgili düşünmek kötü mü ; yanlış mı Salpa? "Değil .... Sağlık belirtisidir üstelik..." Niye hiç sevgilisi olmadı Salpa' nın ? Burnu boklu çocuk olduğu için mi?
- İnsan ne iş yapıyorsa ona göre biçim alır. Adamın kafasını yaptığı iş belirler..
- Yalnız düşünmekle doğrular bulunabilir mi, dünya değiştirilebilir mi?
- Herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir bir gün. İşte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktir.
- Her kazanç kaybetmenin anasıdır.
--reklam--
Salpa İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Ezilen" kelimesinin altında ezilen bir inceleme...: Salpa : Kaçan , korkan , susan, korkan , korkmuş ,korkutulmuş ... Salpa ve Kıvırcık ... Konya'dan İstanbul'a kaçan iki gencin dramıdır "Salpa"... Köyden kente ilerleyen yaşamın zorlukları altında ezilen Mehmet Salpa ve korkuyu bilmeyen Kıvırcık.. Yaşam ; kentle köy , işçi yöneten, zengin fakir , iyi kötü ikilemleri arasında gidip gelirken yaşamı hızla öğrenen ruhumuz , beynimiz de vardır. Çoğu insan yaşamın ağırlığı altında ezilir/ezdirilir. Yasa,kanun, hukuk demeden insan sömürülür. Yılmaz Güney'in kaleme aldığı "Salpa" adlı karakter ; kendini sorgulamayı düşünüp korkan , gerçeklerden kaçan ve kaçmanın korkuyu yok edeceğini zanneden bir kişilik. Ama Salpa korkunun , nereye giderse gitsin kendisiyle geleceğini nerden bilcekti ki ... Yaşam durmadan kaçmayı , susmayı seven bireyleri doğurur. Bu doğurma kölelik / köleleştirme mi ..? Kendi duyguları altında ezilen , eğer bir şeye çözüm getirip başaracaksa da yanındaki insanın yönlendirmesiyle ve varlığıyla başaracağını düşünen Salpa , korktuğu düşüncelerin ağırlığı altında ezildiğini bilecek miydi ya da bilecek mi ? Sistemlerin dayattığı korkular yüzünden insanlardan kaçan , kendinden kaçan tiplemelerin eseridir "Salpa" ... Kaçan hep kaçan ... Kaçanlar bir gün kendilerine doğru koşacaklar mı/mıydı ? ... "Umut, umutsuzluğun çiçeğidir. Hoş kokulu mavi bir çiçektir durmadan açan." İnsan kendini sorgulayarak ve korkuyu yenerek ilerleyebilir. Bütün cümleler sistemleri yıkmak için dile getirilmez çünkü asıl sistemlerin sürekliliğini , canlılığını ilerleten bizlerizdir. Dile getirilen tüm cümleler , tüm uyandırmalar biz köleler içindir. İnsan çoğukez kendisinin kölesidir. Kitapta da dediği gibi "Sağlıklı bir bilince sahip olunmadan, özgür olunabilir mi..?" Özgür düşüncenin var olduğu yarınlara umutla , sevgiyle... (Ronahî)
Selimiye Üçlemesi’nin ilk kitabı Hücrem’in son satırında ismini öğrendiğimiz Memet Salpa’nın, çocukluğunu, büyümesini, İstanbul’a gelişini ve İstanbul’da yaşadığı zorlukları, sorularını ve bulduğu cevapları okuyoruz. Yılmaz Güney bu kitapta Hücrem’de üzdüğünden daha fazla, huzursuz ettiğinden daha fazla etki ediyor. Kitap boyunca depresyona girme ihtimali bir hayli yüksek. Kitap kısa ama derin, edebi değeri ise yüksek cümlelerle donatılmış. Salpa, Yılmaz Güney'in de dediği gibi kendine yansıyan savaşın en amansızını kendi içinde verecekti. Yeni ile eski, değişenle değişmeyen, gelişenle direnen arasında olan savaşı. İki tarafın da kaybettiği değil mağlup ve galip tarafın olduğu bir savaş. Salpa’nın kendi kendisine yaptığı cunta da diyebiliriz. Salpa, sen savaşın, bireysel küçük bir alanısın, senin savaşının ne olduğunu bilmen lazım, senin savaşın reform mu yoksa devrim mi Salpa? Ben karar veremedim senin savaşına. Salpa ile kitap boyunca konuşuyoruz ve Yılmaz Güney vasıtası ile ona sorular soruyoruz. Konuş be Salpa konuş, anlat içindekileri, yüz iki sayfa yetmez senin içindekilere, daha çok sorgula sen, daha çok soru sorulsun sana, daha çok konuş sen. Görebildiğin, duyabildiğin her şey seni etkiler mi Salpa? Gördüklerin, duydukların hatta düşündüklerin bilinçaltında birikir mi? Farkındasın Salpa sen, bizler de farkındayız, boşa korkmuyorsun sen hatta kimse boşa korkmuyor ama doğru mu yapıyoruz Salpa? Her gün ayrı bir sorundur. Korku olması mı lazımdır yoksa korkuyu yenip içimizde hep cesaret mi olmalıdır Salpa? Ne de güzel anlattı sana Hamal Ismayıl korkuyu ve cesareti. Keşke daha çok konuşsaydı Hamal Ismayıl değil mi Salpa? Ben de senin gibi şaşırdım bir hamaldan nasıl olur da böyle güzel sözler çıkar diye, yoksa önyargılı mı davranmıştım ben de? Hakkımızı aramak bu kadar zor mu Salpa, burada anayasa da yoktur, babayasa da yoktur, sadece “sopayasa” vardır diyen polise bir iki çift laf etmek gerekmez mi Salpa? O polisin yaptıklarına karşı hak aramak gerekmez mi Salpa? Anayasa içinden madde on dört, madde otuz bir, hatta madde altmış ikiyi okuduktan sonra bir şeyler yapmak, hakkımızı aramak neden bu kadar zor ki Salpa? Neden bunları yapmaktan bu kadar korkarız? Kim korkutur? Neden korkutur? Niçin korkutur? Küçükken cinden, periden, öcüden, hortlaktan, sana şeker verilirse sakın alma denilen adamdan, çocuk kaçıran çingeneden olan korkularımız biz büyüyünce devlet işleri, memur, zabıta, bekçi, inzibat, polis ve asker mi oldu Salpa? Korku olması gereken bir his ama bizim bunlardan korkmamız gerekiyor mu gerçekten Salpa, neden bunlar korku unsuru hiç düşündük mü acaba? Sorulacak çok soru var Salpa ama o sorulara sen, Kıvırcık ve Hamal Ismayıl cevap verir mi, cevap verirse ne olur hiç bilmiyorum Salpa. Neler yapacaksın Salpa yeni kitapta çok merak ediyorum, Kadir ile nerelere gideceksin acaba? Kitabın adı da Sanık’mış be Salpa ve bu isim beni korkuttu. Korkmam gerekir mi bilmiyorum Salpa? İlk kadını neden orada tanıdın Salpa, kimsin sen, nesin sen? Vatizdiz? Soyadın gibi gevşek, iş bilmez tembel biri misin? Ah be Salpa çok çektin, çok üzdün ve huzursuz ettin. Yılmaz Güney belki benim kadar soru sormamıştır sana ama merak ettirdin be Salpa. Hidrojen atomunda nötron yoktur be Salpa. https://www.youtube.com/watch?v=1lwejdOrlro (mithrandir21 / Uğur)
Hayat mücadelesinde Salpa: Serinin ikinci kitabında karşımıza Anadolu’dan çıkan ve dünyadan habersiz olan Memet Salpa çıkıyor karşımıza…. Konya’dan İstanbul’a giden yolculukta İstanbulda kendini, hayatını, yaşamını, benliğini bulmaya çalışan Salpa bir anda hayatın zorlukları karşısında direnmeye çalışırken bir taraftan memleket Özlemi çekerken aklına nedenler? Niçinler? Sorusuna ile hayatı sorgulamaktadır. Kitabın en çarpıcı bölümü sorgu sahnesi olurken bölümler arasında yaşanılan kopukluklar göze çarpmaktadır. Çok güzel bir kitap diyemeyeceğim gibi o dönemin Anadolu insanının büyük şehirde tutulma mücadelesini yansıtmaktadır (Evsiz karınca)
--reklam--
Salpa PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Güney - Salpa kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Salpa PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.
Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.
1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.
Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.
Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.
--reklam--
Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri
- Boynu Bükük Öldüler
- Salpa
- Sanık
- Hücrem
- Arkadaş
- Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
- Ölüm Beni Çağırıyor
- Selimiye Mektupları
- Gençlik Öyküleri
- Umut
- Yol
- Sürü
- Oğluma Hikayeler
- Ağıt
- Acı
- Baba
- Zavallılar
- Umutsuzlar
- Hudutların Kanunu
- Bir Gün Mutlaka
- Seyyit Han
- Aç Kurtlar
- Endişe
- İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
- Siyasal Yazılar
- Duvar
- Yunan Bıçağı
- Sonsuz Bekleyiş
- Selimiye Üçlüsü
--reklam--
Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri
- Hayat denilen kavgaya girdik. Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
- Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
- 03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor: Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad. L'Express (Umut)
- İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel koşulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi temelidir. (Siyasal Yazılar)
- Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
- Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
- "Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir. "Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
- "Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
- Sen dik dur..! Biz unutursak da, Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
- Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
- Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
- Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, uluslararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalistlerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıların, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu sermayenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve baskısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin devrim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
- Kimin saflarında olacağız? Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
- Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
- Canım, Sevdiğim, Yüreğim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
- Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
- ...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
- Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
- "Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
- Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutulmaz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık kazanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin