Kitap Künyesi
Yazar: Konstantin Simonov
Çevirmen: Ahmet Ekeş
Orijinal Adı: 9753790325
Yayın Evi: Engin Yayıncılık
İSBN: 9753794053
Sayfa Sayısı: 287
--reklam--
Savaşsız Yirmi Gün Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ünlü Sovyet yazarı Konstantin Simonov, ilk kez 1973 Eylül'ünde Moskova'da yayımlanan 'Savaşsız 20 Gün' adlı bu romanında, cepheden cepheye dolaşan, ön hatlara kadar giderek İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen savaş muhabiri Lopatin'in notları çerçevesinde insanlığın en büyük belasından, savaştan duyulan korkuyu yansıtır. Savaş bir yandan cephede sürerken öte yandan Lopatin'in bir görevle gittiği ve savaşsız yirmi gün yaşadığı Taşkent'te, daha genellersek bütün cephe gerisinde, siviller kesiminde de sürmektedir. Ortak korku karşısında insanların dayanışması, yepyeni bir anlam kazanmaktadır. Simonov'un bu eserinin ilgiyle karşılanacağına inanıyoruz. (Arka Kapak)
--reklam--
Savaşsız Yirmi Gün Alıntıları - Sözleri
- savaş,kıyamet günü borusu gibi,ulu bir varlığın önünde insanoğluna kendini çıplak hissettiren,yaptıklarının sorumluluğunu duyuran büyük bir olaydır gene de...
- Ben yürümekten yorulmam.
- yaşamın,tokmağıyla,canının istediği gibi rastgele döveceği bir örs olmaktansa insanın kendi mutluluğunu ya da mutsuzluğunu yaratan bir demirci olması daha iyi
- Çoğu zaman olduğu gibi tehlike artık geçtikten sonra gecikmiş olan ve başkaları ile birlikte tehlikeye atılmamış olan her zaman üzüntü duyar.
- Sizin kin dolu bir aklınız ama iyi bir kalbiniz var. (Puşkin)
- Bir insanın hayatının bağlı olduğu bütün sorunlar, nazik sorunlardır.
- İnsan bazen sırtına ne giymiş olduğunu düşünüyor , bazen de hiç düşünmüyor. Anlaşılan insan bunu kendisi düşündüğü zaman , başkaları da bunun daha çok farkına varıyorlar , kendisi düşünmediği zaman ise daha az...
- Belki de karşılaşırız... Ama bundan ne çıkar? Benim için bu karşılaşmanın hiçbir anlamı yok artık...
- Ve zaman zaman düşünürüm de, bir şeyler öğrenmek istediğim kişilerin aslında benden bir şey öğrenemediklerini hissederim...
- Hatta bu mutsuzluğunu düşüne düşüne hasta bile olmuştu.
- Yaşam hiçbir anlam ifade etmiyor benim için...
- Düşünmeyi bırak da daha çok çalışmaya bak... Madem kendini yenemiyorsun, o zaman yapabileceğin şeyleri yapmaya çalış...Yoksa başka çıkış yolu bulamazsın.
- Kısacası, boş vakit geçirmiyorum.
- İstesen de istemesen de savaş şimdi herkesin hayatının bir parçasıydı! Bazılarını korkutsa bile, bazılarını cesarete getiriyordu; kimileri ise hiçbir şey olmamış gibi hayatını sürdürüyordu.
- İnsanın yalnız kalması çok kötü bir şey!
--reklam--
Savaşsız Yirmi Gün İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Lopatin'in Günlüğü: İnsanoğlu başına geleceklerden asla kaçıp kutulamaz!İster korkudan titresin,ister bağırsın,ister ağlasın,isterse de kendini yere atsın,çığlık koparsın,yalvarsın,yakarsın;oysa şansına bir mermi düşmüşse,ondan kurtulması imkansız!İnsanoğlu en fazla bir dönem için yaşar;ikinci dönemi istemeye hakkı yoktur!Madem düşman bize saldırdı,demek ki ona bir şeyleri kanıtlamalı,dünyanın kaç bucak olduğunu göstermeliyiz!Fakat sen ona göstermezsen,muhakkak o sana gösterecektir.(s.292) Evettt...Simonov'un üçlemesinin(Savaş Günleri,Savaşsız Yirmi Gün,Albay'ın Aşkı) ikinci kitabı da böylece son bulmuş oldu. Yolum; savaşa,aşka,sevgiye,yoksulluğa,ihanete, cesarete,yalnızlığa,evlat acısına,evlat hasretine,ayrılığa,hırsa kısaca insana ait ne varsa ona düştü. Savaş son hızıyla devam etmekte ama artık Naziler General Kış'a takılmış durumda ve yoldaşlar amansız karşı saldırılarına başlamış vaziyetteler ve yavaş yavaş güzel haberler cephe gerisine yansımaya başlamış durumda ama biz bu eserde savaştan uzakta bazen Taşkent'in buz tutmuş sokaklarında bazen de Tiflis'in çamur ve kar tutmuş yollarında Lopatin'in hayatındaki karelere tanık oluyoruz.Onu bir baba,aldatılan bir eş,aşık olan bir adam,görevini yerine getirmeye çalışan dürüst bir insan olarak ama en önemlisi yalnız olarak bir daha tanıyoruz. Savaşın olduğu yerde insana yer olmadığına her hayatın bundan muhakkak nasibini aldığına her sayfada tekrar tekrar şahit oluyorum. Sağlıkla kalın... İyi okumalar... (Hamit Turgut)
Konstantin Simonov'un okuduğum ilk eseri. Savaşla ilgili kitaplara ilgim büyüktür. Romanda yazar savaş döneminde savaş muhabirliği yaptığı günleri anlatıyor. 20 gün savaştan ve işinden uzak olsa da romanda II.Dünya Savaş'ın getirdiği zor, kötü, çaresiz durumları anlatmaktadır. Tavsiye ederim. (DERUN-İ KİTAP)
--reklam--
Savaşsız Yirmi Gün PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Konstantin Simonov - Savaşsız Yirmi Gün kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Savaşsız Yirmi Gün PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Konstantin Simonov Kimdir?
Babası Kızıl Ordu'da subay olduğundan çeşitli taşra okullarında okudu. Moskova'da yükseköğrenim görürken bir yandan da tornacılık yaptı. 1934-1939 arasında Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde okudu. 1939'da Tüm Birlik Komünist Partisi'ne girdi. II. Dünya Savaşı'nda ordu gazetesi Kızıl Yıldız'ın savaş muhabiri olarak askerlik yaptı. Gerek cephede gerek cephe gerisindeki Sovyet insanının mücadelesini gazetesine gönderdiği yazılarda dile getirdi. Bu yazılarla Stalin Ödülü'nü kazandı. Savaştan esinlenerek milliyetçi ve devrimci görüşlere yer veren lirik ve epik şiirler yazdı. Savaştan sonra, dönemin ünlü edebiyat dergilerinden Novi Mir'in yayın yönetmenliğini üstlendi (1946-50, 1954-58) ve 1974'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1975'te Türkiye'yi ziyaret eden Simonov, öldüğünde Sovyet Yazarlar Birliği'nin sekreteriydi.
--reklam--
Konstantin Simonov Kitapları - Eserleri
- Günler ve Geceler
- Savaşsız Yirmi Gün
- Bir Daha Görüşmeyeceğiz
- Albayın Aşkı
- Silah Arkadaşları
- Anayurdun Dumanı
- Yaşayanlar ve Ölüler 2
- İnsan Asker Doğmaz
- Savaş Günleri
- Yaşayanlar ve Ölüler 1
- Özel Yaşam Dedikleri
- Bugün ve Yıllar Önce
--reklam--
Konstantin Simonov Alıntıları - Sözleri
- İstesen de istemesen de savaş şimdi herkesin hayatının bir parçasıydı! Bazılarını korkutsa bile, bazılarını cesarete getiriyordu; kimileri ise hiçbir şey olmamış gibi hayatını sürdürüyordu. (Savaşsız Yirmi Gün)
- Bir insan hiçbir zaman sonsuzluğa içtenlikle inanmaz. Her şeyin muhakkak bir sonu olduğunu düşünür. (Günler ve Geceler)
- Tabancasını çekti ... ..derinden fakat kesik kesik bir kaç soluk aldı ..sonra soluğunu tutup ..Tabancasını göğsüne dayadı ..tam yüreğinin üstünde ateşledi (Özel Yaşam Dedikleri)
- Ekmek hakkımı verip tütün alıyorum. . Pamuk küspesiyle bile degistiriyorum .. Pamuk küspesi ne ki ! Çigniyorsun çiģniyorsun ağzında bir tutam pamuk kalıyor .. Karım "tütün yüzünden aç kalıp kuruyorsun" diye çıkışıyor. . ..bana "önce boğazını düşünsen daha iyi edersin " diyor .. __sonunda tüttürecek birşey olmassa ne diye düşünecekmisim boğazımı ?.. (Özel Yaşam Dedikleri)
- yaşamın,tokmağıyla,canının istediği gibi rastgele döveceği bir örs olmaktansa insanın kendi mutluluğunu ya da mutsuzluğunu yaratan bir demirci olması daha iyi (Savaşsız Yirmi Gün)
- Kıyı topçusunun gülleleri,kurtarıcı melekler gibi,gene tepesinden uğulduyarak geçiyordu. (Savaş Günleri)
- Bu basit gerçeği ne kadar zor görebilmişti! (Savaş Günleri)
- "Peki, sizin aşkınız var mı? diye sordu. " Ne aşkı? " " Hiç aşık olmadınız mı yoksa? " " Aşık ha? "dedi. Gözlerini kapadı. Aşk... Acaba gerçekten hiç aşık olmamış mıydı? (Günler ve Geceler)
- Sizin kin dolu bir aklınız ama iyi bir kalbiniz var. (Puşkin) (Savaşsız Yirmi Gün)
- Ne çok düş kuran, isteyen, düşünen, yerinen insan gömülmüştür? (Günler ve Geceler)
- Ve zaman zaman düşünürüm de, bir şeyler öğrenmek istediğim kişilerin aslında benden bir şey öğrenemediklerini hissederim... (Savaşsız Yirmi Gün)
- Kadın .. 14 yaşındayken babasının onları bırakıp gittiğini anlatmıştı .. 14 yaş! Bu öyle bir yaştır ki .. .. çocuklar hiç bir şeyi bağışlamazlar . (Özel Yaşam Dedikleri)
- Kimisinin gözüne uyku girmezken, kimisi de taş gibi uyurdu. (Bir Daha Görüşmeyeceğiz)
- "Tertemiz nefret " (Özel Yaşam Dedikleri)
- Fin savaşında ilk olarak farkına vardığı bu gevşeklik salgını nereden çıkmıştı böyle? Uğruna bütün ömrünü harcadığı, canından çok sevdiği Kızılordu'nun, İşçi-Köylü Ordusu'nun şanına yakışmayan bu adamlar nereden türemişti? Yenilgiden çok yenilginin sözünü etmekten korkan, kayıp vermekten çok kayıp vermenin sorumluluğundan çekinen, hastalıklarını ancak savaşın iyileştirebilreceği ya da foyaları ancak savaşta meydana çıkacak bu insanlar kimlerdi? (Savaş Günleri)
- Eğer birinin yaşamı bizim yaşamımızın bir parçası olmuşsa böyle bir insanın ölümü de bizim ölümümüzün bir parçası olmuştur. Biz hala sağızdır, gelgelim içimizde bir şey dirilmemek üzere ölmüştür artık. (Bir Daha Görüşmeyeceğiz)
- İnsanların hiçbir şey görmeden ölmelerine sövüyordu. (Günler ve Geceler)
- Hatta bu mutsuzluğunu düşüne düşüne hasta bile olmuştu. (Savaşsız Yirmi Gün)
- Ne el üstünde taşınmaktan hoşlanırım .. Ne de "getir _götür " emri almaktan .. (Özel Yaşam Dedikleri)
- sen otururken de koşar gibisin ... (Anayurdun Dumanı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin