Kitap Künyesi
Yazar: Faruk Duman
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789755107646
Sayfa Sayısı: 102
--reklam--
Seslerde Başka Sesler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Faruk Duman çok genç bir öykücü, henüz yirmi üç yaşında. Seslerde Başka Sesler de yayımlanan ilk kitabı. Ancak kitaptaki öyküleri okuduğunuzda bu kitabın genç yazarın tek kitabı olarak kalmamasını diliyor, kalmayacağını da seziyorsunuz. Faruk Duman, edebiyatta kendine kalıcı bir yer edineceğini, Türk öykücülüğüne yeni bir soluk, yeni bir ses getireceğini muştuluyor bu kitaptaki öyküleriyle. Canlı, hayatın içinden, hepimizin olabilecek yaşantılardan alınma konularıyla işlediği öykülerde farklı bir anlatım yakalamış genç yazar, değişik bir öykü anlayışı sergilemiş. Yeni biçimler deneme çabası içinde olduğu, bunda da oldukça başarıya ulaştığı açıkça görülüyor. Bu anlayış içinde kimi yerde öyküyü aşıyor yazdıkları, şiirsel bir anlatıma, imgelerle bezenmiş bir çağlayana dönüşüyor. Bir filmin bir tek karesi bazen anlattığı, bazen de izi yıllarca silinmemiş bir anı; çoğunlukla da çocukluğundan, kimbilir, belki de hepimizin çocukluğundan yola çıkarak işliyor öykülerini. Düş gücüne şiirsel anlatımını ekleyerek ustaca öyküye dönüştürüyor Duman, o kısacık ânı ya da sahneyi. Çocukluğunun düşsel dünyasında yaşadıkları, o dünyanın insanları birer birer dökülüyor sayfalara, çoğalıp bitimsizleşiyor, sonu bilinmeyen, görünmeyen ufuklara yol alıyor.
--reklam--
Seslerde Başka Sesler Alıntıları - Sözleri
- Şarkı odanın içinde, oda benim içimde, ben de şarkının içindeyim. Kadının titrek sesi beyaz bir çığlık gibi uzayıp gidiyor. Bu şarkı bir bekleyişin şarkısı olmalı, diye düşünüyorum. Kırık, acı, ama dirençli bir bekleyişin.
- Üç-beş arkadaş. Şimdi hiçbirinin yüzünü anımsamıyorum. Gün geçtikçe siliniyor hepsi. Gün geçtikçe insan kendi yüzünü bile anımsamaz oluyor.
- Bu insanlık ölür. Toprağına da, suyuna da, ağacına da bakmazsa kesin ölür bu insanlık…
- Gün geçtikçe insan kendi yüzünü bile anımsamaz oluyor. Sahi nasıldım çocukken? Bazen, kuşkusuz diyorum, kuşkusuz başka bir elim vardı, başka bir yüzüm. Kuşkusuz o ben değildim.
- “Et alamazdık; kasaba borcumuz yoktu.”
- Sevincin gündelik olaylara bağlı bir şey olduğunu düşünüyorlar. Bazı nesnelere, biçimlere, renklere ya da seslere. Ama durum öyle değil; neden, bilmiyorum, ama eminim bundan.
- Zil çalardı. Postacı şunu biliyordu: Kapıyı bir süre açmazsak, bahçedeyizdir. “Ağabey, şuraya bir imza...” Ona, eğer kızarmışsa, çilek verirdim. Biraz dinlen. Çok sıcak, neyse ki ağaçların gölgesi, elmamız nasıl? “Ne zaman aşıladınız ağabey?” Geçen hafta. Güçsüz bir adamdı. Hiçbir zaman mektuplarımızı, filmlerdeki gibi neşeyle getirmedi. Hep yorgun argın geldi. Belki de bu yüzden: O evde mutlu bir haber almadım hiç.
- Zamanla sevincini yitirebilirsin, ama gerçek sevinç hiçbir zaman yitmez.
- Yitmek, sürekli bir yeniliğin tam ortasında olmak demek değil midir bir bakıma?
- Bu insanlık ölür. Toprağına da, suyuna da, ağacına da bakmazsa kesin ölür bu insanlık...
- Gün geçtikçe insan kendi yüzünü bile anımsamaz oluyor. Sahi nasıldım çocukken? Bazen, kuşkusuz diyorum, kuşkusuz başka bir elim vardı, başka bir yüzüm. Kuşkusuz o ben değildim.
- Halk birleşince hiçbir zaman yenilmez.
- Aylık bir dergide okumuştum; eskiden buraları gölmüş. Bu topraklarda, yüzyıllar öncesinden kalma balık fosilleri bulmuşlar. Bu insanlık ölür. Toprağına da, suyuna da, ağacına da bakmazsa kesin ölür bu insanlık...
- Sevincin gündelik olaylara bağlı bir şey olduğunu düşünüyorlar. Bazı nesnelere, biçimlere, renklere ya da seslere.
- Atın yeleleri sevgilimin saçlarına karışırdı. Bir su gibi akardı.
--reklam--
Seslerde Başka Sesler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sesler: “Sesi duydunuz mu?” “Bence dışarıdan geliyor.” Yazmış olduğum bir önceki incelememde dalga seslerine vurgu yaptığım için tekrara düşmek istemezdim. Fakat benzerlikler ve farklılıkları yakalamak için yazdığımızı düşündüm sonra. Hatırlarsanız zor bir yılın aralık ayıydı yine. O gün günlerden çarşambaydı. Usta bir yazarın ritim konusunda neler yapabileceğine dair merakla okumuştum kitabı. Burada da bir ritim bekliyordu bizi, sesler nerden geliyor anlamaya çalıştım. Dışardan gelen sesi dinledim. İlk gelen sütçünün sesiydi, günlerden Perşembe…Bu arada bizim evimize de süt Perşembe günleri geliyor ama konumuzla ilgili değil diye üzerinde durmayacağım… Çünkü “Sütçü her Perşembe geliyor – her Perşembe mutlaka gelecek demek değil bu- “ Sesler devam etti sonra, kurbağa sesi, kuş sesi, ırmak sesi, ıslık sesi, hatta insan irisi bir kadın sesi. Bazen sesi kısılan, özleyen, peşinden ağıtlar yakılan… Bazen iç içe öykülerle, bazen de farklı, birbirine benzemeyen, fakat hep ölüm, hep soğuk, hep acı dolu. Acı ama anlatırken bir masal anlatır gibi sakin. Mutlu sona bağlanacak masal gibi tane tane okuduğumuz. Sanki anlattığı bir yara değilmiş de, öylesine anlatılmış bir şey gibi… Bu kısımlarda HAT anlatımı vardı aslında biraz da, acıyı görmezden gelip not edelim buraya; “Havada öylece askılı kalmıştı,” “Sahipsiz bir ayak izine dönüyor örneğin,” “Böceklerin sırtında yankılanıyormuş hatta” “Yalnızlığı, rüzgârın bir kuyuda vınlaması gibi uzayıp gidiyordu öyle.” “Sanki kadın garip bir yaratıkmış da onu ille görmeleri gerekirmiş gibi. Ağaçlarda, duvar diplerinde, gizli saklı insanlar…” Öykülerde rastladığımız temalara bir göz atmamız gerekirse; hep bir yalnızlık, ayrılık ve ölüm teması devam ediyordu. Bazen yüksekten düşen, bazen ırmakta boğulan. Ölenlerin ardında kalan yarım ölülerin. İnsan dediğimiz canlının içinde yarım kalan öykülerin… Faruk Duman’ın okumuş olduğum bu dördüncü kitabıydı. Rüyalarla iç içe geçmiş, çocukluk anıları ile dolu ve yine kısa kısa cümleler… Daha önce okumuş olduklarım arasında Nar kitabını özellikle beğenmiş, bir şeyler yazmaya çalışmıştım. O kitapta beğendiğim İfade şekliyle burada da: “Aysel’di,” “Sevimli bir yağmurdu,” gibi kalıplar kısmen de olsa kullanılmıştı. Bir aile ve doğa merkezi vardı tüm öykülerde, anne, baba, ağabey, dede, nine. Ağaçlar ve kuşlar daima…Konular ne kadar farklı olsa da ben yine masalsı, Anadolu kokan anlatımıyla Ağrı Dağı Efsanesi’ni hatırladım sürekli. Burada da at ve göl gibi temalar kullanılmıştı. Sonra takip etmeye devam ettim sesleri. Hep farklı farklı yerlerden gelmeye devam etti inatla. “Ses sızıyordu her yerden,” Ses hiç sızar mı? Çocukluktan beri yerleşmişse kulaktan zihne, sızar belki de. Yapılan her yanlış anne, baba açısından bir azarla kapatılır hoş görülür, atılan taş, bir kadına ya da kuşa. Ya da adına çocukluk dediğimiz her neyse ona. Ya çocuk için? Onlar birikir, yazı olur, söz olur, sızar büyüdükçe. “Duydun mu; duydum?” “Kesin aşağıdan geliyor bu kez…” 2020 için son incelemem olması açısından bir değerlendirme yapmam gerekirse, pandemi ile geçen bu zor yıl benim için bol okuma, az yazma dönemi oldu. Kitap sayısı olarak geçen yıla ulaşamasam bile bu tuğlalarla ilgili bir durum olduğu için okuma açısından verimli geçirdiğimi söyleyebilirim. Aslında bu yıl için inceleme defterini kapatmıştım. NeGe ‘nin kitap hakkındaki birkaç söz söyleme ricasını yerine getirmek amacıyla bu yazıyı kendisine armağan ediyorum. Bu ses diğer Faruk Duman öykülerinden daha derinden geliyordu, tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum… (Resul Bulama)
Yalnız yaşamamın ikinci haftası bitmek üzere. Demek yaşlılığa giden yolu sessizlikle katedeceğim, ediyorum. Yaz tatili denen şeyin bu sene bana en büyük getirisi, sonsuz sayfalar dolu kitapların odamın her yanını işgal edişi oldu: pencereler ve balkon kapısı açık, dodi ya kapı arkasında ya da kapı önündeki sandalyede uyuyor: aşağıya bakarsam incir ağacımızın hemen ilerisinde bahçemizin daha çok çiçek dolu bölümünde yeni doğmuş yavru kedilerin saklandığını görebiliyorum. İki oğlum da , daha bir çok diğeri ile beraber incir ağacının sağında ve solunda gömülü. Altıncı sene bitmiş olacak bir kaç aya. En güzeli, kitabın sayfalarını, hem de sarı sarı ise, çünkü elimdeki 2004'te basılmış, on iki sene boyunca sayfalarının açılmasını beklemiş, yapraklar yapışık, ince; işte en güzeli bu sayfaları çevire çevire okurken aşağıda haftalardır uçmayı bekleyen ve her sene mutlaka aynı süreci baştan yaşadığımız bir yavru martının büyüme sürecine tanık olmak, işte onun ağlamaları ya da inlemeleri geliyor, ben yaşlanıyorum; ama o büyüyor, her sene aynı şey oluyor, her sene aynı zamanlarda bir yavru martı apartmanımızın parkında, bahçeli kısımda büyümeyi bekler; inleyerek, ağlayarak bekler, her gün mutlaka kanatlarını alıştırmak için çabalar, asla yalnız değildir, mutlaka destek görür, uçacağı ve binamızın çatısına konup gururla kendi kısa tarihini izleyeceği güne dek...sonra..uçup gider. Bu sesler, yani bizimkisi olsa olsa, kırık, dökük bir doğa parçası, Faruk Duman'ın ilk eserindeki hayvan seslerine, resimlerine benziyor. Eserde bir çok çocuğun, belki yazarın hayat hikâyesinin parçası, hayali ya da gerçek hikâyesini okurken bütün Faruk Duman kitaplarında olduğu gibi hayvanlarla, doğayla temas halindeyiz, sesleri ve görüntüleri insanların hikâyelerine karışmış hayvanlar bunlar, ama özellikle anlatılmış da değiller. Aynısı burada da var işte: betonların arasında sıkışıp kalmış yeşilliklerde büyümeye çalışan yavru kedileri, annesi babasının çatılardan haftalar boyu cesaretlendirdiği ve gece gündüz inlemelerine ağlamalarına sabırla göğüs geren- şu anda bile ağlıyor- yavru martıyı, seneler önce yok olup gitmiş ama hatırası gönlümde bekleyen nice canı, iki oğlum da dahil- burada, aynen hikâyelerdeki çocuklar gibi, düşünüyorum, hatırlıyorum ve onlar da yorulan zihnimin bir parçası olarak, resimleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Hatıralarımız zihnimizdeki süslerle süsleniyor, renkleniyor ve belki hakikatte olduklarından başka birşeye dönüşüyorlar ve bu onları edebileştiriyor, edebiyata dönüştürüyor..ve bunu en güzel yapanlardan birisi de Faruk Duman; çünkü daha 23 yaşında ilk hikâye kitabını yazmış bir acemi yazarın kaleminin bu zihin süsleriyle böylesine etkileyici hikâyeler anlatabilmesi asla sıradan birşey olamaz; yazarın sonradan devasa bir ormana, bir dil cümbüşüne, cangılına dönüştüreceği herşeyin ipuçları bu kitapta var. Eğer bilmesek asla acemi bir yazarın ilk kitabı diyemeyiz Seslerde Başka Sesler'e, öylesine yetkin, buram buram edebiyat kokan bir eser bu. Daha sonraki kitaplarında göreceğimiz üslûptan daha farklı, çok daha hareketli, kıpır kıpır bir dille yazılmış hikâyeler bunlar. Faruk Duman hakikaten bu toprakların edebiyatının tadını daha da güzelleştiren bir yazar ve bu eseri de mutlaka okunmalı. (CemCBG)
Kitabı bana hediye eden değerli Rogojin abime teşekkür ederek incelemeyi yazmaya başlıyorum. Faruk Duman etkinliği kapsamında okumaya karar verdiğim bu kitap, yazarın ilk eseridir. Birçok kısa ve anlamlı hikayelerden oluşuyor. Okurken bazı konularda kendimi bulmuş olmam çok hoşuma gitti. Muhtemelen sizler de kendinizden bir parça da bulacaksınız. Doğa ve kuş sesleri o kadar güzel anlatılmış ki 12-13 yıl önce hayatımda ilk defa duyduğum aklıma geldi. Bir tarafı yola bakan, diğer yönü bağlara bakan Tokat'taki bekar evimde gece yarısı öten bülbülün sesi yatak odamı günlerce kez dolduruşunu ölene kadar unutamam. Doğada, tarlalarda, ormanda, nehir kıyılarında yalnız dolaştığınızdaki sağdan - soldan, uzaklardan kulağınıza gelen o nadide yabani hayvan sesleri hep beni etkilemiştir. Geçen yıl Sudan'da geçirmiş olduğum zamanlarda gün ışırken bazen bahçeye mango yemeye gelen tukan kuşlarının sesine uyanıyordum. Türkiye'de doğada bulunmayan bu kuşlar hep dikkatimi çekerdi. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bu kaliteyi tutturmuş olması çok hoşuma gitti. Bu kitabı tabiatla iç içe olacak biryerde okumak varmış. Herkese bol kitaplı günler dilerim. (Yasin Bektaş)
--reklam--
Seslerde Başka Sesler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Faruk Duman - Seslerde Başka Sesler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Seslerde Başka Sesler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Faruk Duman Kimdir?
Ankara Dil ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümünden mezun oldu. Öyküleri, 1991 yılından beri Yazıt, Damar, Papirüs ve Adam Öykü gibi dergilerde yayınlandı. 1996 yılında Çankaya Belediyesi'nin Öykü-Şiir Yarışması'nda Çocuk Öyküleri dalında ikincilik aldı. Bu öyküleri daha sonra Mızıkçı Mızıka adıyla yayınlandı. İlk öykü kitabı Seslerde Başka Sesler 1997 yılında yayınlandı. 1998'de Orhan Kemal ödülleri öykü dalında ikincilik ödülü kazandı. 2000'de Sait Faik Hikâye Armağanı, 2004'de Haldun Taner Öykü Ödülü, 2010'da Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı.
Öykü
Kedi'çin Masallar, Notos Kitap (2010)
Sencer ile Yusufçuk, Can Yayınları (2009)
Keder Atlısı, Can Yayınları (2004)
Pîrî, Can Yayınları (2003)
Nar Kitabı, Can Yayınları (2001)
Av Dönüşleri, Can Yayınları (1999)
Seslerde Başka Sesler, Can Yayınları (1997)
Roman
Köpekler İçin Gece Müziği, Can Yayınları (2014)
Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Can Yayınları (2012)
İncir Tarihi, Can Yayınları, (2010)
Kırk, Can Yayınları, (2006)
Deneme
Adasız Deniz, Can Yayınları (2010)
Çocuk Kitabı
Cüce Prens, Can Çocuk Yayınları (2011)
Jüpiter'in Eteği, Can Çocuk Yayınları (2009)
Gagalar, Patiler ve Başka Güzel Şeyler, Can Çocuk Yayınları (2009)
--reklam--
Faruk Duman Kitapları - Eserleri
- Sus Barbatus
- Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur
- Köpekler İçin Gece Müziği
- Yazmalı Defter
- Sus Barbatus! 2
- İncir Tarihi
- Keder Atlısı
- Baykuş Virane Sever
- Tom Sawyer'in Kitap Okuduğu Kulübe
- Seslerde Başka Sesler
- Nar Kitabı
- Pîrî
- Kırk
- Beydeba'dan Kelile ve Dimne
- Zeytin Taneleri Birbirine Çarpıyor
- Sus Barbatus! - 3
- Adasız Deniz
- Cüce Prens
- Av Dönüşleri
- Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler
- Sencer ile Yusufçuk
- Doğa Betiği
- Kedi'çin Masallar
- Jüpiterin Eteği
- Piri Reis Yedi Deniz
- Gagalar, Patiler ve Başka Güzel Şeyler
--reklam--
Faruk Duman Alıntıları - Sözleri
- O zaman bezgin vapurlar geçerdi, izlerdik. Biz köprüde salkım salkım izlerdik, onlar suda eriyip giderlerdi. (Zeytin Taneleri Birbirine Çarpıyor)
- Her ölüm ardında ya bir hikâye bırakır, ya da, ölenin bir hikâyesi bu taraftaki yaşamda (somut yaşamında) oluşmamışsa bile, orada, öbür tarafta pekâlâ oluşabilir. (...) Ve ölümle birlikte söz yeniden gündeme gelir. (Tom Sawyer'in Kitap Okuduğu Kulübe)
- Yoluna kavuşmamış bir at, her zaman, hep, sabırsızdır. (Sencer ile Yusufçuk)
- ...bu düzen bizi birbirimize düşman ediyor. Sebepsiz yere düşman ediyor. İki kardeşi alıyor, birini asker, birini anarşist ilan ediyor, neden, kendi çıkarları bozulmasın, kendi düzenleri yolunda gitsin diye... (Sus Barbatus! - 3)
- Zamanın durduğu evlerde büyüdüm ben, asılı tozun içinde. (Keder Atlısı)
- Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: bir başucu yazarı, gerçek bir büyücüdür aslında. Düşlerinize girer ve siz yokken evi karıştırır. (Adasız Deniz)
- Bulutlar kararıp kararıp dağılıyor, yağmur sanırsın bir evsiz; yağacak yer arıyordu. İnsan nasıl da bağımlıdır böyle şeylere. Ruh halimiz, bana kalırsa, kapanan havanın, huzursuz yaprağın peşinde yürür. (Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur)
- İyilik, korkutucu oluvermişti. Kaçınılması gereken bir şey. Bu olmuştu sonunda. (Nar Kitabı)
- "... hayat nedir ki başka. Sözlerin sarf edilmesinden, durup dururken. Sonra bu sözlerin anlamlandırılmaya çalışılmasından. Ama acıda, insanın insafıyla örülü bir şeyler var. Gölgede, belirsiz, ta eskilerden hız almış, her insanın yüzünde." (Kedi'çin Masallar)
- İnsan zamanın birinde yüzünü serinletip geçen bir rüzgârı bile unutamaz. Sanki o rüzgâr hep o yerde durur ve bizimle yaşamımızı paylaşır. Ama sonra o da ölür, biz de. O da geçmiş olur, biz de. Bir bakıma, orada o rüzgâr estiği için biz biz olmuşuzdur. Zira o olmasaydı, bizim de o anımız olmayacaktı. (Tom Sawyer'in Kitap Okuduğu Kulübe)
- Oysa insanoğlu genelde birbirini sevmez. Sevgi belki de insanoğlunun en büyük hatasıdır. (Sus Barbatus! 2)
- İnsan sevdiğinin ölüsüne dokunmakta zorlanıyor. (İncir Tarihi)
- Âşık olmuştu. Böyle bir durum insanın başına binde bir gelebilir ve. Geldikten sonra da onun hakkını vermeli. Hak önemli. Haksızlık olmaz. (Sus Barbatus! - 3)
- Ağaçları da ölümleri nasıl büyüttüysek, öyle büyütmek gerek. (Zeytin Taneleri Birbirine Çarpıyor)
- "...kitap okumak da bir yalnızlık biçimidir." (Tom Sawyer'in Kitap Okuduğu Kulübe)
- Annemle babam birbirlerine o kdar güzel, uzun uzun bakıyorlardı ki, ben o zaman her şeyin yolunda olduğunu düşündüm. (Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler)
- Gece yine her zaman gecedir. Uyusan da, uyumasan da, fark etmez. (Köpekler İçin Gece Müziği)
- Hayat çok büyük bir hayal kırıklığıdır. (Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur)
- Bahaneler böyledir, her şeyden önce, yazılması gerektiği için yazılmışlardır… (İncir Tarihi)
- Güç. Güç insanı böyle yapar. İnsanı mutlu eder. Ama buradaki güç elbette, kişinin kendinde hissettiği güçtür. Yoksa başka türlü bir şey değil. Diyelim devletin elinde ki kaba güç gibi bir şey değil. (Sus Barbatus! - 3)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin