Kitap Künyesi
Yazar: Jean Baudrillard
Çevirmen: Oğuz Adanır
Orijinal Adı: À l’ombre des majorités silencieuses suivi de l’extase du socialisme
Yayın Evi: Doğu Batı Yayınları
İSBN: 9789758717026
Sayfa Sayısı: 86
--reklam--
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"İş görebilen tek gönderenin adı yine sessiz çoğunluktur. Bütün güncel sistemler bu model üstünde iş görmektedirler. Varlığı toplumsal değil, istatistiksel olan bu kaypak kavramın ortaya çıkabildiği tek yer sondajlardır. Toplumsal adlı gökyüzünün ufkundaki hayal ya da toplumsalın zaten içinde bulunduğu bir ufkun simülasyonu.
Sessiz çoğunluğun ya da kitlelerin düşsel bir gönderen olması, onun var olmadığı anlamına gelmez. Bunun anlamı sessiz çoğunluğun artık temsil edilemeyecek bir durumda bulunmasıdır. Kitleler artık temsil edilememektedirler. Ses vermeyen bu kitleler sondajlar aracılığıyla sık sık yoklanmaktadırlar. Düşünceleri yansıtılmamaktadır. Yalnızca ne düşündükleri konusunda testler yapılmaktadır. Referandum (kitle iletişim araçları da sonsuz bir soru / yanıt referandumudurlar) politik gönderenin yerini almıştır. Oysa sondajlar, testler, referandum ve kitle iletişim araçları temsil edici bir sisteme ait tertibatlar değil, simülatif bir sisteme ait olan tertibatlardır. Artık amaçlanan şey bir gönderen değil, bir modeldir."
Jean Baudrillard bu metinde yukarıdaki bakış açısından yola çıkmakta ve bu anlamda için için kaynama özelliğine sahip kitle, modern toplumlara ait bir özelliğe dönüşmektedir.
--reklam--
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu Alıntıları - Sözleri
- Hiçbir şeyin karşılığı olmayan para, evrensel tutkunun nesnesi haline gelmektedir. Ticari mal adlı hiyeroglif para denilen bütünsel fetişizme dönüşmüştür.
- Italo Svevo: Nedenler aramak inanılmaz bir yanılgı; şeylerle olayların olmaları gerektiği gibi görünmelerini engelleyen güçlü bir boş inançtır demektedir.
- Günümüzde yaşamak duygusu da dahil olmak üzere her şeyi etkileyen bu belirsizliği körükleyen sistemin ta kendisidir.
- Gerçekleştiği an ortadan kaybolmaya başlayan bir gerçeklik evreni içinde yaşıyoruz..
- Onlar anlam yerine gösteri istemektedirler.
- Hayır: Dünya işte böyle bir yerdir.
- Kitlede bilinç ve bilinçaltı yoktur.
- Anlatacak şeyleri olmayan sözcüklere karşın sesi çıkmayan bir kitle vardır. Söyleyecek hiçbir şeyi olmayanlarla, konuşmayan kitleler arasındaki harika “birlik” işte budur. Bütün söylevlerin kökeninde yatan büyük boşluğun adı kitledir.
- “Bütün gönderen sistemlerinin, bütün ayakta duramayan anlamların, olmayan tarihin ve artık var olmayan temsil etme sistemlerinin kara kutusu kitle: Toplumsalla ilgili olan her şey unutulduğunda geriye kalan artıktır.”
- Kitleler her zaman için bir Tanrı düşüncesi yerine bir Tanrı imgesini yeğlemişlerdir.
- Dün gece düşümde gerçekliği gördüm. Sabah uyandığımda bir rüya olduğunu anlayınca çok rahatladım. STANISLAW LEC
- Çünkü toplumsalın yaşamadığı toplumlar da vardır.
- "Zenginliği bir başka şekilde dağıtma yolu bulunmadığı sürece toplumsala düşen görev: Düzeni çökerterek, tahammül edilmesi olanaksız bir ütopik duruma neden olabilecek bu zenginliğin fazlasını emip, temizlemektir."
- Kitle insanı bezdiren bir suskunluktur.
- 1544 yılı, Paris'te ilk düşkünler evinin açıldığı tarihtir. Serseriler, deliler, hastalar, toplumun dışladığı ve bir kalıntıya dönüşmüş olan herkes, o sırada henüz yeni doğmuş bulunan toplumsal tarafından bakıma alınmışlardır. Bu bakım 19. yüzyılda Sosyal Yardım, 20. yüzyılda da Sosyal Sigorta'ya dönüşecektir. Toplumsalın gelişmesiyle birlikte doğru orantılı olarak neredeyse toplumsalın bütünü de kalıntılaşmış ve kendisine bir halka daha katılarak boyutları genişletilmiştir. Artıklar tüm bir toplumu kapsadığındaysa kusursuz bir toplumsallaşmayla karşı karşıya kalınmaktadır. Herkes bunun hem dışında hem de içindedir. Herkes hem tümüyle dışlanmış hem de toplumsallaştırılmıştır.
--reklam--
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere ,düşünür ve sosyolog Jean Baudrillad bu kitabında sessiz yığınların sessizliğinden bahsediyor ve bu sessiz yığınları da kitle olarak tanımlıyor. Baudrillad’a göre kitle: toplumsalın içinde kaybolan bir kara deliktir. Toplumun gittikçe sessiz bir yığın haline gelmesine ve sonunda ise bir kitle haline dönüştüğüne kitabı okurken şahit oluyoruz. Kördüğüm şeklinde ilerleyen toplumsalın her şeyi sünger gibi emip dönüştürdüğünü gördümüz de kitlelerden bir şey beklememiz açıkçası doğru olmayacaktır. O (kitle )iletici etkilere sahip olmayan bir yapı ve bununla birlikte tüketici konumdadır. Baudrillad’a göre onlar tepkisizliktir ,tepkisizliğin, nötr olanın gücüdür. Kitlelerin kendilerini özgürleştirme gibi bir amaçları yoktur. Düşünürün kullandığı bir cümle gerçekten de çok ilgimi çekmiştir. ”Anlatacak şeyleri olmayan sözcüklere karşın sesi çıkmayan (sözsüz )bir kitle vardır. Söyleyecek hiçbir şeyi olmayanlarla konuşmayan kitleler arasındaki harika birlik işte budur.” Bu cümlenin en derinlerinde yatan sessiz yığınları görmemenin imkanı yoktur. Evet tam olarak buydu kitleler anlatacak şeyleri olmayandı, onlar sadece tüketiciydi ve kendinden bir şey katmaya cesaretleri olamayan sessiz yığınlardı ,bu sessiz yığınlar ki belki de anlatacağı şeyler olanların birer gölgesiydi bugün artık o gölgelerin altında yaşayan sessizliğiz ve bu sessizlik ki ,her şeyi yok edecek belki de en büyük güce sahiptir. Kitlelerin anlam gibi dertleri yoktur. Onlar anlam yerine gösteri istemektedirler. İktidarlar her alanda belli anlamlar üreterek kitleleri egemenliği altına almak isterler. İktidaralar sessiz yığınları vurdumduymazlığa itmektedir bu kitlenin kendi tercihi değildir çünkü onların bunu sorgulamaya bile hakkı yoktur çünkü kitleler artık sorgulama becerisinden çok uzaktır. Kitleleri uyutmak için iktidarların belli afyonları vardır ve bana göre en büyük afyon kitle iletişim araçları yoluyla kitlelere sunulan içeriklerdir bu afyon ki kitleleri tamamen zehirler ve anlam denen şeyden tamamen uzaklaştırır bu duruma yönelik birçok örneğe şahit olmaktayız ve buna yönelik birçok örnekte verilebilir. Charie Hebdo bir sözünde “Dünya, sessiz yığının umurunda bile değil. Yeter ki akşam terliklerini giyip çenesini açabilsin. Hiç merak etmeyin sessiz yığın çenesini kapatmışsa, onun dediği olur. Iyi yaşar, iyi yer ve yeterince çalışır ”demiştir. Bu sözü okuduğum zaman evet tam olarak böyle, yaşamımı düşündüm, çevremi düşündüm şahit oldum ki bizler gerçekten dünyayı umursamıyoruz. Dünyanın bir tarafında açlık ile mücadele eden insanlar varken bir taraftan medyada yemek beğenmeyen laçka ilişkilerin yer aldığı yemek programları vardı. Dünyada insanlığı ilgilendiren olaylar olurken, Dünya kupası maçı vardı. İşte buydu olan hiçbir şeyi görmemek hissetmemek anlamlandırmamak. Kitleler pasifleştikçe etkisini kaybediyor ve iktidarların daha da güçlenmesini sağlıyordu. (Destina)
Sessiz Yığınlar, Toplumsalın Sonu: Sosyoloji alanında okuduğum ilk kitap ve İlk defa bir kitabın arka kapağına bakmadan okumaya başladım kitabın ismi çok yönlü bir soru oldu benim için "Tuplumsalın Sonu" cevabı bulmak için hiç beklemek istemedim.. Kitaba başlarken çok zorlandım bir paragrafı anlamak için tekrar tekrar okudum ve üstüne dakikalarca düşündüm.. ... "Anlatacak şeyleri olmayan sözcülere karşın sesi çıkmayan (sözsüz) bir kitle vardır. Söyleyecek hiçbir şeyi olmayanlarla, konuşmayan kitleler arasındaki harika "birlik" işte budur. Bütün söylevlerin kökeninde yatan büyük boşluğun adı kitledir." ... Olması gerekene odaklanıp, var olanı açıklamaya çalışmayanları eleştiren, neden ve nasıl "anlam" yerine "gösteri" peşinde koştuklarını anlatan bir kitaptır. Baudrillard kitle hakkında birçok benzetme yapmıştır, medyanın topluma, bir hayvan sürüsüne işkence yapar gibi yaklaştığından bahsetmektedir. Medya anlam üretmek yerine eğlence ve gösteri üretir. Toplum da gösteri istemekte ve içinde gösteri olmayan hiçbir şeyi istememektedir. Bir spor karşılaşması ile seçim sonuçlarının izlendiği program arasında seyirci için pek fark bulunmamaktadır. Kitlelerin umursamazlığı medyayı medya ise yeniden kitleleri etkiler. Baudrillard sosyal iletişim araçlarının topluma ulaştırması gereken haber ve diğer içeriklerin gerçeklik payı olmadığı için anlamının olmadığını söylüyor. Sosyal iletişim araçlarının içerikleri kitleler için sadece birer örnek algılama modelinden ibarettir. Anlam üretmekten aciz bir medya ise sadece kendi içinde kendi ile iletişim kurabilmektedir. Medyada devamlı tartışılan "tarafsızlık", "nesnellik", "medya etik" gibi kaygılar ise artık anlamını yitirmiştir. Baudrillard yine de kitleler hakkındaki umudunu yitirmemiş, sanki onları motive etmeye çalışır gibi yazmıştır. .. İlk başladığınızda bu anlam arayışında yazarın anlattıklarından biraz üstünüze alınabilirsiniz fakat sonlara doğru artık yazarla birlikte anlam arayışına başlıyorsunuz.. ..hazmetmesi zaman alan kitaplardandır. Ve hayatınızda yer edecek bir eser çünkü sosyal iletişim araçlarına, medyaya hiç bu gözle bakmamış olabilirsiniz.. (Leyla)
Postyapısalcı ve postmodern düşüncenin Fransa da en önemli temsilcilerinden biri olan Baudrillard bu eserinde toplumsal yapıyı analiz etmeye çalışmaktadır. 60’ lar sonrası dünyada meydana gelen önemli kültürel ve toplumsal değişimler bu dönem düşünürleri üzerinde hemen hemen benzer etkilere sebep olmuştur. Bu dönem düşünürlerinin yapmaya çalıştıkları derinlemesine bir toplumsal analiz ve tek tek bireylerden hareketle tüm toplumsal kurumların birbirleriyle ilişkilileri ifade etmektir. Hepimizin bildiği bu büyük topluluk aslında düşünür açısından sessiz ve etkisiz çoğunluktan başka bir şey olmamış olup simülasyon ile kolaylıkla kandırılabilen olay ve durumlarla asla doğrudan karşı karşıya getirilmeyen olaylardan bir haber gözü boyanan kitlelere tekabül etmektedir. Bir bakıma kitle sistem içerisinde aktif olma söylemleriyle kandırılmış ya da kendilerinin böyle olduklarına inandırılmış sessiz yığıntılardır. Ekonomi, politika, tıp, eğitim, din, medya,... bir çok sosyolojik kurum ve kuruluş bu simülatör dönemden nasibini almıştır. Öyleki durumun özetini yine Baudrillard’ un kendisinden aldığım şu alıntı ile gayet güzel açıklamaktadır: “Birey, televizyondaki Sudan İç Savaşını herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra, Sudan’da ki iç savaş devam etse bile, onun için bitmiştir.” Varolduğumuz bu dünya düzenini anlamak adına mutlaka okunması gereken bir isim ve eser. (Gamze Yıldırım)
--reklam--
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jean Baudrillard - Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jean Baudrillard Kimdir?
Jean Baudrillard (Jan Bodriyar) (d. 27 Temmuz 1929, Reims - ö. 6 Mart 2007), Paris), ünlü Fransız düşünür/sosyolog. Medya teorisi, Postyapısalcı felsefe ve postmodernizm üzerine olan çalışmalarıyla ünlenmiştir.
Hayatı
Fransa'da bir devlet memurunun çocuğu olarak doğdu. Sorbonne Üniversitesi'nde Almanca okudu, ailesinde üniversiteye gitmiş olan ilk kişiydi.
Mezun olduktan sonra bir süre eğitim kurumlarında Almanca öğretmiştir. 1950-1960lardaki bu dönemde, Cezayir sorunu yaşamını ve düşüncesini fazlasıyla etkilemiştir. Almanca öğrettiği bu dönemde doktora tezine de (sosyoloji üzerine) devam etti. 1966'da doktora tezini bitirdi, tezinin başlığı "Thèse de troisième cycle: Le Système des objets" idi.
1966 yılının Eylül ayında Université de Paris-X Nanterre'de (Nanterre Üniversitesi - Paris-X) asistan oldu. 1968'deki öğrenci eylemlerinin etkisinde kaldı,Yapısal Marksizm ve medya teorileri ile ilgilendi. 1972'de aynı üniversitede, profesör olarak, sosyoloji öğretmeye başladı. 1987'dan 1990'a kadar Université de Paris-IX Dauphine'de (Dauphine Üniversitesi - Paris-X) görev aldı.
"Eski Yugoslavya'daki Müslümanların maruz kaldığı soykırım, Yeni Avrupa Düzeni'nin evrim sürecinde bir aşamadır. 'Etnik temizliğin' infazcısı olan Sırplar, yeni biçimlenen bir Avrupa'nın öncülüğünü yapıyorlar." (Lettre dergisi, Kış 2005)
Çalışmaları
Bugünün siyasi ve ideolojik akımlarını reddetmesi ününün artmasına neden olmuştur. Bugüne kadar birçok önemli çalışmaya imza atmıştır.Simülasyon kuramını oluşturmuş, kitle zihni üzerine çarpıcı satırlar yazmıştır. Tüketim üzerine düşünceleri ve yapıtları ise onun ününe ün katmıştır. Medya ve kitle iletişim araçlarına dair eleştirileri de diğer düşünceleri kadar çarpıcıdır. Birinci Körfez Savaşı üzerine yaptığı açıklamalarla, Körfez Savaşı'nın oluşumunu ve etkilerini entelektüel bir açıdan farklı bir şekilde yorumlamıştır.
Simülasyon evreninin ortaya çıkışı II. Dünya Savaşının sonuçlarıyla bağlantılıdır. Baudrillard'a gore II. Dünya Savaşı sonrası sağ, solun işlevlerini yerine getirmeye başlamış; yâni, sosyal devlet ilkesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca sanayi ve tarım sektörlerinin belirleyiciliği iletişim ve hizmetler sektörlerinin belirleyiciliğinin ardına düşmüştür. Bu veriler batıda bir çeşit durağanlığa sebep olmuş ve batı kendi ekseni etrafinda dönmeye başlamıştır. Bu kendi etrafında dönüş süreci kavramların içlerinin boşaltılması sonucunu doğurmuştur. Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; herseyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Baudrillard'ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.
--reklam--
Jean Baudrillard Kitapları - Eserleri
- Simülakrlar ve Simülasyon
- Tüketim Toplumu
- Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu
- Kötülüğün Şeffaflığı
- Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?
- Karnaval ve Yamyam
- Baştan Çıkarma Üzerine
- Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği
- İmkansız Takas
- Kusursuz Cinayet
- Sanat Komplosu
- Foucault'yu Unutmak
- Can Çekişen Küresel Güç
- Cool Anılar 1-2 (1980-1990)
- Nesneler Sistemi
- Amerika
- Cool Anılar
- Tam Ekran
- Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm
- Anahtar Sözcükler
- Tekil Nesneler (Mimarlık ve Felsefe)
- Cool Anılar 3-4 / 1990-2000
- Bir Parçadan Diğerine
- Cool Anılar V
- İlahi Sol
- Siyah Anlar
- Çaresiz Stratejiler
- Üretimin Aynası Ya da Tarihi Materyalist Eleştiri Yanılsaması
- Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri
- Baudrillard'ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler
- Çaresiz Stratejiler
- L'autre par lui-même
--reklam--
Jean Baudrillard Alıntıları - Sözleri
- "Gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir." (Simülakrlar ve Simülasyon)
- Katıksızdan da daha katıksız olan şey, herhangi bir yolla sonun ötesinde yaşamaktır. (Cool Anılar 1-2 (1980-1990))
- Bizler bu tekelleşmiş küresel ağların içinde yüzen rehineleriz. Aynı zamanda hem kurban hem de suç ortağı konumundayız. (Karnaval ve Yamyam)
- "Anlamla saldıranı, anlamla öldürürler." (Simülakrlar ve Simülasyon)
- Her şey uydulaşıyor, beynimizin bile artık bizde olmadığı sayısız Hertz'lik dalga birimleri ve devreler halinde dalga halinde etrafımızda dalgalandığı söylenebilir. (Kötülüğün Şeffaflığı)
- Varım, buradayım değil; görülüyorum, bir imajım; bak bana, bak! Narsisizm bile değil bu; sığ bir dışadönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklamcı saflığı. (Kötülüğün Şeffaflığı)
- Tüm abartılmış özellikler, kendi kendilerini aşmaya -hakiki olandan daha hakiki, güzelden daha güzel, gerçekten daha gerçek- mahkûm edilmiş olup, her türlü içerik ve nitelikten bağımsız bir şekilde kendilerinden geçmeye zorlanmakta ve günümüzde kendisine tutkuyla bağlandığımız tek alana benzemektedirler. (Çaresiz Stratejiler)
- Burada sokaklarda tek başına düşünen,tek başına şarkı söyleyen,tek başına yiyip kendi kendine konuşan insanların sayısı ürkütücü.Ama yine de bir araya gelmiyor;tersine birbirlerinden kaçıyorlar. Ancak belli bir yalnızlık var ki başka hiçbir yalnızlığa benzemiyor.Herkesin önünde, bir duvarın,bir arabanın motor kapağı üstünde,bir parmaklık boyunca yemeğini tek başına hazırlayan adamın yalnızlığı... (Amerika)
- Tarihe yabancılaşan bir evrende tarihin ne söyleyecek bir sözü olabilir ne de kendi varlığını kanıtlayabilir. İşte bu yüzden bizden önceki tüm dönemleri, tüm yaşam biçimlerini, tüm zihniyetleri kendi tarihlerini yazmaya ve varlıklarını belgelere dayanarak kanıtlamaya zorluyoruz. (Çaresiz Stratejiler)
- Oysa halk aptal değil. Kendisini yalnızca kendisinden daha zeki olanların kandırmasına izin veriyor. (İlahi Sol)
- Tüketim ideolojisini tüketimin kendisi gibi algılayan bir toplumbilim çoğu kez bir süreci diğeriyle karıştırıp onun suç ortağı olmaktadır. (Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri)
- "Dehşete düşme pahasına dünyanın gizini çözmek ve dolayısıyla ona ilişkin ilk yanılsamayı yıkmak zorundayız. Ne boşluğa, ne gize ne de arı görünüşe katlanabiliriz." (Kusursuz Cinayet)
- Sahte ve hakikatin sınırları da dahil olmak üzere, çiğnemediğimiz yasak kalmadı. Gerçekten de her şeyin ötesine geçmiş durumdayız. Bundan böyle iktidar düş gücü, ışık ve zekanın eline geçmiştir. Kusursuz bir toplumsal yapıya sahibiz ya da kısa bir süre sonra sahip olacağız. Bütün ütopyalar gerçekleşti. Bir zamanlar parlak bir geleceğe benzeyen şey bugün yavaş çekim bir felaketi andırıyor. Paranın tadını aldık, yabancılaşma döneminin temel düsturu sayılan şeffaflık, günümüzde türdeş ve terörist bir görünüme sahip. Artık bir hiperhaber, hipergörünürlük evrenin de yaşıyoruz. Yasal duygusallık dönemi sona ermiştir. Kıyamet gününü beklemenin bir anlamı yoktur; çünkü biz farkına bile varmadan, kıyamet sonrası bir yaşam sürdürmekle meşgulüz. Olanlar oldu, hepimiz cenneti boyladık. İllüzyonlar dönemi sona erdi. Dünyanın başlangıcından bu yana gerçeğin yakasına yapışıp onu frenlemeye çalışan illüzyon bile sonunda dayanamayıp ortadan kayboldu. İllüzyondan yoksun bir dünyada her şeye bir gerçeklik kazandırılmaya çalışılıyor. (Çaresiz Stratejiler)
- Derinlik, o eski derinlik değil artık. (Cool Anılar)
- Sokakta hakiki bir deliye rastladım nihayet - kendi kendine konuşmak için cep telefonuna ihtiyaç duymayan birine. (Cool Anılar V)
- Eskiden yolculuk yapmak başka bir yerde olmanın ya da hiçbir yerde olmamanın yoluydu. Bugün, bir yerde olma duygusunu hissetmenin tek yoludur. Kendi evimde, her türlü enformasyonla ve bir yığın ekranla çevrelenmiş olarak, hiçbir yerde değilim artık; ama yine de dünyanın her yerindeyim, evrensel sıradanlığın içindeyim. (Kötülüğün Şeffaflığı)
- Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum... Zamandan söz ettigim sırada akıp geçmiş oluyor. (Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?)
- "Zenginliği bir başka şekilde dağıtma yolu bulunmadığı sürece toplumsala düşen görev: Düzeni çökerterek, tahammül edilmesi olanaksız bir ütopik duruma neden olabilecek bu zenginliğin fazlasını emip, temizlemektir." (Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu)
- Gerçek bir genellemedir oysa dünya özgün bir yerdir. (Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği)
- 1544 yılı, Paris'te ilk düşkünler evinin açıldığı tarihtir. Serseriler, deliler, hastalar, toplumun dışladığı ve bir kalıntıya dönüşmüş olan herkes, o sırada henüz yeni doğmuş bulunan toplumsal tarafından bakıma alınmışlardır. Bu bakım 19. yüzyılda Sosyal Yardım, 20. yüzyılda da Sosyal Sigorta'ya dönüşecektir. Toplumsalın gelişmesiyle birlikte doğru orantılı olarak neredeyse toplumsalın bütünü de kalıntılaşmış ve kendisine bir halka daha katılarak boyutları genişletilmiştir. Artıklar tüm bir toplumu kapsadığındaysa kusursuz bir toplumsallaşmayla karşı karşıya kalınmaktadır. Herkes bunun hem dışında hem de içindedir. Herkes hem tümüyle dışlanmış hem de toplumsallaştırılmıştır. (Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin