Kitap Künyesi

Yazar: Laszlo Krasznahorkai

Çevirmen: Bülent Şimşek

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750718144

Sayfa Sayısı: 328

--reklam--

Şeytan Tangosu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yaşamın fiilî olarak durduğu bir Macar köyünde, güz yağmurları başlamıştır. Gelecekten umudunu, birbirine güvenini, içindeki iyilik duygusunu, dayanışma ruhunu yitirmiş insanlar, o diyardan gitmenin planlarını yapmaktadır. Bir kurtarıcı arayışı, yıllar önce öldüğünü sandıkları Irimias'ın dönüşüne dek sürer. İnsanlar ilk kez birlik içinde davranır ve kendilerini Irimias'ın kararlarına teslim ederler.

Simgelerden yola çıkarak anlatır Krasznahorkai, yaşamı; olay örgüsünü bir döngü etrafında biçimlendirir. Sürekli ağ ören örümcekler, gökte dönüp duran kargalar, başıboş atlar, birbirinin tekrarı mevsimler...

Yalnız olmadığına sevindi; Pisicik hâlâ ısıtıyordu karnını. "Evet," dedi sesini yükseltmeden önüne bakıp, "melekler bunu görür ve anlar." İçinde bir huzur hissetti ve dört bir yanındaki ağaçlar, yol, yağmur ve gece de hep birlikte bir huzur yayıyordu. "Olan biten her şey iyi," diye düşündü. Her şey basitleşmişti, mutlak biçimde. Yolun iki yanında düzgün adımlarla ilerleyen, dımdızlak akasya ağaçlarına, birkaç metre önünde artık karanlığın içinde yitiveren kırlara baktı. Yağmur ve çamurun boğucu kokusunu duyuyor, doğru ve tam olması gerektiği gibi davrandığını yanılmaz bir şekilde biliyordu.

--reklam--

Şeytan Tangosu Alıntıları - Sözleri

  • Dün akşamki mektubunuzdan anlaşıldığına göre lütfedip bizimle birkaç laf edecekmişsiniz. İşte buradayız ve sizin dileğinizi yerine getirmek arzusundayız. Bu memleketin sadık vatandaşlarıyız bu yüzden -doğal olarak gönüllü bir şekilde- hizmetlerimizi sunuyoruz. İzninizle bir hatırlatmada bulunayım yıllar boyunca doğrusu biraz düzensizce belki bunlardan yararlanma lütfunda bulundunuz. Bu arada pek de hoş olmayan bir sessizlik olduğu dikkatinizden sanıyorum ki kaçmamıştır ve bundan ötürü bizden bir süreliğine mahrum kalmak zorunda kaldınız. Kuşkusuz baştan savmacılık ve benzeri aşağılık dürtülerden her zaman uzak duracağız. Şimdi size alışılagelmiş yüksek seviyede iş görmeye devam edeceğimizi söylersem bana inanabilirsiniz. Hizmetinizde olmaktan büyük memnuniyet duymaktayız.
  • “Au plafond (on la sent plus qu'on ne la voit) une fine poussière ondule avec lenteur et dignité.”
  • Yalnız olmadığına sevindi; pisicik hala ısıtıyordu karnını. "Evet," dedi sesini yükseltmeden önüne bakıp, "melekler bunu görür ve anlar." İçinde bir huzur hissetti ve dört bir yanındaki ağaçlar, yol, yağmur ve gece de hep birlikte bir huzur yayıyordu.
  • Çünkü Halics'in gözünde Bayan Schmidt yazın, 'sadece içeri çöken güzü, arzusuz kışı' ve heyecan dolu, tamamına ermemiş ilkbaharı tanıyan biri için ulaşılmaz olan mevsimin ta kendisiydi.
  • Kerekes şişeyi açtı, kadehleri boştaki eliyle önüne çekti ve bir elinde şarap, diğerinde kadeh, sanki ne yapması gerektiğini unutmuş biri ya da yalnızca içinde durduğu kör karanlıkta bir süreliğine bütün sözler ve her türlü tıkırtı kesilivermiş, böylelikle çevresini saran her şey, hatta kendi bedeni, poposu, kolu, iki yana açık duran ayakları kör ve sağır halde bütün ağırlığını yitirivermiş gibi yerinden kıpırdamadan dakikalarca öylece kalakaldı ve sanki bütün yetenekleri bir dokunuşta, bir tadışta veya koklayışta eşzamanlı olarak kaybolmuşçasına, belki de beyninin yarımkürelerinin gizemli merkezleri daha sonra yeniden ve yeniden fırlayıp ortaya çıkacakları o cehennemin dibi karanlığa, düşlerin yasaklı alanına geri çekildiği için, bu derin bilinç boşluğunda yalnızca içeride bir kan akışı gümbürtüsü ve sadece organların soğuk işleyişinden başka hiçbir şey kalmamıştı.
  • . Hayır, tarih bitmedi ve hiçbir şey bitmedi; Bizimle herhangi bir şeyin bittiğini düşünerek artık kendimizi kandıramayız. Bir şeyi bir şekilde sürdürerek sadece devam ettiririz; bir şey devam eder, bir şey hayatta kalır. .
  • “durumların birbirine nasıl bağlı olduğunu gülümseyerek belirledi; bu olaylar artık birbirlerine rastlantı sonucu ve gelişigüzel bağlanmıyor, aradaki boşluğa, dile getirilemeyecek kadar güzel, anlamlı bir köprü kuruyordu.”
  • Şimdiye kadar sessizce şakırdayan yağmur, artık barajlar yıkacak bir taşkın halinde gökten boşanmaya başlamış, daha alçakta bulunan alanlara doğru yılankavi dar kanallar kazarak zaten sular altında boğulmakta olan toprağı kaplamıştı. Camdan artık hiçbir şey göremediği halde dönmedi, çürümüş tahta çerçeveye ve duvarda alçının döküldüğü yere bakıp durdu ve birdenbire camda silik bir şekil fark etti, bir insan yüzü belirlendi, fakat korkuyla bakan bir çift göz görünceye kadar kim olduğunu anlayamadı. Nihayet gördü, "kendi yıpranmış çehresi"ni, şaşkınlıkla ve acıyarak tanıdı. Zamanın, yüz hatlarını ileride tıpkı şimdi kendisinin camın üzerinde dağılıp aktığı gibi silip geçeceğini hissetti; utanç, gurur ve korkunun birbiri üstüne yerleşmiş katmanları, Işın gibi üzerine doğru hareketlendiği anda, bir çeşit büyük, yabancı zavallılık yansıyordu bu görüntüde. Birdenbire o kekremsi tadı yine hissetti; sabahki çan sesleri, bardak, yatak, akasya dalları, mutfağın soğuk döşeme taşı geldi aklına...ve dudaklarını kederle büktü.

--reklam--

Şeytan Tangosu İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Béla Tarr’ın filmleri (bilhassa Şeytan Tangosu) olmasaydı belki de kitabı okuma ihtimalim olmayacaktı. İyi ki sinema, edebiyatın hatırlatıcısı rolünde karşıma çıktı bu kez. Böylece bu güzel eseri okuyabildim. Edebiyat ve sinema ilişkisi oldukça çetrefilli bir birliktelik; sinemaya uyarlandığında eserin özgünlüğüne sadık kalınmaması ya da ne denli aslını yansıtıp yansıtmadığı tarzı tartışmalarla dolu. Ayrı bir konu, bununla ilgili kitaplar yazılmış, daha da yazılır. Burada biraz yazarın sinema ile ilgili bağlantısından söz etmek gerekiyor, çünkü László Krasznahorkai, Béla Tarr’ın filmografisinde yönetmenle birlikte, çoğunun senaryosuna imzasını atmış bir senarist aynı zamanda.(1) Béla Tarr sinemasının, Tarr’ın eşi (yardımcı yönetmen) Ágnes Hranitzky ve “Besteci olmasaydı filmler, şu anda oldukları filmler olmazdı.” dediği ‘Satantango’ (Şeytan Tangosu) filminde Irimiás karakterini de canlandırmış olan, ‘Sonbahar Almanağı’ndan itibaren Tarr filmlerinin müziğini yapan besteci Mihály Víg ile birlikte temel taşlarından biridir. Filmle ilgili kısa öyküsüne değinirsek: “Tarr’a 1985 yılının başında, edebiyat eleştirmeni Peter Balassa onun filmine uygun bir malzeme olabileceğini düşünerek genç bir Macar yazarın, László Krasznahorkai’nin el yazmalarını verdi. Bu, Krasznahorkai’nin basılacak ilk romanı ‘Satantango’ydu. Krasznahorkai o dönemde yalnızca edebiyat dergilerinde bazı kısa öyküleri yayınlanmış, Tarr kadar ünlü olmayan bir yazardı (Tarr’dan sadece bir yaş büyüktür). ‘Satantango’ yıl içinde basılıncaya kadar Tarr, Krasznahorkai ile kitabının filmini yapmak konusunda anlaşmıştı.” (kitap/bela-tarr-sinemasi--47630, Bölüm 3, Tarr Biçemi, s. 67) İnsanda, oluşması bir çok unsura bağlı olarak farklılık gösteren, tanımlanması hayli zor olan öznel bir “kıstas süzgeci” mevcut. Hasbelkader bir yazarın bir eserini okursunuz, “bir şey(ler)”size dokunur, sizi kucaklar ve kıstas filtreniz çalışmaya başlar. Hakkında bir iki kurcalama yaparsınız, başka bir eseri veya söyleşileri gibi, derken “gönül ve us terâzinize vurursunuz” ve tamamdır; artık yazdığı, yazacağı bütün eserlerin tarafınızdan okunma yolu açılmıştır. Sinema yönetmenleri için de geçerli aynı süreç, size temas edip filtreden de geçti mi, artık bütün filmlerini keyifle seyredebilirsiniz. Buna “koşulsuz hayranlık” da denebilir ama ne tür? Şöyle ki, bütün eserlerini şartsız ve keyifle okuyor ya da izliyorsam ve temel nedeni de, bir eseri okuduğum ya da izlediğimde “yazar, yönetmen benden önce davranıp bana tercüman olup, yazmış, çekmiş” diye düşünüp, hissetmemse, bu koşulsuz hayranlık aslında hayranlıktan ziyade bir çeşit, içimdeki bahçede “kendime rastlayıp” özümle muhabbet ederek yaban otlarını temizliyor olmamdır belki de… İşte Béla Tarr ile László Krasznahorkai, yukarıda sözünü etmeye çalıştığım yönetmen ve yazarlardan ikisi benim için. Başta, kitabı bir anlamda film sayesinde keşfettiğimi belirtmiştim. Verdikleri keyif bakımından, yerleri farklı ve değişik olsa da kitapla filmi birbirinden ayıramıyorum doğrusu, birbirlerini tamamlıyorlar. Şeytan Tangosu yazarın ilk romanı fakat hiç de bir “ilk” gibi durmuyor. Pek çok edebiyat eleştirmeni tarafından Macar edebiyatının yaşayan en önemli yazarı kabul edilmesi boşuna olmasa gerek. James Wood, 2011’de ‘New Yorker’da “Madness and Civilisation” (Delilik ve Medeniyet) başlığıyla yayımlanan portre yazısında, Krasznahorkai’yi “zorlu, kendine özgü, takıntılı ve öngörülü Macar yazar” olarak tanımlıyor. Marina Warner, “Bugün hepimiz ‘Tıpkı bir Kafka öyküsünde olmak gibi’ diyoruz, çok geçmeden hepimizin tıpkı bir Krasznahorkai öyküsünde olmak gibi diyeceğimize inanıyorum” diyor. Krasznahorkai, ‘Guardian’a verdiği bir söyleşide edebiyattaki tek kahramanının “Kafka’nın eserlerindeki K” olduğunu söylüyor; ‘The White Review’a verdiği söyleşide ise “Kafka’yı okuduğum zaman Kafka’yı düşünüyorum. Kafka’yı düşünmediğim zaman Kafka’yı düşünmeyi özlüyorum. Bir süre onu düşünmeyince, tekrar kitabını çıkarıp okumaya başlıyorum” diyor. Teknolojik oyuncaklarının haricinde insanlık, 80’li yıllarda kaleme alınan bir Macar köyünden fazlası değildir. Milyonlarca yıllık bir öykünün tutsağı olan insanlık da hâlâ aynı zaman kapsülünün içinde erimektedir. Krasznahorkai’nin okuyucuyu zorlayan modern formunun içerisinde melankoli, bir tutam distopya, kaybolma, unutulma, şüphe ve kaçınılmaz olana karşı sürdürülen nafile çaba tematik olarak sıklıkla yer alır. Paragraflarla anlatısını bölmeyi sevmediğinden, okurunu anlatı içinde ilerlemeye mecbur bırakır. Realizmin doruklarında başlayan Şeytan Tangosu romanı, ilerleyen sayfalarla birlikte Mesih inancına ait bir alegoriye ve kara mizaha dönüşür. Şeytanî olanın günlük versiyonlarıyla ilintilidir. Gittikçe çözülüp dağılan bir öykü formu içerisinde karakterlerinin savrulup duruşu tangoyu anımsatır. Öykünün felsefi formunu Béla Tarr’ın “Karhozat” (1988) filmindeki karakterinin ağzından dökülen kelimelerle özetlemeyi deneyelim: “Her öykü bir çözülme/dağılma/ayrışma öyküsüdür.” Şeytan Tangosu romanının bölümlerinde de şekilsel olarak anlatı dışında bir gönderme mevcuttur. Tıpkı tangodaki 6 ileri 6 geri hareket gibi, bölüm numaraları 1’den 6’ya devam ettikten sonra geriye doğru giderek 1’e ulaşır ve çözümlemeyi tamamlar. Krasznahorkai, çözülme aşamasının ortaya çıkaracağı soruları cevapsız bırakır. Bir kurtarıcı bekleyişindeki köylüleri yönlendiren Irimiás’ın şeytanî olup olmadığından, asıl ajandası hakkında açığa çıkabilecek soruların cevabından da okuru uzak bırakır. “Herkesin kendi anlamını çıkarıp, öyküyü istedikleri şekilde deneyimlemelerini arzu ettiğini,” belirtir. (…) Krasznahorkai, zaman ve uzama sıkışmayan öyküler anlatmakta en önemli ilham kaynakları arasında, zamana ve uzama hapsolmayan bir başka yazarı, Kafka’yı işaret eder. ‘Le Matricule des Anges’deki röportajında, “Kafka olmasaydı, asla yazamayacaktım,” der. ‘Guardian’daki röportajında ise hiçbir zaman yazar olmak istemediğini, her zaman dünya edebiyatındaki büyük isimlere hayranlık duymasına karşın, asla onların arasında sayılmayı hayal edemediğini belirtir. Ve onun için her yazdığı kitap bir hayal kırıklığıdır: “İyi, kusursuz bir kitabı hayal edebiliyorum ancak yazamıyorum, benim sürecim de bu. Her hayal kırıklığının ardından bir kez daha ve bir kez daha denememe izin verin, içinde yaşadığım Beckettvari kafeste…” (2) László Krasznahorkai’nin bir söyleşisindeki sözleriyle noktalayalım: “Eğer kitaplarımı hiç okumamış okurlar varsa, onlara okuyacakları bir şey öneremem; bunun yerine onlara, dışarı çıkıp, bir yerlerde, belki bir derenin kıyısında yapacak hiçbir şeyleri olmadan, düşünecek hiçbir şeyleri olmadan, taş gibi sessiz oturmalarını öneririm. Eninde sonunda benim kitaplarımı okumuş birine denk geleceklerdir.” (1) Kárhozat (Lanetlenme-1987), Sátántangó (Şeytan Tangosu, 1994, László Krasznahorkai’nin yazdığı ‘Sátántangó’ (Şeytan Tangosu) adlı romana ithaf), Werckmeister harmóniák (Karanlık Armoniler, 2000, László Krasznahorkai’nin ‘Az ellenállás melankóliája’ adlı romanından yola çıkarak yazılmıştır), A Londoni férfi (Londra’daki Adam, 2007, László Krasznahorkai’nin ‘L’homme de Londres’ adlı romanından yola çıkarak yazılmıştır), A Torinói Ló (Torino Atı, 2011, László Krasznahorkai’nin ‘Legkésőbb Torinóban, ‘Megjőtt Ézsaiás’, ‘Járás egy áldás nélküli térben’ ve ‘Megy a világ’ adlı metinlerinden yola çıkarak yazılmıştır) ile arada, 1989’da, 32 dakikalık ‘Son Tekne’ (László Krasznahorkai’nin “Son Tekne” ve “Berberin Ellerinde” adlı öykülerinden yola çıkarak yazılmıştır). (2) M. Salih Kurt, “Dün, Bugün Ve Sonsuzluk”, 27.09.2013, Eskimeyen Kitaplar. Tamamı: http://www.eskimeyenkitaplar.com/dun-bugun-ve-sonsuzluk-2/ (Hakan Özer)

Herkese tavsiye edemeyeceğim ama bir o kadar da okumaktan keyif aldığım bir yapıtla geldim. Eserin anlaşılması oldukça zor bir dili, metaforlarla örülmüş kurgusu ve hiç sonu gelmeyecekmiş gibi görünen, eşsiz benzetmeleri var. Kitabın ilk 50 sayfasında ben ne yapıyorum, bu eser bana göre değilmiş derken, şu an iyi ki bırakmamışım ve muhtemelen 2019’da okuduğum en iyi kitaplar arasında olacak bir eser diyebiliyorum. Macar yazar Krasznahorkai, site olarak adlandırdığı; işlevini yitirmiş ve aklı olanların çekip gittiği, kalanlarınsa gelecek olan bir kurtarıcıya ümitlerini bağladıkları, ahlaki olarak yozlaşmış, örümcek ağlarıyla örtülmüş, kimsenin kimseyi umursamadığı ama aynı zamanda gözetlediği, herkesin birbirlerinin eşleriyle birlikte olduğu ya da olmayı düşlediği, doktorun hastasız, okulun öğrencisiz, kilisenin yıkık dökük olduğu küçük bir toplulukta ki çöküşü anlatıyor. İki bölümden oluşan kitapta ilk bölümde roman kahramanlarını tanıyor, ikinci bölümde ise olaylara tanıklık ediyoruz. Beni en çok etkileyen bölüm; on yaşında ki saman sarısı saçlı, sitenin en masum küçüğünün çöküşe kurban verilmesi oldu. Kimbilir belki beklenen kurtarıcının gelmesi, ya da o çöküşün farkedilmesi için Estike’nin feda edilmesi gerekiyordu. Genel olarak distopya okumaktan keyif almasam da, en usta yazarların da eserlerini bu türde verdiklerini kabul etmeliyim. (kitabimkahvem)

Geçen yılın başında kitabı elime alıp devam edememiştim. Bu sene filmi izlemek istediğim için tekrar denemek istedim. İyi ki okumuşum. Kitabı dün gece bitirdim. Etkisi bir süre devam edecek gibi görünüyor. *Spoiler içerebilir* Kitabın ilk bölümü oldukça yavaş ilerliyor. Hep aktif bir okuma istiyor. Ben okurken dalıp gittiğim için araya başka kitaplar alarak yavaş yavaş okuduysam da okuma zevkini bozmadığını düşünüyorum. Karakterlerin aklından geçen veya dışardan bakılarak öyle farz edilen ,mimiklerinin bile ardındaki en ufak sığ düşünceleri sonu gelmeyen cümlelerle bilmek zorunda olmamız değil kitabın atmosferi de okumayı zorlaştırıyor. Yağmur dışında hiçbir şeyin olmadığı bu kasvetli yerde, çaresizlik ve tam anlamıyla hiçlik içinde varoluşlarını bir şekilde sürdüren karakterlerin ‘bekleyişleri’ bunaltıyor. Kafka da aynı şekilde benim gözümde zor okunuyor( Ama bu kitaptan önce ‘şato’sunu okumuş olmayı isterdim.) ‘Kurtarıcı’nın gelip geri sayımın başlamasıyla birlikte metnin kısmen akıcılaştığını söyleyebilirim ama her şeye karşın yazarın kalemine, dehasına hayran kaldım. Kitabın son bölümü ‘turun tamamlanması’ benim için kesinlikle beklenmedik neredeyse epifanikti. Zorlu bir okuma her metaforu da anladığımı sanmıyorum ama değdiğini düşünüyorum. Yıllar sonra tekrar okuyacağım kitaplardandı. Filmini de yavaştan kısım kısım izlemeye başladım.Malum biraz uzunca.( kedi sahnesi rahatsız edici olduğu için bir ara verdim ama Tarr kediye gerçekten elbette zarar vermediklerini evde iki kedisinin olduğunu :) o sahnelerin prova edildiğini kedinin oyun sandığını düşündüğünü söylemiş, rahatladım:)). Umuyorum yazarın diğer kitabı ‘the melancholy of resistance’ (‘werckmeister harmoniak’tan (benim için) daha etkileyici bir filmin zor çıkacağını düşündüğüm için kitabı inanılmaz merak ediyorum)biz ölmeden türkçeye çevrilir. (Percephon)

--reklam--

Şeytan Tangosu PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Laszlo Krasznahorkai - Şeytan Tangosu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şeytan Tangosu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Laszlo Krasznahorkai Kimdir?

LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI, 1954’te Macaristan’ın Gyula kentinde doğdu. Budapeşte’de dil ve edebiyat, ardından hukuk eğitimi aldı. 1985’te basılan ilk eseri Şeytan Tangosu, Béla Tarr’ın yedi buçuk saat­lik siyah beyaz filmiyle (1994) sinema tarihine de geçti. Ertesi yıl Kegyelmi viszonyok öyküsü yayımlandı. Sovyet Bloku’nun çöküşünde ülke dışındaydı. Dönem dönem çeşitli ülkelerde yaşadı. Moğolistan ve Çin’de yaşadıklarını Az urgai fogoly (1992) ve Rombolás és bánat az Ég alatt (2004) kitaplarında sorguladı. A Theseus-Altalanos (1993), Savaş ve Savaş (1999), Az ellenállás melankóliája (1999), Északról hegy, Délrl tó, Nyugatról utak, Keletrl folyo (2003), Seiobo jart odalent (2008), Az utolsó farkas ve nesir-resim kolajı Állatvanbent (2010,Max Neumann’la birlikte) eserlerine imza attı. Yazarın ayrıca senaryo çalışmaları da var.

--reklam--

Laszlo Krasznahorkai Kitapları - Eserleri

  • Savaş ve Savaş
  • Şeytan Tangosu
  • Seiobo Orada, Aşağıdaydı

--reklam--

Laszlo Krasznahorkai Alıntıları - Sözleri

  • “durumların birbirine nasıl bağlı olduğunu gülümseyerek belirledi; bu olaylar artık birbirlerine rastlantı sonucu ve gelişigüzel bağlanmıyor, aradaki boşluğa, dile getirilemeyecek kadar güzel, anlamlı bir köprü kuruyordu.” (Şeytan Tangosu)
  • Ya her yer karanlık ya da ışığa ihtiyacımız yok. (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
  • İnsanın yarattığı o kutsallık, görünmeyen zamanın ve mekanın, Tanrı'nın ve tanrısalın keşfi; Çünkü Tanrı'sı olduğunun farkına varan, kutsallığın büyüleyici varlığını gören insandan daha harika bir şey olmadı ve bunları insan, farkına vararak ve anlayarak kendisi yarattı, gerçi muazzam anlar yaşandı, olağanüstü şeyler yaratıldı ama hepsinin arasında ve her anın ve yaratılan her olağanüstü şeyin zirvesinde o tek Tanrı -the God- pırıldıyordu Ve yine o insandı, bütün bir evreni, göklere doğru yükselen bir katedral misali kendisi, kendi içinde yaratan ve ondan sonra da yaşayanlar için kutsal yerlere ihtiyaç duyan, yenilgiye doğru baş döndürücü hızla süren bu düşüşte, bu apaçık fiyaskoda hayret edilecek bir şey. Ama bundan da hayret verici olan Tanrı'daki kişisellik; çünkü insan en büyük keşfiyle, yani göklerde Tanrı olabileceğinin ve yeryüzünün üstünde gökler olabileceğinin keşfiyle sadece dünyanın tahtına oturttuğu Tanrı'ya ulaşmakla kalmadı, kişiliği olan, hitap edilebilecek bir Tanrı'ya ulaştı, o halde olan ne, eşi olmayan bu düşünce akıllara durgunluk veriyor, kişiyi şaşkına çeviriyor: yani bu zayıf, bu aciz, bu daima yanılabilen insan kendisinden çok ama çok daha kudretli bir kainat yaratmış, büyüleyici olan da bu, yücelik bunda, yani insanın kendisinin üstüne yükselttiği, yücelttiği bir şey yaratması, aslında kendisinden çok daha büyük, daha yüce olanını yaratması ve işte o küçücük yaratık, kendi yarattığı Muazzam'a, onu koruması için, meramını anlaması için nasıl da sarılıyor, bu göz kamaştıracak kadar güzel ve unutulamaz bir şey ama bir o kadar da dokunaklı. Çünkü sonra o Muazzam'a hakim olmayı beceremiyor çünkü o Muazzam'ı idare etmeye muktedir değil, yarattığının altında çöküyor, yarattığının altında eziliyor, hem de sonra yine hepsi ta en başından başlasın ve sonsuza kadar durmadan devam etsin diye. Zira fiyaskoya adım adım yaklaşırken değişen bir şey yok, altında giderek daha çok, giderek daha ağır bir şekilde ezilmek, bu hiç değişmiyor. Çünkü Muazzam'la onun minicik yaratanı arasında dehşetli ve tüketici gerginlik de değişmiyor. (Savaş ve Savaş)
  • “Au plafond (on la sent plus qu'on ne la voit) une fine poussière ondule avec lenteur et dignité.” (Şeytan Tangosu)
  • Bir günde en azından kırk üç bin ölü Avusturyalı gören, ondan sonra aynı kişi olabilir mi, sorarım size, olabilir mi, olamaz, o artık aynı insan değildir. (Savaş ve Savaş)
  • Varoluşun her büyük öğesi birbirine karşı duyarsızdı, kördü. (Savaş ve Savaş)
  • Dünyayı o kadar derinlemesine düşünmesine ve anlamak için o kadar zorlanmasına rağmen, bir türlü başaramamış, karmaşa giderek daha anlaşılmaz olmuş, o kadar ki sonunda anlamak için o kadar zorlandığı dünyanın anlamının tam da o karmaşa olduğu hissine kapılmış, demek ki dünya onun kendi karmaşasıyla aynı şey... (Savaş ve Savaş)
  • Herkesten çekinmesi gerekiyormuş, çünkü herkeste aynı insanı görüyormuş. (Savaş ve Savaş)
  • Pazar günleri insanın üstüne çöken bir canavar gibiydi. (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
  • Etrafındaki her şey birden yok olmuş ve o oracıkta yanan bir ev gibi kalakalmış... (Savaş ve Savaş)
  • Çünkü Halics'in gözünde Bayan Schmidt yazın, 'sadece içeri çöken güzü, arzusuz kışı' ve heyecan dolu, tamamına ermemiş ilkbaharı tanıyan biri için ulaşılmaz olan mevsimin ta kendisiydi. (Şeytan Tangosu)
  • Kerekes şişeyi açtı, kadehleri boştaki eliyle önüne çekti ve bir elinde şarap, diğerinde kadeh, sanki ne yapması gerektiğini unutmuş biri ya da yalnızca içinde durduğu kör karanlıkta bir süreliğine bütün sözler ve her türlü tıkırtı kesilivermiş, böylelikle çevresini saran her şey, hatta kendi bedeni, poposu, kolu, iki yana açık duran ayakları kör ve sağır halde bütün ağırlığını yitirivermiş gibi yerinden kıpırdamadan dakikalarca öylece kalakaldı ve sanki bütün yetenekleri bir dokunuşta, bir tadışta veya koklayışta eşzamanlı olarak kaybolmuşçasına, belki de beyninin yarımkürelerinin gizemli merkezleri daha sonra yeniden ve yeniden fırlayıp ortaya çıkacakları o cehennemin dibi karanlığa, düşlerin yasaklı alanına geri çekildiği için, bu derin bilinç boşluğunda yalnızca içeride bir kan akışı gümbürtüsü ve sadece organların soğuk işleyişinden başka hiçbir şey kalmamıştı. (Şeytan Tangosu)
  • "Ya her yer karanlık yada ışığa ihtiyacımız yok." (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
  • Yalnız olmadığına sevindi; pisicik hala ısıtıyordu karnını. "Evet," dedi sesini yükseltmeden önüne bakıp, "melekler bunu görür ve anlar." İçinde bir huzur hissetti ve dört bir yanındaki ağaçlar, yol, yağmur ve gece de hep birlikte bir huzur yayıyordu. (Şeytan Tangosu)
  • İnancın olağanüstü önemli olduğunu, dünyayı ona olan inancını yarattığını ve devam ettirdiğini ve bu inancın bitmesinin yok edeceğini öğreten eski bilgi... (Savaş ve Savaş)
  • gürültülü, kıpır kıpır bir dünyanın tam ortalık yerinde tek başına kalması gerek (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
  • Şimdiye kadar sessizce şakırdayan yağmur, artık barajlar yıkacak bir taşkın halinde gökten boşanmaya başlamış, daha alçakta bulunan alanlara doğru yılankavi dar kanallar kazarak zaten sular altında boğulmakta olan toprağı kaplamıştı. Camdan artık hiçbir şey göremediği halde dönmedi, çürümüş tahta çerçeveye ve duvarda alçının döküldüğü yere bakıp durdu ve birdenbire camda silik bir şekil fark etti, bir insan yüzü belirlendi, fakat korkuyla bakan bir çift göz görünceye kadar kim olduğunu anlayamadı. Nihayet gördü, "kendi yıpranmış çehresi"ni, şaşkınlıkla ve acıyarak tanıdı. Zamanın, yüz hatlarını ileride tıpkı şimdi kendisinin camın üzerinde dağılıp aktığı gibi silip geçeceğini hissetti; utanç, gurur ve korkunun birbiri üstüne yerleşmiş katmanları, Işın gibi üzerine doğru hareketlendiği anda, bir çeşit büyük, yabancı zavallılık yansıyordu bu görüntüde. Birdenbire o kekremsi tadı yine hissetti; sabahki çan sesleri, bardak, yatak, akasya dalları, mutfağın soğuk döşeme taşı geldi aklına...ve dudaklarını kederle büktü. (Şeytan Tangosu)
  • Dün akşamki mektubunuzdan anlaşıldığına göre lütfedip bizimle birkaç laf edecekmişsiniz. İşte buradayız ve sizin dileğinizi yerine getirmek arzusundayız. Bu memleketin sadık vatandaşlarıyız bu yüzden -doğal olarak gönüllü bir şekilde- hizmetlerimizi sunuyoruz. İzninizle bir hatırlatmada bulunayım yıllar boyunca doğrusu biraz düzensizce belki bunlardan yararlanma lütfunda bulundunuz. Bu arada pek de hoş olmayan bir sessizlik olduğu dikkatinizden sanıyorum ki kaçmamıştır ve bundan ötürü bizden bir süreliğine mahrum kalmak zorunda kaldınız. Kuşkusuz baştan savmacılık ve benzeri aşağılık dürtülerden her zaman uzak duracağız. Şimdi size alışılagelmiş yüksek seviyede iş görmeye devam edeceğimizi söylersem bana inanabilirsiniz. Hizmetinizde olmaktan büyük memnuniyet duymaktayız. (Şeytan Tangosu)
  • Bazen durmak ve her şeyi bırakmak istiyorum, öylesine.. Çünkü içimde bir şey kopuyor, yoruluyorum. (Savaş ve Savaş)
  • Aslında dünya mevcut değil, ama ayrıca anlamış ki dünyaya ilişkin bütün düşünce süreçleri gayetle mevcut; hatta binlerce ve binlerce değişik biçimde mevcut, dünyayı tasvir eden insan aklının binlerce ve binlerce tasavvuru olarak mevcut, hepsi söz olarak, sular üstünde uçuşan kelâm gibi mevcut... (Savaş ve Savaş)