Kitap Künyesi
Yazar: E. T. A. Hoffmann
Çevirmen: Zehra Kurttekin
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750719462
Sayfa Sayısı: 368
--reklam--
Şeytanın İksirleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir keşiş, acımasızca işlenen cinayetler, lanetli aile bağları: Şeytanın İksirleri, bilinçaltının tehlikeli arzularından kaynaklanan dehşeti, XIX. yüzyıl edebiyat geleneğinin "kötücül ikiz" motifiyle harmanlayan bir başyapıt. Romantik Alman edebiyatının çok yönlü sanatçı kimliğiyle öne çıkan ismi E.T.A. Hoffmann'ın bu ilk romanı, karanlık güçler tarafından suç batağına sürüklenen Keşiş Medardus'un kurmaca yaşamöyküsünü aktarır. Keşiş Medardus'un ölümcül günah- larıyla dolaştığı manastırlar, işkence ve ölümün kol gezdiği zindanlar, insan ruhunun karanlık dehlizlerini temsil ederken biz de tutku, ölüm, haz, delilik ve lanetin girdabına yakalanırız. Bugün Alman edebiyatının en ünlü korku klasiği olarak edebiyat tarihinde yerini alan Şeytanın İksirleri, insanı kendi gölgesiyle karanlık yüzlü kendi ötekisiyle yüzleştiren büyük bir roman, kesintisiz her an delilikle baş başa bırakan bir yapıt, tekinsize bir giriş.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Şeytanın İksirleri Alıntıları - Sözleri
- Kimin hayatında bir kerecik olsun, yüreğinin en derin köşesinde, gizli bir aşkın o harikulade esrarı uyanmamıştır ki?
- Içinde mevcut olmayan duyguları suni biçimde, varmış gibi gösteriyorsun. İçine aldatmanın ruhu girmiş ve kendine dönüp bu günahından arınmazsan,seni mahvedecek.
- Çektiği derin,yıkıcı ıstırabı ancak zaman dindirebilirdi.
- "Aşk için mekan ve zaman nedir ki! O, hayallerde yaşamaz mı zaten; hayallerin sınırı var mıdır?"
- "Aşk için mekân ve zaman nedir ki!"
- "Tanrı, sizi dünyanın baştan çıkarıcılığından korusun. Dünyanın size sunacağı hazlar kısa ömürlüdür. Hatta üzerlerinde bir lanet olduğu bile düşünülebilir. Zira daha ulvi olan şeylere karşı tarifsiz bir uzaklaşma, tam anlamıyla bir tembellik, bir duyarsızlık yaratırlar, insanın en değerli ilkelerinin çökmesine sebep olurlar.”
- Ruhunun derinliklerine bakıyorum ve görüyorum ki, sen özgür olmak istiyorsun.
- Ruhunun derinliklerine bakıyorum ve görüyorum ki, sen özgür olmak istiyorsun!
- Tabiatta canlı organizmaların kuralları, ruhlar için de geçerlidir; benzer tohumlardan sadece benzerleri oluşur.
- Ruhlarımızın benzer yanları bizi kardeş gibi yapıyor.
- Özgürlüklere getirilen her türlü sınırlama, riayet edilmese bile baskı yaratır, insanın tabiatına ters düşer, bir neticeye varmaz.
--reklam--
Şeytanın İksirleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Die Elixiere des Teufels/ E.T.A Hoffmann Şeytanın İksirler Hoffmann tarafından 1815'de Matthew Gregory Lewis'in The Monk adlı romanının ana fikrine göre kaleme alınmış. Yazar her ne kadar dinle çok bağlantılı olmasa da Kapuçin Manastırı ve keşişlerinin hayatından ve bulundukları mekanlardan çok etkilenmiş bu yüzden de eseri bütünüyle bu çevre üzerine kurmuştur. Roman sadece 1-1,5 hafta içerisinde yazılmış (ben okurken içinde kayboldum o kadar etkilendim ve bu roman nasıl bu kadar kısa sürede yazılmış olabilir hala düşünüyorum..) Bazı eleştirenler tarafından Gotik janraya mensup olduğu dile getirilmiş. Ama diyebiliriz ki Dark Romanticism alt türü olarak sınıflandırılabilir. Hikaye ise Kapuçin Manastırına mensup olan Keşiş Medardus'un aile bağlarına ve kendi çocukluğuna dair olan olay örgüsü etrafında şekilleniyor. Tam kıvamında bir gotiklik, tam kıvamında betimlemelere sahip olağanüstü bir romandı. (dilara)
Selam️ Ernst Theodor Amadeus Hoffmann “Die Elixiere des Teufels / Şeytanın İksirleri” Hoffmann’a dair; 1776’da doğan Alman asıllı yazar, hukuk öğreniminden sonra devlet memurluğuna atanır, Prusya işgalindeki Polonya’da çalışmaya başlar. 1806’da Prusya Napoleon tarafından yenilgiye uğratılana kadar görevini sürdürür. Sonrası bir hukukçu için enteresandır, zira 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatro müzik yönetmenliği yapıp, bir de bale besteler. 1814’den itibaren edebiyata yönelir. Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabını yazar ve 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek, yargıçlık yapmaya başlar. Şeytanın İksirleri 1815-1816 yıllarında yazdığı ilk romandır. Yazarlık macerası 1822’de Berlin’de ölene kadar devam eder. Kendi içinde birinci ve ikinci cilt diye ayrılan eser, toplam yedi bölümden oluşup, ben bu hikâyeyi manastır arşivinden, el yazmaları arasından okuyup siz okurlara aktarıyorum diye belirten bir yayımcı notu ile başlar. Din adamı olmak üzere, çocukluktan itibaren manastırda yetiştirilen Franz (kutsal yeminini ettikten sonra kendine Medardus adını seçer), Prenses diye de anılan Başrahibe gözetiminde çocukluk yıllarını geride bırakıp, Kapuçin manastırında görev alır. Not; Eserin içinde sık sık geçen Kapuçin (Kapusenler) Hristiyanlıkta Katolik kilisesinin dallanıp budaklanmış birçok tarikat ve uzantılarından; Fransisken tarikatının kollarından biri. Tarikatlar genellikle, Aziz ya da Azize mertebesine yücelttikleri kişi isimleri ve onlar adına kurulan ibadethanelerle varlıklarını sürdürüyorlar. Yine eserde bahsi geçen Dominiken tarikatı ve Klarissen rahibeleri gibi ayrıntıları isterseniz ayrıca araştırabilirsiniz. Hristiyan teolojisi üzerine yaslanmış felsefeden, dönem olarak sıyrılışın (Skolastik felsefe/düşünce) dolayısıyla engizisyonun geride kaldığı, Rönesansın zarif etkileri ile dirsek temasında ama sanayi devriminin tam ortasında bir zaman aralığı, kitaptaki sancıların fonunu oluşturuyor. Medardus; belagatı kuvvetli eğitimli bir keşiştir, kısa zaman içinde vaazlar vermeye başlar. İyi bir hatip olmasının karşılığında da, manastıra sırf onu dinlemek için insanlar akın eder, bu da benliğinde kibrin ilk filizlerini vermesini sağlar. Manastır içindeki esas görevi, kutsal emanetlerin muhafaza edildiği odadır. Meraklı mizacı, kendinden önce bu görevi sürdüren keşişin, halefine aktardığı menkıbeler; onu “iksir” şişesine ulaştırır. Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşmasında eline geçen bir iksir şişesi bu odada korunmaktadır ve Medardus ona kayıtsız kalamaz. Artık vaazları daha ateşli, daha tutkulu, neredeyse kendini Aziz mertebesine yücelttiği, içten içe kibrini mayalayan insanlar karşısında kendinden geçecek kadar, şuurdan yoksundur. Not; Rönesansın Almanya’daki en büyük tesiri dini resim ve tablolar üzerindedir. Kitabın kilit noktalarında esere bir anda dahil olup, bir anda yok olan ressam karakteri birden fazla şeyin sezdirme yoluyla anlatımıdır. Vaazlardan birinde karşısında, topluluk içinde gördüğü ressamın varlığı Medardus’u çileden çıkarır. Ne dediğini bilmeden konuşmasına devam edip, kendinden geçip yığılıp kalır. Durumun vehametini farkeden başrahip onu, Roma ve papaya yapılacak bir görev için tayin eder. Maksat, içinde bulunduğu ruh halinden kurtulmasını sağlamaktır. Lakin kötücül hisler artık taşıyanın içindedir ve gittiği her yere onları taşır. Seyahat macerasının başından itibaren, din adamı kimliğinden uzaklaşır. Gittiği gördüğü yerler ve karşılaştığı insanların bir kısmının isimleri yok, sıfatlarla geçilmiş, müphem. Bunun sebebini de yazar, sakınılan soyun hala aynı yerlerde yaşamlarını sürdürmelerine bağlamış. Tüm Avrupa hatta dünyaya hakim olan, soy esası, asilzadelerin sadece asilzadelerle birlikte olduğu ya da zaman geçirdiği dönemin yavaş yavaş sonu gelmiştir ve esere yansır. Yolculuk sırasında rastladığı Prens, Baron, Kont vs gibi asiller, onu bilgisi, bilime sanata olan yakınlığı ile değerlendirip sofralarına buyur edecek durumdadırlar. Yazarın ayrı bir bölüm açıp anlatma gereği hissettiği Medardus’un aile bağları (soyu) sisli puslu bir alan içinde bırakılmış “kötücül ikiz” motifine de biraz olsun ışık tutar. Kötülük genetik bir miras mıdır? Babadan oğula mı geçer? Bu soru eserin omurgalarından biri. Karanlık tarafa yatkınlık, her insanın kendi şeytanını içinde zaptetmeye çalışması ya da serbest bırakması, yoldan çıkmanın koşullar, tercihler ya da başka faktörlerle mi gerçekleştiği, arka arkaya gelen sorular arasında. Delilik ve hayaller sınırında geçen günler geceler, Katolik kilisesinin engizisyon sonrası bile devam eden işkenceleri, yoldan çıkmış papa, nedamete ermek için kişinin kendi kendisine zulmü (Kapuçin tarikatı, günahların affı için inziva ve acıya inanıp, esas alıyor) gibi gibi devam eden birçok ayrıntının daha olduğu eser, okurken beni zorladı. Neyin gerçek, neyin hayal ya da rüya olduğu, ne kadarı Medardus ne kadarı, motif kabul edilene ait olduğu belirsizlikler içinde kalmış satırlar, esere konsantre olmamı güçleştirdi. Böylesi kompleks bi eserden ve üzerine harcadığım mesaiden memnun kaldım ve tavsiye listeme aldım diyemiyorum. Belki de “niye” kısmındaki yetersiz anlatımıma, anca okuduğunuzda tam manasıyla hak verebilirsiniz. Son zamanlar okuduğum en güzel çeviriydi. Çok leziz, çok zengin bir Türkçe ile çevrilmiş. Çevirmenine saygılarım ayrıca sunuyorum. Hep dediğim gibi, her okurun her kitaptan aldığı keyif farklı, tercih her daim sizin. Saygılarımla (Kitapzede)
Kitapların tercümesinde, eserin değerini koruyarak yorumlamak kitabın kendisi kadar önemli; hatta daha da önemli. Her dilin kendine ait atasözleri, deyimleri ve sözcük hazinesi vardır. Bu romanda çevirmen, eseri Türkçeye uyarlamada çok başarılı olmuş. Cümleler su gibi akıp gidiyor; anlatımın büyüsüne kapılmamak imkânsız... Hikaye, rahip Medardus' un nefsiyle mücadelesini konu ediyor. Aslında hepimizin hikayesi bu. Hepimiz dünyaya ve onun meyvelerine ne kadar dirayetliyiz? İşte rahip de bunu yaşayarak öğrenecektir; büyük bedeller ödeyerek hem de... (Bilge ADIGÜZEL)
--reklam--
Şeytanın İksirleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
E. T. A. Hoffmann - Şeytanın İksirleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şeytanın İksirleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı E. T. A. Hoffmann Kimdir?
Romantizm Döneminde, Alman Fantezi ve Korku Hikâyeleri Yazarı, Jüri Üyesi, Besteci, Müzik Eleştirmeni, Çizer ve Karikatürist olarak tanınır.
Prusya'nın Königsberg (günümüzde Kaliningrad, Rusya) şehrinde doğan Hoffmann'ın hikâyeleri 19'uncu yüzyılda oldukça ilgi bulmuş ve romantizm akımının önemli yazarlarından biri olmuştur. Berlin'de 1882'de ölene kadar da hikâyeler yazmıştır.
Hukuk öğrenimi gördükten sonra 1800’de devlet memurluğuna atandı ve Prusya’nın işgali altında bulunan Polonya’da çalışmaya başladı. 1806’da Prusya’nın Napoléon güçleri tarafından yenilgiye uğratılmasına kadar bu görevinde kaldı. Hoffmann, 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatrolarda müzik yönetmenliği yaptı. 1811’de Arlequin adlı bir bale besteledi. Alman Romantizminin ilk yazarlarından olan dostu Friedrich de la Motte Fouqué’nin Undine adlı masalını operalaştırması da bu döneme rastlar. Hoffmann, 1814’ten itibaren edebiyata yöneldi. 1814-1815 tarihli Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabı, yazar olarak ün kazanmasını sağladı. 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek Berlin Temyiz Mahkemesi’nde yargıçlık yapmaya başladı.
Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, Alman Romantik Dönem’in ekollerinden birisidir. Hoffmann, eserlerinde gerçekliğin sınırlarını aşar ve fantastik bir dünyaya yelken açar. 1763-1825 yılları arasında yaşamış olan Alman yazar Jean Paul Friedrich
Richter’in 1776 yılında kaleme aldığı eseri Siebenkäs’de ilk kez kullanılan Eş ruh motifi, ikinci kez Ernst Theodor Amadeus Hoffmann tarafından kullanılmıştır.
Şeytanın İksirleri (1815-1816) ve Kedi Murr’un Hayat Görüşleri (1820-1822) adlı romanları, Gece Tabloları (1816-1818) ve Die Serapionsbrüder (1819-1821) adlı öykü derlemeleri büyük ilgi gördü. Hoffmann’ın peri masallarından doğaüstü felaket öykülerine kadar eşsiz hayal gücünü sergilediği eserleri, Çaykovski’nin bale süiti Fındıkkıran da dahil olmak üzere pek çok opera bestesine esin kaynağı oldu. Eserleriyle Honoré de Balzac, George Sand ve Théophile Gautier gibi isimlerin saygısını kazandı; Victor Hugo, Charles Baudelaire, Guy de Maupassant, Aleksandr Puşkin, Fyodor Dostoyevski ve Edgar Allan Poe’yu etkiledi. E.T.A. Hoffmann, 1822’de Berlin’de öldü.
--reklam--
E. T. A. Hoffmann Kitapları - Eserleri
- Kum Adam
- Üç Romantik Hikaye
- Matmazel De Scudery
- Altın Çanak
- Şeytanın İksirleri
- Üstat Pire
- Kedi Murr'un Hayat Görüşleri
- Küçük Zaches Namıdiğer Zinnober
- Uğursuz Miras
- Duka ile Karısı
- Gece Tabloları
- Kum Adam Seçme Hikayeler
- Fındıkkıran
- Prenses Brambilla
- Sıradan Şeylerin Fısıltısı
- Taş Kalp
- The King’s Bride
--reklam--
E. T. A. Hoffmann Alıntıları - Sözleri
- Ruhunun derinliklerine bakıyorum ve görüyorum ki, sen özgür olmak istiyorsun. (Şeytanın İksirleri)
- Dediğini yapabilirsin, kendini öldürebilirsin (Uğursuz Miras)
- Darağacında ölmek istemiyorum! Gökyüzündeki Tanrı yargısını verir. (Uğursuz Miras)
- İnanç ve sevgi sonsuzdur, bilgi de öyle! (Kum Adam Seçme Hikayeler)
- Ona inandığın sürece orada ve etkin olacak, onun gücü sadece senin inancından ileri geliyor. (Kum Adam)
- Felaketten cesaretleri kırılanlar başka zaman hiç hissetmeyecekleri darbelerden iki misli acı duyarlar. (Üç Romantik Hikaye)
- Aşk yıllansa da pas tutmaz! (Üstat Pire)
- – Bu böyle gelmiş böyle gider, bir kere aşkın saadetini tadan, artık günlerce, haftalarca, aylarca, altın bir ışıkla sarılmış bir halde, cennet rüyaları görür.. (Üç Romantik Hikaye)
- .... dolunaylı gecelerde çoğu zaman korkunç acı haykırışları taş yığınları arasından duyulurmuş. (Uğursuz Miras)
- Ümidin altın çiçeği âşıklara açmaz da kime açar? (Duka ile Karısı)
- Kapıyı açın , Kutsal Mesih uslu çocuklara armağanlarını gönderiyor (Üstat Pire)
- – İz bırakmadan kaybolan şeyin izi olur mu? (Üç Romantik Hikaye)
- "Umutsuz bir âşık gibi hüzünlü gözlerle dolaşıp durmuşsundur, insanların hayatın karmaşası içinde sürdürdüğünü gördüğün çeşitli uğraşları sende ne acı ne de sevinç uyandırmıştır, sanki sen artık bu dünyaya ait değilsindir." (Altın Çanak)
- Ay ışığında dönüp dolananların yüreğindeki dönekliğin ölçüsünü kim bilebilir? (Kedi Murr'un Hayat Görüşleri)
- İnsan alnına yazılmış olandan kaçamaz! (Üç Romantik Hikaye)
- Kimin hayatında bir kerecik olsun, yüreğinin en derin köşesinde, gizli bir aşkın o harikulade esrarı uyanmamıştır ki? (Şeytanın İksirleri)
- “Le vrai peut quelquefois n’être pas vraisemblable.” “Gerçek bazen mümkün görünmeyebilir.” - [Nicolas Boileau-Despréaux’dan alıntı. (1636-1711), Kanto III, I.48. (e.n.)] (Matmazel De Scudery)
- "İz bırakmadan kaybolan şeyin izi olur mu?" (Duka ile Karısı)
- Tanrı uykuyu keşfeden o zeki adamı ödüllendirmeli; oysa aslında rüyayı bulan kişi daha da büyük ödüllere layıktır. Ama uykunun yumuşak yorganı altında yatarken ruhumuzda. Yükselen rüyaları kastetmiyorum-hayır!- ben ömür boyu bizi büyüleye , çoğu zaman dünyevi sıkıntıları yükünü kanatlarının üzerine alıp hafifleten , acı veren üzüntüleri ve boşa çıkan umutların tesellisiz feryatlarını dindiren , kendi bağrımızdan fışkıran bir ilahi ışık olarak için için yanan sonsuz özlemimizin sona ereceğini vaat eden rüyalardan söz ediyorum. (Prenses Brambilla)
- "…yürekli bir özgüven, saygın bir devlet adamının içinde barındırması gereken gücün kanıtıdır!" (Küçük Zaches Namıdiğer Zinnober)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin