Kitap Künyesi
Yazar: Terry Eagleton
Çevirmen: Kaya Genç
Orijinal Adı: How to Read a Poem
Yayın Evi: Agora Kitaplığı
İSBN: 9786051031323
Sayfa Sayısı: 288
--reklam--
Şiir Nasıl Okunur Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Günümüzün en etkili edebiyat kuramcılarından Terry Eagleton, yakın şiir okumasına dayalı "Şiir Nasıl Okunur" başlıklı bu kitabında, şiir okuma sanatının nasıl tükenmeye yüz tuttuğunu ve çağımızın öğrencilerine artık dile karşı duyarlı olmanın neden öğretilmediğini irdeliyor. Bu eğilimin pratikte nasıl yaşandığını göstermek için de, Rönenans'tan günümüze kadar çeşitli şiirleri ele alarak, onları yakın analize tabi tutuyor ve şu sorulara cevap arıyor:
Şiir nedir ve düzyazıdan neden, nasıl farklıdır? Şiire özgü bir dil var mıdır? İmgelem derken tam olarak neyi kastediyoruz?
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Şiir Nasıl Okunur Alıntıları - Sözleri
- Bu anlamda şiir bizim pratik iletişimimizin yaratıcı biçimde deformasyona uğramış haliydi. "Sen, dinginliğin hâlâ kirlenmemiş gelini" gibi ifadeler gündelik konuşmamıza sistematik bir şiddet uygularlar.
- Şiir kitapları ürettiği kadar savaşlar da çıkaran hayal gücünün kendisinde yaratıcı hiçbir şey yoktur. Hafıza gibi hayal gücü de gündelik açıdan kaçınılmazdır.
- Önemli olan bir yerin kendisi değil, onu tüketme eylemidir. Bir deneyimi bir tişört seçer gibi alırız.
- Genellikle açlıkla mücadele işi şairlere verilmez.
- Neredeyse bütün edebi eserler gerçeklere dayalı ifadeler içerir ancak onları edebiyat eserleri haline getiren şeyin bir kısmı, bu ifadelerin İngiltere otoyollarındaki "Soldan Devam Et" gibi ifadelere benzer biçimde sırf kendileri için var olmamalarıdır.
- Çoğu şiirin gerçekte özgün bir bağlamı yoktur, ne de olsa resmettikleri deneyimler sadece hayalidir. Zaten gerçeklerle yola çıkmazlar. Shakespeare'in bir çalılık üzerinde deliye dönerek, çıplak bir halde insanı korkuya düşüren biçimde hain kızlarına lanet okuyup okumadığı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur ve eleştirel bir açıdan bakıldığında bunu yapıp yapmamasının önemi yoktur.
- "A terrible beauty is born"a ("Korkunç bir güzellik doğdu") bakalım. Bu dizeyi böylesine etkili kılan nedir?
- Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form olarak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşünülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanımlıyor gibiydi.
- Şiir muhtemelen yalnızlık ve ruhani endişe hissi kendisininkine eş olan modern bir çağda, bir kez daha merkezi sanat formu haline gelebilirdi. Bu yoğun biçimde kişisel deneyim ifade edildiğinde muhtemelen ironik biçimde, kamusal açıdan en temsili rolü üstlenebilirdi.
- Anlık okunurluğun dünyasında dilin kendisinin deneyimini yitirmiş durumdayız. Dil duygumuzu yitirmek de, dilden çok daha fazlasıyla bağlantımızı yitirmek anlamına gelir.
- (Ancak değişimi ilk getiren şey Zaman değil, Günah olmuştu)
- Edebiyat kaçınılmaz biçimde yoksullaşmış hayatlarımıza yapılmış bir tür ilave, yeteneklerimizi normal sınırlarının ötesine taşıyan bir tür manevi protezdir
- Buradaki imaya göre şairler, kendilerinin ortak ahlaki kısıtlamalardan azade olduklarına inanıyorlardır. Ben merkezli bir his kültü kendi ihtiyaçlarını ötekilerin istekIerinin üzerine yerleştirir ve bunu kabul ederkenki naiflikleri onların ahlaki gelişmemişliğinin bir parçasıdır. Onların çok övünülen duyarlıkları bu yüzden bir tür duygusuzluktur.
- Sesler veya daha iyisi sözcüklerle yakılan bir ağıt, büyük bir özgürleşmedir, çünkü acı çeken kişinin bir şey üretmeye başladığı anlamına gelir. tamamen yıkıcı bir şeyden bir şey üretmektedir.
- Hayal gücü birbirimize karşı olan doğal duyarsızlığımızı telafi etmenin bir biçimiydi. Bu alelade duyarsızlığı değiştiremezdik ama onu her zaman tamamlayabilirdik
--reklam--
Şiir Nasıl Okunur İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabı henüz bitirmedim. Ama bitirebilecek miyim ondan da emin değilim. Çok, çok, çok kötü bir çeviriye sahip. Kuramsal çözümlemeler yapılan ve okunması sadece bu açıdan bile zor olan bir kitapta bir de bariz çeviri yanlışları olunca anlaması cidden çok zor hale geliyor. Sadece iki adet örnek vereceğim. İlki aşağıdaki cümle: "Ancak bir anlam başka biri için akla yatkın biçimde var olabildiği sürece benim için de bir anlam olarak var olamaz." Bu cümleyi düşündüm, düşündüm, ama bir anlam çıkaramadım. Kitabın İngilizce metninden aynı cümleyi buldum: "But unless a connotation can plausibly exist for someone else, it cannot exist as a meaning for me either." Türkçe cümledeki "olabildiği" ifadesi "olmadığı" şeklinde çevrilmeliydi. Böyle çevirdiğimizde anlam açısından bir sıkıntı kalmıyor. Bir cümle daha: "Demek ki anlamlar ne rastgele biçimde okurlar tarafından şiire ihsan edilir ne de bir su seviyesi çizgisinde olacağı gibi sayfada nesnel bir biçimde bulunur." "Su seviyesi çigisi". Hmmm... Su seviyesi çizgisi benim bildiğim kahve ve çay demliklerinde, su ısıtıcılarında ve elbette su deposu gibi yerlerde bulunur; ve evet nesnel bir anlamı ifade eder. Ama su seviyesi çizgisini de, örneğin bir filmde, tehlike işareti olarak kullanabilirsiniz. Kahramanın tehlikeli bir durumda olup olmadığı çizginin nesnel anlamının yanında kahramanın o anda içinde bulunduğu durumla da ilişkilidir. Bu yüzden cümleyi anlamakta yine zorlandım. Yine İngilizce metne gittim ve asıl ifadeyi gördüm: "So meanings are neither randomly bestowed by readers, nor objectively there on the page in the sense what a watermark is." Çevirmenin "su seviyesi çizgisi" dediği şey "watermark" imiş, Yani resimlerin üzerine, resmin asıl kaynağını belirtmek için basılan şu saydam filigranlar. Yazar aslında kağıt üzerinde basılı olan işaretler, yani harfler, sözcükler ve noktalama işaretleri ile yine nesnel işaretler olan ve nesnel kullanımının dışında kullanımları bulunmayan filigranlar arasında bir ilişki kuruyor. Böyle okununca cümle çevrildiği halinin anlaşılabileceğinden aslında çok daha basittir. Tüm bunları bir ukalalık olarak görmemenizi rica ederim. Kitabın ortalarından sadece iki adet örnek verdim ama bu noktaya gelene kadar bu tür çeviri yanlışlarından epey gördüm. Ama anlamı katleden böyle işlere sinirleniyorum. Okunması için vakit ve önemli miktarde enerji harcadığımız böyle eserlerde çevirmenler bize köstek değil, destek olmalı. Tüm bu çeviri sıkıntısından başka, eserin İngiliz dilindeki şiirler üstünden gitmesinin ve "yakın okuma" dediği yöntemi kullanmasının bizim gibi yabancı okurlar için doğurduğu büyük problemler var. Yazar sık sık form ve içerik arasındaki çetrefilli ilişkiye odaklanıyor; ikisinin birbirini desteklemesi, zıtlaşmaları, yansıtmalı sözcükler haricinde seslerin tekil ya da yinelemeli kullanımlarının etkileriyle estetik bir yapı oluşturulması ve bunun içeriğin okur tarafından algılanma şekli üzerindeki etkilerini inceliyor. Ne yazık ki, şairin ürettiği formun büyük bölümü şiirlerin Türkçe çevirilerinde yok olduğu için, yazarın bu şiirleri incelediği kısımlar da çok havada kalıyor ve anlaşılmıyor. Burada yine şiirlerin İngilizce orjinallerine bakılabilir elbette, ama bu da İngilizce'ye ve bu dildeki edebiyata ciddi bir hakimiyet gerektiriyor. Bu sebeple kitabın sıradan bir yabancı okur için olmadığını düşünüyorum. Daha ziyade İngiliz edebiyatını seven, belli bir seviyenin üstünde ilgilenen ve bunu da İngilizce diliyle yapan okura hitap etmektedir. (Çağdaş Kocabıyık)
İrlanda asıllı ingiliz yazar akedemisyen terry eagleton şiir nasıl okunur isimli kitabı şiir hakkında dopdolu bir kitap şiir ve düzyazı ritim ölçü uyak imge hayal gücü yogunluk tempo anlam öznelik ve bir çok ünlü şairin cok güzel şiirlerinden örnekler veriyor şiir hakkında özgün güzel farklı fikirleri var çok güzel bir kitap (Murat Tosun)
Şiir İdraki...: Şiire bakış açımı değiştiren, dizeler arası kırılma noktalarının hatta bir noktalama işaretinin bile yeri geldiğinde anlamı değiştirebildiğini gösteren güzel bir eser. Mühendis halimle şiirlerden daha çok keyif almamı sağlayacağına eminim. (Ömer Faruk Karaaslan)
--reklam--
Şiir Nasıl Okunur PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Terry Eagleton - Şiir Nasıl Okunur kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şiir Nasıl Okunur PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Terry Eagleton Kimdir?
Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.
Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.
Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.
Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.
Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.
--reklam--
Terry Eagleton Kitapları - Eserleri
- Azizler ve Alimler
- William Shakespeare
- İngiliz Romanı
- Hayatın Anlamı
- İdeoloji
- Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru
- Edebiyat Olayı
- Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi
- Tatlı Şiddet
- Kötülük Üzerine Bir Deneme
- Şiir Nasıl Okunur
- Marx Neden Haklıydı?
- Kültür Yorumları
- Kuramdan Sonra
- Estetiğin İdeolojisi
- Postmodernizmin Yanılsamaları
- Edebiyat Kuramı
- Tanrı'nın Ölümü ve Kültür
- Edebiyat Nasıl Okunur
- Aykırı Simalar
- İyimser Olmayan Umut
- Kapı Bekçisi
- Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazın
- Güç Mitleri
- Radikal Kurban
- Eleştiri ve İdeoloji
- Kültür
- Eleştirmenin Görevi
- Mizah
- Akıl, İnanç ve Devrim
- Trajedi
--reklam--
Terry Eagleton Alıntıları - Sözleri
- Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu an yapmakta olduğum bir şeydir. (Hayatın Anlamı)
- Bilgi, alışkanlık ve töre ürünüydü. Ahlak da, benzer şekilde, hiçbir metafizik temeli olmayan bir insan icadıydı. (Tanrı'nın Ölümü ve Kültür)
- Sanat, güncel toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar siyasileşir. (Kültür)
- Kısaca kültür, diğer insanlardır. (Kültür Yorumları)
- Nasıl bilimde bir doz mitoloji varsa mitte de Aydınlanmacı bir öğe vardır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- Karnaval keşmekeşi, tersyüz etme küstahlığı, putkırıcılığın kıkırdayışı: Bunlar tarihsel materyalizm için çelişkinin şakası ve onun haz verici salımı olan derin komedinin alternatifleri değil, uğraklarıdır. (Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru)
- Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece. (Azizler ve Alimler)
- kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı. (Azizler ve Alimler)
- Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir. (Kötülük Üzerine Bir Deneme)
- "Birinin acısını paylaşmakla (sempati) hislerini hissetmek (empati) farklı şeylerdir." (Edebiyat Nasıl Okunur)
- İnsani kudretlerin modern çağdaki kadar serbest bırakıldığı başka tarihsel bir dönem yoktur; bunun sonucu olarak zincirlerinden boşaldığı o kudretlerce böylesi hükmedilme riski altında olduğu bir başka dönem de yoktur. Max Weber’in öne sürdüğü gibi, “Antik dönem tanrıları akın akın, büyübozumuna uğramış ve böylece gayrişahsi güçler haline gelmiş olarak mezarlarından çıkıyor, hayatlarımız üzerinde egemenlik kurma mücadelesi veriyor ve birbirlerine karşı ezelden beri devam eden savaşlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.” (Trajedi)
- Gelişmiş kapitalist sistem doğası gereği tanrıtanımazdır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- İyimserlik midemi bulandırıyor. Tam bir sapkınlık. Cennetten düştüğü günden beri insanın evrendeki işi bihakkın ıstırap çekmek olmuştur (İyimser Olmayan Umut)
- Tanrı ve evren toplanınca iki etmez. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- “Tanrı’dan özerkliğini çekip alan insanlık, karşılığında tahtından Söylem ile indirilecektir.” (Edebiyat Olayı)
- Amerikan gençliginin konuşması- garip, iğrenç, acayip, ürkünç:- gerçekten de, modernizm ortaya çıkmadan önce edebi gerçekliliğini bulabileceğimiz en yetenekli hasmı olan Gotigin söylemidir. Kötü niyetli baronlar, şehvet düşkünü papazlar, kurban edilmiş bakireler, ürkütücü harabeler, küf kokan zindanlar: Bu abartılı tiyatro eserleri büyük edebiyat türleri olarak- özellikle akıl çağında baskı altındakileri temsil eden kadınların bakış açısından görülmüyor olsalar bile -aydınlanma anlayışının radikal eleştirisini dile getirmişlerdir.. Gotik, grotekstin merhametsiz ışıltısının yarattıgi ucube bir gölge, endişelerini ve bir türlü vazgeçemedikleri hayallerini kurguya emanet etmiş olan bir orta sınıf toplumunun politik bilinçsizliğidir. (Aykırı Simalar)
- Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form olarak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşünülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanımlıyor gibiydi. (Şiir Nasıl Okunur)
- Hegel konusunda fazla bir şey bilmese de, Henry'nin de kendine göre bir felsefesi vardı. Kimi zamanlar, 'Burada bir tek biz yokuz,' diyerek kendi görüşünü bildirirdi. 'Burada' sözcüğüyle, çalıştığı mağazayı değil, evreni kastediyordu. Onda ayrıca, depoda çalışan ve kendisinden daha pragmatik olan iş arkadaşlarını rahatsız eden, yaslı ve metafizik bir taraf da vardı. Böylesine geniş kozmik yorumlarında, pezevenkçe bir şey vardı. Cinselliğe ve kadınlara o kadar düşkün değildi, ama cebinde, 'yetmiş altı santimlik kontrol edilemez bir alete' sahip Korsikalı bir balıkçı hakkında yazılan bir gazete haberinin küpürünü saklardı. Depodaki erkekler, bu uzunluğun gevşekken mi yoksa sertken mi ölçüldüğü konusunda ateşli tartışmalara girerlerdi. Fakat Henry'nin bu canavarımsı organa duyduğu ilginin, cinsellikle değil, bilimsellikle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu, onun evrene duyduğu ilginin bir parçasıydı. Aynı zamanda, iş arkadaşları tarafından tartışılan çok kültürlü biriydi. Bana bir defa, etnik gruplara karşı olmadığını söylemişti. 'Lehler, İskoçlar, Amerikanlar, Hintliler, Yunanlılar ve hepsi.' Sonra bir süre düşünmüş ve eklemişti: 'Engelleyici İtalyanlar.' Liberal bir çoğulcuydu, fakat eleştiriden de uzak durmazdı. Bu da ortak yanlarımızdan biriydi. (Kapı Bekçisi)
- Kanserin tedavisini muhtemelen bulacağız ama cinayetin değil. (İyimser Olmayan Umut)
- İçinde yaşadığımız, Beckett'ın oyunlarını andıran evrendi, hem özenli hem de saçmaydı. Her şey hem açık seçik hem de silikti, tuhaf bir gizem ve saydamlık karışımından oluşuyordu. (Kapı Bekçisi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin