Kitap Künyesi

Yazar: Taha Niyazi Karaca

Yayın Evi: Kronik Kitap

İSBN: 9789752430877

Sayfa Sayısı: 432

--reklam--

Sınırları Çizen Kadın Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Gertrude Bell’in Ortadoğu’nun şekillenmesinde oynadığı rol neydi? Yazar, arkeolog, seyyah ve casus olarak bilinen Gertrude Bell aslında kimdi? Nasıl bir süreçten geçerek Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması için çalışan bir ajan durumuna gelmişti?

Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, ilk defa başvurulan arşivler ve keşfedilen belgeler ışığında daha önce birçok yönü irdelenmemiş Gertrude Bell’in bambaşka bir portresini ortaya çıkarıyor. “Dünyaya medeniyet yaydığına inandığı” ülkesine layık olmak için var gücüyle çalışmış Gertrude Bell’in yalnız başına Arap çöllerine girecek cesareti bulabildiği sıradışı yaşamı tüm hikâyesiyle gözler önüne seriliyor.

Bu kitap, Gertrude Bell’i biyografik olarak sunmakla kalmıyor, onun Orta Doğu’nun şekillenmesinde rol oynamış kişilerden biri olduğunu teferruatıyla anlatıyor. Bir taraftan öğrenciliği, tarihçiliği, arkeoloji çalışmaları ve gezilerinden bahsederken diğer taraftan da yeniden şekillenen Orta Doğu’daki gelişmelerin seyrini, nüfuz mücadelelerini irdeliyor.

Bu açıdan kitapta Gertrude Bell’in özel yaşamına paralel olarak 19. yüzyılı şekillendiren önemli olaylar da yer buluyor.

İngiltere’nin Kutülamare yenilgisi ve bölge politikasına etkisi, İngiliz-Fransız ortaklığı ve Sykes-Picot Anlaşması, Balfour Deklarasyonu, Paris Barış Konferansı, Percy Cox ve Mezopotamya Sivil İdaresi’nin kurulması, Fransa’nın Suriye’yi işgali, Kahire Konferansı, Faysal’ın Irak Kralı yapılması gibi son derece kritik meseleler Gertrude Bell’in düşünceleri ve tarihi gerçekler eşliğinde açıklanıyor.

Sınırları Çizen Kadın: İngiliz Casus Gertrude Bell, haritalarıyla ve fotoğraflarıyla soluk soluğa okunacak bir kaynak niteliği taşıyor…

--reklam--

Sınırları Çizen Kadın Alıntıları - Sözleri

  • Gertrude' a göre, şehirdeki zenginler oruç tutmuyorlardı. Oruç fakirlerin ibadetiydi.
  • Tek lider kültüne inanan, soru sormayan, eleştirmeyen, dış dünyaya karșı așırı muhafazakâr politikalara yönelen toplumlar iletişim kurma özelliklerini kaybederek içe dönük bir yapıya büründüler.
  • Türk ordusuna karşı Ingilizleri destekleyen Filistinli Müslümanlar başlarına nasıl bir bela aldıklarını, Türklerin varlığının ne anlama geldiğini kısa sürede anladılar.
  • Romanya Osmanlı İmparatorluğu'nun Eflak ve Boğdan eyaletlerinin birleşmesi sonucu oluşan devlettir. 1878 yılında bağımsız krallık, 1886 yılında tek meclisli monarşi haline geldi. Balkanlardaki tek Latin toplumu ve Roma İmparatorluğu ile bağları nedeniyle ülkenin adı Romanya olmuştur. Öte yandan Romanya Osmanlı İmparatorluğu'na karşı uzun savaş veren Kazıklı Voyvoda III. Vlad Tepeş'in ülkesidir. Bağımsızlığına yeni kavuşan Romanya'nın başkenti Bükreş hareketli diplomatik yaşantıya ev sahipliği yapmaktadır. s. 57-58.
  • Komisyonun ilk görevi Arap topraklarının nasıl yönetileceğini belirlemekti. İlk toplantısını 17 Nisan 1915 tarihinde yaptı. Bu toplantıda Mark Sykes üç ihtimalli teklif sundu: İlk ihtimal Arapların yaşadığı toprakların İtilaf Devletleri tarafından paylaşılarak işgali. İkinci İhtimal paylaşma olmayacaksa Arap topraklarının ticari ve siyasi çıkarlara göre bölgelere ayrılarak Hayfa'dan Mısır'a kadar olan yerlerin İngiltere yönetimine bırakılması. Üçüncü ihtimal bahsedilen bölgelerin kontrolünde manda yönetimi oluşturulması. Komisyon 28 Mayıs 1915 tarihine kadar 13 toplantı yaparak Orta Doğu'nun nasıl şekillenmesi gerektiğini tartıştı. Nihayetinde "The Report of the Committee on Asiatic Turkey" (Bunsen Report) başlıklı 97 sayfalık rapor hazırladı. Giriş bölümünde İngiltere'nin istekleri, mevcut şartlar ve olasılıklar analiz ediliyordu. Raporun esas metni bölgede uygulanabilecek farklı uygulamanın ortaya çıkardığı durumların ayrıntılarıyla incelendiği dört ayrı bölümden oluşuyordu. Komisyonun Osmanlı İmparatorluğu'nun Arap toprakları için teklif ettiği muhtemel uygulamalar şunlardı: 1) Toprakların İtilaf Devletleri tarafından paylaşılması, 2) Avrupa Devletlerinin kontrolünde nüfuz alanlarının oluşturulması, 3) Osmanlı İmparatorluğu'nun Asya'da ismen yaşamasına izin verilmesi ve önemli bölgelerin hakimiyet altında tutulması, 4) Osmanlı İmparatorluğu'nun isim olarak tutulması fakat devletin federal bölgelere ayrılarak yönetim yapısının tamamen değiştirilmesi. Komisyon Osmanlı İmp.'nun federal yapıya dönüştürülmesinin uygun bir tercih olacağını ama bunun gerçekleştirilmesinin mümkün olamayacağını düşünüyordu. Bu açıdan önerilen ilk teklif Avrupa devletleri arasında nüfuz bölgeleri oluşturarak Osmanlı Asya'sının paylaşılmasıydı. Komisyon bu nüfuz bölgelerini Anadolu, Ermeni, Suriye, Irak ve Filistin olmak üzere beşe ayrılıyordu. Kutsal yerlerin ise Müslümanların yönetiminde kalmasının gerekliliğine değinildi. Yemen'deki İmam Yahya ve Necd bölgesinde İbn Reşid dışında birçok sülale ve aşiretin Osmanlı İmp. düşman oldukları göz önüne alınarak Osmanlı halifesine karşı nüfuzlu Arap ailelerin desteklenmesi ve bu şekilde kabilelerin kontrol altında tutulmasının önemi vurgulanıyordu. Özellikle İbn Suud, Kuveyt Emiri İbn Sabah ve Hicaz'daki Haşimiler Türk karşıtlığı ile tanınıyordu. s. 195-196.
  • Tarih, yargılar ortaya koymak için değil “dünyayı ve olayları anlamak” için bir araçtır. Anlamak ve anlamaya çalışmak tarihin en temel dinamiğidir
  • İngiltere'nin Orta Doğu'da iki önceliği bulunuyordu. Bunlar Hindistan yolunu ve petrol bölgelerini korumaktı.
  • M.Ö 2200'lerde Zağaros Dağları'nın ötesinden gelen Gutiler Mezopotamya'da terör estirdiklerinde İbrahim, Ur şehrinde yaşıyordu. Gutilerin yağmalarından kaçmak için Ur şehrinden ayrılarak daha kuzeye Suriye ve Urfa'ya kadar gelmiştir. Yahudilerin inancına göre Şave Vadisi'nde yaşadığı bazı olumsuz olaylar üzerine Tanrı bir gece İbrahim'e görünerek korkmamasını, kendine inanmasını ve onu koruyacağını söyler. Tanrıyla konuşan İbrahim, Tanrı'ya inancına karşılık kendisine ne vereceğini sordu. Tanrı da şu vaatte bulundu: "Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan toprakların - Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girpaş, Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim." Bu vaat üzerine İbrahim maceralı yolculuk sonrası günümüzde Filistin toprakları olarak bilinen Kenan diyarına göç ederek yerleşti. Oğlu İshak'ın soyundan gelenlerin oluşturduğu topluluk Yahudi toplumu olarak anıldı. Yahudiler zamanla çoğalarak Kenan diyarındaki yerli halkın elindeki toprakları aldı. Yerli halk olmadıkları halde Yahudiler Tevrat'ta geçen Tanrı ile İbrahim arasındaki anlaşma hikayesine dayanarak Filistin topraklarının kendilerine vaat edilmiş topraklar olduğunu söyleyerek hak iddia ettiler. Günümüze kadar uzanan tartışmanın bir boyutu da Filistinli bu yerli halkın kim olduğudur. Modern tarih yazarları Filistin'e adlarını veren Filistlerin bölgeye M.Ö 1200'lerde gelen Deniz Kavimlerinin veya M.Ö. 8 yüzyılda Girit ve Ege Adalarından gelen bir halk olduğunu ileri sürer. Bu iddia kitabın yazarına göre kendi içerisinde kurnazlık barındırır. Mısır İmp.unu, Hitit İmp.unu, Ege medeniyetlerini alt üst eden Deniz Kavimlerinin kimler olduğu, nereden geldikleri, nereye gittikleri hakkında hiçbir bilgi bulunmadığı halde Filistlerin Deniz Kavimlerinden biri olduğu ve Kenan Diyarı'na M. Ö. 1200'de yerleştiklerinin Deniz Kavimleriyle ilgili bilinen tek kayıt olduğunu iddia etmek ilginç sonuçtur. Yazar bunun anlamlı olduğunu çünkü bu durumda İbrahim aynı bölgeye bin yıl önce gelerek yerleşmiş olmakla Kenan topraklarının gerçek sahibi olarak gösterilir. s. 274-275.
  • İngiltere'nin Orta Doğu'daki siyasi ve askeri çalışmaları yürütmek için iki farklı merkezi bulunuyordu. Birincisi 1858 yılında çıkarılan kanunla Doğu Hindistan Şirketi'nin bütün yetkilerinin hükümete devredilmesiyle doğrudan İngiltere'ye bağlanan Hindistan Kolonisinin yönetim merkezi olan Yeni Delhi, ikincisi 1882 yılında işgal edilen Mısır'ın başkenti Kahire'dir.
  • 19. yüzyılda Batılı devletler artık çelik gemi yapımına geçtiklerinde 1829 yılında Istanbul Tersanesi'nde 15. yüzyıl teknolojisine dayalı ahşap Mahmudiye Kalyonu üretilmişti.
  • Yahudilerin 19. yüzyıl başında Avrupa'da yaşadıkları ilk büyük pogrom 1815 Waterloo Savaşı'yla son bulan Napolyon Savaşları'nın ortaya çıkardığı sosyo-kültürel ve ekonomik çöküntülerden sonra meydana gelmiş olayı tetikleyen tarihin en güçlü para imparatorluklarından birini kuran Rothschild ailesi olmuştur.
  • Çoğu Evanjelik Hristiyan olan Liberal Parti yöneticilerinin en büyük isteklerinden biri İsrail Devleti'ni yeniden canlandırmaktı. Kaldı ki bu savaşta Yahudiler İngiltere'ye yardım etmişler, özellikle Aaronsohn ailesi İngiliz Gizli Servisi'ne çok faydalı bilgiler aktarmıştır. Dolayısıyla bu pazarlıkların ayağını Yahudiler oluşturuyordu. Fransa'nın İsrail Devleti'nin kurulmasına mani olmasını engelleme görev Mark Sykes'e verilmiştir. Bunsen Komisyon'unda görev almış olan Mark Sykes bölgenin nasıl şekilleneceğine dair teklifleri daha sonra Balfour Deklarasyonu adıyla anılan belgeyi yayınlayacak olan Arthur Balfour' un yer aldığı Savaş Komitesi'ne anlatmıştır. Mekke Şerifi Hüseyin ile Fransızlar arasına bir güvenlik şeridi çekilmesi gerektiğini öne sürerek Hayfa' dan güneye inen bir çizgi çizerek Filistin'in İngiliz hakimiyetine alınmasını teklif etmiştir. s. 238-239.
  • Midyat'ın karmaşık kültür yapısı, Süryanilere ait kiliseler Gertrude'un şehirden ayrılmaması için sebeplerdi. Birkaç gün geçirmek istediği Midyat'ta bölgenin nüfuzlu aşiretlerinden birinin lideri Çelebi İsmail ile tanıştı. Anlatımına göre bu aşiret lideri Mardin'den Cizre'ye kadar bütün toprakların hakimiydi. Böyle güçlü biriyle tanıştıktan sonra kendini güvende hissettiği bir zamanda 23 Mayıs gecesi çadırına hırsız girerek en değerli eşyası olarak gördüğü günlüğünü ve notlarını çalmıştı. İngiliz elçiliği Osmanlı hükümetine 29 Mayıs 1909 tarihinde müracaat ederek araştırılmasını istedi. Hükümet hırsızların biran önce bulunmasını ve bu tarz olayların tekrar yaşanmamasını Diyarbakır vilayetine bildirdi. Ancak bu olay yaşanmadan önce pek dikkat çekmeyen Osmanlı topraklarında seyahat etmesine ve fotoğraf çekmesine izin verilen Gertrude Bell'in araştırılmasını istedi. Hakkında yapılan bu araştırmaların sonucunda yazdığı kitaplarda ve gazete yazılarında hilafet makamı ve devlete karşı yazılar tespit edildiğinden hükümet pekte masum olmadığının sonucuna vardı. Diyarbakır'dan ayrılarak iç bölgelere hareket ettiği için Ankara vilayetinden gezinin kontrol altına alınarak "usulünce geri çevrilmesi" konusunda önlemlerin alınmasını istedi. s. 132-133
  • İngiliz gençlerinin çocukluktan itibaren aldıkları eğitimle bireysel kimliklerini geliştirdiğini, ayakları üzerinde duracakları bir sistem içerisinde yetiştirildiklerini ve bu nedenle de erken yaşta olgunlaşıp hayata atıldıklarını, dünyayı merak ederek dışarıya yöneldiklerini anlatıyordu. Osmanlı gençleriyse tam tersi bir sistem içinde yetişiyorlar, durağan bir eğitime tabi tutuluyorlardı. Gençlerin aldıkları eğitim, girişimcilik ve bağımsız olma düşüncesini geliştirmek yerine gelenek-görenekleri öğrenmek üzerine bina ediliyordu. Türkiye'de eğitim, insan kişiliğini geliştirmek ve merak duygusunu uyandırmaktan ziyade memurluk mesleğinin gerekleri için yapılıyor, sonuçta devlete bağlı memurluk mesleğinin alanı durmadan genişliyordu.
  • İngiltere ve Almanya gibi Fransa'da 19. yüzyıl boyunca Orta Doğu'dan pay alabilmek için mücadele içine girmiştir. Ama bu mücadele petrol ve ham madde temini ile sınırlı değildi. Antakya ve Urfa'dan güneye Kudüs'e kadar uzanan toprakların kendi yönetiminde kalmasını tarihsel bir hak olarak görüyordu. Hristiyanlığın kutsak topraklarını Müslümanlardan almak amacıyla 1096'da başlayan Haçlı Seferi'nde Fransız din adamları ve asiller önemli rol oynadı. Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Fransızların kontrolünde Urfa, Antakya, Trablus kontluklarıyla Kudüs Krallığı kurulmuştu. Bu kontluklar zamanla ortadan kalkmış olsa da Fransa Orta Doğu ile olan bağlarını hiçbir zaman koparmak istememiştir. Fransız İhtilali sonrasında 1798'de Mısır'a asker çıkaran Napolyon Bonapart'ın ikinci adımı Lübnan ve Suriye bölgelerini ele geçirmeye çalışmak oldu. Akka'da Cezzar Ahmet Paşa'nın başarılı savunması bu girişimi sonuçsuz bıraktı. Ama bir süre sonra Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı imp. arasındaki anlaşmazlıktan dolayı Lübnan'ın Mehmet Ali Paşa tarafından işgal edilmesiyle Fransa bölgeye dolaylı da olsa girmiş bulunuyordu. Fransa'dan destek alan Paşa işgalden sonra birçok memuriyete Fransızlar atadı. Paşa'nın burada uyguladığı daha Hristiyanlara dayalı politikası sonrası güneydeki Müslüman Dürziler ile kuzeydeki Hristiyan Marunileri karşı karşıya getirmiştir. Lübnan'ın en kalabalık iki toplumu arasında çıkan 1841 ve 1860 çatışmalarında Maruni Hristiyanların koruyuculuğunu Fransa üstlenmiş, Lübnan'ı özerk bir yönetime kavuşturmuştur. Fransa, Lübnan üzerindeki etkisini 1912'de çıkan krizde de göstererek Maruniler lehine uluslararası yeni bir sözleşme imzalanmasını sağlamıştır.

--reklam--

Sınırları Çizen Kadın İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Casusların Çöllerdeki Taçsız Kraliçesi: Selamın kavle "hülümünaticiler" .. Bugün yine bir başka tarih kitabı vesilesiyle sizlerle beraberiz .. "Tanıtım" az uzun olacak gibi duruyor .. Baştan uyarayım da demedi deme sonra .. Öncelikle niçin bu kitap ? Sevgili canısılar, bi taraflarımızı da yırtıyor olsak Avrupa devletiyiz ya da oraya gireceğiz diye - ki bence ne oraya aitiz ne oraya girebileceğiz ne de oraya girmeliyiz - hepimiz biliyoruz ki bir orta doğu coğrafyası içerisinde yer almaktayız .. Ve yine biliyoruz ki bitmek bilmez savaşların , karışıklıkların , mezhep çatışmalarının , katliamların ve insan hakları ihlallerinin gönüllerdeki şampiyonluğu bu topraklara ait .. Hep böyleydi ve petrol tükenene kadar da hep böyle kalacak ! Bu neden böyle diyecek olsam bir çoğunuz kapitalizm ya da "dıj güjlere" bağlayacak tüm bu yaşananları .. Kısmen ve kaba tabir ile doğru ..Peki ama durup hiç düşündünüz mü bu temelleri "İLK" kim, nasıl attı diye ? Misal Osmanlı yıkıldı ama bu yıkımın tek sebebi, salt teknolojik gelişmeleri ve eğitimi boşlamış olması mıydı ? Kimler aktif rol aldılar orta doğudan bizi süpürürlerken ? İşbu kitap bunun cevabını veriyor .. En baştan belirteyim ki kesinlikle alıp okuyun ..Diyebilirim ki gereksiz romantizm ve öç almaya dayanmayan tarafsız bir tarihi derleme olmuş ... Yazar ,şahsa ait mektupları ve binlerce sayfayı tarayarak kronolojik sırayla okuyucuyu sıkmadan anlatmış meramını .. Sıkılmadan masal havasında okutuyor kendini ..İlerde bahsedeceğim ama benim bu kitabı alıp okuma sebebim bambaşkaydı .. Özellikle aradığım iki isim için alıp okudum acaba kitapta yer alıyor mudur diye .. Bu iki isme dair bir şey bulamadım yalnız bambaşka bilgilere eriştim .. Kesinlikle çok ama çok karlı bir okuma oldu benim adıma .. Tekrar edeyim : KESİNLİKLE ARŞİVİNİZE KATIN .. SADECE ORTA DOĞU TARİHİ OLARAK DA DÜŞÜNMEYİN ANLATILANLARI .. Şimdi yavaştan yol almaya başlayalım ..Kitabın kapağı sol altta gördüğün üzere .. Sol cenahta , bıngıl bıngıl yanaklarıyla dom dom bir emmimiz görünmekte .. Kendisi Winston Churchill .. Ben mahkeme suratlı ,evlerden ırak olasıca bu kefereyi yazar/george-orwell 'in kitap/burma-gunleri--1114 adlı kitabına yaptığım bir tanıtımda sizlere tanıtmıştım ( ahanda şorda : gonderi/45422144 ) Sağ cenahta ise Cin Ali'den kelli mıymıntı bir abimiz var .. O da meşhur Arabistanlı Lawrence .. İşbu Laurel ve Hardy kıvamındaki koalisyonun ortasında yer alan kartoloz bacımız ise Gertrude Bell!! Kitaba ismini veren bacı .. kitap/sinirlari-cizen-kadin--139257 .. Ben uzun uzadıya bahsetmeyeceğim ama bu ismi almasının sebebi Irak halkıyla uzaktan yakından ilgisi olmamasına rağmen Hicaz' dan getirttiği Mekke şerifi Hüseyin 'in - ki bizi 1. Dünya savaşında sırtımızdan vurmuştur İngilizlerle anlaşarak - dört oğlundan birini Irak' ın başına kral olarak getirtebilmesi ve bugün baktığımızda cetvelle çizilmiş tüm o Irak sınırlarını çizen kadın olması .. Öyle ki Hüseyin' in kral atanan küçük gobeli Faysal, kendisinin ölümünden sonra devlet töreniyle Irak' a gömdürüyor onu .. Türkiye dahil Orta Doğu 'da adım basılmadık tek bir nokta bırakmamış bir kadın bu .. Yedi , sekiz dil bileninden .. Aynı zamanda dünyaya , casusluk yapmadan öncesinde ismini başarılı bir arkeolog olarak da kabul ettirmiş bir "kadın" ..Ki bu kendisini bir casus olarak gizlemesinde başat rol de oynuyor ilerde .. Kadını tırnak içinde yazdım ki bilinsin .. O dönemde orta doğuda son derece barbar ve sürekli savaşan arap kabilelerinin içine girip kendini onlara kabul ettirebilmiş ve dahası hepsine kendini sevdirebilmiş sanırım bir başka isim daha yoktur ondan başka o günlerde ..Araplar kendisini öyle benimsemişler ki ona Çölün kızı , Çöl Kraliçesi lakaplarını uygun görmüşler .. Hakkını teslim etmek gerekiyor ki bu kadın bildiğin bir BEST OF COMPILATION ! Bunlar spoilerlı tarlalar olduğu için soğanı, sarımsağı, domatı dalından sen kopar ye sonrasında cano .. Şimdi ayrı bir parantezle viyadüğe yuvarlanayazan bedenlerinizi tali yolla ayıralım tehlikeli bölgeden ki neşeler kaçmasın .. Arkadaşım, yukardaki bahisten anladığın üzere bu hanım ablamızın kendisi bir casus.. Tarihte eşine pek rastlanmayanından .. Casus dediğin ne iş yapar ? İstihbarat toplar di mi gülüm ? Nedir peki istihbarat diyeceğim ama sormadan önce ben çokça tekrara düşülen bir yanlışı aydınlatayım diye lafınızı balla bölüyüm affınıza sığınaraktan , çokomel - bonibon yutaraktan .. Önce "tanım" , sonra "tadım" yoluyla ilerleyelim .. Hep bu yoldan gidiyorum ki akıllarda daha iyi yer etsin .. İstihbarat çeşitli yollarla toplanan bilgilerin "analizidir".. Misal gölgesi olup çıktığınız ve her adımını takip ettiğiniz Zöhre kızımız kırmızı bir tanga aldı .. Bu bir bilgidir .. Ve her bilgi istihbarat değildir .. Çünkü sonrasında Zöhre kızımız , gidip bir de kırbaç alırsa - Odhin evlerden ırak eylesin böylesini - işte o zaman işlenen bu bilgiler bir istihbarata dönüşür.. Olay "kabaca" budur ! Yalnız istihbaratçıların tek görevi de istihbarat üretimi değildir .. Gizli servisler olarak anılan istihbarat servisleri dediğimiz zaman , - evet bu yapılar istihbarat üretip siyasi erke en doğru verileri vereceklerdir ama - bunun yanı sıra "Örtülü Operasyonlar" vardır.. Buna ek olarak "Propaganda ve Psikolojik Savaş İşleri" ve "Koruyucu Güvenlik Unsuru" vardır .. Tüm bunları içine alan bir yelpazedir istihbarat .. Ve tarihteki sanırım avcılıktan sonra en eski ikinci meslektir.. Çok da gerilere gitmeden pek çoğunuzun okuduğu yazar/sun-tzu ' yu bir düşünün .. O dönem Çin' de yazılmış daha yedi ayrı istihbarata ve analizine dayalı kitap var .. Romalıların , Antik Yunanlıların, Germenlerin teşkilatları var .. Tüm bunlar günümüz modern istihbaratına dönüşüyor.. Nasıl oluyor bu ? Bonibon kemiresi kardeşlerim , 19. yüzyılın Avrupa'sına baktığımızda , "Para, Para , Para" diyerek Ajda Pekkan' a bir adet 45lik kazandıran rahmetli Napolyon 'un Avrupa'yı elekten geçirmesinden hemen sonra ,1815 'teki Viyana Kongresinde bazı ittifaklar kuruldu.. Kimler vardı bu ittifakta ? O dönemki ismiyle Britanya İmparatorluğu , Rusya , Fransa ve sonradan Almanya' ya dönüşecek olan Prusya İmparatorluğu.. Tüm bunlara ek olarak belli başlı, irili ufaklı Avrupa ülkeleri.. Bunların kendi aralarında büyük bir mücadeleleri var ve bu mücadelenin içinde de casusluk ve espiyonaj hikayeleri var sonradan gün yüzüne çıkacak .. Almanların polis teşkilatlarını iyiden iyiye casusluk adına kullandığı dönemler .. Dreyfus olaylarının patlak verdiği yıllar diyeyim sen anla .. Ve tüm bunlar, halkın ilgisini de inanılmaz çekmekte o günlerde ..Zaten bu casusluk öyküleri ve bu öykülere konu olanlar bugüne dek hep popüler kültür ve medya eliyle beslenmiştir .. Belirtilen günlerde bir de devam eden sömürge savaşları söz konusu .. Bu savaşlardan bir tanesi, ki ilk istihbarat savaşı dersek gayet yerinde olur , Orta Asya' da yapılıyor.. Fransa , İngiltere ve Rusya arasında .. 20. Yüzyılda sonuçlanıyor .. Öte yandan bir savaş daha var ki o da bizi çok yakından ilgilendiriyor hem bugünümüzü hem de bu kitabı bağladığı için : Orta Doğu' daki Osmanlı İmparatorluğu ve İngilizler arasında geçen ve tarihteki "ilk modern istihbarat savaşı". Her iki tarafta da çok önemli isimler var .. Kuşçubaşı Ethemler , Yarbay Süleyman Keskinler , Mümtaz Beyler , Cemal Paşalar , Gertrude Bell , Lawrance , Percy Coxlar , abdülhamite yakınlığı ile bilinen ve kendisini çok etkileyebilmiş , onunla mektuplaşmış ve bu mektupları halen daha İngiltere Dış İşleri makamınca "gizli tutulan" Lord Salisburyler , babasının sınırsız para kaynakları ve işi hasebiyle daha küçükken pek çok egzotik bölgeyi ve arap topraklarını gezmiş , kitapta okuyacağınız ve ismini verdiği antlaşmayı hazırlayan Mark Sykeslar (Ermenileri ayaklandıran muhtemel kilit isimdir aynı zamanda ) , dışardan desteğini esirgemeyen Round Table (Yuvarlak Masa) üyesi tarihçi ve istihbaratçı Arnold Toynbee gibi isimler hep bu cephede yer alacak .. Tüm bunları kafanızda daha iyi oturtabilmeniz açısından Güney Afrika'daki Boer Savaşları' na da kısaca girizgah yapmak durumundayım .. Çünküleyim bağlantılı .. Efenim , Güney Afrika'daki 19 yüzyılda gerçekleşen bu paylaşım savaşlarına gelecek olursak , Fransızlar Afrika' nın batısından girip doğusuna kadar geliyorlar .. İngilizler ise güneyden girip, yukarı kuzeye doğru hareket ediyorlar .. Meşhur Livingstone ve Cecil Rhodes olayları.. Bu Cecil Rhodes ' un günümüzde Rodezya olarak bilinen yerleri nasıl kanlı mücadelelerle yerlilerin elinden ÇALDIĞI , elmas bulmak uğruna ne naneler yediği daha sonra araştırılabilir .. İsteyen açsın baksın bu medeniyet kavalı öttüren İngiliz centilmeni kılıklı teroristin hayatını .. Her neyse .. Bu Somali ve Sudan' daki savaştan sonra savaşı İngilizler kazanıp hem Afrika' da hem de Asya' da savaşın galibi olunca ve Fransızlar da Mısır' da küsküyü yiyince yenişemeyen bu iki gücün önündeki nihai hedefin de ismi sofraya getiriliyor .. HEDEF : OSMANLI İMPARATORLUĞU 'NU PAYLAŞMAK !! Hani ismini bol bol duyarsınız ya Maraş' ta fransızı ilk tepeleyen , Kurtuluş Mücadelesini orada ilk başlatan Sütçü İmam' ın.. Hani bugün unutturulmak istenen Çanakkale Zaferi' nde DÜNYANIN O GÜNKÜ "EN BÜYÜK" ARMADASIDIR YA GELEN !! 260 KÜSÜR GEMİYLE .. HAH ! İşte o fransızlar ve ingilizler nerden ve niçin geliyorlar , oralarda ne arıyorlar bilesiniz diye az da böyle uzun anlatıyorum .. Bu savaş bitip de 1. Dünya Savaşı başladığında ilk önce gözlerini Çanakkale' ye dikerler ..Burada başarısız olan müttefik devletlerin beyni olan İngiltere' ye acil bir başarı sahası gerekmektedir : ORTA DOĞU ! Çanakkale' de gırtlağına süngüyü soktuğumuz ve başarısız olan o günkü İngiliz Deniz Bakanı kimdir bilin bakalım? YUKARDA SİZE TANITTIĞIM BINGIL BINGIL YANAKLARIYLA ARZI ENDAM EYLEYEN DOM DOM EMMİMİZ WINSTON CHURCHILL !! =)) Kendisi görevinden alınarak Mısır - Kahire' ye İngiliz Yüksek Komiserlik Başkanlığına atanır .. Ve gider gitmez orada bir "Arap Bürosu" kurulur .. Bu Arap Büro aynı zamanda bugünki İngiliz İstihbarat birimleri olan MI5 ve MI6' in de ilk temelleridir aynı zamanda .. Yani bir başka deyişle İngiliz İstihbarat servisleri ilkin arap topraklarında kurulmuştur..Daha ortada CIA falan yok iken .. Hatta o güne değin hep savaşta kullanılmak üzre faydalanılan istihbarat birimleri savaştan sonra Amerika topraklarında kurulduğunda askerler itiraz etmişlerdir .. Hem sivil bazlı ,hem de barış zamanında kurulmasına .. Rahmetli başkan Truman' ın , " İstihbarat barışta da lazımdır" sözünden sonra dünya üzerindeki ekoller değişmiştir.. Neyse oralara girip tanıtıma hacim katmayayım .. Şimdiiii .. Artık cepheler belli olmuş , karşı cenaha diş gösterilmiş iyiden iyiye ama niçin Orta Doğu seçilmiş ? Gayet basit bu cevabı sizlere Upton Sinclair versin : kitap/petrol--104364 İngilizlerin bütün derdi ,1905 yılından sonra petrolü bulan Almanları ve Bağdat' tan Berlin' e uzanan tren yolunu keserek devre dışı bırakmak .. Bu amaçla ilk ajan, Gaziantep 'in karşısında , bugünki Suriye topraklarında yer alan Cerablus' a geliyor "arkeolojik kazı" süsü verilerek .. Meşhur Lawrence !! Ardından Gertrude Bell .. Başlarında yine bir ajan olan Prof. David Hoghart.. Hemen belirteyim ki Lawrence daha öncesinde de yani 1910 larda Türkiye' ye gelmiş ve yine kazı kısbesi altında bölgenin petrol etüdünü , Osmanlı' nın haritasını ve etnik köke dayalı haritasını çıkarmış bir isim .. Gertrude Bell' i zaten okuyacaksınız, onu detaylı anlatmıyorum .. Irak' taki tüm arap kabileleri ile ilişki kurmak , kim Osmanlı' ya yakın , kim İngilizlerce kazanılabilir belirlemek bu kadının görevi .. Bu ikili demeyeyim ama Gertrude Bell cidden insan üstü bir azimle bütün arap halklarının güvenini kazanıyor.. Dünya' nın başına bela olacak bugünki Suudlar ve Osmanlı' ya topyekün başkaldıran nerde ne kadar kabile varsa kendisiyle iritbatını görmeniz mümkün bu kitapta .. Gelelim esas konuya.. Bu kitapta ismi geçmeyen ama bizim başımıza bu belaları açan asıl önemli ve cidden çok tehlikeli iki isim daha var : El Faruki ve El Masri .. Her ikisi de Osmanlı subayı .. Bunlardan El Masri , Osmanlı tarafında Libya 'da savaşırken İngilizlerin safına geçiyor .. Daha iyi anlamanız için şöyle anlatayım .. 1916' da bize başkaldıran arapların Genel Kurmay Başkanı kim sorusunun cevabı bu isim .. İngilizlerle birebir dirsek teması ve o güne dek ikili oynayan bir isim kendisi .. Bundan çok daha tehlikeli bir isim daha var .. Tesadüfe bakınız ki "yine" bir arap subayı : El Faruki .. Osmanlı ordusundayken bütün gizli ve zararlı arap cemiyetlerine üye bir Osmanlı subayı .. Bu ismi Cemal Paşa tespit ediyor etmesine ama delil yetersizliğinden serbest bırakmak zorunda kalıyor .. Sonrasında kendisini Çanakkale cephesine sürüyorlar .. Orada İngilizlerin cephesine geçiyor .. Sonrasında tekrar Orta Doğ' ya geliyor.. Tarihte Mc Mahon mektupları olarak bilinen o pazarlıkları yapıp , İngilizleri ve arapları ve daha öncesinde de bizi kandırarak üçlü oynayan ve tüm bu işleri başımıza açan esas kilit adam bu ! Tanıtım az uzun oldu ama kusura bakmayasınız .. Gerçi böylesi bir savaşı inan ki mikro ölçek bazında anlattım .. İnanın salt şu Irak kralı Faysal' ın içine düştüğü durumlar , onun piyon olarak kullanılması , bağımsızlığını yabancı devletlere endeksleyen insanların başına gelebilecekler adına dahi okunası .. Bir kral ve bir devlet düşünün ki taç giyerken İngiltere milli marşı çalınsın ve o devletin kralı araplar adına kalkıp İngilizlere hazırola geçsin .. Bir başka tanıtımda görüşünceye dek .. Esen Kalın , "İŞSİZ" Kalın .. (Tuco Herrera)

Aslında akıcı olmasına rağmen zor bitirdim. Okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Daha önceden adını duymadığım Ortadoğu tarihini ve yapısını etkileyen bir kişiyi tanımak önemliydi. (Mesut Gündüz)

Baş ucu kitaplarlarindan biri: Gertrude Bell, ünlü İngiliz istihbarat ajanı ve orta doğunun haritasını çizen kadın. Herşeyini davasına! adamış İngiliz. Günümüz orta doğuyu nasıl bu aşamaya geldiğini anlatan güzel bir biyografi-roman eser. Çok iyi derecede Arapça Fransızca ve diğer dünya dillerini konuşur. Zengin bir aileye mensup ve henüz yeni olan kameranın keşfine rağmen yığınla resim çeker. Gertrude neredeyse günümüz Türkiye sınırlarının Güney ve Orta bölümü dahil olmak üzere tüm orta doğuyu gezer. Hatta bizim köyden dahi geçmiş. Geziler sırasında edindiği tecrübeyle 1. Dünya savaşında ingiliz istihbarat servisine hizmet etmeye başlıyor. Günümüz Irak Süriye Filistin Üründün Arabistan gibi çoğu ülkenin sınırlarını vermiş olduğu raporlar doğrultusunda belirleniyor. Bir kaç kez teşebbüs etse de evlenmez. Sık sık yalnızlıktan şikayet eden Bell Ailesine yazdığı mektuplar ile yalnızlıktan kurtulmaya çalışır. Son gece içtiği uyku ilaçlarından dolayı hayatına son verir. İngilizlerin bölgeye geldikten sonra liderlerin İslami inanç ve değerlerden hızlı bir şekilde nasıl uzaklaştığı, İngiltere kültürü nasıl benimsediği, şeyhlerin, aşiret liderlerin, yapılan kokteyller, ramazan ayında oruç tutmayanlar Bell i dahi şaşırtmistir. Trajiktir ki ömrünün son yıllarında büyük emek vererek kurmaya çalıştığı müzesi 2003 ABD Irak işgalinde bombalanarak yok ediliyor. Okuduğum en iyi tarih eserlerinden biri... (Mâi)

--reklam--

Sınırları Çizen Kadın PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Taha Niyazi Karaca - Sınırları Çizen Kadın kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sınırları Çizen Kadın PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Taha Niyazi Karaca Kimdir?

1967 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğretimini Yozgat’ta tamamladı. 1988 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1995 yılında doktorasını tamamladı. 1996 yılında Erciyes Üniversitesi Yozgat Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başladı. Yazar, 2006 yılından itibaren Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde görev yapmaktadır.

Daha önce yayınlanmış eserleri:

1-TBMM’ne Geçiş Sürecinde Son Osmanlı Meclis-i Mebusan Seçimleri, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2004.

2-Türk-İngiliz İlişkileri ve Mehmet Akif Paşa’nın Anıları (İbret), IQ Yayınevi, İstanbul 2004.

3-Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2005.

4-Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı, IQ Yayınevi, İstanbul 2008.

--reklam--

Taha Niyazi Karaca Kitapları - Eserleri

  • Sınırları Çizen Kadın
  • Büyük Oyun
  • Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa
  • Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey
  • Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat`ta Türk Ermeni İlişkileri

--reklam--

Taha Niyazi Karaca Alıntıları - Sözleri

  • "Salname yayınlanması Mustafa Reşit Paşa'nın projesidir. İlk kez 1847 yılında Devlet Salnamesi yayınlandı. 1918 yılına kadar da altmış sekiz adet Devlet Salnamesi çıkarıldı. İlk bakanlık salnamesi ise 1865 tarihli Salname-i Askerî'dir." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • 19. yüzyılda Batılı devletler artık çelik gemi yapımına geçtiklerinde 1829 yılında Istanbul Tersanesi'nde 15. yüzyıl teknolojisine dayalı ahşap Mahmudiye Kalyonu üretilmişti. (Sınırları Çizen Kadın)
  • İngiltere,nin savaşa girmesi ile olarak avam kamarası,nda yapilan tartismalarda Rus karsitlarinin ileri surdukleri dusunceler arasinda;Rusya,nin buyuyen bir dev olarak Akdeniz ticaretini ele gecirme cabalari,Rusya,nindespotzmin temsilcisi olmasi ve yonetim bicimiyle medeni bir ülke konumunda olmamasi ile hristiyanlığın sapık bir mezhebine inanmaları bulunuyordu.... (Büyük Oyun)
  • Tarih, kademeli olarak gelişti. Tarihsel anlatıdan önce mitler vardı. Sonra efsaneler ve destanlar ortaya çıktı. En sonunda da tarihsel anlatım kendisini gösterdi. Tarih algısı ve bilgisinin toplumların düşünsel gelişimlerine bağlı olması nedeniyle tarih her toplumda aynı şekilde ortaya çıkmadı. Günümüzde dahi geçmişin bilgisi bazı toplumlarda söylenceler (efsaneler) üzerine bina edilmeye devam ediyor. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • Tarihçinin her zaman hafızasında çakılı olan ilke, tarihçilik mesleğinin kin ve nefret duygularını işlemek için değil anlamak ve anlamlandırmak için yapıldığı olmalıdır. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • "Napolyon'un 1798 yılında Mısır'ı işgal etmesi arkeolojinin gelişmesindeki önemli dönüm noktalarından oldu. Yanında getirdiği bilim insanları tarih öncesi ve İlk Çağ'a ait birçok kültür verisini toplayarak Fransa'ya götürdü." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • "Mehmed Kemal Bey,savunmasını yaparken üzerinde durduğu noktalardan biri de Osmanlı vatandaşı Ermenilerin özellikle Ruslar lehine olmak üzere kendi devletlerine karşı giriştikleri tedhiş ve terör faaliyetleri idi. Kemal Bey asıl yargılanması gerekenlerin kendileri değil çeteler kurarak köylere saldıran ve Müslümanları öldüren Ermenilerin olması gerektiğini söylüyordu." (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
  • Türk ordusuna karşı Ingilizleri destekleyen Filistinli Müslümanlar başlarına nasıl bir bela aldıklarını, Türklerin varlığının ne anlama geldiğini kısa sürede anladılar. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Tek lider kültüne inanan, soru sormayan, eleştirmeyen, dış dünyaya karșı așırı muhafazakâr politikalara yönelen toplumlar iletişim kurma özelliklerini kaybederek içe dönük bir yapıya büründüler. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Çoğu Evanjelik Hristiyan olan Liberal Parti yöneticilerinin en büyük isteklerinden biri İsrail Devleti'ni yeniden canlandırmaktı. Kaldı ki bu savaşta Yahudiler İngiltere'ye yardım etmişler, özellikle Aaronsohn ailesi İngiliz Gizli Servisi'ne çok faydalı bilgiler aktarmıştır. Dolayısıyla bu pazarlıkların ayağını Yahudiler oluşturuyordu. Fransa'nın İsrail Devleti'nin kurulmasına mani olmasını engelleme görev Mark Sykes'e verilmiştir. Bunsen Komisyon'unda görev almış olan Mark Sykes bölgenin nasıl şekilleneceğine dair teklifleri daha sonra Balfour Deklarasyonu adıyla anılan belgeyi yayınlayacak olan Arthur Balfour' un yer aldığı Savaş Komitesi'ne anlatmıştır. Mekke Şerifi Hüseyin ile Fransızlar arasına bir güvenlik şeridi çekilmesi gerektiğini öne sürerek Hayfa' dan güneye inen bir çizgi çizerek Filistin'in İngiliz hakimiyetine alınmasını teklif etmiştir. s. 238-239. (Sınırları Çizen Kadın)
  • M.Ö 2200'lerde Zağaros Dağları'nın ötesinden gelen Gutiler Mezopotamya'da terör estirdiklerinde İbrahim, Ur şehrinde yaşıyordu. Gutilerin yağmalarından kaçmak için Ur şehrinden ayrılarak daha kuzeye Suriye ve Urfa'ya kadar gelmiştir. Yahudilerin inancına göre Şave Vadisi'nde yaşadığı bazı olumsuz olaylar üzerine Tanrı bir gece İbrahim'e görünerek korkmamasını, kendine inanmasını ve onu koruyacağını söyler. Tanrıyla konuşan İbrahim, Tanrı'ya inancına karşılık kendisine ne vereceğini sordu. Tanrı da şu vaatte bulundu: "Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan toprakların - Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girpaş, Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim." Bu vaat üzerine İbrahim maceralı yolculuk sonrası günümüzde Filistin toprakları olarak bilinen Kenan diyarına göç ederek yerleşti. Oğlu İshak'ın soyundan gelenlerin oluşturduğu topluluk Yahudi toplumu olarak anıldı. Yahudiler zamanla çoğalarak Kenan diyarındaki yerli halkın elindeki toprakları aldı. Yerli halk olmadıkları halde Yahudiler Tevrat'ta geçen Tanrı ile İbrahim arasındaki anlaşma hikayesine dayanarak Filistin topraklarının kendilerine vaat edilmiş topraklar olduğunu söyleyerek hak iddia ettiler. Günümüze kadar uzanan tartışmanın bir boyutu da Filistinli bu yerli halkın kim olduğudur. Modern tarih yazarları Filistin'e adlarını veren Filistlerin bölgeye M.Ö 1200'lerde gelen Deniz Kavimlerinin veya M.Ö. 8 yüzyılda Girit ve Ege Adalarından gelen bir halk olduğunu ileri sürer. Bu iddia kitabın yazarına göre kendi içerisinde kurnazlık barındırır. Mısır İmp.unu, Hitit İmp.unu, Ege medeniyetlerini alt üst eden Deniz Kavimlerinin kimler olduğu, nereden geldikleri, nereye gittikleri hakkında hiçbir bilgi bulunmadığı halde Filistlerin Deniz Kavimlerinden biri olduğu ve Kenan Diyarı'na M. Ö. 1200'de yerleştiklerinin Deniz Kavimleriyle ilgili bilinen tek kayıt olduğunu iddia etmek ilginç sonuçtur. Yazar bunun anlamlı olduğunu çünkü bu durumda İbrahim aynı bölgeye bin yıl önce gelerek yerleşmiş olmakla Kenan topraklarının gerçek sahibi olarak gösterilir. s. 274-275. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Okul'un temel vurgularından biri tarihçinin insanı olan hiçbir şeye yabancı kalmaması gerekliliğidir. Çünkü insani olan her şey tarihseldir. Tarih, insani ve ahlâki olan bütün değerlerin taşıyıcısıdır. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • "Silahların dağıtımı Yozgat'tan Meşlahcıyan Avadis ve Gemerek'ten Haçik Hoca'nın Merzifon'a gelmesi ile sağlanacaktı. Silah dağıtımının yapılacağı zamanı bildirmek için aralarında bir de şifre tespit etmişlerdi. 'Merzifon'a hocalığa gel' ibareli tel gönderildiğinde silah dağıtımı başlayacaktı.' (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
  • Romanya Osmanlı İmparatorluğu'nun Eflak ve Boğdan eyaletlerinin birleşmesi sonucu oluşan devlettir. 1878 yılında bağımsız krallık, 1886 yılında tek meclisli monarşi haline geldi. Balkanlardaki tek Latin toplumu ve Roma İmparatorluğu ile bağları nedeniyle ülkenin adı Romanya olmuştur. Öte yandan Romanya Osmanlı İmparatorluğu'na karşı uzun savaş veren Kazıklı Voyvoda III. Vlad Tepeş'in ülkesidir. Bağımsızlığına yeni kavuşan Romanya'nın başkenti Bükreş hareketli diplomatik yaşantıya ev sahipliği yapmaktadır. s. 57-58. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Gertrude' a göre, şehirdeki zenginler oruç tutmuyorlardı. Oruç fakirlerin ibadetiydi. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Gladstone, hayatının sonuna kadar devam eden iki temel alışkanlığını Oxford’daki eğitimi sırasında bir yaşam biçimi haline getirdi. Birincisi her gün düzenli okuması, ikincisi ise günlük tutmasıydı. Düzenli olarak her gün dört saat kitap okuyor var yine düzenli olarak yürüyüşlere çıkıyordu. (Büyük Oyun)
  • " I. Petro döneminde Rusların gerek Avrupa'da ve gerekse Asya'da nasıl yayılacakları tespit edilmiş ve Rus yayılmacılığı Petro tarafından vasiyet haline getirilmişti. Vasiyetinde Çar Petro Rus yayılmasını Avrupa'da İsveç ve Danimarka'ya,Asya'da ise Türkiye ve Hindistan'a yönlendiriyordu.O'na göre her kim Istanbul ve Hindistan'ı ele geçirirse dünya hakimiyetini elde ederdi." (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
  • İngiltere ve Almanya gibi Fransa'da 19. yüzyıl boyunca Orta Doğu'dan pay alabilmek için mücadele içine girmiştir. Ama bu mücadele petrol ve ham madde temini ile sınırlı değildi. Antakya ve Urfa'dan güneye Kudüs'e kadar uzanan toprakların kendi yönetiminde kalmasını tarihsel bir hak olarak görüyordu. Hristiyanlığın kutsak topraklarını Müslümanlardan almak amacıyla 1096'da başlayan Haçlı Seferi'nde Fransız din adamları ve asiller önemli rol oynadı. Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Fransızların kontrolünde Urfa, Antakya, Trablus kontluklarıyla Kudüs Krallığı kurulmuştu. Bu kontluklar zamanla ortadan kalkmış olsa da Fransa Orta Doğu ile olan bağlarını hiçbir zaman koparmak istememiştir. Fransız İhtilali sonrasında 1798'de Mısır'a asker çıkaran Napolyon Bonapart'ın ikinci adımı Lübnan ve Suriye bölgelerini ele geçirmeye çalışmak oldu. Akka'da Cezzar Ahmet Paşa'nın başarılı savunması bu girişimi sonuçsuz bıraktı. Ama bir süre sonra Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı imp. arasındaki anlaşmazlıktan dolayı Lübnan'ın Mehmet Ali Paşa tarafından işgal edilmesiyle Fransa bölgeye dolaylı da olsa girmiş bulunuyordu. Fransa'dan destek alan Paşa işgalden sonra birçok memuriyete Fransızlar atadı. Paşa'nın burada uyguladığı daha Hristiyanlara dayalı politikası sonrası güneydeki Müslüman Dürziler ile kuzeydeki Hristiyan Marunileri karşı karşıya getirmiştir. Lübnan'ın en kalabalık iki toplumu arasında çıkan 1841 ve 1860 çatışmalarında Maruni Hristiyanların koruyuculuğunu Fransa üstlenmiş, Lübnan'ı özerk bir yönetime kavuşturmuştur. Fransa, Lübnan üzerindeki etkisini 1912'de çıkan krizde de göstererek Maruniler lehine uluslararası yeni bir sözleşme imzalanmasını sağlamıştır. (Sınırları Çizen Kadın)
  • Tarih salt bir anlatıdan çok sorgulamayı, araştırmayı hedefler. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
  • "Tarihçinin her zaman hafızasında çakılı olan ilke, tarihçilik mesleğinin kin ve nefret duygularını işlemek için değil anlamak ve anlamlandırmak için yapıldığı olmalıdır." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)