Kitap Künyesi
Yazar: Mahmut Goloğlu
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9789944884198
Sayfa Sayısı: 310
--reklam--
Sivas Kongresi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dizinin ilk kitabı Milli Mücadele'nin bölgesel nitelik taşıyan ilk etabını, Erzurum Kongresi'ni ve bu kongrenin yeni oluşumlara nasıl zemin hazırladığını anlatır.
Bu kitaptaysa Erzurum Kongresi'nin halka ve hukuk zeminine dayanan meşruluğunun, Sivas Kongresi'yle Misak-ı Milli sınırları çerçevesinde nasıl ulusal bir nitelik kazandığı mercek altına alınıyor.
Gerçekten de Sivas Kongresi, bütün yurttaki milli mücadele çabaları ile kuruluşlarının bir elde toplanarak, çalışma kapsamı ve yetki sınırlarını net biçimde tanımlayarak genişletmişti.
Erzurum Kongresi'yle başlayan ve TBMM'ye uzanan yolun ikinci etabını konu alan bu kitap, modern tarihçiliğimizin sözlü tarih yönteminden de yararlanan ilk örneklerinden biri:
Ekler bölümünde Sivas Kongresi'ne katılmış pek çok kişinin bu kitap için kaleme aldıkları ya da anlattıkları tanıklıkları ile birlikte...
-Arka Kapak-
Sivas Kongresi Alıntıları - Sözleri
- Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır
- Mustafa Kemal Paşa ile maiyetindekilerin ve birlikte gidecek Heyet-i Temsiliye üyelerinin yol masrafları nasıl karşılanacaktı? Yoksulluk içindeki halktan başkaca para istemek ve almak mümkün değildi. Fakat, Erzurum’un fedakar evlatlarından,60 yaşını geçkin, emekli binbaşı Süleyman Efendi: “Çocuklar, benim bugüne kadar biriktirdiğim 900 liram var. Ben 60 yaşımı geçmiş bir adamım. Tanrı rızasından ve milletin esenliğinden başka dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı benim verdiğimi ne paşa, ne de başka kimse bilmeyecek” demiştir. İşte bu para ile yol hazırlıkları tamamlandı ve 29 Ağustos 1919’da Sivas’a hareket edildi.
- Türk milletinin,1919 yılında başlayan ve bir ihtilal olarak nitelenemeyen “yok olmaktan kurtulma çabası”, yani “Milli Mücadele”, sonunda, bir savaş devresini içine aldığı gibi, bir ihtilal için gerekli unsurları da kapsamış olmakla beraber aslında hiçbir şeyi yıkmak anacı ilke başlamamış ve fakat kendiliğinden yıkılan ya da yıkılacak duruma gelen eski kötü düzenin yerine de, her alanda, “daha yeni” ve “daha ileri” bir düzen getirmiştir. Sivas Kongresi’nin değeri de, Mustafa Kemal Paşa’nın büyüklüğü ve eşsizliği de buradadır: ve bunun içindir ki, Mustafa Kemal Paşa bir “ihtilalci” değil, bir “kurtarıcı” ve bir “hükümet darbesi hazırlayıcısı” değil, bir “devlet kurucusu”dur
- Sivas kendiliğinden milli mücadele çabalarının merkez şehri, Heyet-i Temsiliye de haberleşmelerin mercii olmuş, Mustafa Kemal Paşa milli birliğin ve milli mücadelenin tek yöneticisi durumuna gelmişti.
- Mustafa Kemal Paşa herhangi bir başarısızlık belirtisiyle yılacak, kararından dönecek kişilerden değildi. Erzurum'daydı, Erzurum Kongresi'ne katılmıştı, Erzurum Kongresi bölgesel nitelikten çıkarak 30 Eylül 1918 sınırlarını esas tutmak suretiyle, tüm vatanın bütünlüğünü ve tüm ulusun bağımsızlığını amaç edinen ve ileride"Misak-ı Milli" diye anılacak olan kararları almıştı.
- ...Mustafa Kemal Paşa, ne Erzurum Kongresi’nde, ne de Sivas Kongresi’nde tasarladığı hedeflere varabilmek için yürürlükteki usul ve yasaların dışına çıkmamaya çalışmış, tam tersine her iki kongrede de bütün davranışlarını usul ve mevzuatın sınırları içinde düzenlemeye gayret etmiştir... Mustafa Kemal Paşa, ihtilal ile dengeli bir toplum düzeninin sağlanabileceğine hiçbir zaman inanmamış ve düşman işgali altındaki yurtlarını kurtarmak için ihtilal yapmak isteyen Batı Trakyalılara bile, “İhtilal ile esaslaşmak mümkün değildir” diye cevap vererek bu konudaki düşüncesini açık ve kesin olarak ortaya koymuştur.
- Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Hükümet, İtilâf Devletlerinin etki ve denetimi altında bulunduğundan, üzerindeki sorumluluğun gereğini yapamamaktadır. Bu hal milleti yok olmuş gibi tanıtıyor. Milletin bağımsızlığını, yine milletin, engelleri yenme kararı kurtaracaktır. Milletin durumunu göz önünde tutmak ve haklarının sesini bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimin dışında bir “milli heyet”in varlığı gereklidir. Anadolu’nun en güvenilir yeri olduğu düşünülen Sivas’ta bir “milli kongre”nin tez elden yapılması kararlaştırılmıştır.
- 22 Haziran 1919’da, gizliliğine titizlikle dikkat edilmesi kaydı taşıyan dört maddelik bir tamimle her bölgeye bildirilmişti. Amasya Genelgesi diye de anılan tâmim şöyle idi: 1 - Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Hükümet, İtilâf Devletlerinin etki ve denetimi altında bulunduğundan, üzerindeki sorumluluğun gereğini yapamamaktadır. Bu hal milleti yok olmuş gibi tanıtıyor. Milletin bağımsızlığını, yine milletin, engelleri yenme kararı kurtaracaktır. Milletin durumunu göz önünde tutmak ve haklarının sesini bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimin dışında bir “milli heyet”in varlığı gereklidir. Anadolu’nun en güvenilir yeri olduğu düşünülen Sivas’ta bir “milli kongre”nin tez elden yapılması kararlaştırılmıştır. Bunun için bütün illerden, parti ayrılıklarına bakılmaksızın, güçlü ve milletin güvenini kazanmış üç kadar delegenin, mümkün olan en hızlı şekilde yola çıkarılması gerekmektedir. Her ihtimale karşı, bunu bir “milli gizlilik” halinde tutup dağdağaya meydan verilmemesi ve gereken yerlerde yolculuğun kimlik belirtilmeden yapılması gereklidir. 2 - Doğu illerimiz adına 10 Temmuz’da Erzurum’da yapılması kararlaştırılmış olan kongre için bu illerin “Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye” ve “Redd-i İlhak” cemiyetlerinden seçilmiş üyeleri Erzurum’a doğru yola çıkarılmışlardır. O zamana kadar diğer illerimizin delegeleri de Sivas’a varabilecekleri için, Erzurum Kongresi’nin üyeleri de, uygun görecekleri zamanda, genel toplantıya katılmak üzere Sivas’a hareket edeceklerdir. 3 - Bu maddelere göre, delegelerin Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye cemiyetleri, belediyeler ve bu gibi kuruluşlarca seçilerek gönderilmeleri hakkında, yüksek yurtseverliğinizin gereği olan yardım ve aracılığın yapılmasını ve seçileceklerin adları ile hareket zamanlarının bildirilmesini dilerim. 4 - Bu telgrafın elinize vardığının hemen bildirilmesi rica olunur.
- İstanbul’da İtilâf Devletlerinin donanması vardı. Savaş gemileri Boğaz’da sıralanmışlardı. Müstahkem mevkilere el koyulmuştu. Adana Fransızların, Urfa ile Gaziantep ve Maraş İngilizlerin (altı ay sonra Fransızlara devredeceklerdir), Güneybatı Anadolu bölgesi İtalyanların, İzmir Yunanlıların, Boğazlar ile limanlar ve istasyonlar İtilâf Devletlerine ait askeri birliklerin işgali altında idi. Trakya’da demiryolunun denetimi ve gözetimi ile görevli Yunan taburundaki subaylar tarafından kurulmuş olan Rum çeteleri Türklere saldırıyorlardı. Doğu bölgesinin sınırları Ermeni askerleriyle sarılmıştı. Ayrıca bu bölgede bir de “Kürdistan Devleti” kurma çabaları vardı. Karadeniz kıyılarında ise, Pontusçu Rumlar faaliyet halinde idiler ve faaliyetlerini çok şiddetlendirmişlerdi.
- Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919’da, merkezi Sivas’ta olması gereken ve fakat kaldırılmış olduğundan karargâhı bile bulunmayan 9. Ordu’ya kıtalar müfettişi olarak atanmış, askeri ve siyasi idarede istediği en geniş yetkileri kapsayan ve daha sonra bakanlar kurulunun “olur”una da bağlanacak olan bir “Yetki Talimatı” 6 Mayıs 1919 tarihli tezkere ile kendisine tebliğ edilmiş, İçişleri Bakanlığı’ndan, gerektiğinde harcanmak üzere 1000 lira özel ödenek verilerek hazırlanan Bandırma vapuru ile 16 Mayıs 1919’da, Samsun yolu ile, Sivas’a gönderilmişti.
Sivas Kongresi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Milli Mücadele Tarihi serisinin ikinci kitabı. İlki Erzurum Kongresi. Onunla ilgili de incelemede bulunmuştum naçizane. Sivas Kongresi Mustafa Kemal Paşa'nın Amasya'dan sonra toplamak istediği, ancak şartlardan ötürü gerçekleşmeyen ve fikrini Erzurum Kongresi'nden sonraya attığı kongredir. Toplanış yönü ile ulusal bir kongre olarak bilinen Sivas Kongresi de aslında bölgesel bir kongre hâline gelmiştir. Zira batı illerinden de doğu illerinden de istenen ve beklenen delegeler maalesef kongreye katılmamış, katılamamıştır. Sivas Kongresi'nin en mühim özelliği Temsil Heyeti'nin hem İstanbul Hükümetine hem İtilaf Devletlerine rest çekmesidir. Sivas Kongresi'nin ilk başarısı da dolaylı olarak Damat Ferit Paşa hükümetinin istifasıdır. Bu kongreden sonra yeni hükümet yetkilileri ile Amasya Görüşmeleri gerçekleşmiştir. Ardından da bazı komutanlarla Komutanlar Toplantısı gerçekleştirildi. Okudukça Mustafa Kemal Paşa'nın bayağı zorluk ve badire atlattığına şahit oluyoruz. O ulusal kurtuluş için çaba harcarken, hükümet padişahı gelişmelerden habersiz bırakmış ve ulusal kurtuluş için uğraşanlara karşı İtilaf Devletleriyle anlaşmalar yapıp yabancıların kurdukları yetmezmiş gibi zararlı cemiyetler kurmuş ya da desteklemiş. Okudukça hayretler içerisinde kalıyor insan. Bir insan nasıl olur da kendi halkını düşünmez de düşmanla birlik içerisinde hareket eder? Kitabın güzel yanı yazarın yorum katmaması, olayları olduğu gibi aktarması. Ayrıca kitap inanılmaz detaylarla kaleme alınmış. Şehir şehir vatansever insanların Sivas Kongresi'ne katkılarını anlatırken bir yandan da yaşayan insanlardan o dönemle ilgili bilgileri işlemiş kitaba (Ekler kısmı). Tarihle ilgili yaptığım her incelemeye yazmaya gayret ettiğim gibi buna da yazacağım: Okumak lazım. Okuyup anlamak kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemek lazım. Dünü bugün yaşayamayız ama yarını yaşamak için dün, bugünden lazımdır. Lütfen fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olalım. (Öğretmenden Notlar)
Kitap iki seri olmasına rağmen (ilki Erzurum Kongresi) ikinci kitapla giriş yapmış bulunmaktayım. :) Mustafa Kemal'in Milli Mücadele dönemi süresince Türkiye Cumhuriyeti için verdiği büyük çabalardan birini de Sivas Kongresi ile gerçekleştirmiştir. Bu süreçte Mustafa Kemal ülkedeki son çırpınışlar olduğunun da farkındaydı, bu zorlu süreçte maddi ve manevi tüm kaynakları zorlayarak vatanın ve milletin bekası için milletvekillerine çağrıda bulunmuştur. Akabinde aldığı olumlu tepkilerle de İstanbul Hükümeti ve İtilaf devletlerini de yok sayacak cesarete sahiptir. Bugün ki Türkiye için nasıl fedakarlıklarda bulunduğunu ne tür zorluklar çektiğini ele almış yazar. Fakat kitaptaki en büyük eksiklik: aynı cümleleri benzer kelimelerle tekrar tekrar öne sürmesidir. Bu yönden de kitap okurken cümleler arasında devamlı olarak dejavu oluyorsunuz. Bu da eserin değerini düşürüyor ne yazık ki. Bunun yerine 100 sayfalık bir eser olup daha akıcı olabilirdi diye düşünüyorum, okuyanlar da hak vereceklerdir. Bu sebepten konuyu giriş, gelişme ve sonuç olarak toparlayacağım çünkü artık herkesi Sivas Kongresinin önemini biliyor olduğunu umut ediyorum. Sivas Kongresinin önemi Amasya Protokolü veya Görüşmelerini doğurmuş olmasıdır. Başlıca asli sebepler: İstanbul Hükümeti’nin Ankara olmadan karar alamayacağını anlaması, Milli Mücadele’ye olan desteğin alınması gerekliliği, Yeni İstanbul Hükümeti’nin gücünü arttırmak istemesi. Akabinde İstanbul Hükümetinin sallantıda olması ve ülkeyi Damat Ferit paşa ile uçuruma sürüklemesidir. Herkesin bildiği fakat bilmeyenler için Sivas Kongresi’nde alınan kararları tekrar paylaşalım; -Ülkenin bağımsızlığının korunması gereklidir, -Manda ve himaye kabul edilemez, -Türk illerinden vazgeçilmeyecek, -Azınlıklara ekstra haklar tanınamaz, -Anadolu hareketi küçümsenemez, -Ankara Hükümeti, İstanbul Hükümeti’ni küçük düşürmeyecek, -İşgal Güçleri ile yapılacak barışta Temsil Heyeti’nden de üyeler getirilecek, -Meclis-i Mebusan derhal yeni seçimlerle toplanacak ve Meclisin İtilaf Kuvvetleri’nin işgalinde olan İstanbul’da olması doğru değildir, -Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i hukuk Cemiyeti’nin İstanbul Hükümeti tarafından resmi olarak tanınması. Sivas Kongresinde alınan bu kararlar İstanbul Hükümeti ile paylaşılmış, yeni seçimler ülke genelinde yapılmış ve Milli Mücadele’yi düşünen vekillerin sayısı saltanat yanlılarına göre artmıştır. Bu durum elbette Damat'ı üzmüş ve gizli gizli İtilaf devletleriyle görüşmeler yapmaya itmiştir. Gariptir ki Anadolu toprakları yüzyıllardır Hükümetin içinde yer alan Damatlar tarafından sömürülmüştür. Amasya Genelgesinin sonuçları; -İstanbul Hükümeti’nin Anadolu hareketini resmi bir şekilde tanımıştır, -İstanbul ile Ankara Hükümetleri arasında gerçekleşen ilk görüşmedir, -Ankara Hükümeti siyasi başarı elde etti, -İstanbul Hükümeti, Ankara Hükümeti olmadan işleri yürütemeyeceğinin farkına vardı. (Tanrı Dağı)
Sivas Kongresi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mahmut Goloğlu - Sivas Kongresi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sivas Kongresi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mahmut Goloğlu Kimdir?
Mahmut Goloğlu (1915-1982) Akçaabat’ta doğdu, aynı günlerde babası Sarıkamış’ta şehit düştü. Trabzon’daki öğrenciliği sırasında Halkevi’nin yerel tarih araştırmalarına katıldı. Tarihle ilgisi böylece başladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirerek Tekel’de müfettiş oldu. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra aktif siyasete atıldı. Milletvekili oldu ve TBMM’de başkan vekilliği dahil pek çok görevde bulundu; Meclis Kütüphanesi’nde tarih çalışmalarını sürdürdü. Siyasetten çekildikten sonra, yerel tarih çalışmaları ile Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi konulu dizi kitaplarını kaleme aldı. 1976’da Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Devrim Tarihi profesörü olarak ders vermeye başladı. Akademik çalışmalarıyla Boğaziçi Üniversitesi tarafından 1981’de Şeref Ödülü’ne layık görüldü.
--reklam--
Mahmut Goloğlu Kitapları - Eserleri
- Devrimler ve Tepkileri
- Erzurum Kongresi
- Sivas Kongresi
- Milli Şef Dönemi
- Üçüncü Meşrutiyet
- Tek Partili Cumhuriyet
- Türkiye Cumhuriyeti
- Cumhuriyet'e Doğru
- Halifelik
- Demokrasiye Geçiş
- Trabzon Tarihi
--reklam--
Mahmut Goloğlu Alıntıları - Sözleri
- Fransa Savaşı bitmiştir. Şimdi İngiliz Savaşı başlamak üzeredir. Hitler, ya bizi bu adada öldürmek ya da savaşı yitirmek gerektiğini biliyor. Ona karşı koymayı başarırsak bütün Avrupa özgür olacak, dünya yaşayacak, güneş dünya üzerinde parlayacaktır. Düşersek, Amerika dahil olduğu halde, dünya ve bütün sevdiklerimiz yeni ve korkunç karanlıklar döneminin uçurumlarına yuvarlanacaktır. (Milli Şef Dönemi)
- 6.11.1494'te Trabzon Valisi Şehzade Yavuz Sultan Selim'in güzel eşi Hafsa Sultan'dan Trabzon da bir oğlu dünyaya geldi. Çocuğa verilecek adı bulabilmek için geleneksel bir davranışla Kuran'ı Kerim'den gelişigüzel bir sayfa açıldı. Bu sayfada "İnnehü mines Süleymane...ayeti vardı. Çocuğa" Süleyman" adının verilmesi gerekiyordu. Fakat çok alçak gönüllü olan Şehzade Yavuz Sultan Selim, çocuğuna böylesine kutsal değeri büyük bir peygamber adının verilmesine razı olamıyordu.Sonunda çözüm yolunu yine kendi buldu. Eski harflerin türlü okunuşuna göre türlü anlama gelmelerinden yararlanarak Süleyman'ı bir peygamber adı olarak değil de, "Selim" ve "en" kelimelerinin yanyana gelmesiyle ortaya çıkmış "Selim'in küçüğü" anlamına aldıve bunu kabul etti, çocuğun adı Süleyman oldu. (Trabzon Tarihi)
- "Lazistan Türkleri de, Kürdistan Türkleri gibi, Çerkes Türkleri gibi aynı soydan geldiklerini, aynı babanın değişik isimli çocukları olduklarını, hepsinin kan kardeşi olarak aynı yerlerden buralara geldiklerini, kendilerinin de daha önceleri Legzler adı altında Kafkasya'da oturduklarını, o zaman da Kafkas Türkü olduklarını, sonra Legzlerin ikiye ayrıldığını, bir kısmının aynı yerde kalarak Lezgi adını aldıklarını, bir kısmının iki bin yıl kadar önce kıyılardan batıya göçerek Rize-Batum bölgesine geldiklerini ve Lazgi diye anıldıklarını, bu deyimin sonradan Laz şekline dönüştüğünü ve en az iki bin yıldan beri burada oturarak Kafkas Türklüğünden çıkıp Anadolu Türkü olduklarını biliyorlardı." (Erzurum Kongresi)
- Mustafa Kemal Paşa ile maiyetindekilerin ve birlikte gidecek Heyet-i Temsiliye üyelerinin yol masrafları nasıl karşılanacaktı? Yoksulluk içindeki halktan başkaca para istemek ve almak mümkün değildi. Fakat, Erzurum’un fedakar evlatlarından,60 yaşını geçkin, emekli binbaşı Süleyman Efendi: “Çocuklar, benim bugüne kadar biriktirdiğim 900 liram var. Ben 60 yaşımı geçmiş bir adamım. Tanrı rızasından ve milletin esenliğinden başka dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı benim verdiğimi ne paşa, ne de başka kimse bilmeyecek” demiştir. İşte bu para ile yol hazırlıkları tamamlandı ve 29 Ağustos 1919’da Sivas’a hareket edildi. (Sivas Kongresi)
- "Korku, aşağılık insanlar yetiştirir. Cumhuriyet ise, erdemli insanlar yetiştirir." (Devrimler ve Tepkileri)
- "Kesinlikle inanıyoruz ki, köylümüzün eğitimini daha yüksek bir dereceye vardırdığımız gün,milletimizin her alandaki gücü,zor tasarlanacak kadar yüksek ve gösterişli olacaktır." (Hasan Ali YÜCEL) (Milli Şef Dönemi)
- Özellikle içinde yuvarlandığımız ve sadece bir tarih olayı değil, uluslar için bir tarih örneği olan Harekâtı Milliyemizin nasıl başladığını ve nasıl şekillenip geliştiğini çoğumuz bilmiyoruz. (Cumhuriyet'e Doğru)
- Bu millet utanmak için yaratılmamıştır, övünmek için yaratılmıştır. Tarihini, övünülecek olaylarla doldurmuş bir millettir. (Devrimler ve Tepkileri)
- Tarih çalışmalarındaki ilk adım 1930 yılında atılmış ve 23 Nisan 1930’da toplanan Altıncı Türk Ocakları Kurultayı’nın 28 Nisan 1930 tarihli birleşiminde, Türk Ocakları içinde bir Türk Tarihi Tetkik Heyeti (Türk Tarihini İnceleme Kurulu) kurulması kararlaştırılmıştır. Kurul, Hamdullah Suphi Bey’in Başkanlığında 4 Haziran 1930’da çalışmalarına başlamış, Türk Ocaklarının kapanmasından sonra da, 15 Nisan 1931’de Tevfik Bıyıklıoğlu’nun Başkanlığında Türk Tarihini İnceleme Derneği kurulmuştu. (Tek Partili Cumhuriyet)
- A) Devletin borç senetlerini ellerinde bulunduranlarca seçilecek, yedide altısı yabancı olmak üzere, bir Düyunu Umumiye Meclisi İdaresi (Genel Borçlar Yönetim Kurulu) meydana getirilmiştir. Bu kurulun yetkisi kesin, yönetimi bağımsızdır. (Tek Partili Cumhuriyet)
- Erzurum Kongresi Kongrenin açılış günü olan 23 Temmuz gelip çatmıştı. Milli birliğe doğru gidişim ilk büyük tezahürü bugün görülecekti. Hava güzeldi. Halk, büyük bir sevinç ve heyecan içinde sokakları doldurmuştu. Kongre içim tek katlı eski bir okul binası( Sansaryan Ermeni Okulu) hazırlanmıştı. (Bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Atatürk Yağı Usta Okulu binası yapılmıştır.) Kolordu bandosu marşlar çalıyordu. Kongre saat 11’de başlayacaktı. Delegeler okulun bahçesinde toplanıyorlardı. Hepsi de çok heyecanlı idiler. Kolay iş değildi. Dışardan, içerden, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir yurdun evlâtları, yok olmaktan kurtulma çabası içinde dünyaya meydan okumaya, Türk’ün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Milli Mücadelesinin milli birlik temelini atmaya hazırlanıyorlardı. (Erzurum Kongresi)
- Ve 30 Ekim 1918’de Limni Adasının Mondros Limanı’nda, İngilizlerin Agamemnon zırhlısında Türk delegeleri Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet, Kurmay Yarbay Sadullah ile itilaf Devletlerimi temsil eden İngilizlerin Akdeniz Donanması Başkomutanı Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe arasında Mondros Mütarekenâmesi imzalandı…. Varılan anlaşmaya göre, derhal savaş haline son verilecek, Doğuda askeri birliklerimiz 1914 sınırının gerisine çekilecek, Türk ordusu terhis edilecek ve eldeki silah, ceohane, teçhizat, ulaştırma araçlarının ne yapılacağı hakkında İtilaf Devletlerince verilecek talimatlara uyulacak, donanma teslim edilecek, limanlar, demiryolları, posta işleri İtilaf Devletlerinin denetim ve yönetiminde, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Toros tünelleri de yine bu devletlerin işgalinde bulunacaktı… Mondros Mütarekesi, imzalandığının ertesi günü yürürlüğe girdi ve 31 Ekim 1918’de savaş hâline son verildi. Türk ordusunun terhis hazırlıklarına başlandı. İki gün sonra da, 3 Kasım’da, İngilizler Musul’a girdiler. 4 Kasım’da ilk defa bir İngiliz savaş gemisi İzmir limanına geldi ve Anadolu Rumlarının taşkınlıkları başladı. Her tarafa Yunan bayrakları asılarak gösterilerde bulunuldu. 8 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nın işgaline başlandı… (Erzurum Kongresi)
- İçeride barış, dışarıda barış. Kimsenin toprağında gözümüz yoktur, kimsenin de sevgili yurdumuza dokunmasına dayanamayız. (Milli Şef Dönemi)
- 14 Mayıs’ta Sadrazam’la yaptığı görüşmede her zaman yolculuğa çıkabileceğini söylemiş olan Mustafa Kemal Paşa, kendisi için hazırlanmış bulunan Bandırma Vapuru ile, 16 Mayıs’ta yola çıkmış ve 19 Mayıs’ta Samsun’a varmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gün memleketin genel durumu şöyle idi: Millet yoksul ve yorgun, Padişah geleceğinden kuşkulu, hükümet beceriksiz ve korkak, ordu başsız ve silahsızdı. İstanbul’da İtilâf Devletlerinin orduları ve donanması vardı. Adana Fransızların; Urfa, Antep, Maraş İngilizlerin; Antalya ve Güneybatı Anadolu İtalyanların; İzmir Yunanlıların; limanlar ve istasyonlar İtilaf Devletlerine ait askeri birliklerin işgali altında idi. Trakya’da, Yunan subayları tarafından kurulmuş Rum çeteleri Türklere saldırıyorlardı. Doğu sınırı Ermeni askerleriyle sarılmıştı. Iğdır ve çevresinde iki, Kars’ta bir, Göle’de bir, Çıldır’da bir, Sarıkamış’ta bir, Kağızman’da bir alay Ermeni askeri vardı. Ermeniler, doğu illerimizi içine alacak olan Büyük Ermenistan hülyalarını gerçekleştirebilmek için fırsat kolluyorlardı. Doğuda ayrıca bağımsız Kürt Devleti kurma gayretleri de vardı. Doğu Karadeniz bölgesinde Pontusçular faaliyet halinde idiler. Samsun-Sivas bölgesinde Pontusçular şiddet hareketlerine başlamışlardı… (Erzurum Kongresi)
- Mustafa Kemal Paşa, milli mücadeleci Vali Vekili Yahya Galip Bey emrindeki il basımevinden yararlanarak bir gazetenin çıkarılabilmesi imkânlarını arıyordu. Sivas'taki İrade-i Milliye gazetesinin devamı gibi olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi işte bu çabaların sonunda, Recep Zühtü Bey'in (Soyak) yönetiminde, ilk kez 10 Ocak 1920'de olmak üzere haftada birkaç defa yayınlanmaya başlamıştır. (Üçüncü Meşrutiyet)
- Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır (Sivas Kongresi)
- Şapka giymekle insan Hıristiyan olmaz. Yahudiler şapka giymişlerdir diye, Hıristiyan mı olmuşlardır? Hindistan Mecusileri sarık sarıyorlar diye Müslüman mı olmuşlardır? Şu halde dinle bunun ilgisi yoktur. (Devrimler ve Tepkileri)
- Mustafa Kemal Paşa herhangi bir başarısızlık belirtisiyle yılacak, kararından dönecek kişilerden değildi. Erzurum'daydı, Erzurum Kongresi'ne katılmıştı, Erzurum Kongresi bölgesel nitelikten çıkarak 30 Eylül 1918 sınırlarını esas tutmak suretiyle, tüm vatanın bütünlüğünü ve tüm ulusun bağımsızlığını amaç edinen ve ileride"Misak-ı Milli" diye anılacak olan kararları almıştı. (Sivas Kongresi)
- Ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, Uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve isteklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir. (Devrimler ve Tepkileri)
- Pontos Krallığının soy kökleri İranlı, aile adları Mihirdad, armaları Ay-Yıldız, halkı tamamen yerli, başkenti de Amasya idi. Ve paralı Yunan askerlerini salıvererek Doğu Karareniz'in yerli halkından ilk kez Anadolu'nun milli ordusunu kuran devlet, Pontos Devleti olmuştur. Zamanla ülke büyümüş ve başkent M.Ö.169'da Sinop'a aktarılmıştır. Yunanistan bile Pontos Devleti'nin egemenliği altına girmiş, başkent de geçici bir süre için Bergama olmuş ve Pontus Devleti bir imparatorluk haline gelmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi ise;kendi bağımsız hayatını yaşamıştır. (Trabzon Tarihi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin