Kitap Künyesi

Yazar: Mehmet Azimli

Yayın Evi: Ankara Okulu Yayınları

İSBN: 9789944162111

Sayfa Sayısı: 528

--reklam--

Siyeri Farklı Okumak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

''Dinlere en büyük düşmanlığı kendi mensupları yapmıştır'' dersek herhalde yanlış söylemiş olmayız. Bütün dinler için geçerli olan bu kaideye İslam dini mensupları da dahildir. Ehl-i Kitap kendilerine gelen hak dini nasıl tahrif ettiyse, son dinin mensubu olan Müslümanlar da kendilerine gelen dinin kitabını tahrif etmeseler de, kitabın örnek uygulayıcısı olan Hz. Peygamber'in hayatını örneklik zemininden, örnek alınamayacak bir noktaya taşıyarak bu tahrifi bir ölçüde gerçekleştirmişlerdir.

--reklam--

Siyeri Farklı Okumak Alıntıları - Sözleri

  • Bir gece içki içmek için dışarı çıktım. İçki içecek bir yer bulamayınca, Kabe'ye gidip tavaf yapmaya karar verdim. Kabe'ye geldiğimde Peygamber'in namaz kıldığını görünce, namazda okuduğu Kur'an'ı dinlemek üzere, ona da görünmemek için Kabe'nin örtüsü altına girerek yavaş yavaş tam önüne kadar geldim. O beni fark etmedi. Namazda okuduğu Hakka suresini dinlemeye başladım. “Bunun okudukları Kureyşlilerin dediği gibi şair sözüdür." diye içimden geçirdiğimde “O, şair sözü değildir.” (Hakka. 41) ayetini okudu. Kendi kendime “Şair sözü değilse kahin sôzüdür.” dediğimde “O, kahin sözü de değildir.” (Hakka, 42) ayetini okudu. Bunun üzerine “Kahin ve şair sözü değilse o zaman Muhammed'in uydurmasıdır.” diye düşününce “Eğer bize karşı uydursaydı onu yakalar ve şah damarını koparırdık.” (Hakka, 45, 46) ayetlerini okudu. Her söylediğim cevaplanıyordu. Kalbim yumuşadı, gözlerim yaşardı, Kur'an İslam'a girmemi sağladı, İslam kalbime tamamen yerleşti. Nihayet namazını bitirdi ve evine doğru gitti. Arkasından gittim. Evinin sokağında beni hissetti ve tanıdı. Eziyet edeceğimi zannetti ve “Ne var ey Ömer?" deyince “Allah'a, Resulüne ve getirdiği şeylere iman etmeye geldim." dedim. Kalbimi sıvazladı ve dua etti. Sonra “Allah sana hidayet verdi ey Ömer!" dedi ve evine gitti.
  • Hz. Peygamber'i çağının gerçekleriyle yargılamak en doğrusudur. Onu bir kısım Batılıların yaptığı gibi kendi çağımızın gerçekleri ile hesaba çekerek sonunda savunma amaçlı olarak onu olduğundan farklı göstermeye çalışmak yanlış ve beyhûde bir çabadır.
  • Hz. Peygamber'in değeri, fiziki yaratılışında değil, getirdiği mesajda aranmalıdır.
  • Hz. Peygamber, mücadelesini mucizeler üzerine değil, hayatın gerçekleriyle uyumlu, makul ve mantıklı birtakım tedbirler alarak gerçekleştirdi.
  • Dinlere en büyük düşmanlığı kendi mensupları yapmıştır.
  • Aslında mucize arayan ve mucize heveslisi insanların en az ilgilendikleri mucize de Kur'an'dır. Oysa Kur'an kendisi dışında bir mucizeye ihtiyaç duymamaktadır. İbn Rüşt de bu bağlamda, "Hz. Peygamber'in peygamberlerliğine delil olarak getirdiği tek mucize Kur'an'dır." der.
  • Biz yüceliğin soy ve sopla değil, insani değerlerle olduğunu bildiren dinin mensubuyuz.
  • Biz yüceliğin soy ve sopla değil, insani değerlerle olduğunu bildiren bir dinin mensubuyuz.
  • İslâm'ın doğru anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biri, Müslümanların Hz. Peygamber'i yüceltmek amacıyla mucize temelli bir anlatımı benimsemeleridir.
  • Savaş dönemlerinde akıl çalışmaz, hisler yoğundur. Barış dönemlerinde ise insanlar akıllarını çalıştırırlar ve dolayısıyla akla hitap eden din olan İslam bu dönemlerde en fazla kazanan ideoloji olmuştur.
  • Mekke yıllarının ikinci safhası alay ve hakaret dönemidir. Mekkeliler bu süreçte Hz. Peygamber'e deli, sihirbaz, şair, kahin gibi sıfatları yakıştırmışlarsa da bir kişinin bu sıfatların hepsini şahsında barındıramayacağı için ve Mekke'ye gelen hacılara Hz. Peygamber'i tanıtırken ilkeli olmak adına tek bir sıfat üzerinde durmaya karar verdiler. Bu işe öncülük eden Halit b. Velit'in babası Velit b. Muğire, Hz. Peygamber'in bu sıfatlardan hiçbirine uygun olmadığını, kendilerinin şiirden anladığını, çok kahin gördüklerini, bu şahsın deli de olmadığını, en uygun sıfatın sihirbaz olabileceğini çünkü onun fikirlerinin aileleri parçaladığını belirterek bu düşüncesini Mekkelilere de kabul ettirmiştir.
  • Hz. Peygamber"in hayatını anlatan eserler iyi tetkik edilirse genel olarak abartılı anlatımların ve mucize türü olayların en fazla anlatıldığı dönem peygamberlikten önceki hayatıdır. İkinci sıra da Mekke dönemi, üçüncü sırada ise Medine dönemi gelmektedir. Bu durum şunu gösteriyor ki: en fazla gözlemlenen Medine döneminde bu tür anlatımların azalması ve en az gözlemlenen peygamberlik öncesi dönemde zirveye çıkması, bu tür rivayetlerin sonradan boşluk doldurmaya yönelik uydurulduğunu göstermektedir.
  • Hz. Peygamber de vefat etmeden önce baygınlıktan ayıldığında bu ayeti okumuştur. "Muhammed bir resülden başka birşey değildir. Ondan önce de nice resül gelmiş geçmiştir. Şimdi o ölür yahut öldürülürse ökçenizin üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?"... (Ali-imran, 144)
  • "Allah istemedikten sonra bir şey olmaz!" mantığı gerek teknolojik gerek diğer yönlerden işleri Allah'a havale etmeye götürmüştür ki, bu da bu geri kalmanın en başat amillerindendir. Allah yeryüzünde her şeyi bir ölçü içerisinde yaratmıştır. Her şey bu ölçüye uygun olarak uygulanmaktadır. Yeryüzünün savaş yasası da bunu gerektirmektedir. Allah şu sekilde ifade eder: “Şüphesiz biz her seyi bir ölçüye göre yaratmışızdır."

--reklam--

Siyeri Farklı Okumak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Siyeri Farklı Okumaya Giriş: Siyeri alışılagelmiş kalıpları dışında farklı olarak okuma çabasının bir ürünü : Siyeri Farklı Okumak. Mehmet Azimli, bu kitabında siyere ait farklı düşündüğü konuları kronolojik bir sırayla ancak bütüncüllük gözetmeksizin açıklamaya çalışmıştır. Yazar siyerin bütün konularını açıklamak gibi bir iddiada olmadığını açık bir şekilde söylemiş, sadece eleştirilecek noktaları anlatmıştır. Bazen bu yaklaşımı konunun anlaşmasını zorlaştırmış, hatta anlaşılmaz hale getirdiği dahi olmuştur. Kitabın en ciddi eksiğinin bu olduğunu belirtmem gerek. Madem olumsuz yönlerinden başladık, o zaman bu konuya devam edelim: Azimli, Hz. Peygamber'i korkak olarak tanımakta büyük gayret göstermektedir. Bunun sebebini de peygamberin beşerliğine vurgu olarak belirtmektedir. Ancak Hz. Peygamber'in insan olmasına yapılacak vurguda keşke kaynakların verdiği sınır içerisinde kalınsaydı. Başka bir eleştiri konusu ise Sünnetullah meselesi. Yazar bu konuya yer değiniyor, hatta yasa, kural tarzı farklı ifadeler de kullanıyor ancak bunlar konuyu anlaşılmaktan öte daha da muğlak hale getiriyor. Keşke bu konu için kitabın başında özel bir başlık açılsaydı, çok iyi olurdu. Dua meselesi de yazarın çok farklı düşündüğü alanlardan birisi. Ona göre duanın hiçbir tesiri, etkisi olmamakla birlikte sadece kişiyi rahatlatma işlevi görmektedir. Ama kitabında bu görüşün zıddına yorumlar yaptığı da görülüyor. Sahabeyi tahkir boyutunda, hatta iftira boyutuna gelen yorumlar var. Sahabenin elbette eleştirilebilir yönleri vardır. Ancak Azimli, bunun için de şaz rivayetleri bulup kullanma konusunda herhangi bir beis görmemektedir. Kitabın başında ilk siyer kaynaklarını esas alacağını belirten yazar, maalesef bazı konularda çok tali, hatta kaynak sayılamayacak eserlere dahi gittiği ve yararlandığı göze çarpmakta. Söz konusu kitabın olumsuz yönleri anlamında aklıma ilk gelen şeyler bunlar. Şimdi de kitabın olumlu yönlerinden bahsedelim ki eserin değerine vurgu yapmış olalım : En başta demem gereken şey şudur ki, birçok kaynakta özlemini çektiğim ama çoğu zaman göremediğim çalışılan konuda yapılan akademik çalışmalardan yararlanma meselesidir. Mehmet Azimli, bu konuda gayet başarılı bir profil çizmiştir. Kendisini bu konuda tebrik etmeliyim. Kitapta özellikle bazı konular farklı okunmuş ve bu konuda uydurma rivayetlerden arınmış bir anlatım karşımıza çıkmıştır : Şakkus Sadr olayı, Bahira olayı, ilk vahiy, gizli davet, boykot, Şakkul kamer, isra ve miraç, Mute Savaşı, Hz. Peygamber'in vefatı. Özellikle Şakkul Kamer ile İsra ve Miraç bölümü en beğendiğim bölümler olarak söyleyebilirim. Siyeri Farklı Okumak adına söz konusu kitap, kesinlikle kendisinden yararlanılması hatta zorunlu olarak başvurulması gereken bir kitap. Ancak bu kitabın eleştirisi babında Şaban Öz'ün Farklı Siyeri Okumak kitabı da yanında kesinlikle bulundurulmalı ve senkronize şekilde okunmalı. Bu iki kitap, siyer hakkında ciddi bilgi ve bilinç katacaktır okuyucusuna. Bu kitaptan yaptığım alıntıları bir arada görmek için tıklayınız: https://medium.com/t%C3%BCrkiye/siyeri-farkl%C4%B1-okumak-i%CC%87nceleme-ve-al%C4%B1nt%C4%B1lar-c7efac0e4fee (Samet Onur)

Peygamberimizin hayatını mucize ve olağanüstülükler gibi abartı ve uydurmalarla değil, her insan gibi hayatının her alanında gereken tedbirleri aldığını anlatıyor. Hep Allah'ın kontrolünde bir hayatı olsaydı, şüphesiz Efendimiz'i örnek alamazdık. İslam alimleri tarafından adeta peygamberimizin diğer peygamberle yatıştırılmış ve bu yüzden binlerce uydurma rivayet ortaya çıkmıştır. Peygamberimizi yüceltmeye ağırlık verilmiş, insani yönüyle ilgili rivayetler arka planda kalmıştır. (İhsan Altun)

--reklam--

Siyeri Farklı Okumak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Mehmet Azimli - Siyeri Farklı Okumak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Siyeri Farklı Okumak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mehmet Azimli Kimdir?

1968 yılında Sille’de (Konya) doğdu. İlköğrenimini Sille İlkokulu’nda, orta öğrenimini Konya İHL’de tamamladı. 1991’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1991-1998 yılları arasında Ordu-Ulubey İHL’de ve Konya-Karapınar İHL’de çalıştı. Selçuk Üniversitesi’nde 1994’te yüksek lisansını, 1999’da doktorasını tamamladı. 1998-2012 yılları arası Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Tarihi Anabilimdalı’nda çalıştı. 2005 yılında doçent oldu. Yazdığı eserler yüzünden geciktirilen profesörlük ünvanını 2013 yılında Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı. Azimli, üç çocuk sahibi olup Arapça ve İngilizce bilmektedir.

--reklam--

Mehmet Azimli Kitapları - Eserleri

  • Siyeri Farklı Okumak
  • Cahiliyye'yi Farklı Okumak
  • Hz. Ebu Bekir
  • Hz. Ömer
  • Hz.Ali
  • Hz.Osman
  • Müslümanların Engizisyonu - 1
  • Halifelik Tarihine Giriş
  • Tarih Okumaları
  • Hasan ve Muaviye
  • Babek Bir Direnişci
  • Benim Gözümle Coğrafyalar
  • İslam Medeniyeti Tarihi
  • Siyer
  • Müslümanların Engizisyonu - 2
  • Hz. Ali Neslinin İsyanları
  • Hz. Safvan Bin Muattal
  • Siyer Okumaları
  • Abbasiler Dönemi Babek İsyanı
  • Diyarbakır ve Çevresinin Müslümanlaşma Süreci
  • Farklı Okumak / Hüseyin - Yezit
  • Zirveden Dramatik Sona
  • Farklı Okumalar
  • Son Müderris

--reklam--

Mehmet Azimli Alıntıları - Sözleri

  • Belki de bu Mazdeki anlayışın, (kadın ve mal ortaklığı) bölge halkının mutayı daha kolay kabul etmesinde bir etkisi olduğu söylenilebilir. (Babek Bir Direnişci)
  • Dört halife ve Emeviler döneminde üzerlerindeki şoku atlatarak fetihlerin ve İslam'ın bölgede kalıcı olduğunu gören gerek Güney Azerbaycan gerek Kuzey İran bölgesi insanlar, tepkilerini muhalefet hareketlerini destekleyerek ortaya koydular. Bu bölgede Arap kültürünün yayılmaması için çok çalıştılar. İmparatorlukları yıkılmış ve bir anda esir bir millet durumuna düşmüş olan bölge insanı, isyan edemeseler de tepkilerini bu şekilde ortaya koymaya çalıştılar. (Babek Bir Direnişci)
  • Şia doktrininin İran'da revaç bulmasında İran'ın Araplar tarafından fethedilmesine karşı sessiz bir protesto tavrı sezmişimdir hep. Bu kanaatimi İranlıların Ömeri diğer iki gasıptan Ebu Bekir ve Osman'dan daha derin bir kinle anmaları da desteklemektedir. Doktriner açıdan Ebu Bekr'in baş mütecaviz olarak görülmesi ge­rekirken, ikinci halife Ömer'in böylesine şiddetli bir kine hedef olması onun İran fatihi olmasından ileri geliyor olmalı herhalde. Hz. Ali soyunun İran'da öylesine büyük bir saygı ve tazimle anılmasının sebebi de buydu sanırım. Ali taraftarlığı adeta Müslüman Araplara karşı iranlıların sembolik intikam harekatını tem­sil ediyordu. Gerçekte Şia doktrini İran'da doğmamıştı ve öteki Müslüman beldelerde de Şii gruplar vardı. Fakat bu doktrin hiç­bir yerde halkın duygu ve düşünceleri üzerinde İran'daki kadar derin ve kuşatıcı bir etki bırakmamıştı. İranlılar Ali, Hasan ve Hüseyin'in ölümü için duyduklan acıyı vurunup, dövünerek açı­ğa vurdukları zaman sadece Ehl-i Beyt'in uğradığı yıkım için ağ­lamıyorlar. Fakat aynı zamanda kendileri için ve kaybolan o eski İran ihtişamı için de ağlıyorlardı adeta...* (Hz. Ömer)
  • Biz yüceliğin soy ve sopla değil, insani değerlerle olduğunu bildiren dinin mensubuyuz. (Siyeri Farklı Okumak)
  • " Doğru söylersek senden, yalan söylersek Allah'tan korkarız." (Hasan ve Muaviye)
  • (Muaviye) İhtiyaç gerekirse Tahkim'de olduğu gibi; Kurandan ayet kullanmasını bilmiş, menfaat gerektiğinde ise içki ticareti yaparak İslamın en keskin emirlerini hiç umursamadan çiğneyebilmiştir. (Hasan ve Muaviye)
  • "Zaten yönetim denen yapı, vahiy ile muhatap olabilecek bir yapı değilidir. İnsan vahiyle muhataptır ve vahyin getirdikleri ile sorumludur.." (Hz. Ebu Bekir)
  • De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim..." (Ahkaf 9) "Bu Kur'an'ı, daha önce gelenleri tasdik eden ve onların doğrularını korumak üzere hak olarak indirdik... "(Maide 48) Hz. İsa da İncil'de benzer bir şekilde şöyle demiştir: "Kutsal yasayı ya da peygamberin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben öncekini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. (Matta, V, 17) (Cahiliyye'yi Farklı Okumak)
  • İslam Tarihi siyasi olaylarının sonraki yıllarda rivayetler manzumesine dönüştürüldü bir gerçektir. Siyasi gruplar çok sonraki yıllarda gerçekleşen olayları Hz. Peygamber'in dilinden söylenmiş gibi zikrederek kendilerinin haklılığını ispatlamaya çalışmışlardır. (Hasan ve Muaviye)
  • Sahabeden Amr b. As, Mısır'da vefat etmiştir. Fakat İstanbul'da ona atfedilen mezar bulunmaktadır. (Hz. Safvan Bin Muattal)
  • ...hayatını, genelde elinde kılıç, hep kızgın ve birilerini öldürmeyi düşünen, akli melekelert ön planda olmayan bir tiplemeyle anlatmışlardır. Şibli'nin yerinde deyimiyle: "Bunlar edebi anlatımlardır ki gerçekte tarih ile edebiyatı birbirin­den ayırmak icab eder. Tarihçi haritacı gibi olup yerküreyi olduğu gibi aktarır. Ressam ise aynı yerküreyi kendi ruhuna yansıyan cüziyyatı ortaya koyacak şekilde abartılı aktarıp bazı yönlerini ön plana çıkarır." (Hz. Ömer)
  • İkinci halife, İran bölgesindeki savaşların sürekliliğinden rahatsızlığını "bizimle onlar arasında bir set olsaydı, ne biz onlara ne onlar bize ulaşsaydı" sözleriyle ortaya koyuyordu. (Babek Bir Direnişci)
  • Fil Olayı; tarihteki bir çok örnekte olduğu gibi Allah Kabe'yi korumaz iken, üstelik Kabe o gün itibariyle bir putperest mabedi gelen ordu ise mümin bir ordu ( İslam gelmeden önceki son din olan Hristiyanlık) iken Kabe ve müşrikler korunmuş, bu mümin ordu yok edilmiştir! (Siyer Okumaları)
  • Hz. Ali ümmetin büyük bir çoğunluğu tarafından halife olarak kabul edilmiştir Onun halifeliğini sadece Muaviye'nin sözlerine inanan Şam halkı kabul etmemiştir. (Halifelik Tarihine Giriş)
  • ...kaderci anlayış, Emevilerin halka karşı kullandıkları mantıktır. Nitekim Muaviye, Kufe'de haklı olarak itirazlarda bulunan kimselere Allah'ın Kureyş'i (dolayısıyla o dönemde hakim unsur olan Emevileri) özel olarak seçtiğini söyleyerek bu sebeple Allah'ın işine karışmamalarını tavsiye etmiştir. Böylece Allah'ın takdiri ile başa geçen şahısların eline geçen mal da, "Allah'ın malı" olacaktır. Bu mantığın devamı ni­teliğinde yaptıkları katliamları da Allah'ın üzerine atmaktan çekinmeyeceklerdir. Nitekim Abdülmelik b. Mervan, öldürdüğü bir muhalif için, "Onu Allah'ın takdiriyle öldürdüğü" tezini işleyecektir. Bu anlayışın uzantısı Cahiliyye dönemine kadar götürüle­bilir. Müşrikler başlarına gelen olayları "Bizi öldüren, dirilten zamandır." diyerek yaşadıkları olayların failinin ve düzenle­yicisinin "dehr" olduğunu söylerlerdi ve bunlara "dehriler" denilirdi. (Hz.Osman)
  • İlk Dört Halife döneminden sonra Emevîlerin ''Halifetullah" lakabını almaları üzerine' Müslümanları yöneten şahsa "Allah'ın halifesi" denilip denilemeyeceği konusunda bir tartışma oluştu. (Halifelik Tarihine Giriş)
  • Küçük yaştan beri insanların farklı inançlara sahip olmasına, her kesimin kendi görüşüne sıkıca bağlanmasına hep şüphe ile baktım. Çok iyi biliyorum ki hakîkat tektir ; o konuda görüş ayrılıkları farklı yöntem kullanmaktan kaynaklanmaktadır. Akli bilgileri kavrayacak düzeye gelince gerçeğin kaynağını aramaya başladım. Olanca hırsımla zan ve şüphenin aldatmasından kurtaracak bir yöntem aradım. Çünkü gerçeği bulmak zor, ona giden yol sarp ve hakikat şüphelerle örtülüdür. Ulemaya iyimser gözle bakmak ise insanın yapısında vardır.. Dolayısıyla önceki nesillerin kitaplarını inceleyen ve onlara iyimser gözle bakan hakikat arayıcısı olamaz.Gerçekte hakikat arayıcısı, kendisini n onlar hakkındaki görüşünü eleştirdiği gibi okuduklarını da eleştirip delillerle kanıtlayandır.. Hakikat doğrudan amaçtır, onu arayan kimseyi onun varlığından başka bir şey ilgilendirmez. Zira Allah ulemayı hata ve kusurdan korumuş değildir ; eğer öyle olsaydı ulema arasında hiçbir ilim dalında ihtilaf bulunmaz ve herhangi bir konuda gerçeğe ilişkin görüşleri farklı olmazdı. Halbuki durum bunun tersidir. Bu sebeple ilmî eserleri inceleyen kimsenin amacı gerçeğin bilgisine ulaşmaksa, kendisini o eserdeki fikirlerin hasmı (antitezi) yerine koyup o gözle okumalı ve bütün yönleriyle sorgulayıp eleştirmeli ; aynı zamanda kendi görüşünü de eleştirerek müellife karşı hoşgörüsüz davranmamalı. Böyle bir yöntem izleyecek olursa hakikatler apaçık ortaya çıkar. Bütün bunları dikkate alarak farklı düşünce ve inançları, çeşitli ilim ve dinleri araştırmaya koyuldum.Bunlar bana fazla bir şey vermediği gibi gerçeğe ulaşmak için bir yöntem, kesin bilgiye kavuşturacak yeni bir anlayış da kazandırmadı. Gerçeği bulmak için duyu verilerinden hareket ederek akli bilgiye ulaşmam gerektiğini anladım. (İbnül Heysem-1039) (Müslümanların Engizisyonu - 2)
  • İranlı unsurların, ülkelerini fetheden Hz. Ömer'e karşı öfkeleri onun ölümünden sonra da devam etti. Hz. Ömer'in ismini çocuklarına vermeyerek bu tepkilerini en basit bir şekilde ortaya koydular. Şu anda bile İran'da Hz. Ömer'i öldüren Ebu Lü'lü'nün türbesi ziyaret edilmektedir. (Babek Bir Direnişci)
  • Eğer Hz. Peygamber Hz. Ali'yi kendinden sonra halife olarak atamak istiyorsa bunun için gizli konuşma yapmasına, fısıldaşmasına veya burada olduğu gibi yol üstünde tesadüfen gelişen bir olay üzerine bu iddia edilen sözleri söylemesine ve hiç kimseden çekinmesine de gerek yoktu. Veda Hutbesi'nde binlerce sahabe huzurunda bunu açıkça ilan ederdi. mesele biterdi. 133 Dahası eğer bu ayet bunun için geldiyse Medine'de de minbere cikar bunu teyiden ilan ederdi. (Hz.Ali)
  • Ebu Hanife, "beni gasp edilmemiş topraklara gömün" şeklindeki vasiyeti ile de adeta yapılan haksızlıklara ölümünden sonra da karşı çıkmayı sürdürmüştür. Nitekim Ebu Hanife'nin bu vasiyetini duyan Halife Mansur, "Bedenin gibi cesedin de bana karşı" demek zorunda kalmıştır. (Sayfa 78) (Müslümanların Engizisyonu - 1)