Kitap Künyesi
Yazar: Cezmi Ersöz
Tasarımcı: Füsun T. Elmasoğlu
Yayın Evi: Mona Kitap
İSBN: 9786052182253
Sayfa Sayısı: 436
--reklam--
Şizofren Aşkın Günlükleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ne acımasız ne bencilim değil mi?
Patlama 2: Sana sahip olmak uğruna
Belki de tüketmek pınarlarını yaptığım
Bilmesem nasıl bir yüreğin olduğunu
Hiç düşünmem
Geçirirdim pençelerimi en derin yaralarına
Ama öyle güzel, öyle çocuk ki yüreğin
Seni sana bırakmamak olacak en büyük günah
Ve biz
Yeryüzünün yarım kalmış hikayeleriyiz seninle Tüm vedaların adıyla.
Bir kadın ve bir erkek... Bir kış gecesinde, kaderlerinin yıllar öncesinden düğümlendiği Büyükada’daki otelin farklı odalarında yağmurun sesini dinlemektedirler. Kadın tutkulu, şefkatli ve hassastır. Erkek bencildir, haindir. O güzel kadını yıllar içinde çok kırmıştır, bilir kendi kabahatlerini... Camların zangır zangır titrediği bu fırtınalı gece, belki de erkeğin son şansı olacaktır. İyi bilir aşkın adaletsizliğini. “Yaşanan hiçbir şeyin kaybolmadığını, ne yaşanmışsa bir yerde saklı durduğunu, bir gün önüne çıkacağını, bundan kaçış olamayacağını...” Adalı Mikail’in Kahvesi’nde oturmuş, “Herkes kendisini aldattığı kadar suçlu!” diye kendi kendine mırıldanırken, çayını içer ve sadece bekler!
--reklam--
Şizofren Aşkın Günlükleri Alıntıları - Sözleri
- Başka bir kadına aşık olan bir erkeği deliler gibi seven ben nasıl davranmalıyım? Bilmiyorum. Bilmemek ne zor bir şey!
- Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı ?
- Herkes kendisini aldattığı kadar suçlu!
- Ne demiş paskal; ben dediğin o nefret edilesi şey!
- başka bir kadına aşık olan bir erkeği deliler gibi seven ben nasıl davranmalıyım? bilmiyorum. bilmemek ne zor bir şey!
- Yanlış bir hayat doğru yaşanmazdı.
- Senin şehrindeyiz Senin caddelerinde, sokaklarında, sende Ucu yırtılmış bir tablo gibi Tamamlanıyor burada her şey seninle Ve ben kaçmak Kaçırmak istiyorum seni kendimle Ne acımasız ne bencilim değil mi? Sana sahip olmak uğruna Belki de tüketmek pınarlarını yaptığım Bilmesem nasıl bir yüreğin olduğunu Hiç düşünmem Geçirdiğim pençelerimi en derin yaralarına Ama öyle güzel, öyle çocuk ki yüreğin Seni sana bırakmamak olacak en büyük günah Ve biz Yeryüzünün yarım kalmış hikayeleriyiz seninle Tüm vedaların adıyla.
- , Kimseye, kırılamayacak kadar kırgınım kendime. ... ~...
- "Ben sevdiğimi kimseyle paylaşmam"
- Ben dediğin o nefret edilesi şey!
- "Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı?"
- ... birine ne kadar tutkuyla bağlıysa o kadar nefret ediyordu insan.
- Ve biz.. Yeryüzünün yarım kalmış hikayeleriyiz seninle...
--reklam--
Şizofren Aşkın Günlükleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İnsan ayıp ve günah diye adlandırdığı tüm aykırılıkların kendisine ait olduğunu, her ne kadar dile getirmesede, yaşamaktan kaçsada onların içerde bir yerlerde zaman zaman kontrolü ele geçirdiğini ne zaman kabul edecek? Bu duyguların kişiliğinin üzerinde ki etkilerinin farkına ne zaman varacak? Duyguların yaşandığı yerde kalmayarak gölge gibi takip ettiğini ve yer yer yakasına yapıştığını ne zaman dillendirecek? Kendi iç dünyasına dönüp, dürüst bir şekilde kendisiyle ne zaman karşılaşacak? Aslında tek derdin yine kendisi olduğunu, kurban benim diye feryat ederken, katil olduğunu ne zaman itiraf edecek? Bizi; yani katili olduğumuz hayatın kurbanlarını, anlatan bu eser konu itibarı ile ilk anda o kadar dağınık geliyor ki bir anda afallıyorsunuz. Ama ilerleyen sayfalarda taşlar yerine oturuyor ve iç içe geçmiş olaylar zinciriyle başbaşa kalıyorsunuz. Eser aykırı duyguları ustalıkla işleyip, ani duygu geçişleriyle zenginleştirip, sıradışı benzetmeleriyle okuyucunun hayatının merkezine oturmayı başarırken; yalın, akıcı ve anlaşılır dili ile de okuyucuyu yormuyor. Cesareti olanların ve tahammül etmeyi bilenlerin okuyacağı bir kitap olmuş. İşte bu yüzden Cezmi Ersöz'ü ne zaman okusam hayata karşı gardımın düştüğünü hissediyorum. Sığıntımıyım çaresizliğime, yoksa hayat denen sırrın yanaşması mıyım, bilmiyorum? Son olarak: "İnsan aklıyla, fikriyle, karakteriyle, hayalleriyle, tüm aykırılıklarıyla ve yalnızlığıyla insandır!.." Kitapla kalın (Göksel Özdemir)
Okuduğum ilk Cezmi Ersöz kitabıydı. Yazar kitap içerisinde defalarca tekrara düşmüş. Cinsellik var. Bugün Kamil ile konuşurken “daha önceki kitapları efsaneydi” dedi. Yazarın yayınlanmış bir kaç kitabını daha okumayı düşünüyorum.Meraklanıp bitirdiğime göre sarmış besbelli. Kitabın sonlarına doğru Güneş karakteri girdi hikayeye o karakteri konumlandırmadım. Adı gibi bir hikaye velhasıl... (Ali Gülcü)
Yeryüzünün yarım kalmış hikayesi: Kitabın arka kapağında tanıtım yazısı: Bir kadın ve bir erkek…Bir kış gecesinde, kaderlerinin yıllar öncesinden düğümlendiği Büyükada’daki otelin farklı odalarında yağmurun sesini dinlemektedirler. Kadın tutkulu, şefkatli ve hassastır. Erkek bencildir, haindir. O güzel kadını yıllar içinde çok kırmıştır, bilir kendi kabahatlerini… Camların zangır zangır titrediği bu fırtınalı gece, belki de erkeğin son şansı olacaktır. İyi bilir aşkın adaletsizliğini. ‘’ Yaşanan hiçbir şeyin kaybolmadığını, ne yaşanmışsa bir yerde saklı durduğunu, bir gün önüne çıkacağını, bundan kaçış olamayacağını…’’ Adalı Mikail’in Kahvesi’nde oturmuş, ‘’Herkes kendisini aldattığı kadar suçlu!’’ diye kendi kendine mırıldanırken, çayını içer ve sadece bekler! Ne acımasız ve bencilim değil mi? Sana sahip olmak uğruna Belki de tüketmek pınarlarını yaptığım Bilmesem nasıl yüreğin olduğunu Hiç düşünmem Geçirirdim pençelerimi en derin yaralarına Ama öyle güzel, öyle çocuk ki yüreğin Seni sana bırakmamak olacak en büyük günah Ve biz Yeryüzünün yarım kalmış hikayeleriyiz seninle Tüm vedaların adıyla. Yeryüzünün yarım kalmış hikayeleriyiz seninle (yücelözmen)
--reklam--
Şizofren Aşkın Günlükleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cezmi Ersöz - Şizofren Aşkın Günlükleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şizofren Aşkın Günlükleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cezmi Ersöz Kimdir?
Cezmi Ersöz, (d. İstanbul, 1959) Türk yazar, şair.
Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. Yazın dünyasına yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam yazarlığı ve gazetecilik yaptı. Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aydınlık gibi günlük gazetelerde yazıları ve röportajları yayımlandı. Ardından haftalık 'Deli' dergisinde yazdı. Halen 'Leman' dergisinin yazarları arasında yer almış bir takım sorunlar nedeniyle ayrılmıştır. Şuan "Şizofren" dergisinde yazmaya başlayacaktır. İnsan-dünya ilişkisini, duygular ve olaylar karşılaştırması yaparak anlattığı çoğu eserinde hayatı sorgular. Gündelik zorunluluklardan, en temel ihtiyaçlardan ve insanın vazgeçemediği tutkularından bahseder. Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir. İnsanın iç yolculuğunu melankolik bir dille anlatan bir yazardır.
--reklam--
Cezmi Ersöz Kitapları - Eserleri
- Şizofren Aşka Mektup
- Hayallerini Yak Evi Isıt
- Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi
- Kırk Yılda Bir Gibisin
- İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme
- Yine Seninle Geldi Hayat
- Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
- Yok Karşılığı Yüzünün
- Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni
- Saçlarının Kardeş Kokusu
- Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı
- Hiçbir Şey Senden Eski Değil
- Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine
- Haritanın Yırtılan Yeri
- Hayat Bir Emrin Var Mı?
- Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak
- Kafka Market
- Son Yüzler
- Annelik Oyunu Bitti
- Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların
- Beni Asıl Hayat Aldattı
- Şizofren Aşkın Günlükleri
- Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk
- Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın
- Açıkla Bana Bu Işığı
- Candı Yüceldi Şarabiydi
- Kalbimde Bir Şiir Gizli
- Aykırı Yazılar
- Acı Çeken Nefes
- Can Baba
- Bana Kürtçe Bir Sevgi Ver
- Müsait Olduğumda Ararım Seni
- Abdocan - Ölümden Başka Her şey Olacak
- Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
- Çözülmeler
- Adet Kanı Mavi Olan Kadınlar
- Cem'in Akıllı Telefon ile İmtihanı
- Satürn
- Bodrum
- Düş Ülke
- Kalp de Yürür
- Güzel Ülkemi Geziyorum
- Gemi
- Nemrut
- Pamukkale
- Plüton
- Uranüs
- Ürgüp
- Çanakkale
- Konya
- Sabır
- Uzunköprü / Özgürlük Anıtı
- Bursa
- Dünya
- Erzincan
- Hasankeyf
- Kutuplar-1
- Uzay Serisi - Gezegenleri Geziyorum
- Jiyan Fermanek te Heye?
- Son Yüzler
- Kıtalar ve Kaşifler Dizisi
- Çocuklar Size Vasiyetimdir
- Neptün
- Okyanusya Avustralya
- Öğütler
- Sağlıkta İlkler
- Savaşlar ve Zaferler
- Selanik
- Sindirim Sistemi
- Sinema ve Televizyonda İlkler
- Sporda İlkler - 1
- Sporda İlkler - 2
- Tanzimat
- Ulaşımda İlkler
- Venüs
- Afrika
- Akciğer - Karaciğer
- Amerika
- Asya
- Atatürk Doğmadan Önceki Yıllar
- Avrupa
- Ay ve Güneş
- Beyin
- Boşaltım Sistemi
- Böbrek
- Burun
- Yiyeceler ve İçeceklerde İlkler
- Çocukların Ata'ya Tiradı
- Göz
- Güney Amerika
- Günlükler
- İlk Kutlamalar ve Özel Günler
- İlke ve İnkılaplar
- İskelet - Kemikler
- Jüpiter
- Kadınlarımız ve İlkler - 1
- Kadınlarımız ve İlkler - 2
- Kadınlarımız ve İlkler - 3
- Kalp
- Kulak
- Kutuplar-2
- Kuzey Amerika
- Mars
- Merkür
- Meşrutiyet, Dans ve 19 Mayıs
- Mutlu Son
--reklam--
Cezmi Ersöz Alıntıları - Sözleri
- Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı ? (Şizofren Aşkın Günlükleri)
- “Sadece kitap okumak yetmiyordu ona artık...” (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
- “Hepimiz zalim bir meleğin eline düşmüş gibi hırpalanıyoruz.” ~Ahmet Hamdi Tanpınar~ (Hayat Bir Emrin Var Mı?)
- Sen de benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acı çektireni... Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkında seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin... Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep... (Hayallerini Yak Evi Isıt)
- Öylece kaldın. Baktılar sana, baktılar… Ama , yüreğini bir türlü göremediler… (Aykırı Yazılar)
- Aşırı benimseme, tam tersini, aşırı nefreti besliyordu. (Açıkla Bana Bu Işığı)
--reklam--
- Sevgimizi kucağımızda taşıdığımız ve hep çocuk kaldığımız için bize etmedik kötülük bırakmadılar.. (Yok Karşılığı Yüzünün)
- “kim bilir kaç kez lanetlendim kendimi odamda... kim bilir kaç kez kalbimde hiçledim kalbimi.” (Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak)
- Çok yaralı bereli olsa bile, çocukluk, hiçbir zaman içinden tümüyle çıkamadığımız, bizi bırakmayan ve bırakamadığımız anayurt gibidir. (Açıkla Bana Bu Işığı)
- İnsanın nerede, ne zaman derinden kırıldığını hiçbir zaman bilemeyiz.. (Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk)
- Babam, daha çok acı vermesin diye, çok eski bir masal gibi yaşıyordu hayatını artık. (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
- Yazamıyordum ama başka bir iş de yapamıyordum. (İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme)
- Hayatımda tam mutlu olduğum anları toplasam ancak birkaç dakika eder. (Can Baba)
--reklam--
- Sen yokken gittim Korkularımın üstüne Hiç ardıma bakmadım Gümüş şiirler yazdım sen yokken Çok yangın çıktı yüreğimde Küllerini bile savurmadım Irak denizlerin fırtınasıydım Uzak iklimlerin sert rüzgarları Kulaçlarken denizinde gurbeti Kanlı savaşlarım, Belalı sevdalarım olmadı hiç Ama hep sustum, Hep ağladım, hep yandım sen yokken. Bekliyorum dönüşünü yeniden, Bir gelsen, Hayatın önünden alsan beni Bir gelsen, Sellerin önünden alsan beni Bir gelsen, Ölümlü düşlerimden alsan beni. Çok durdum güneşe karşı bir başıma Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin Sen yokken, Az dolaşmadım gönlümün kuytularında Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında Zifirlerinde sadece ben üşürdüm. Hiç aldırmadım esen rüzgara Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya Yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından Ama bütün yangınlar beni yaktı önce Hep ortasında kaldım vurgunların Vurgun nedir ki? deme Bir babanın serzenişi nasılsa öyle Bayrakları indirilmiş, Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken Hep sustum, Hep yandım, hep ağladım sen yokken. Bir gelsen, Yangınlardan alsan beni, Bir gelsen, Dünyalarımdan alsan beni, Bir gelsen, Şafaksız gecelerden alsan beni, Ama ne zaman gelsen, Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni. Cahit Külebi (Kalbimde Bir Şiir Gizli)
- Dersimli bir göçmen olan Cemal Süreya, bu ülkedeki acılar tırpanından fazlasıyla yara almıştır. Ece Ayhan gibi parasız yatılı okuyan Cemal Süreya, Ankara'da okurken civar ilçelerden birinde oturan kız kardeşlerini görmeye gittiğinde üvey anne kapıları kapatıp gitmiş. "Kimseye, abinize de kapıyı açamayacaksınız," demiştir. Cemal Süreya dışarda, kız kardeşleri içerde, pencereden birbirlerine bakıp, ağlaşırlarmış... (Kafka Market)
- O günkü duruşmayı unutamıyorum. Aralarında Yaşar Kemal, Gencay Gürsoy, Orhan Pamuk,Ahmet Altan , Şanar Yurdatapan, Nilüfer Göle gibi ülkemizin tanınmış bir çok sanatçısı ve bilim insanı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde Terörle mücadele Yasası,yani, meşhur 8.Madde'yle yargılanıyordu.Bu maddeden yargılanan bir sanatçı dostumuzun yapıtının altına hepimiz imzamızı atıp " Bu sanatçıyı yargılıyorsanız, bizi de yargılayın; onu hapse atacaksanız,bizi de atın!" diyerek bir anlamda mahkemeye kendimizi ihbar etmiştik. Ve mahkeme de mecburen bize de dava açmış ve ifadelerimizi almak için bu duruşmaya çağırmıştı. Salonda büyük bir medya ordusu vardı. Sanatçılar, bilim insanları bunu fırsat bilerek çok etkili ve dikkat çekici savunmalar yapıyorlardı. Kimisi bir anısını anlatıyor, kimisi şiir okuyor, kimisi geçmişte özgürlük mücadelesi vermiş kahramanları anarak savunmasına başlıyor ve bu duruşmanın bir gün tarihe geçeceğini vurgulayarak, savunmasını bitiriyordu. Sıra, oyuncu ve tiyatro yönetmeni Mahir Günşiray'a gelmişti. O da boş durur mu... Son derece etkili ve teatral jestlerle, Franz Kafka'nın, "DAVA" adlı romanından bir bölüm okuyarak başladı savunmasına; "Siz kim oluyor da bizi yargılıyorsunuz? Bu mahkemenin anlamı nedir? Siz önce kendinizi yargılayın. Nedir bu oyun? Son verin artık bu saçmalıklara... Nedir, bu soytarılık?..." Salonda çıt çıkmıyordu... Bütün kameralar Mahir Günşiray'a dönmüştü. Yüzünde flaşlar patlıyordu. Mahkeme heyeti son derece şaşkındı. Kısa bir sessizlik oldu. Günşiray, romanın o bölümünü bir daha okudu. Çok etkilenmiştik savunmasından. Mahkeme Başkanı hâkim, öfkeyle susturdu Mahir Günşiray'ı: "Ne demek istiyorsunuz siz? Biz burada oyun mu oynuyoruz? Siz şimdi bize soytarı mı demek istiyorsunuz?" Salonda kısa bir dalgalanma olmuştu. Kimse hâkimin bu denli öfkeleneceğini hesaplayamamıştı. Belli ki soytarı sözcüğü hakimin çok ağırına gitmişti. Yüzü hiddetten kıpkırmızı,ikide bir aynı şeyi tekrarlıyordu: "Biz burada oyun mu oynuyoruz? Ne demek soytarı? Bu mahkemeye düpedüz hakaret..." "Yaz kızım!" dedi hâkim, önünde oturan zabıt kâtibesi kıza: " Sanık Mahir Günşiray mahkeme heyetine hakaret etmiştir..." Mahir Günşiray hâkimin öfkesini biraz olsun yumuşatmak için söz hakkı istedi. Hâkim " Evet,konuşun," anlamında bir hareket yapınca, sanatçı kendisini şu sözlerle savundu: " Söylediğim sözler bana ait değildir. Franz Kafka'nın 'Dava' adlı romanından bir bölümdür. Mahkemeye hakaret kastım yoktur." Hâkimin öfkesi dinecek gibi değildi. Önündekk dosyalara elinin tersiyle vurarak, "Kafka mı, o mu demiş bize,soytarı, diye; kim bu Kafka ne hakkı var yüce mahkemeye hakaret etmeye?!" Diye bağırdı... Mahir Günşiray biraz şaşkın ama çok da tedirgin bir sesle: "Ünlü romancı efendim.Franz Kafka..." "Nerede yaşıyor bu adam?" Salondan, " Yaşamıyor, öleli çok oldu" gibi hafiften sesler yükseldi, ama hâkim duyacak gibi değildi. Duysa bile öylesine öfkeliydi ki, öldüğüne inanmazdı zaten... Sinirli bir şekilde zabıt kâtibesi kıza yine dönerek: " Yaz, kızım! Kafka adlı şahıs derhal bulunacak,mahkemeye çağrılıp ifadesi alınacak!" (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
- "Aşkın temel duygularından biri de güvendi, geç de olsa anlamıştım." (Müsait Olduğumda Ararım Seni)
- "İnandığın gibi yaşamazsan,yaşadığın gibi inanmaya başlarsın" (Aykırı Yazılar)
- Hayatın tam içine girip, göze aldığım ne varsa dibine kadar yaşayıp sonra yine kendime dönmek bana hep iyi gelir. (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
- Birisi öper, elbet, kalbimizden akan kanı... Birisi öper, mutlaka!... (Yine Seninle Geldi Hayat)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin