Kitap Künyesi
Yazar: Platon
Çevirmen: Azra Erhat
Çevirmen: Sabahattin Eyüboğlu
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9789754587616
Sayfa Sayısı: 120
Şölen - Dostluk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Platon (Eflatun, İÖ yaklaşık 428 / 7-İÖ yaklaşık 348 / 7); Bugünkü üniversitenin atası sayılan Akademia'nın kurucusu (İÖ 387) ve hocası Sokrates'i konuşturduğu "diyaloglar"la felsefeyi yazıya en iyi aktarmış olan ustalardan biridir.
En tanınmış diyaloglarından Şölen ve Dostluk'ta ise Platon, denebilirse, İnsanlığın anlamaya çalıştığı en temel duygu "sevgi"nin izini sürmektedir.
Şölen - Dostluk Alıntıları - Sözleri
- İnsan aslında neydi, ne oldu, önce bunu bilmemiz gerek. Çünkü insan her zaman bugünkü gibi değil, bir başka türlüydü. İnsan soyu ilkin üç çeşitti. Şimdiki gibi erkek, dişi diye ikiye ayrılmıyordu, her ikisini içine alan bir üçüncü çeşit daha vardı. Bu çeşidin kendi kayboldu, sade adı kaldı: Androgynos denilen bu çeşidin adı gibi biçimi de hem erkek, hem dişiydi; bugün sözü edilmesi bile ayıp sayılır. İşte bu insanlar yuvarlak sırtları ve böğürleri ile tostoparlak bir şeydiler. Her birinin dört eli, bir o kadar da bacağı vardı: Yusyuvarlak bir boyun üzerinde birbirine tıpatıp eşit, ama ters yöne bakan iki yüzlü bir tek kafa, dört kulak; edep yerleri ve her şeyleri de ona göre hep ikişer. (...) Homeros'un anlattığı Ephialtes ile Otos bu cins insanlar olacak. Hani göre tırmanmaya, Tanrılara karşı koymaya yeltenmişler. Bunun üzerine Zeus ve öbür tanrılar görüşmüş, konuşmuşlar, ne yapacaklarını pek bilememişler. (...) Zeus uzun uzun düşündükten sonra, "Galiba bir çare buldum," der, "insanlar hem kalsın hem de kuvvetten düşüp hadlerini bilsinler. İkiye böleceğim onları, böylece hem zayıf düşecekler hem de sayıları artıp bizim için daha faydalı olacaklar. Üstelik iki bacak üstünde doğru dürüst yürüyecekler. Yine de hadlerini bilmez, uslu durmazlarsa yeniden ikiye bölerim, bu sefer tek bacak üzerinde atlaya atlaya giderler." (...) İnsanın yapısı böylece ikileşince, her yarı öbür yarısını özleyip, üstüne atlıyor, kollarını birbirine sarıp, yeniden bir bütün haline gelmek arzusu ile kucaklaşıyor, birbirinden ayrı hiçbir şey yapmak istemeyerek, açlıktan ve işsizlikten ölüp gidiyorlarmış. Yaralılardan biri ölünce, sağ kalan bir başkasını arıyor, ona sarılıyormuş, rastgele sarıldığı bu insan bir erkek yarısı da olabiliyormuş, dişi yarısı da (ki bugün bir bütün olan bu dişi yarıya kadın diyoruz). Bu yüzden insan soyu azalıp gidiyormuş. Zeus hallerine acımış, bir başka çare bulmuş, ayıp yerlerini önlerine getirmiş, çünkü arkada olunca, çiftleşerek değil, ağustosböcekleri gibi toprağa yumurta döküp çoğalıyorlarmış. Ayıp yerleri öne alınınca dişi erkek birleşip çoğalmaya başlamışlar. Maksadı şuymuş: Çiftleşme erkekle kadın arasında olursa, insan soyunun çoğalmasını sağlamış olacak, yok eğer erkekle erkek arasında olursa, arzularına kanarak başka işlere yönelecekler, yani hayatlarında başka amaçları olacak. Demek ki insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski bir zamandan kalmadır, sevgi bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva oluyor.
- Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yaşatan? Akrabaları mı? Hayır. Şanlar şerefler mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne şu ne bu, hiçbir şey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.
- Kendisi, tek başına, sonsuza dek ve yapayalnız.
- Ah, ne iyi olurdu Agathon, demiş, iki insan birbirine dokununca, bilgi, dolu olandan boş olana akabilseydi!
- İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu sevgili Sokrates, işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer!
- "Her birimiz, insanın tamamlayıcı birer parçasıyız; bir dil balığı gibi, bir bütünün yarısına benzer, onun için de hep tamamlayıcı parçamızı arar dururuz."
- "Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendisinde toplamış sanır da ondan. Yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün?"
- Sevgi avucuna aldı mı bir insanı, bir nefes şiirden yoksun da olsa o insan şair kesilir.
- “Bu dünyada varoluş, ruhu kirletme mecburiyeti ile aynı anlama gelir.”
- Oysa ki, hangi işte olursa olsun, insan, yaptığını yolu yordamı ile yaptı mı, kimsenin ona kötü gözle bakmaya hakkı yoktur.
- Güzel yaşamak isteyenleri ömürleri boyunca nedir güzel yaşatan? Akrabaları mı? Hayır. Şanlar şerefler mi? Hayır. Zenginlik mi? Hayır. Ne şu ne bu, hiçbir şey insanı sevgi kadar güzel yaşatmaz.
- Tanrı sıradan bir kişiyi bile şair yapacak kadar bilge bir şairdir. O ana dek şiirden yana nasipsiz bile olsa aşk'ın dokunduğu herkes şair oluverir bir anda.
- "İyilerin sofrasına iyiler davetsiz gider."
Şölen - Dostluk İncelemesi - Şahsi Yorumlar
benim açımdan: Sevginin ne olduğuna dair ? Dostluğun ne olduğuna dair ? Sevgiyi, dostluğu farklı bakış açılarından fark edebilmek ve kendi bakış açımızdan, kendi dünyamızdan sevginin, dostluğun ne olduğunu sorgulatmayı düşündürecek tarzda bir solukta okuduğum ve salt bir dille ele alınan bu eserin birçok bakış açısı kazandırdı. Sanırım herkesin dünyasında farklı anlamlar kazanan bu kavramların Eflatun’un, Agathon’un, Aristodemus’un, Phaedrus’un vb. birçok sofistin dünyasından sevgi ve dostluk kavramının ne demek olduğunu? ne anlama geldiğini? onların bakış açılarıyla onların dünyasından okumak ve onların dünyasındaki düşüncelerle kendi dünyamdaki düşüncelerin harmanlanması bununda kafamda durdurmadığım birçok düşünceye sebep olması ... (Ronahi Erdoğan)
Aşk iyiliktir, güzeldir.: Platon herkesin hayatında yer alan 'aşk' konusunu işlemiş. Yani evet aşk felsefesi okuyacaksınız bu kitapta. Kitapta Atinali şair Agathon ilk tragedyasında birincilik kazanır ve evinde şölen verir șarap eşliğinde. Kimler var bu sofrada? Aristophanes, Apollodoros, Sokrates ve Alkibiades. Ne tartışıyorlar? Aşk ne olabilir? Aşk ölümlü ölümsüz bir şey mi, tanrı mıdır? Aşkın insanlığa olan yararı nedir? Güzel nedir çirkin nedir? İnsanların arzuların aşkta ki etkisi, ahlak, sanat, bilim, siyaset ve felsefe ile ilişkisi. Aşk olunca haliyle Eros'da olmaz olur mu? Eros'un tüm tanrılardan önce tasarladığını söyler Aristotales. Hatta Phaidrod :I"Eros yüce bir tanrıdır; ne tanrılar ne de insanlar arasında eşi benzeri vardır. Her bakımdan böyledir bu, hiç değilse soyu bakımından.Çünkü tanrıların en eskisi olması saygın kılar onu," demiş.!" Eros yani her daim el üstünde. Ama iç açıcı konuşma Sokrates'in 'Diotima' adlı güzel kadından hissettiği sevgiyi dile getirmesi olmuş. Buarada son bölümde gerçek hikayede de anlatıldığı üzere Sokrates'e sevgi besleyen Alkibiades sevgisine karşılık bulamamıştır. Oldukça etkili cümleler içeriyor. Ee ne diyelim herkesin aşk ile mutlu olması dileğimle... (Nisan T.)
Aşkın cinsiyeti!: ¶¶İnsan aslında neydi, ne oldu, önce bunu bilmemiz gerek. Çünkü insan, her zaman bugünkü gibi değil, bir başka türlüydü. İnsan soyu ilkin üç çeşitti. Şimdiki gibi erkek, dişi diye ikiye ayrılmıyordu, her ikisini içine alan bir üçüncü çeşit daha vardı. Bu çeşidin kendi kayboldu, sadece adı kaldı: Androgynos denilen bu çeşidin adı gibi biçimi de hem erkek, hem dişiydi; bugün sözü edilmesi bile ayıp sayılır. İşte bu insanlar yuvarlak sırtları ve böğürleriyle tostoparlak bir şeydiler. Her birinin dört eli, bir o kadar da bacağı vardı. Yusyuvarlak bir boyun üzerinde birbirine tıpatıp eşit, ama ters yöne bakan iki yüzlü bir tek kafa, dört kulak; edep yerleri ve herşeyleri de ona göre hep ikişer. Yürürken istedikleri yöne doğru, bizim gibi, düpedüz adım atabilir, koşmak istedikleri zaman da, tepetaklak, havaya fırlayan bacaklarıyla bir tekerlek olur, sekiz kola, bacağa birden dayandıkları için, döne döne uçar giderlerdi. Peki ama, neden insanlar üç çeşitti? Çünkü erkek, aslında güneşten gelmeydi, dişi bu dünyadan, ikisini birleştiren cins de aydan; ay hem güneş, hem de dünyaya bağlı ya. Toparlak olmaları, döne döne gitmeleri de bu gezegenlere çektikleri içindir. Hani göğe tırmanmaya, tanrılara karşı koymaya yeltenmişler. Bunun üzerine Zeus ve öbür tanrılar görüşmüş, konuşmuşlar, ne yapacaklarını pek bilememişler. Bir yandan insanları yok etmek, devler gibi soylarını yıldırımla yakıp, kül etmek istemiyorlarmış (çünkü o zaman insanların kendilerine sundukları kurbanlar bitermiş), öte yandan da küstahlığın bu derecesine göz yumamazlardı. Zeus uzun uzun düşündükten sonra, "Galiba bir çare buldum," der, "insanlar hem kalsın, hem de kuvvetten düşüp hadlerini bilsinler. İkiye böleceğim onları, böylece hem zayıf düşecekler, hem de sayıları artıp, bizim için daha faydalı olacaklar. Üstelik iki bacak üstünde doğru dürüst yürüyecekler. Yine de hadlerini bilmez, uslu durmazlarsa, yeniden ikiye bölerim, bu kez tek bacak üzerinde zıplaya zıplaya giderler." Böyle der Zeus ve der demez de insanları tutar ikiye böler, tıpkı bir meyveyi kışa saklamak için ikiye böler gibi, ya da bir yumurtayı ince bir kılla ortasından keser gibi. Zeus, kestiği adamların yüzünü boyunlarıyla Apollon'a tersine çevirtmiş ki, kesilen yerlerini görsünler ve akılları başlarına gelsin. Yaralarını iyi etmesini de buyurmuş. Apollon da yüzlerini tersine çevirmiş, derilerini şimdi karın dediğimiz yerde bir kesenin ağzını kapar gibi birleştirmiş, orta yeri sıkı sıkı üzmüş ve bir tek delik bırakmış. İşte biz buna, göbek diyoruz. Sonra bakmış buruşuklukları var, onları düzeltmiş, ayakkabıcıların deriyi yontmak için kullandıkları bıçağa benzer bir araçla göğüslerine bir biçim vermiş; ama eski hallerini unutmasınlar diye, karnın ve göbeğin ötesinde berisinde birkaç kırışık bırakmış. İnsanın yapısı böylece ikileşince, her yarı öbür yarısını özleyip, üstüne atlıyor, kollarını birbirine sarıp, yeniden bir bütün haline gelmek arzusuyla kucaklaşıyor, birbirinden ayrı hiçbir şey yapmak istemeyerek, açlıktan ve işsizlikten ölüp gidiyorlarmış. Yarılardan biri ölünce, sağ kalan, bir başkasını arıyor, ona sarılıyormuş, rasgele sarıldığı bir insan bir erkek yarısı da olabiliyormuş, dişi yarısı da (ki bugün bir bütün olan bu dişi yarıya kadın diyoruz). Bu yüzden insan soyu azalıp gidiyormuş. Zeus, hallerine acımış, bir başka çare bulmuş, ayıp yerlerini önlerine getirmiş, çünkü arkada olunca, çiftleşerek değil, ağustosböcekleri gibi, toprağa yumurta döküp çoğalıyorlarmış. Ayıp yerleri öne alınınca, dişi-erkek birleşip çoğalmaya başlamışlar. Maksadı şu imiş: Çiftleşme erkekle kadın arasında olursa, insan soyunun çoğalmasını sağlamış olacak, yok eğer erkekle erkek arasında olursa, arzularına kanarak, başka işlere yönelecekler, yani hayatlarında başka amaçları olacak. Demek ki insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski bir zamandan kalmadır, Sevgi, bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva oluyor.¶¶ Yunan mitolojisinden yola çıkarak iki cinsiyetin varlığı bu şekildedir ve küçük bir çocuğa babanın ne olduğunu sorduğumuzda annemin kocasıdır diyebilir. Erkek olanların baba olduklarını söyleyebilir. Bir insanı baba yapan özelliklerden bazılarını sayabilir. Çocuk babaya dair bildiği özellikleri sayabilir fakat babalık kavramının ne olduğunu bilemez. Felsefe günlük yaşamda izleri bulunan kavramların gerçeklerine ulaşmaya çalışır. Bu nedenle çok basit gibi görünen sorulardan yola çıkar. Örneğin “babalık nedir?” bu sorulardan biri olabilir. Babalık kavramının bilgisini ulaşabilirse o zaman babanın yaşam içindeki yeri, görevleri, sorumlulukları, hakları ortaya konabilir. Böylece toplumsal yaşam geliştirilebilir. Felsefe bu tür sorulardan doğar. Platon’un Sokrates’in karşılıklı konuşmalarından birini eserleştirdiği Şölen adlı kitapta da böyle bir soruya yanıt bulunmaya çalışılmaktadır. Kitapta Agathon adlı tragedya yazarının kazandığı ödül üzerine verdiği bir Şölendeki konuşmalar yer almaktadır. Antik Yunanda Şölen belli kuralları ve ritüelleri olan bir toplumsal etkinliktir. Dönemin sanatçıları ve bilim insanları olan Agathon, Sokrates, Aristophanes, Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos bir araya gelirler. Dost meclisi kurulur. Divanlara uzanılır. Konuşulacak konu aşktır. Aşka övgüler düzülecektir. Bu sırada aşkın ne olduğu da ortaya konmuş olacaktır. Konuşmacılar birer birer konuşurlar. Aşkın ne kadar tanrısal, ne kadar iyi, güzel ve vazgeçilmez olduğunu anlatırlar. Son olarak sıra Sokrates’e gelir. Sokrates aşk ile ilgili gerçekleri söylemenin onu övmek için yeterli olacağını sandığını oysa burada yapılanın güzel sözlerle aşkı şişirmek olduğunu, kendisinin böyle bir becerisi olmadığını söyleyerek söze girer. Gördüğümüz gibi Sokrates başlarken bile lafını esirgemez. Sevginin bir şeyin sevgisi olduğunu yani nesnesi olmayan sevgi olmayacağını söyleyerek açıklamalarına başlar. Şöyle der: ¶¶Sevgi bir şeyin sevgisi. Sevgi kendinde olmayanı arzular¶¶ (s. 40). İnsan kendisinde olmayanı ister demektedir. Elbette bu durumda iyi de ben zenginim ve yine de zenginlik istiyorum ben de var olanı da istemeye devam ediyorum itirazı gelir. Sokrates bu itiraza şöyle yanıt verir: ¶¶Be adam sen zenginliği, sağlığı, gücü, gelecek için istiyorsun, çünkü bugün için istesen de istemesen de bunlar sende var. Bende olanı arzu ediyorum dediğin zaman, acaba demek istediğin şu olmasın: Bugün elimde olanı yarın için de arzuluyorum ¶¶(s. 41).Buradan şu çıkarımı yapabiliriz, insan sevdiği birini de sevmek ister çünkü yaşadığı sevginin sürmesini ister. Sevginin ne olduğunu ortaya koymak için nereden kaynaklandığını bulmak gerekir. Sokrates kaynağın ölümsüzlük isteği olduğunu belirtir. Sevgi güzel ve iyidir. Sevgi güzeli ve iyi istemektir önermelerine karşı sevginin doğurma sevgisi olduğu savını öne sürer. ¶¶Neden doğurma sevgisidir, çünkü doğurma sonsuzluğa götürür, ölümlüyü ölümsüz eder. İyiyi isteyen ölümsüzlüğü istemek zorunda, çünkü sevginin iyiyi bir an için değil, her zaman için istemek olduğunda anlaşmıştık. Sevgi ister istemez ölümsüzlüğün sevgisidir ¶¶(s. 51) der Sokrates. Buradan şu çıkarıma ulaşabiliriz. İnsan kendinde olanı ortaya çıkarmak ister. Çünkü yaşamak budur. Yaşadığı sürece de kendinde olan sonsuza ne kadar ulaşabilirse o kadar çok yaşamış, o kadar kalıcılaşmış olur. İnsanın kendinde olana ulaşabilmesini kolaylaştırana dair kendisinde oluşan duygudur sevgi. Örneğin bir erkek bir kadına aşık olduğu ve onunla birleştiği zaman kendi erkekliği ortaya çıkmış olur. Bir çocuk sahibi olduklarında beden olarak çoğalmış olurlar, çocuklarını bir insan olarak yetiştirdiklerinde düşünce olarak çoğalmış olurlar. Kişinin kendisinde olan duyarlılık, sevecenlik, bilgelik gibi özellikler bu süreçte ortaya çıkar. Böylece kişi daha iyi, daha güzel yaşamış olur. Sokrates sevginin basamak basamak geliştiğini ifade eder. Tensel olandan, bilgelik sevgisine doğru uzun bir yol vardır. O yolu Sokrates şu şekilde tasvir eder: ¶¶Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın, hiç durmadan basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin, bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bütün güzel bedenlere, sonra güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de sonunda bir tek bilgiye varacaksın: Bu bilgi de o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan, asıl güzelin özünü tanımaktan başka bir şey değildir ¶¶(s. 56) İnsan en çok gerçeği sever çünkü gerçek insanı özgürleştirir ve sonsuzlaştırır. İnsan en çok gerçeği sever çünkü insan kendini ve yaşamayı sever, gerçek de insanın kendi olmasını sağlar. Bu nedenle neyi, ne kadar ve nasıl seveceğimiz de gelişim düzeyimize bağlıdır. Örneğin bir çocuk şekeri sever. Şeker çocukta var olan tat duyusunu ortaya çıkarır ve haz verir. Oysa gelişmiş bir insan kendini geliştirecek olanı sever. Çok zor da olsa bir sorunla uğraşmayı sever. Çünkü o güçlüğü aştığı zaman daha yenilmez olur. Bu nedenle çalışmayı sever. Özetle kitap aşkın ne olduğundan bahsetmektedir. Kitapta Sokrates’in nasıl bir insan olduğuna dair de bilgi bulunmaktadır. Sokrates’in sevgi üstüne konuşmasının bitiminden sonra yakışıklığı, cesareti, cüretkarlığı, varlıklılığı ile çok çekici bir genç olan Alkibiades içkili bir şekilde ortama dahil olur. Kendisi Sokrates’e tutkundur (Antik Yunanda aşk genelde iki erkek arasında yaşanan bir duygu olarak kabul ediliyor) çünkü yukarıda saydığım bütün özellikleri Sokrates’e işlememiştir. Alkibiades sevgi üzerine konuşuluyorsa sevgiyi değil sevdiği olan Sokrates’i övmek ister. Onun ağzından Sokrates’in ne kadar erdemli, kararlı, gösterişe ve görüntüdeki zenginliğe değer vermeyen birisi olduğunu öğreniriz. Örneğin, Alkibiades Sokrates için şöyle der: ¶¶İstediğiniz kadar zengin olun, herkeslerin arayıp da bulamadığı şanlara, şereflere konun, bütün bunlar onun gözünde hiçtir, bizler birer hiçiz. Evet, evet size söylüyorum. Böyleyken, bütün ömrünü bir çocuk bilmezliğiyle şununla bununla şakalaşarak geçirir. Ama bir ciddileşip de Silen’in içi açıldı mı, ne Tanrı yüzleri çıkar ortaya! ¶¶(s. 63) Alkibiades doğal bilincin akla nasıl hayran olduğunu fakat kendisini korumak için ondan kaçtığını da ortaya koyar. Bu da ilginç bir durumdur. Kendisi Sokrates’e hayrandır, tutkundur fakat bir yandan da ondan kaçar çünkü Sokrates yaşamını zorluklarla boğuşmaya adamıştır. Sokrates’e şöyle seslenmektedir: ¶¶Şimdi yine seni dinleyecek olsam, dayanamam sözlerine, aynı duygulara kapılırım. İster istemez kabul ettiriyor ki bana, benim bunca eksiğim varken, kendimi bırakıp, Atina’nın işleriyle uğraşıyorum. Onun için tıkıyorum kulaklarımı sözlerine, Seirenlerden kendimi korur gibi, bucak bucak kaçıyorum, şuracıkta, bu adamın ayakucunda ömür boyu oturup kalmayayım diye¶¶ (s. 63). Çok güzel, akıcı ve kısa bir kitap sadece 80 sayfa. Umarım okuma yazma bilen herkes okur. :)) (Ayfer)
Kitabın Yazarı Platon Kimdir?
Antik/klasik Yunan Filozofu, Matematikçi, Felsefi Diyaloglar Yazarı ve Batı Dünyasındaki İlk Yüksek Öğretim Kurumu Olan Atina Akademisinin Kurucusu
Eski Yunan filozofu (Atina İ.Ö. 428-ay.y.İ.Ö. 348/347). Soylu bir ailenin oğlu olan Eflatun (ya da Platon), parlak bir Öğrenim görerek, sanatın her dalında kendini gösterdi (çok genç yaşta şiirler, trajediler yazdı); Kratilos'tan bilim dersleri aldı. Sokrates'le tanışınca (İ.Ö. 407) felsefeye yönelip, gerek beden, gerek kafa yapısı bakımından siyasete yatkın olmadığından, o karışık yıllarda siyasetten uzak kaldı. Demokrasiyi küçümserken, Otuzlar Meclisi'yle iktidara gelen dostlarının yönetimini daha da beter buldu. Sokrates'in Ölümünden sonra Megara'da Eukleides'in yanına çekildi; sonra yolculuklar yaparak Kyrene'de matematikçi Theodoros'la tanıştı. Mısır'a bir yolculuk yapıp, İtalya'ya giderek Tarento ve Lokroi'deki pyhthagorasçı çevrelerle ilişki kurdu. İ.Ö. 388'e doğru Dionysos'un kaynı Dion tarafından, Syrasos'u oek etkileyemedi. Atina'ya dönerek, Akademi Gymnasionu'nda Yunanistan'ın dört bir yanından gelen Öğrencilere ders verdi. İ.Ö. 367 ve İ.Ö. 361'de iki kez daha Sicilya'ya gittiyse de, Genç Dionysos'u da etkilemeyi başaramadı ve felsefe ile tiranlığı bağdaştırmaktan vazgeçti. Atina'ya dönüp, Akademi'de ders vermeyi sürdürerek, söylentiye göre bir şölen sırasında öldürüldü.
Eflatun'un bütün yapıtları günümüze kalmıştır: Felsefe ve felsefeyle bağlantılı konularda yazılmış 26 diyalog. Karşılıklı konuşmalar biçiminde yazıldıkları için bunlara "diyalog" denirse de, tümünü diyalog diye adlandırmak belki doğru olmaz; çünkü, sözgelimi Sokrates'in mahkemede yaptığı konuşmayı içeren Savunma ve daha birkaç yapıtı, temelde monologdur. Gene de, tarihsel kişilere dayansın ya da dayanmasın, bütün yapıtlarını kişilerin ağzından yapılan konuşmalar biçiminde yazdığı için, tümü bu anlamda tiyatrovaridir. Birkaçı dışında, diyalogların tümünde, Sokrates odak kişidir.
Platon Kitapları - Eserleri
- Devlet
- Sokrates'in Savunması
- Phaidon
- Diyaloglar 2
- Şölen - Dostluk
- Gorgias
- Lysis
- Hipparkhos Kleitophon Rakipler
- Protagoras
- Diyaloglar
- Devlet Adamı
- Mektuplar
- Philebos
- Meneksenos
- Euthyphron
- Kriton
- Yasalar
- Timaios
- Ion
- Menon
- Sofist
- Minos
- Lakhes
- Kritias
- Alkibiades I-II
- Parmenides
- Theaitetos
- Küçük Hippias
- VII. Mektup, Dion
- Seçmeler
- Kratylos
- Büyük Hippias - Theages
- Euthydemos - Parmenides
- İkinci Alkibiades
- Kharmides
- Epinomis
- Phaidros
- Devlet III-IV
- Siyaset ve Retorik
- Kleitophon veya Felsefeye Davet
- Parmenides
- Devlet
Platon Alıntıları - Sözleri
- Tanrı sıradan bir kişiyi bile şair yapacak kadar bilge bir şairdir. O ana dek şiirden yana nasipsiz bile olsa aşk'ın dokunduğu herkes şair oluverir bir anda. (Şölen - Dostluk)
- Kurtlar kuzuları nasıl severse Aşıklar da sevgililerini öyle sever. (Phaidros)
- sözü özüne uymayan biri beni sıkar; söyledikleri ne kadar güzel olursa, o kadar sıkar. o zaman da beni söze düşman görürler. (Lakhes)
- "Antropos* ismi sadece yakınındaki canlıları görebilen, gördüğünden farklı bir şey düşünemeyen hayvanların ifade ettiğinden farklı bir anlam ifade eder." *İnsan (Kratylos)
- “Benim gibi bir kimseyi kolay kolay bulamayacaksınız. Onun için, size, kendinizi benden yoksun bırakmamanızı öneririm.” (Sokrates'in Savunması)
- Evet birleştiren şey sevinç ve acı ortoklığı değil midir? (Seçmeler)
- Ruha ait şeylere bakalım; bunlar ölçülülük, doğruluk, cesaret, kolay öğrenme, zihinde tutma, iyi yüreklilik ve daha başka benzer şeyler... (Menon)
- Ya sen adaletin ne olduğunu bilmiyorsun ya da onu benimle paylaşmak istemiyorsun (Kleitophon veya Felsefeye Davet)
- O halde, sence, söz, söylenen; görüş, görülen; işitiş, işitilen şey midir? Yoksa, söz başka, söylenen şeyler başka; görüş başka, görülen şeyler başka; işitiş başka, işitilen şeyler başka mıdır? (Minos)
- Eğer bir resme gereğinden fazla yaklaşırsan resimden hiçbir şey anlayamazsın. (Theaitetos)
- Devletler yeniden düzenlenmedikçe, kanunların daha iyi bir hale getirilmelerine imkân yoktur. (Mektuplar)
- “İnsanlara tanrılardan söz ederken onları tatmin etmek, gerçekten biz ölümlülere, ölümlülerden söz etmekten daha kolay gibi görünüyor. Çünkü dinleyenlerin, kendilerine bu kadar yabancı olan meseleler üzerinde görgüsüz ve kara cahil olmaları, bu konuda söz söylemek isteyenlerin işini pek kolaylaştırır; zaten tanrılar hakkındaki bütün bilgimizin de ne olduğu belli.” (Kritias)
- YABANCI: Sanırım henüz aşk avına dikkat etmedin. THEAİTETOS: Dikkat etseydim ne olurdu? YABANCI: Bu avın hediye olmadan yürümediğini görürdün. (Sofist)
- "İyi şeyler istiyorum ancak farkına varmadan tanrılardan kötü bir şey istememek çok zorlu bir iş." (Alkibiades I-II)
- Dilde yapılacak yanlışlık, sadece dile değil aynı zamanda ruha da kötü etki eder. (Phaidon)
- Oysa, çoğunlukla, doğa ve yasalar birbirine karşıttır. Bu nedenle, insan utanıp düşündüğünü söylemekten çekinirse, sözleri birbirini tutmaz olur. (Diyaloglar 2)
- gevezelik ciddi araştırmaların eğlencesi olur. (Philebos)
- “Önemli olan yaşamak değil, iyi yaşamaktır.'' (Kriton)
- _O halde aldanmıyorsam, kötülük kalmadığı zaman bile dostluk vardır. _Vardır. _Dostluğun sebebi gerçekten kötülük olsaydı dostluğun da ortadan kalkması gerekirdi: çünkü sebep yok olunca sonucu da yok olur. (Lysis)
- Seyircilere dikkat etmeliyim çünkü onları ağlatırsam alacağım para beni güldürür, onları güldürürsem alacağım para beni ağlatır. (Ion)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin