Kitap Künyesi

Yazar: Cahit Ülkü

Yayın Evi: İnkılap Kitabevi

İSBN: 9789751020444

Sayfa Sayısı: 335

--reklam--

Son Hazaryalı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Arthur Koestler'in, Orta Avrupa Yahudilerinin ırk olarak 8. yüzyılın ortalarına doğru Yahudilik dinine geçen Hazaryalılara dayandığını ve Hitler'in gerçekte Yahudi soykırımı değil, farkına varmadan Türk soykırımı yaptığını ileri süren incelemesi, son otuz yılın en fırtınalı tezlerinden birisidir. Bu incelemeyi Türk Edebiyatına ilk kez böylesine kapsamlı bir şekilde yansıtan Cahit Ülkü, burdan yola çıkarak, Hazar Devleti'ni canlandırmak isteyen bir avuç Musevi Türk'ün Osmanlı Sarayı'na dek uzanan çarpıcı öyküsünü zengin bir dille gündeme getiriyor.

Bu konuda daha önce öne sürülmüş kanıtlara yenilerini ekleyen yazara göre, bu roman olmaksızın Osmanlı tarihine ilişkin karanlıkta kalmış birçok sorunun yanıtlanması da olanaksız. Ayrıca, "Osmanlı Hanedanı 20. yüzyılda mı, yoksa 16. yüzyılda mı sukut etti?", "Hürrem Sultan'ın gizli aşkı kimdi?", "Zamanın tarihçileri Selim II'nin babasına hiç benzemediğini neden vurgulayıp durdular?", "En yakın dostunu, oğullarını ve torunlarını gözünü kırpmadan ölüme gönderen Kanuni'yi Hürrem'in etkisinde bırakan gerçek nedenler nelerdi?" gibi şimdiye dek yanıtlanmamış soruların yanıtları da bu kitapta. Kısacası, Şamanizmden Yahudiliğin kökenlerine, Kanuni'nin dramatik aşkından Osmanlı İmparatorluğu'na kimliğini veren felsefeye dek geniş bir alanı kapsayan gündem belirleyici ve bir solukta okunabilecek sürükleyicilikte bir romanla karşı karşıyasınız...

--reklam--

Son Hazaryalı Alıntıları - Sözleri

  • Katolikler kadar değilse bile Ortodokslar da Yahudiler’i sevmezlermiş. Diyor ki ‘Kasabamızda bir Yahudi’nin yaşamasına kimse izin vermez.’ Bu yüzden, geleceğimizi plânlaya­na dek kimliğimizi saklamamız gerekiyormuş. Irmağın döküldüğü denizin öteki yakasında bir ülke varmış. Orada kimse kimsenin inancına karışmıyormuş. Rogatino’ya göre, dinimizi saklamadan yaşayabileceğimiz tek ülke orasıymış.
  • Her kadın görüşümde, Tanrı'yı daha çok seviyorum.
  • Aklımızın gıdası doğru­lardır. Ancak doğruyla beslenen akıl bize yol gösterebilir.
  • ...çıkınca kadıya döndü: “Sizin gibi Hak nuruyla aydınlanmış adaletli kadılar oldukça memleketimizin üzerinde güneş batmaz..."
  • Dinler, insanları ayır­mak için değil, sevgi ve kardeşlik birliği kurmak içindir. Eğer ak­sini düşünürseniz, bağnazlığın batağına saplanırsınız. Şunu da unutmayın: Bağnazlık, aklı kör eder, düşünceyi prangalar. Başa­rıya ve mutluluğa, kinin yerine sevgiyi, düşmanlığın yerine asil erekleri koyarak ulaşabiliriz...
  • Yatakta kadınla erkek, aynı elmanın iki yarısı gibi olmalı, kadın sessiz ve hareketsiz kalmamalıydı. Aksi hâl­de erkek egemen, kadın mal olur ve o kadın günün birinde suyu sıkılmış limon gibi çöpe atılırdı.
  • ...Nuh, tufandan sonra çiftçi oldu, bağ dikip üzümünden şarap yaptı. Bir gün şaraptan çok içip sarhoş ve çadırında çıplak oldu. Nuh’un üç oğlu vardı: Sam, Ham ve Yafes. Bunlardan Ham, babasının çıplaklığını gördü ve kardeşlerine söyledi. Sam ve Yafes, sırtlarına bir giysi atıp geri geri çadıra girdiler, gözlerini arkalarına çevirmeden babalarının çıplaklığını örttüler. Çıkarken de yüzleri geri olup Nuh’un çıplak­lığını görmediler. Nuh şaraptan ayıldı ve küçük oğlunun kendisine yaptığını anladı. Ve dedi ki: ‘Ham’ın nesli Kenan olsun ve Kenan lânetli ol­sun. Sam'ın Allah’ı RAB mübarek olsun ve Kenan ona kul olsun. Allah Yafes'e genişlik versin ve Kenan ona kul olsun.'*
  • “Çok şükür dünyada burası gibi bir memleket var. Rahmetli babam anlatırdı: Büyük kurtuluşa dek bizim Filibe’de esir doğan esir öldüğü gibi, adamın yedi ceddi de köle olur, toprakla birlikte alınıp satılırmış. Bu yüzden ahali yıllarca Türk yolunu gözlemiş. Türkler gelince de bayram etmişler. Gerçekten, kölelik o saat bitmiş. Köyümüzün toptan Müslüman olduğu günü dün gibi anımsıyorum. Hrıstiyanlardan daha fazla vergi alındığından, bizim uyanıklar ek vergiden kurtulmak için cümbür cemaat Müslüman olmuşlardı. Babam, ‘İlk Günah’tan kurtulmak için bile Müslüman olmaya değer!” derdi. Düşünsene; melekler gibi tertemiz, alabildiğine özgür olarak dünyaya geliş! Şimdi çok şükür, senyör de benim, kölesi de ben! Bu olağandışı şey Haim Efendi; başka acılara, rezilliklere katlan­maya değen bir şey! Veziriazam sana zulmederse, padişahın ka­pısına dayanıp, ‘Adamın bana zulmediyor!’ diye bas bas bağıra­bilirsin; kimse sana kaş çatamaz. Haklıysan hakkın teslim edilir, veziriazam cezalandırılır. Sıkıysa senyörün karşısına çıkta, karı­nın, ananın ırzına geçen adamını ona şikâyet et! Seni anında şa­tonun barbatasından atıverirler. Hem senyörler kurt dişli koru­nakları olan yüzlerce muhafızlı kalelerde otururlarken, paşaların bahçeli, havuzlu; sarmaşık çitli ahşap evlerde barınmaları boşuna değil.”
  • Osmanlılar, dün­yanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, kendi tebaalarının yakınları­nı da tebaa bilip onları kolluyorlar. Soydaşlarımız, en kolay, Os­manlı İmparatorluğu’nda barınabiliyorlar. Orada din ayrımcılığı yok. Engizisyon yok. Önemli olan insan olmak...

--reklam--

Son Hazaryalı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İlk olarak şu noktadan başlamak istiyorum, yazarımız kitabını tezli roman olarak nitelemiş; kurgu dememizi istemiyor ve de kitabın sonunda iddiasını destekleyecek güzel bilgiler mevcut. Kaybolup giden bir devlet en zengin Türk milleti olarak da geçer:Musevi Hazarlar. Peki bu büyük ve güçlü devlet, Doğu Roma ve Hilafet Devletine denk bir devlet, ortadan kalkıyor hiç mi gürültüsü olmuyor; yeniden dirilme çabaları hiç mi olmuyor işte kitap bu konu üzerinden yürüyor. İşte burada dağılan büyük bir Musevi Türk toplumu var ve tez buradan şekilleniyor kitapta belli başlı kahramanlar oluşturulmuş ve bunlara görevler biçilmiş bunlardan birisi de Osmanlı Devleti'nin içine yerleşmeye çalışıyor ve meşhur Hürrem Sultan üzerinden olay işletiliyor Sarı Selim'e kadar bir şekilde geliyor olaylar olaylar yani. Ben incelemeyi kendim için yazıyorum o yüzden kitabı özetlemiyorum eleştirilerimi sıralamak istiyorum kitaba tezli roman denmesini istemiş ancak bu neredeyse tamamıyla kurgu. Hadi diyelim bir şekilde bu Hazar Devletini canlandırmak isteyen ve devletlere sızan bir oluşum var ve de faal durumdalar; Hürrem Sultan'ı da kabul ettik diyelim o da aslen musevi Türk olsun Hazar ideali için çalışsın fakat şurada büyük bir yanılgı var: yazar diyor ki artık nasıl bir kurguysa Hürrem Sultanı Kanuni değil Musevi Hazar varisi hamile bıraktı ve buradan Sarı Selim doğdu. Yani ne desem bilemiyorum günümüzde dahi gidip görmeye çalışsak haremin bazı bölümleri kapalı durumdadır değil hareme girmek önünden erkek sinek geçirmezler yazar baya hayal gücünü ortaya koymuş oldu. Musevi Hazar Hanedanından bir Türk'e Hürrem Sultan kendini dölletmiş dışarıda vs sonra da belli olmasın diye Kanuni'ye iyice yalanma falan... Buralar gerçekten saçmalıktı benim için gerçekten güzel bir şey ortaya çıkarabilirdi ama burada çok uçmuşsun be abi. Sarı Selim'in fiziksel özellikleri üzerinden de destekleniyor doğal olarak ama biz biliyoruz ki Osmanlı padişahları Orhan Gazi'den itibaren yabancı kökenli kadınlar ile ilişkide bulunuyorlar yani üzerinden kaç kuşak geçiyor taa II. Selim'e geliyor sırf dış görünüşten böyle sonuçlara varılamaz diye düşünüyorum. Yazar sadece Hürrem'e Hazar soyu özelliği yükleyip fikirlerini de II. Selim'e aşıladığı gerekçesiyle bir olay kursaydı daha olumlu yaklaşılabilirdi ama padişah cariyesi birisinin başka bir kişi tarafından hamile bırakılma imkanı neredeyse imkansız. Üslubuna gelirsek bazı yerlerde çok ağdalıydı eski ve pek bilinmeyen kelimeler kullanması güzel ama gidip de taa yahudi ayinlerinde kullanılan nesnelere kadar alması bahsetmesi beni biraz sıktı, kitaptan uzaklaştırdı. Bir daha söylüyorum tezli roman iddiası olmayıp kurgu deseydi gerçekten başarılı olabilirdi fakat bununla beraber biraz daha uzatması lazımdı, başlangıcı oturaklı düzgün bir biçimde yapmış ama sonradan olaylar çok hızlı ve ani dönüşlerle gerçekleşiyor sonu biraz oldu bittiye gelmiş gibi. Ve kitap sonundaki yazarın iddialarını destekleyici bilgilerden benim dikkatimi çeken birkaç şey: Selim'in Yasef Nassi ile ilişkisi Ayşe Hür'ün bir makalesi Sokollu-Yasef Nassi ilişkisi Osmanlı-Fransa arasında İbranice yazılmış bir anlaşma metni. Bir de alıntılarım: gonderi/129241884 gonderi/129242325 gonderi/129244885 gonderi/129247013 gonderi/129247996 gonderi/129334747 gonderi/129335588 gonderi/129338002 gonderi/129339381 (KAaaaaaAN)

CAHİT ÜLKÜ – SON HAZARYALI - KİTAP TANITIMI Cahit Ülkü’nün bu kitabı SARI SELİM ve PARGALI İBRAHİM’le karşılaştırılınca biraz daha kurgusal özellikler taşıyor. Bir roman olarak merkezde Arthur KOSTLER’in 13. KABİLE kitabının savundukları var. Kitaptan aklımda kalanlar birkaç madde halinde şöyle: Hıristiyan düşünce dünyasında Yahudilere karşı en acımasız olanlar KATOLİKLER. Bu Hıristiyan mezhebi sıklıkla Yahudilere karşı son derece acımasız davranmış. Yahudiler kendi tarihlerinde sıkça ve toplu olarak sürgün yaşıyorlar. İlk büyük sürgün Babil devletinde oluyor. Asurluların yenen Babil devleti bu sürgünü gerçekleştiriyor. MÖ 722 Daha sonra Avrupa kıtasına ve yakın Asya’ya dağılan Yahudiler neredeyse her yüzyılda bir kere yaşadıkları topraklardan çıkarılmışlar. Kalan Yahudi toplumu ardından Roma İmparatorluğu tarafında sürgün ediliyor. MS 135 Avrupa’da büyük sürgünler yaşıyorlar. İlk büyük Avrupa sürgünü İngiltere’den oluyor. 11. yüzyılda İngiltere’den çıkarılan Yahudiler Avrupa’da son kaldıkları yer olan İspanya’dan da 1492 yılından itibaren uzaklaştırılıyorlar. Kastilya kraliçesi İSABELLA ve Aragon kralı Ferdinand’ın evlenmesine aracı olan ve bir Yahudi olan Abraham SENOR, herhalde kendi soydaşlarının sonunu getireceğini öngörememiştir. Saraya yaptığı 30.000 altınlık bağış yeni yönetimin Yahudilere bakışını yumuşatmamıştır. Cahit Ülkü, Kostler’in temel tezi olan Hazar Devletinin Musevi oluşu üzerinden kurguluyor kendi roman gerçeğini. Bu teze göre Hazar Devleti ciddiye alınacak bir Musevi nüfusuna sahip. Yıkılan devletin kalıntılarının çoğu diğer toplumlar içinde eriyorlar. Dillerini ve inançlarını kaybediyorlar. Geride kalanlar Osmanlı Sarayına bilinçli olarak sızıyorlar. Çünkü o dönemde bir insanın inancı nedeniyle baskı görmediği tek devlet Osmanlı Devletlidir. Saraya sızdırılan kişi HÜRREM ‘dir. Hürrem’in kökeni hakkında anlatılanların ortak noktası Kırımlılar tarafından kaçırıldığı, ardından Pargalı İbrahim’e hediye edildiği ve Pargalı Tarafından Kanuni Süleyman’a hediye edildiğidir. Asıl adının ROXALANA veya ROZA olduğu konusunda bir tartışma yoktur. Ancak bir Rus papazının kızı olarak bilinir. Oysa o dönemde bütün Museviler kendilerini Hıristiyan olarak göstermektedir. Yani ROZA’nın gizli bir Musevi olması uzak bir olasılık değildir. Kitabın ikinci tezi ise SARI SELİM olarak bildiğimiz 2. Selim’in Kanuni’nin değil Hürrem’in Agustino’dan oğlu olduğudur. Gerçekten de dönemin resmi kaynakları da 2. Selim’in Süleyman’a hiç benzemediğini sıkça belirtirler. Burada bence Selim’in ASTRAHAN seferinin çok büyük bir önemi var. Bu seferin amacı İdil ve Volga nehirlerinin bir kanalla birleştirilmesi amacıdır. Tasarı büyük ve değerli olduğuna şüphe yoktur. Ancak SOKOLLU tarafından sabote edilmiştir. Burası araştırılmaya değer bir konu. Bize AYYAŞ SELİM olarak tanıtılan ama aslında öngörüsü güçlü olan Selim’in ikinci tasarısı SÜVEYŞ KANALI dır fakat bu da başarısız olmuştur. Sokollu’nun buradaki etkisi de büyüktür. Sonuçta Selim’in tek başarısı Kıbrıs’ın alınmasıdır. Sokollu’nun sarayda ne derece büyük bir güce sahip olduğunu da yine kitaptan öğreniyoruz. Padişah vasiyetinde Sokollu’nun bir şekilde öldürülmesini vasiyet etmiştir ve bu vasiyet yerine getirilmiştir. Sarı Selim’in hep yakınında duran Yasef NASSİ, Hürrem’in gücü, sarayda dönen oyunlar, Hazar Devleti ve bu devletin idarecilerinin Musevi inancına bağlı oluşları ve daha pek çok sıra dışı ayrıntı; kitabı sürükleyici bir metin yapıyor. Bu dönemde Avrupa’da Musevilere hiçbir hoşgörünün olmadığını, vaftiz olup din değiştirenlere MORRANO yani DOMUZ dendiğini de öğreniyoruz. Kanuni’nin genel işleyişe uymayıp sadrazam olan PİRİ MEHMET PAŞA’yı azledip yerine kölesi olan Pargalı’yı sadrazam yapması; o dönemde de ters karşılandığından, Pargalı birkaç günlüğüne Rumeli Beylerbeyi yapılması ardından sadrazam mührüne sahip olması, Pargalı’nın Süleyman’ın ayağını yıkadıktan sonra bu suyu içmesi ayrıntıları da sıra dışı ayrıntılardan. En çok aklımda kalan cümle ise: BAŞARMAK İSTEYEN KİŞİNİN ÖĞRENMESİ GEREKEN İLK DERS, BAŞARISIZLIĞA NASIL KATLANACAĞINI KEŞFETMEKTİR. İyi Okumalar Dilerim (Hakan cucunel)

Tartışılacak bir kurgu: Son Hazaryalı ilginç iddialarda bulunmakla birlikte tarih ve edebiyat birlikteliğinin keyfini çıkaracağınız güzel bir kitap olmuş. Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ Orta Asya kökenli çoğu Şaman Hazar Türkleri önce Kağan ve ailesinin kabul etmesi ile Museviliği benimsediler. Uzun bir özgürlük döneminden sonra devletleri dağıldı ve son Hazaryalılar devleti devam ettirebilmek için plan yaptılar. Bu planı yapan Hazaryalıların Osmanlı’ya uzanan hikayesini okuyoruz. Kitapta iddia edilen bazı fikirler ise şunlar. 1-Doğu Avrupa yahudilerinin Hazar Türkleri olduğu ve dolayısıyla Hitler’in katlettiği yahudilerin Türk soylu olduğu. 2- II. Selim’in Hazar Türkü olduğu. İddialar çok küçük detaylara dayandırılarak anlatılıyor. Zaten gerçekliklerini tartışmak bana düşmez ama yaptığım araştırmaya göre de kitaptaki iddiaları çok kızgın bir şekilde yalanlayanlar var. ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ Kitap çoğu zaman durgun olsa da sonuna kadar akıcılığını koruyor. Sıkılmadan, yorulmadan tek seferde yüze yakın sayfa okudum. Kitabın ortalarına kadar anlamını bilmediğim kelime biraz fazlaydı ama birçoğu da açıklanmıştı. ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ Kısacası içindeki iddialar çok uzun zaman tartışılır ama edebiyatın tarihle buluştuğu güzel bir kitaptı. Tarih meraklılarına duyurulur. https://www.instagram.com/p/BngzxM8nSIb/ (nihal)

--reklam--

Son Hazaryalı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Cahit Ülkü - Son Hazaryalı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Son Hazaryalı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Cahit Ülkü Kimdir?

Cahit Ülkü, 1941 yılında Ankara'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdikten sonra Ankara'da serbest proje mimarlığı yaptı. 12 Eylül 1980 darbesi, siyasetle yakından ilgilenmesine neden oldu. 1983 yılı başlarında Bülent Ecevit ile tanıştı. 1984 yılında , kuruluş halindeki Demokratik Sol Parti'nin Yazışma Merkezi Sözcülüğü görevini Merkez Bankası eski başkanlarından İsmail Hakkı Aydınoğlu ile birlikte üstlendi. Daha sonra kendi isteğiyle sözcülük görevinden ve Demokratik Sol Hareket'in partileşme aşamasından ayrıldı. 1986 yılında İzmir'e yerleşti. 1992 yılından başlayarak, tarih konusunda bilgi birikimlerini notlar halinde toparlamaya, daha sonra da kurucusu ve yöneticisi olduğu bir yerel radyoda Saklı Tarih başlığı altında yayınlamaya başladı. Bu uğraş onu, daha kapsamlı ve bütüncül çalışmalara yönlendirdi. Cahit Ülkü'nün, Pargalı İbrahim Paşa, Rüstem Paşa ve Son Hazaryalı adlı üç romanı bulunmaktadır. Halen 065 numaralı Ege Mason Locası aktif üyesi olan Cahit Ülkü evli ve üç çocuk babasıdır.

--reklam--

Cahit Ülkü Kitapları - Eserleri

  • Pargalı İbrahim Paşa Kanuni'nin Düşü Hürrem'in Kabusu
  • Son Hazaryalı
  • Sarı Selim
  • Rüstem Paşa
  • Suların Getirdiği Padişah 2. Selim
  • Neden Osmanlı

--reklam--

Cahit Ülkü Alıntıları - Sözleri

  • “Hayal kurmayı bilmeyen insan için uykusuz geceleri tüketmek zordur.” (Pargalı İbrahim Paşa Kanuni'nin Düşü Hürrem'in Kabusu)
  • Hayal kurmayı bilmeyen insan için uykusuz geceleri tüketmek zordur. (Pargalı İbrahim Paşa Kanuni'nin Düşü Hürrem'in Kabusu)
  • Türk'e göre devlet, kendisine zarar verdiğinde, kirli gömlek gibi çıkarılıverecek șeydir. Osmanlı bunu gördüğünden devleti her şeyin üstünde tuttu. Anadolu Türk'ü de buna başkaldırıyor. Onlar için özgürlük devletten öncelikli. Oysa Osmanlı, her ne olursa olsun devleti sürekli kılmaya kararlı. Türkler'in bu karakteri yüzünden, Osmanlı, Türk olmayanlara dayandı ve Abdullahoğulları'yla kaderini birleştirdi. (Rüstem Paşa)
  • Yatakta kadınla erkek, aynı elmanın iki yarısı gibi olmalı, kadın sessiz ve hareketsiz kalmamalıydı. Aksi hâl­de erkek egemen, kadın mal olur ve o kadın günün birinde suyu sıkılmış limon gibi çöpe atılırdı. (Son Hazaryalı)
  • Her kadın görüşümde, Tanrı'yı daha çok seviyorum. (Son Hazaryalı)
  • Benim bir arkadaşım var. Adı Yusuf Has Hâcip. O der ki: "İnsan gönlü, dipsiz denizdir. Bilgi de, onun dibinde yatan incidir. İnciyi denizden çıkarmadıkça, o, ister inci olsun, ister çakıl taşı, fark etmez" (Rüstem Paşa)
  • Bunun atalarından Musa Çelebi boğdurtmak için kovaladığı ağabeyi İsa Çelebi'yi öldüren adamları, bu adamların oturdukları köyle birlikte orada yaşayanların tamamını, soyundan birinin kanını akıttıkları için diri diri yakmamış mıydı? (Suların Getirdiği Padişah 2. Selim)
  • Unutmayalım ki düşünce alanımız kullandığımız sözcük adediyle sınırlıdır. (Suların Getirdiği Padişah 2. Selim)
  • Bil ki elinde olan, arayıp bulduğundur, kendi seçimindir. (Rüstem Paşa)
  • ...karanlık günün canhıraş çığlıklarını yutmuştu. Geçmişin ağıtlarıyla kasvetlenen odasında yapayalnızdı.. (Sarı Selim)
  • Kadının gücü, her şeye yeter. Yasak meyveyi kim yedirdi erkeğe, kim tattırdı ona günah işlemenin hazzını? (Rüstem Paşa)
  • Zulüm görenler,zamanla zalim olurlar ! (Suların Getirdiği Padişah 2. Selim)
  • Osmanlılar, dün­yanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, kendi tebaalarının yakınları­nı da tebaa bilip onları kolluyorlar. Soydaşlarımız, en kolay, Os­manlı İmparatorluğu’nda barınabiliyorlar. Orada din ayrımcılığı yok. Engizisyon yok. Önemli olan insan olmak... (Son Hazaryalı)
  • "Bana sorarsan, iktidarı kendi benliğinde kur. Kendini yenmenin mutluluğunu başka hiçbir şeyde bulamazsın ve bu, çabalarının karşılığı olan mükemmel bir ödüldür!" (Pargalı İbrahim Paşa Kanuni'nin Düşü Hürrem'in Kabusu)
  • Kendini tanrının parçası olarak gören insanın tapınmaya ihtiyacı yoktur; o yalnızca kutsar. (Suların Getirdiği Padişah 2. Selim)
  • İnsan zaaflarını bekçisidir.Ama o bekçilik hep kusursuz yapılırsa insan insanlığını yitirir.. Gunahlarimizdan ve utanclarimizdan arındığımızda geride değerli olarak ne kalır? (Sarı Selim)
  • Aklımızın gıdası doğru­lardır. Ancak doğruyla beslenen akıl bize yol gösterebilir. (Son Hazaryalı)
  • ... tarih, tartışılması yasaklanmış sözüm ona doğruların utanca bürünmüş yanlışlara dönüştüğü muazzam bir çöplük değil mi? (Suların Getirdiği Padişah 2. Selim)
  • Paylaşılmayan bilgi iyi bilgi değildir (Neden Osmanlı)
  • Katolikler kadar değilse bile Ortodokslar da Yahudiler’i sevmezlermiş. Diyor ki ‘Kasabamızda bir Yahudi’nin yaşamasına kimse izin vermez.’ Bu yüzden, geleceğimizi plânlaya­na dek kimliğimizi saklamamız gerekiyormuş. Irmağın döküldüğü denizin öteki yakasında bir ülke varmış. Orada kimse kimsenin inancına karışmıyormuş. Rogatino’ya göre, dinimizi saklamadan yaşayabileceğimiz tek ülke orasıymış. (Son Hazaryalı)