Kitap Künyesi

Yazar: M. Necati Sepetçioğlu

Yayın Evi: İrfan Yayınevi

İSBN: 9789753710152

Sayfa Sayısı: 172

--reklam--

Sonsuza Uyanan Taşlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Sibirya'da soğuk, insanı biraz da tutsaklık acısından üşütür. Tabiatın alabildiğine büyüdüğü bir bütünlükte insanlar istese de istemese de yadırganan bir küçüklüğün havasını teneffüs ederler. Masalların devleriyle insanları arasındaki ölçüyü andıran bu hava açıkça belli olmasa bile, korkudur. Ve Sibirya, ister o bitmek tükenmek bilmez büyüklüğünde yaşamış olsun, ister orayı uzaktan tanıyın veya duyun, bu saklanmış korkuyu sizde her zaman uyandırmağa hazırdır. Çünkü üzerinde yürüdüğünüz düzlük ölçüsüzdür, tırmandığınız ve sizi o ölçüsüz düzlükten kurtaracağını sandığınız engebeler bir başka biçimde ölçüsüzdür; ormanını aklınız, tundrasını havsalanız almamağa başlar. Ne kadar haşır neşir olursanız olunuz Sibiryayla, Yenisey'den Selenga'ya kadar bir acaip çağıltıda sanki yüzyılları akıtıp götürdüğü ve sanki daha bir nice bin yüzyılı sürükleyip getirdiği sanılan suları beyninize ummanlar doldurur...

(Kitabın İçinden)

--reklam--

Sonsuza Uyanan Taşlar Alıntıları - Sözleri

  • Çünkü insanoğlunun en büyük korkusu unutulmaktır. Ölüm, ölüm olduğu için değil, ölüm unutturduğu için korkutucudur.
  • O insanlar ki hürdüler, o insanlar ki hakimdiler, o insanlar ki dünyaya yön vermek için gelmiştiler. Adlarına Türk deniyordu ve eğer destanlar milletlerin ahlak ölçüsü ve değer yargısı ise gerçekten, yeryüzüne onlar gibi ilahi ve benzersiz bir ahlak anlayışında başka bir millet gelmemişti, yahut pek az gelmişti.
  • Tanrı ve kader, bu iki erişilmez ve bilinmeyen, biz insanlar doğmadan da bizi biliyorlar ve bizi çiziyorlar. Eğer Tanrı'ya ve kadere inanmıyorsanız kendinize inanmıyorsunuz demektir.
  • Uyu yavrum uyanacak günler var Yarınları gözetleyen dünler var Baban şehit, izlerinde ünler var O izlerde sen de dolaş Öç gününe tezce ulaş
  • Taşlar bir garip susmuşlukta, bir karanlık uykudaydı; ve ayak izleri belli belirsiz. Hepsi birden sonsuza göz yummuş uyuyorlardı. Ama, kader, hepsinden önce, sonsuza uyuyan taşların uyanmasını istiyordu.
  • Birileri, bir zamanlar, Strahlenberg'in dipdedesinin dedelerinin bile yaşamamış olabileceği bir zamanlar buralarda yaşamış, koşmuş, buraları etinde kemiğinde duyarak at sürmüş, dünyanın havasına suyuna; sevmiş sevilmiş, insan olmanın bütün hazzını ve gururunu yaşamış birileri belki de aşkını, belki de yurdunun güzelleşmesini, belki de acılarını kederlerini yahut sevinçlerini umudunu bu sütuna kazımıştı. Bunların birini bile yazmamış olsa muhakkak ki, insan olmanın gururunu dökmüştü taşa çentik çentik...
  • Yulığ Tigin hakan olunca bütün bunların köküne kibrit suyu dökmek için cümle beğlerini ve erlerini seferber etti. Ne var ne yok bütün Çinli çaşıtlar kaçacak köşe bucak aradılar; kaçanlar kaçıp kurtuldu, kaçamayanlar cezalarını buldu, öyle bir yel esmişti ki Türkeli'nde, bir önüne durulmaz, bir karşı konulmaz dağ olsa yerinden sarsıp, uçurur, ırmağ olsa yatağından alıp kaçırır, bir yel esmişti ki, yılan gözlerinde cümle yılanların soğuk düşü ve düşünüşü parıldayan Çinliler selâmeti kaçıp bir köşeye sinmekte görmüşlerdi. İçlerinden en akıllıları ve önlerinde saygı ile eğilip el bağladıkları din uluları bir araya gelmiş ve yeli kendi yurdunda durdurmak ve öfkesini almak için divan kurmuşlardı. Sonunda bir nice Çin ipeği ve bir o kadar gümüş ve altunla birlikte bir Çin Prensesi'ni Yulığ Tigin Hakan'a armağan olarak vermeğe karar almışlardı.
  • "Ölüm ile ayrılığı tartmışlar Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık"
  • Milliyetçiliği bir soy üstünlüğü ve bu üstünlük için dünyayı cehenneme çevirmek diye bilmek ucuz bir cahilliktir. Bu cahilliği 1940'lardan beri komünistler besliyor, büyütüyor. Çünkü kömünizmin yaşayabilmesi, bir ırkın üstünlüğü ve egemenliği için dünyayı cehenneme çevirebilmesi için milliyetçiliğin yok edilmesi gerekir. İnsanlar milliyetçilikten kopmalı, umacı gibi görmeli, nefret etmeliler ki komünizm ahtapotunun kollarına can bulmak için atılabilsinler. Yoksa komünizm ucuz cahilleri ve milletin kanını eme eme adlanmış pahalı münevverleri olmayan bir ülkede kolay kolay yer bulamaz. Çünkü milliyetçilik, soy üstünlüğü ve bu üstünlük uğruna dünyayı cehenneme çevirmek değil, aksine soyun varlığını koruma düzenidir, dilerseniz milliyetçilik soyun tabiî içgüdüsüdür de diyebilirsiniz. Varlığını korumak isteyen emperyalist olamaz.
  • Umudun gerçekleşmesi insanı uzun süre gönendirmez hatta umut gerçekleştiği an ölür ve insan garip bir boşluk duyar.
  • Bu taşların sırrını çözmek için o medeniyetin tarihini bilmemiz şarttır. İnsan varsa, tarih vardır, tarih varsa, muhakkak bir medeniyet vardır. Medeniyeti demirin ve çeliğin esiri olduğu petrol, petrolün tutsaklandığı makina, makinanın kelepcelendiği bilgisayar olarak; medeniyetin adı her değiştirilişinde daha da korkunçlaşan bombalar yahut bir takım ideolojiler olarak bellemeyelim, bu medeniyetsizliktir.
  • O insanlar ki hürdüler, o insanlar ki hâkimdiler, o insanlar ki, dünyaya yön vermek için gelmiştiler. Adlarına Türk deniyordu ve eğer destanlar milletlerin ahlâk ölçüsü ve değer yargısı ise gerçekten, yeryüzüne onlar gibi ilâhî bir soydan gelme değer yargıları en yüksekte ve benzersiz bir ahlâk anlayışında başka bir millet gelmemişti, yahut pek az gelmişti.
  • Zaman, uygarlık denilen insan zekâ ve beyninin madde çizgisinde hangi üst noktalara ulaşırsa ulaşsın, ruh sefil kaldı mı sonuç tarih öncesi sonuçlarından daha değişik olmaz.
  • "Ölüm ile ayrılığı yaratmışlar Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık"
  • Biz, bizden öncekilerin sonucu, bizden sonrakilerin sebebiyiz.

--reklam--

Sonsuza Uyanan Taşlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ben Türk'üm diyen, kendini bu ülkede yaşasın yaşamasın bu ülke insanı gibi hisseden herkesin okuması gereken yazarlardan birisidir M. Necati Sepetçioğlu. Ancak, şimdiki gençlere hitap edememiş, hakettiği adını şanını duyuramamış bir yazardır. Oysa, o kadar samimi ve içten, edebî vasfa da sahip eserleri var ki, ancak birilerinin vasıtasıyla onunla tanışıp okuyanlar onu sevmiş, takdir etmiş ve hakettiği değeri verebilmişlerdir. Eserlerinde Türk milliyetçiliği, töreyi, özgür bir devlet olmanın önemini, vatan, bayrak, millet gibi bizi biz yapan değerlerimizi işlemiştir. Ama maalesef şu an okumayı seven bazı gençler bizi biz yapan değerlerimizi hatırlatan, Türk neslinin çalışkan umutlu olduğunu öğütleyen, Orta Asya Türk atalarının devlet kurma mücadelelerini anlatan yazarlardan çabuk sıkılıyorlar. Daha çok toplumdan kendini soyutlanmış, toplumsal değerlere yabancı ve reddeden, Tanrıyı sorgulayıp, Tanrıya öfkeli olduğunu anlatan, umutsuzluk, yalnızlık, mutsuzluk, intihar gibi olumsuzlukları yazan yazarları beğeniyorlar. 'Sonsuza uyanan Taşlar' kitabı Türklerin tarihinin bir dönemine ışık tuttuğunu anlatan en büyük keşif serüveninden bahseder. Türklerin töresini, devlet olma tutkusunu, dilinin muhteşem yapısını gün yüzüne çıkaran en büyük keşiftir Orhun yazıtları. Taşların üzerine bazen Bilge Kağan bazen Kül Tigin' nin yeğeni Bilge Tanyukuk' un sözleri kazınmıştır. Bilge Kağan, Türk milletine ve beglerine seslenir, sözlerinin dinlenmesini ister. İlteriş Kutluğ Kağan ve İlbilge Hatun'un onyedi yiğit ile Çin'e isyan ederek yediyüz kişi ile hürriyeti, dağınık olan Türk beglerini birleştirerek devlet olma mücadelelerinden bahseder. Türk milletine de seslenir Bilge Kağan: " Bir millet aç iken tokluğu, tok iken açlığı bilmiyorsa, bilmeyecek bir vurdumduymazlığı yaşıyorsa? Yazık!" diyerek devlet ve millet olmanın temel ilkelerini anlatır. Kitapta William Shakespeare'in kurgulamış olduğu Hamlet'i ile kanlı canlı yaşayan Kür şad'ın hayatında yaşadığı benzerliklerden bahsetmesi dikkat çeker. Yazarın bu konuda Türk sanatçılarına sitemi vardır. William Shakespeare kurguladığı Hamlet'in acısını, duygusunu, intikamını tüm dünyaya duyurmuş olmasına rağmen neden? kanlı canlı yaşayan ve aynı kaderi paylaşan Kür şad'ın intikamını, Türklere verdiği ilhamı dünyaya duyurma becerisini gösterememişlerdir. Kitapta dikkat çeken bir diğer konu Orhun yazıtlarında yazılan söz sayısı 224'tür. Şimdiki konuşulan Türkiye Türkçesi ile nisbet oranının%65 olması, Türkçemizin günümüze kadar gelmesindeki kudretinin ve doğallığı ile yeni nesillere aktarılacak bir dil olma umudunu bize verir. Orhun Kitabeleri de bunun en güzel delilidir. Keyifli okumalar... (Edibe Güler)

Kürşat ve 40 Çerisi: Kırk soylu yiğit, Kürşat'ın çağrısını bekletmediler, seğirte koşa geldiler.Yağmur sicim,soğuk urganlanmış, hüzün perde perde.Ama kırk soylu Yiğidin Kürşat'ın bir olduğu mağaramsı kaya oyunu sisli çıkanların gölgeleşmesinde belirli bir umuda heyecanlanıyorum. (BUHARA)

Sonsuza Uyanan Taşlar: "O insanlar ki hürdüler, o insanlar ki hakimdiler, o insanlar ki dünyaya yön vermek için gelmiştirler. Adlarına Türk deniyordu ve eğer destanlar milletin ahlak ölçüsünü ve değer yargısını gerçekten, yeryüzüne onlar gibi ilahi bir soydan gelme değer yargıları en yüksekte ve benzersiz bir ahlak anlayışında başka bir millet gelmemişti, yahut pek az gelmişti" (Seher Gül Kuhla)

--reklam--

Sonsuza Uyanan Taşlar PDF indirme linki var mı?

--reklam--

M. Necati Sepetçioğlu - Sonsuza Uyanan Taşlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sonsuza Uyanan Taşlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı M. Necati Sepetçioğlu Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli kurumlarda memurluk ve idarecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt zaferinden başlayarak İstanbul’un fethine kadar Türk tarihini konu aldı, sonrakilerde ise Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sonuçlarını anlattı. Eserlerindeki şiirsel anlatımı sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sepetçioğlu’nun Anadolu fethini ve Türk devletinin kuruluşunu anlattığı romanları, bir döneme ışık tutmuş ve başucu kitapları arasında yer almıştı.

Sepetçioğlu’nun tarihî romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyordu. Trampacılar adlı oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. Oyun yazarlığında en önemli başarısını gösterdiği Büyük Otmarlar, önce İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu. Ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi. ‘Gece Vaktinde Gün Dönümü’ ve ‘Karanlıkta Mum Işığı’ adlı kitaplarıyla 1980 yılında ‘Türkiye Milli Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu, 1994’te İLESAM üstün hizmet beratı almış, 1998’de Atatürk Dil-Tarih Kurumu şeref üyeliğine seçilmişti. 8 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Sarıyer'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

--reklam--

M. Necati Sepetçioğlu Kitapları - Eserleri

  • Kilit
  • Anahtar
  • Kapı
  • Konak
  • Çatı
  • Üçler Yediler Kırklar
  • Bu Atlı Geçide Gider
  • Geçitteki Ülke
  • Can Ocağında Pişen Aş
  • Darağacı
  • Sabır
  • Ebemkuşağı
  • Sonsuza Uyanan Taşlar
  • Gündönümü
  • Dedem Korkut'un Kitabı
  • ...ve Çanakkale Geldiler
  • Yaratılış ve Türeyiş
  • ...ve Çanakkale Gördüler
  • ...ve Çanakkale Döndüler
  • Cevahir ile Sadık Çavuş'un Buğday Kamyonu
  • Karanlıkta Mum Işığı
  • Dede Korkut
  • Türk İslam Efsaneleri
  • Karşılaştırmalı Türk Destanları
  • Aydınlığın Mühürü
  • Kırım Kırımı
  • Hurmalığın Akdoğanı
  • Sesler ve Işıklar
  • Güneşin Dört Köşesi
  • Benim Adım Yunus Emre
  • Menevşeler Ölmemeli
  • Kutsal Mahpus Ebu Hanife
  • Her Bizans'a Bir Fatih
  • Rusya Rusya Dedikleri
  • Köprü
  • Sahibini Arayan Toprak
  • Zaman Toprak ve Sahibi
  • Bir Büyülü Dünya Ki...
  • Türk Destanları
  • Yunus Emre
  • Zaman Yürüyüşü
  • Zaman Uyanışı
  • Boyun Eğiş
  • Zaman Bir Dar Kapıda
  • Zaman Sarkacı
  • Hayır Deyiş
  • Zaman... Yok!
  • Dünden Bugüne ve Yarına 1
  • Cevahir ile Sadık Çavuş'un Buğday Kamyonu
  • Zaman Dönümü
  • Gece Vaktinde Gündönümü
  • Dünden Bugüne ve Yarına 2

--reklam--

M. Necati Sepetçioğlu Alıntıları - Sözleri

  • Perde açılmadan önce karanlıkta ağır, kasvetli çan sesleri duyulur. Önce uzaktır; sonra yaklaşır. Perde açıldığında, korlaşmış bir ateşin kızıllığında uçları kıpkırmızı olmuş demir millet -6 tanedir- Üç Senatörün gözlerine doğru gider. Çan sesleri birden susar. Senatörlerin gözlerinin dağlandığı ânda korkunç, tüyler ürpertici bir ferya duyulur, ışık birden sağda Bizans İmparatorunu aydınlatır. Haykıran, B. İmparatorudur. Korkunç bir düşle uyanmıştır; yatağındadır. (Her Bizans'a Bir Fatih)
  • "Kargadan korkan darı ekmez bizim memlekette bilmez misin?" (...ve Çanakkale Döndüler)
  • ''Bizim Türkmen deliyle yeninin budalasıdır. Deli gördü mü peşine düşer, yeni gördü mü ardına koşar;düş sever oğul düş ,düş sever bizim Türkmen.'' (Ebemkuşağı)
  • Tanrı'nın yarattığı bir canın bir damla kanı hangi dünya iktidarının bedeli olabilir? Nasıl? İşte benim yüreğimi alıp götüren dert bu. Kim ehli ise gelsin yönetsin ama mum gibi eriye eriye, kendini yok edip başkalarına ışığını vererek yönetsin. İktidar budur saltanat budur benim için. (Ebemkuşağı)
  • Gelgelelim insanlar tabiattan kopuyorlar, uzaklaşıyorlar.. tabiatın inkârındalar neredeyse. O senin dediğin dört duvar arası, yani ev değil düşman olan. Dört duvar insanların yüreğinde, hem de kerpicin, hem de tahtanın en katısıyla insanların yüreklerinde. Halbuki tabiat gelmeli yerleşmeli insan yüreğine; tabiat sevmektir, aşktır Osman Yiğit. Sevmek, en katı kerpiçleri, en çıra budağında nasırlanmış tahtayı eritir, insan yüreğini tutsaklıktan kurtarır. (Benim Adım Yunus Emre)
  • "İrili ufaklı, dik, yana yatmış kimi, birkaçı kırık..yenisiyle eskisiyle mezartaşları Kur'ân-ı Kerîmin huzurunda sessiz ve ayaktaydı." (...ve Çanakkale Döndüler)
  • Bütün firavunlar aynıdır. Bütün firavunlar birbirine benzer. Sizinki sizin kadardır bizimki bizim kadar.. (Köprü)
  • "Kötülükler başında olsun, sonunda olmasın yeter ki." (Üçler Yediler Kırklar)
  • “Demek unutmak aldatıcıymış. Unuttuğuna inandığın nesne yangınını göstermek için bir kötü kıvılcıma bakıyormuş.” (Ebemkuşağı)
  • Sabredecektin; Neden kendini gösterme sevdasına kapılıyorsun? Kendini göstermek isteyenlerden çok kendini göstermek istemeyenler çabuk görülür, bilmez misin? (Üçler Yediler Kırklar)
  • Her insan başkasının ölümünde kendi ölümünü seyrediyor. (Aydınlığın Mühürü)
  • "Halbuki insanın başı göğe doğrudur, yüceliklere yöneliktir. Başka canlılar, bitkiler ve hayvanlar işte bu dünya içindir, bu dünyanın malıdır. İnsan daha çok, dünya ile ilgili olmasına rağmen, yâni ruhlar alemine, manevî dünyalara bağlı yaşar.. bu yüzden akıllıdır, şuurludur." (Hurmalığın Akdoğanı)
  • Çocukla çocuk olmak zordu; çocuğa kıyasıya vurmanın ne demek olduğunu anlatamazdı. (Kilit)
  • Başarı, hep başarı; sonunaca başarı... olmuyordu, insanoğlunun kaderinde başarılar kadar yarım başarılar da yazılıydı, boşuna ter dökmeler de. (Sabır)
  • Hiç işlemediği bir günahın bağışlanmasını diledi sessizce; hiç işlemediği ama çok işlediğini sandığı bir suçun cezasına hazır yüreği teslim oldu. (Sabır)
  • Bedeni yok edebilmek için bedende hastalığı yayacak mikroplara nasıl bir karşı koyuş varsa tıpkı öyle tabii bir direnç de, milletlere musallat olacak hastalıklarda ancak milliyetçiliktir. (Kırım Kırımı)
  • Sulu bataklıklarda güzel çiçekler açar,onları oraya yakıştıramaz insan.Deve dikenleri mavimsi yanan çiçeklerle donanır;o çiçekleri deve dikenine yakıştıramaz insan...Bunun gibi gerçeği yanlış gösteren nice benzetmeler saklıdır gözümüzde. (Geçitteki Ülke)
  • "Gönül gördüğünde göz bulur dedi; Yürek sezdiğinde el ulaşır; akıl terlerse ayak yeğnilir varacağı yere çabuk varır." (Gündönümü)
  • İnsanın olduğu her yerde bir hâdise vardır, yani olay dediğimiz özellik. Olaysız insan görülmemiştir yeryüzünde. Bir kere insanın doğumu bir olaydır başlıbaşına; var oluşu, yaşayışı, soluk alışı bir olaydır; duyması, düşünmesi, adım atması, bakması bir olaydır. (Kutsal Mahpus Ebu Hanife)
  • Adamını iyi seç, tipkı Türkler gibi.. Türklerin başarısı soylu at seçmelerindendir , soysuz ata binmezler. (Kapı)