Kitap Künyesi
Yazar: Alain de Botton
Çevirmen: Ahu Sıla Bayer
Yayın Evi: Sel Yayıncılık
İSBN: 9789755702339
Sayfa Sayısı: 335
--reklam--
Statü Endişesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitap, hepimizin içini kemiren ancak pek nadir ifade edebildiğimiz bir korkuyu su yüzüne çıkarıyor: başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü korkusu. Başarısızlığımızın toplum tarafından acımasızca yargılanacağı hissi. Bir başka deyişle bu kitap, evrensel bir endişeye, statü endişesine ayna tutuyor.
Alain de Botton, yine zarafet ve incelikle statü endişemizin nereden kaynaklandığını ve onu yenmek için neler yapabileceğimizi anlatıyor bize. Felsefecilerin, sanatçıların ve yazarların yardımıyla, statü endişesinin tarihsel öyküsünü ve tarih boyunca bu endişeyi yenmeye çabalamış hareketleri inceliyor. Toplumun acımasız yargılarına karşı kalkanlar edinen ve bu yolla mutluluğa ulaşmaya çalışan yalın ayak filozofların, üstsüz bohemlerin, komedyenlerin, şair ve ressamların bir resmi geçidini sunuyor okura.
Sonuç: bu kitap yalnızca eğlendirmiyor, düşüncelerimizi de kışkırtıyor. Felsefenin yardımıyla toplumsal kaygılarımızdan kurtulmamızı sağlayan, yürek hafifleten bir kitap.
Kitabı okuyanlar, beiki yıllardır ruhlarını kemiren statü endişesinden arınmış olacaklar.
(Arka Kapak)
--reklam--
Statü Endişesi Alıntıları - Sözleri
- Statü sahibi olamamış bireyler toplumların gözünde birer "hiç" tir, onlara sert muamele edilir, renkli kişilikleri görmezden gelinir ve kimlikleri horlanır.
- "Her övülenin ille de daha iyi olduğunu kim söylemiş? Zümrüt övülmediği zaman değer mi kaybeder sanki? Peki ya altın, fil dişi, bir çiçek yada bitki?"️
- İnsan, vazgeçebildiği eşya oranında zengindir.
- "İnsanlar sahtedir, dönektir, türlü hilelerle ve tatlı dille bizi kandırır, sefil ederler, kendi çıkarlarından başka şey düşünmez, başkalarının ne halde olduğuna dönüp bakmazlar. Onlara çok az inanır ve pek az güvenirsek yanılmamış oluruz."
- Yemek ve barınak gibi temel ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra, toplumsal hiyerarşide bir yer edinme isteğimiz girer devreye. İşte bu isteği tetikleyen ana itki mal mülk edinmek ya da iktidar sahibi olup sözümüzü geçirmekten çok, sevgiye ulaşmaktır belki de. Ulaşacağımız nihai nokta sevgidir; para, ün ve itibar sevgiye ulaşma yolunda kullandığımız birer simge (ve birer araç) olarak değerlendirilebilir.
- "Dünya, konuşmaya bile değmeyecek insanlarla doludur."
- Eğer varlıklı olma isteği yalnızca maddiyatla ilgili olsaydı, zenginlerin bu çabasını anlamak zor olurdu. Ancak zengin insanların para biriktirmelerinin nedeni paranın kendisi kadar onu biriktirme süreci sonucunda edinecekleri saygının peşinde olmalarıdır. Pek azımız lüks hayata ve estetiğe düşkünüzdür ama hepimiz saygı ve şeref edinmek için kıvranır dururuz.
- Sözlük anlamına bakacak olursak eğer, zenginlik, illa ki büyük miktarda para sahibi olmak anlamına gelmiyordu. Zenginlik, bolluk demekti; burada bolluk derken kasdedilen şey kelebekler de olabilirdi, kitaplar da, gülücükler de.
- Kişinin kendi benliğine yüklediği her şey, bir başarı olmanın yanı sıra, bir yüktür de aslında.
- Kendi duruşundan emin olan kişilerin etrafındakileri aşağılamak gibi huyları yoktur. Kendini beğenmişlik ve kibrin nedeni derin bir korkudur.
- Şansın, kişinin yeteneklerinden daha önemli bir hale geldiğini, hatta yetenekleri kolayca ezip geçtiğini çok görmüşümdür.
- "Dünya, nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir."
- "Yas ve günaha çağrının zamanı bu, Gözyaşları, kıskançlık ve işkencenin devri, İsteyipte elde edememenin, lanetlenmenin zamanı..."
- Kıskançlığın en belirgin özelliği şudur: Günlük hayatta onca eşitsizlikle karşılaşmamıza rağmen herkesi kıskanmayız. Bazı kişilerin çok başarılı olmaları bizi hiç rahatsız etmezken, bazı kişilerin bizden çok az farklarla üstün olmaları bizi amansız sıkıntılara sokar, bizim için işkenceden beterdir. Çünkü aslında sadece benzeştiğimizi hissettiğimiz insanları, yani referans aldığımız grubun üyelerini kıskanırız. Bize en dayanılmaz gelen başarılar, sözde eşit olduğumuz kişilerin başarılarıdır.
- Toplum, mahvedilmiş yaşamların büyük çoğunluğuna karşı çok acımasız bir yaklaşım sergiler.
--reklam--
Statü Endişesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu kitap statumuzu korumak adina ya da daha ileriye tasimak icin verdigimiz hayat mucadelesinde endişemizi azaltmak için teselliler sunuyor. Toplumun yarattığı değerler çizgisinin dışından yürümüş, sanatçılar, filozoflar, bohemler den örnekler vererek tek gerçekliğin toplumun benimsemiş olduğu değer ve yargılar olmadığını hatırlatıyor. Kalabalığın sesinin zaman zaman hatalı görüşlerden oluştuğunu ve çoğunluk tarafından dışlanmış olmanın her zaman “kötü olmadığını”, hristiyanlık, felsefe ve sanattan örnekler vererek açıklıyor. Statü’nün önemini reddetmiyor fakat statü yanılsamasının hayatımızı zehir edecek bir gerçekliğe bürünmemesi gerektiğini söylüyor. Toplumda “önde gelen” kişilerin tarih içinde ne kadar değiştiğini örneklerle açıklarken, şuan önemsediğimiz birçok şeyin 100 yıl öncesinde ne kadar komik olabileceğini hatırlatıyor. Çok çok güzel bir kitaptı. (buse)
Sabahın beşinde bisiklete bineceğim diye kalkıp, camdan havlayan köpek sürüsünü görünce yorganın altında kitabı bitirmeye karar verdim. Aslında sokak hayvanlarından korkan bir tip değilim ama bisikletle olunca çok kovalıyorlar :< Onlara da yazık bana da. Neyse sonuç olarak Pazar miskinliğimi bu kitap ile yaparım derken daha gün doğmadan kitabı bitirmiş oldum. Sürekli işten şikayet eden ben ve sürekli buna maruz kalan sizi daha fazla mağdur etmemek için bu kitaba başladım. Botton çoğu zaman bana yol gösterir, kitaplarından istediğimi elde edemesem bile, genel kültür olarak beni o kadar çok tatmin eder ki, kitabı ne amaçla okuduğumun bir önemi kalmaz. Mesela, kitap/felsefenin-tesellisi--3646 beni felsefi açıdan daha çok doyuracak diye düşünürken, daha çok kişisel bağlamda tatmin olmamı sağladı. Bu kitabı tamamen işteki sıkıntıları çözmek için okudum. Aslında son sayfada şunu söylemeyi umuyordum: "Amaaaan, başlarım işine! Ben gidip dağlara yerleşeceğim." Yaşıma rağmen, hala bir ne yapmak istediğini bilmemezlik var üzerimde. İşimi seviyorum ama çalıştığım insanlar hoşuma gitmiyor, her ne kadar karakter olarak iş hayatına uygun bir insan olmasam da, insanlara kendi yaşamlarında ilham vermek hoşuma gidiyor, bütün gün evde çalışabilecek kadar evcimenim, ama topluma hitap etmek hoşuma gidiyor. Eminim ki bir çoğunuz ne yapmak istediğine karar vermiş ve bu yolda ilerleyen insanlarsınız. Benim ise her gün kafamdan şunlar geçiyor: "Pastane mi açsam acaba?", "Bir yayınevinde editörlüğe ya da çevirmenliğe mi başvursam?", "Çalıştığım firmanın yurtdışı ayağına mı başvursam?", "Küçük butik bir otel açsam şahane olur?", "Evde bir şeyler yapıp satmak ne kadar mantıklı?", "Eğitmen tercüman olarak Arap ülkelerine mi gitsem?" İşte bu ve bunun gibi sorular yüzünden, hala iş hayatımda doğru yerde olduğumu düşünmüyorum ve işteki sıkıntılarım bu soruların üstüne bal çalıyor. Ben de kendi kendime dedim ki: "Nedir senin sorunun Zeynep Can? İşinle alıp veremediğin ne? İş arkadaşlarınla olan problemleri neden çözemiyorsun?" Neyse ki Botton tüm insanlarda benim yaşadığım sorunların olduğuna dikkat çekmiş. Tüm insanlar olmasa bile onun bu sorunları yaşadığını bilmek benim için kafi zira kendisi benim sahip olmak isteyebileceğim bir karaktere sahip. En azından sakinliğinden bir parça alsam olur. "Çok sinirlisin.", "Çabuk sinirleniyorsun.", "Tez canlısın, hemen olsun istiyorsun." Evet efendim, evet! Benim mıy mıy mıy çalışan insana tahammülüm yok. Memnun değilsen işinden, hizmet ettiğin insanlara surat asıyorsan, defol git be adam! O maaşa çalışacak tonlarca işsiz insan var dışarıda. Öhöm, neyse sakinim. Velhasıl kelam, Botton kitapta bu endişeyi niçin yaşadığımı anlatmış ama çok fazla çözüm yolu sunmamış, anladığım kadarıyla çözüm yolları kişinin karakterine göre farklılık gösteriyor ve direk bir göndermede bulunmak doğru olmaz diye düşünmüş. Şu an hala kafamda deli sorular var, ne yapacağım, böyle mi emekli olacağım ya da emekli olmak istediğim bir hayatı mı yaşayacağım, ya bohem olmak istiyorsam... gibi gibi. Tabi bu bohem olma ihtiyacı kitabı okuduktan sonra doğdu, çünkü bunla ilgili çok güzel bir bölüm var. Okuduklarımdan etkilendiğim için değil, olmak istediğim şeyin anahtar kelimesini bulduğum için sanırım aklımda böyle bir seçenek daha oluştu. Mesela dadaizm bu yüzyılda çıksa ve ben de Gerard de Nerval gibi ıstakozuma tasma takıp yürüyüşe çıkabilsem. https://i.hizliresim.com/ZXO4RZ.jpg Ya da Charles Philipon gibi hükümeti özgürce eleştirebilsem. -Kendisi dönemin kralını zamanla armutlaşan bir insana benzetmiştir, burada ince bir detay var Fransızca'da armut anlamına gelen "la poire" kelimesi aynı zamanda da "ahmak" demektir. Buyrunuz: https://i.hizliresim.com/26EARj.jpg Ayrıca ben karikatüristin bir başka çizimi de çok beğendim: https://i.hizliresim.com/RrOM46.jpg Hepimize bir yerlerden tanıdık gelir belki diyeceğim ama bildiğiniz üzere tüm fabrikalar kapandı, tarıma ve çiftçiye verilen değer zaten ortada diyecektim ama olmayan şey ortada da var olamaz. Sonuç olarak ithal ettiğimiz ürünleri 2500 katı fiyatlara almakla yükümlüyüz, üstelik bu kadar verimli topraklarımız varken. Botton'un ilginç bir yanı daha var; Faşist bir yazarı çok masum göstermek gibi. Sözü geçen kişi yazar/f-t-marinetti . Kitabın içerisinde Fütürist yazar olarak tanıdığım ve Botton'un verdiği doğru örnekle ne kadar yaratıcı olduğunu düşündüğüm yazar aslında baya bildiğiniz bir Faşistmiş. Yani Viki amca öyle söylüyor. "Marinetti, geçmişi hatırlatan her şeyi, müzeler ve kütüphaneler dahil yok etmeyi savunan, devrimci bir program olan kitap/futurist-manifestolar-kitabi--74141 'nı hazırladı." Bense onun, Botton 'un kitabında yazdığı fütüristik yemek kitabıyla tanıdım. Alın size özellikle beylerin ve gay hanımların hoşuna gidebilecek bir tarif: "Çilekli Meme Tatlısı: Pembe bir tabak üzerinde, Campari'yle pembeye boyanmış ricotta'dan iki adet kadın memesi. Meme uçları şekerlenmiş çilekten olacak, ayrıca ricotta'nın altında döşenmiş olan taze çilekler de her bir ısırışta yeni yeni memeler yendiği izlemini uyandıracak." (Sayfa:327) İşte bu vesileyle, geçmişi yok etmek isteyen bir insanın, yemek üzerine tatlı düşüncelerini görünce onu bu haliyle tanımayı tercih ediyorsunuz. Yani en azından ben öyle yaptım. Alain de Botton okudukça hayatımda şöyle bir değişiklik oldu; insanları olduğu gibi kabul etmek değil, insanları olduğu kadar kabul etmek ve pozitif yönlerini almak. Onları hayatınızda oldukları kadar kabul etmeyi ve olumsuz yönlerini reddetmeyi -yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi- öğrendiğinizde, ne mutlu size çünkü hayatınız kolaylaşıyor. Olumsuz yönleri, kanser hücrelerine benzetiyorum, o kadar hızlı yayılıyorlar ki, ve üzücü olan taraf pozitif yanların bu kadar hızlı nüfus edememesi. O yüzden bir insanın içinde ilk ne kadar pozitiflik ararsanız, bu durum sizin o kadar yararınıza oluyor. Şu an Filippo Tommaso Marinetti benim için güzel ve fütüristik yemek tarifleri veren kaliteli bir İtalyan mesela ve onu bu kadar tanımayı tercih ediyorum. Ayrıca tarifi okurken o pembelik gözümde canlandı ve ağzıma şekerli bir tat geldi, işte bu da modernize edilmiş Proust etkisi gibi bir şey :> Daha detaylı öğrendiğim bir güzel şey "Vanitas resim" oldu. Sanat tarihi dersinde görmeme rağmen sonrasında araştırmak için fırsatım pek olmamıştı. Burada karşıma çıkması beni inanılmaz mutlu etti. " Hristiyan topraklarında on altıncı yüzyıl boyunca resim yeni bir resim türü ortaya çıktı ve sonraki iki yüzyıl boyunca etkili olmayı sürdürdü. "Vanitas resim" adı verilen bu resim türü, adıyla Vaiz'e gönderme yapıyordu (vanitas, kelime anlamı olarak "boş, beyhude" anlamına geliyordu) ve ev içi mekanlara, özellikle çalışma ve yatak odalarına asılıyordu. Bu tür tablolar genellikle bir masanın üzerine yerleştirilmiş bir nesneler bütününü resmediyor, bu nesneler belli bir zıtlık barındırıyordu. Çiçekler, madeni paralar, bir gitar ya da mandolin, satranç tahtaları, defne yapraklarından bir taç ve şarap şişleri gibi nesneler yaşamın gelip geçiciliğini ve zaferlerin dünyeviliğini ön plana çıkarıyor; öte yandan bu nesnelerin hemen yanı başında yer alan kafatası ve kum saati, ölümü hatırlatan göstergeler olarak resimdeki yerini alıyordu." (Sayfa: 262) Buyrunuz, Philippe de Champaigne'ın Vanitas'ı: https://i.hizliresim.com/8aNBR7.jpg Ve Simon Renard de St. André'nin: https://i.hizliresim.com/V93dWZ.jpg Sanırım André bu işin erbabı, bu konuda uzun araştırmalar yaptım ve resmin yapılış amacındaki mantığı çok beğendim. Yukarıda okuduğunuz gibi, dönemine göre baya yüklü anlamlar taşıyan bir resim türü. Tüm üst tabakayı adeta kaymak gibi sıyırıp geçiyor. İşte böyle, hem yalnız olmadığımı anladım, hem kültürlendim, hem köpeklerden korundum, hem çözüm yolunu arayacağım yeri anladım, hem kendimin farkına vardım. Benim için böyle bir kitap oldu kitap/statu-endisesi--10092. https://i.hizliresim.com/oX6vM9.jpg Umarım sizler de okuduğunuzda benim kadar keyif alırsınız. Keyifli okumalar, güzel kadınlar ve bir takım adamlar. (Kereviz)
Birini gözünüzden düşürmek istiyorsanız onunla evlenin!!! Bildiğimiz doğruları baştan gözden geçirmemizi sağlayan, statü kavramının soyutluğunu ve yönetilebilirliğini ele alan, bu uğurda yapılan irrasyonel davranışları önümüze serip bizi şaşırtan, akıcı anlatımlı çok keyifli bir kitap. Felsefi düşünce yapısına sahip okurlara tavsiye ederim. (Gözde Menevşeoğlu)
--reklam--
Statü Endişesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alain de Botton - Statü Endişesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Statü Endişesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alain de Botton Kimdir?
Yahudi asıllı yazar ve televizyon programları yapımcısı.
1969 yılında İsviçre’de doğdu. Eğitimini Cambridge’de tamamladı. Yapıtları on altı dile çevrildi. Hâlâ Londra’da yaşıyor. Türk okurunun Aşk Üzerine, Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir, Romantik Hareket, Öp ve Anlat, Seyahat Sanatı, Felsefenin Tesellisi, Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı, Ateistler İçin Din, Havaalanında Bir Hafta, Görmek ve Fark Etmek, Hayat Okulu Kitapları ve Statü Endişesi adlı kitaplarıyla büyük beğeni kazandı.
--reklam--
Alain de Botton Kitapları - Eserleri
- Felsefenin Tesellisi
- Aşk Üzerine
- Statü Endişesi
- Aşk Dersleri
- Mutluluğun Mimarisi
- Görmek ve Fark Etmek
- Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir
- Romantik Hareket
- Ateistler İçin Din
- Seyahat Sanatı
- Cinselliğe Nasıl Farklı Yaklaşırız
- Öp ve Anlat
- Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı
- Haberler
- Havaalanında Bir Hafta
- Terapi Olarak Sanat
- Hayat Okulu Kitapları (6 Kitap Takım)
--reklam--
Alain de Botton Alıntıları - Sözleri
- İlişkilerin en can sıkıcı yanlarından biri, ilk tanıştığımız gün daha görür görmez tutulduğumuz insanlara çok çabuk alışmamızdır. Eskiden sadece bileği ya da omzuyla bizi tahrik edebilen kişi şimdi önümüzde çırılçıplak soyunsa en ufak bir heyecan kıpırtısı duymadan bakabiliriz. (Terapi Olarak Sanat)
- İyi kitaplar yalnızca duygularımızı ve çevremizdekilere benzer insanları betimlemekle kalamaz, bunların bizim betimledigimizden çok daha güzel betimlenmesini sağlayan bir becerinin varlığına işaret ederler. Bu kitapların istedikleri gerçeklerin bizim de gerçeğimiz olduğunu düşünür, ancak bu gerçekleri kitapları okumadan kendi kendimize dile getirmeyi başaramayız. (Görmek ve Fark Etmek)
- Doğuştan getirdiğiniz tek bir kusur var: hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz... (Felsefenin Tesellisi)
- ...Tatmin olamayışımızın nedeni kendi hayatlarımızın baştan beri kusurlu olmasından değil, kendi hayatlarımıza gerektiği gibi bakmamamızdan kaynaklanır. (Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir)
- Mutluluk beden için iyidir," diyor Proust, "ama zihnin gücünü artıran şey kederdir." (Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir)
- Yaşamımı paylaşacak biri olmadan yaşama hakkının, sesimi duyacak biri olmadan düşünce özgürlüğünün ne anlamı vardı ki? (Aşk Üzerine)
- Erdemli olmaya giden yolun başında burjuvalara duyulan nefret vardır. (Görmek ve Fark Etmek)
- "Yaptığımız işin kişiliğimizi tanımlamasına tarihte izin veren ilk toplum da biziz; yeni tanıştığımız birine ilk sorduğumuz nereli olduğu ya da ailesi değil, ne iş yaptığıdır, sanki bir insanı ötekilerden ayıran özelliği bilmek için işini sormak yeterlidir." (Havaalanında Bir Hafta)
- Bir kütüphane kadar sessizdi ortalık. (Seyahat Sanatı)
- Sanat, kırılgan hayallerimize destek olur. (Terapi Olarak Sanat)
- Doğamızdaki rastlantısal özellikler ve çocukluğumuzdaki tuhaflıklar nedeniyle yetişkin olduğumuzda kendimizi dengesiz bir ruh halinde buluruz, bazı alanlarda çok iyiyizdir, bazılarında ise çok eksik, ya fazlasıyla endişeli ya da fazlasıyla sakinizdir, ya fazlasıyla iddialı ya da fazlasıyla pasifizdir, ya düşünce geliştirmeye fazlasıyla eğilimli oluruz ya da pratik yaşamı fazlasıyla önemseriz, ya fazlasıyla eril ya da fazlasıyla dişil yaklaşımları benimseriz. Kendimizde olmayan özellikleri gördüğümüz kişileri ‘seksi’ olarak niteleriz, bizi zaten var olan aşırılıklarımıza daha da itecek gibi görünen kişilerden de kaçarız. (Cinselliğe Nasıl Farklı Yaklaşırız)
- Özellikle de öfkenin ana sebebinin umut olduğu tezi. Kizgınız çünkü haddinden fazla iyimseriz; varoluşun içerdiği hüsran hastalığına yeterince hazırlıklı değiliz. Anahtarlarını her kaybettiğinde ya da bir havaalanında her geri çevrildiğinde bağıran bir adam anahtarların asla kendiliklerinden kaybolmadığı ya da seyahat planlarımızın daima garantili olmadığı bir dünyada dokunaklı ama düşüncesizce ortaya konan saf bir inanç sergiler (Havaalanında Bir Hafta)
- " Arkadaşlarıyla inanılmaz derecede ilgilenirdi. Bu kadar az bencil ya da bu kadar az kibirli birini hiç tanımadım ... Karşısındakini eğlendirmek isterdi. Başkalarını güldürmekten ve gülmekten çok hoşlanırdı." -Georges de Lauris (Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir)
- İyi düşünceler kitapların içinde hapsedildiği sürece gelişemezler. (Ateistler İçin Din)
- Whistler’dan önce kimsenin Londra’daki sisi fark etmemiş olması ya da Van Gogh’tan önce kimsenin Provence’taki selvilere ilgi göstermemiş olması imkânsızdı. (Seyahat Sanatı)
- Doğa manzaraları bizlere birtakım değerler aşılama gücüne sahiptir: meşeler gururu, çamlar azmi, göller de sakinliği öğretir, erdemli olma yolunda bizlere sessiz sedasız ilham verirler. (Seyahat Sanatı)
- "Yetmişimden fazla yaşadım. Aç kalmadım. Keyif aldığım pek çok şey oldu. Bir iki kere de beni iyi kötü anlayan biriyle karşılaştım. Daha ne isteyebilirim ki?" (Öp ve Anlat)
- ..Freud'un deyişiyle Rilke, “Kış gelince baharın güzelliğinden geriye hiçbir şey kalmayacağını, bu güzelliğin de insanın yarattığı her güzel şey gibi yok olup gitmeye mahkûm olduğunu” unutamıyordur. Freud bu yaklaşım hiç onaylamıyordu.Ona göre yok olmaya mahkûm olsa bile çekici, güzel bir şeyi sevebilme yetisi sağlıklı bir ruhun göstergesiydi. (Mutluluğun Mimarisi)
- Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna ve bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için gidilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız. (Felsefenin Tesellisi)
- "Yas ve günaha çağrının zamanı bu, Gözyaşları, kıskançlık ve işkencenin devri, İsteyipte elde edememenin, lanetlenmenin zamanı..." (Statü Endişesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin