Kitap Künyesi
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Yayın Evi: Babıali Kültür Yayıncılığı
İSBN: 9789758486960
Sayfa Sayısı: 159
--reklam--
Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ermeni soykırımı iddiaları değerlendirilirken, söz konusu dönemde Osmanlı Devleti'yle savaş halinde olan devletlerin arşivlerinden alınan belgeleri kullanarak araştırma yapmak, objektif yaklaşımın bir gereğidir. Nitekim tarihe mâl olmuş hadiseler, tarih metodolojisinin kuralları göz ardı edilmeden araştırılmalı ve bu araştırmalar ışığında bir sonuç ortaya konulmalıdır.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları'nda, bu ilkeye sadık kalarak, kısa ama öz bir biçimde, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki durumunu ele alıyor.
"Türklerle Ermeniler gerek Selçuklu Devleti, gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde yaklaşık 850 yıl önemli bir problem olmadan birlikte yaşadılar ve aynı devletleri paylaştılar. Nitekim, Osmanlı Devleti döneminde 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos vs. olmak üzere pek çok Ermeni yüksek devlet görevlerinde yer almıştı. Bu durum 1915'e kadar devam etti. Bununla beraber Ermeniler için 1877-78'de meydana gelen Osmanlı-Rus savaşı yeni bir dönemin başlangıcı sayılabilir..."
(Arka Kapak)
--reklam--
Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları Alıntıları - Sözleri
- Bütün o savaş yollarında hiç kimsenin, Ermenilerin bile, Türkler kadar kanı akmamıştır. Artık savaş yılları sona ermiştir.
- Birinci Dünya Savaşı (Birinci Paylaşım Savaşı) medeni dünyanın(!) Adeta birbirini boğazladığı, 40 milyon insanın hayatını kaybettiği bir vahşetin adıdır.
- 1887 'de Cenevre'de Marksist Ermeniler tarafından kurulan Hınçak Partisi,1890 'da İhtilâlci Hınçak Partisi adını aldı.Partinin programdaki ilk hedef ,Anadolu'daki Ermenilerin siyasi ve milli bağımsızlığını sağlamaktı.Anadolu'da ihtilâlle gerçekleştirilecek hedeflere ulaşmak için takip edilecek usûl ; propaganda,kışkırtma, terör, teşkilatlanma ile işçi ve köylü hareketidir.Kışkırtma vasıtaları hükümete yönelik gösteriler, vergi vermemek ,ıslahat istemek ve devlete karşı düşmanlık şeklinde belirlendi.
- www.history.az/pdf.php?item_id=20100913015004972&ext=pdf
- Başlangıçta 600 binlerle ifade edilen, daha sonra 800 bin'e, bir milyona v nihayet 1.5 milyona çıkarılan Ermeni kayıplarına karşılık, savaş sonrasında ölmediği belirlenen ve değişik ülkelere göç etmiş bulunan bir milyon ikiyüz bin kişi tespit edilmiştir.
- ....Örgütlerin en büyük dezavantajı, bir devlet kurabilmek için yeterli miktarda nüfusa sahip olmamalarıydı. Nitekim devlet kurmayı düşündükleri ve Ermenilerin diğer Osmanlı topraklarına göre daha yoğun olduğu Vilâyât-ı sitte'de (Van, Bitlis, Erzurum, Sivas, Elâzığ, Diyarbakır) bile Ermeni nüfusu ancak %19 civarında idi. Bu durumda yapılacak tek bir yol vardı; o da bu bölgedeki nüfusu kendi lehlerine çevirmek. Bunun için en kısa ve kesin yol, bölgedeki Müslümanları buralardan kovmaktı21. İşte bu sebeple bu örgütler, Müslüman ahalinin göç etmeleri için ko- miteler aracılığı ile baskılara başladılar, isyanlar, çeşitli sabotajlar ve katliamlara giriştiler. Bu şekilde 1915 yılı Haziran ayma, yani tehcire kadar binlerce Müslüman öldürülmüştür.
- 1914'ten itibaren Fransızların da, Ermenilere Kilikya'da bir devlet kurmak için söz verdikleri ve bunun için haritalar yaptıkları ve onlarla sıkı bir işbirliğine girdikleri arşivlerden belgelenmektedir. Nitekim Fransa, Musa Dağı Ermenilerini Kıbrıs'a naklederek burada Monarga Lejyoner Kampı'nda eğitip kendi askeri üniformasını giydirmiştir. Esasen Fransızların Musa Dağı Ermenilerine destek vererek, yaklaşık 5000 Ermeni'nin dağlara çekilmesinde ve Osmanlı Devleti ile mücadele etmesinde de rol oynadıkları anlaşılmaktadır. Bu konuda Ermeni gazeteleri de, Musa Dağı'na çıkan Ermenilerin 3500 kişi olduğunu, 55 gün boyunca Türklere karşı direndiklerini, kendilerinin 15-20 ölü vermesine karşılık, 1000 kadar Türk öldürdükleri haberini vermektedir”
- İlk isyan 17 Ağustos 1914'te seferberliğin ilânından sonra, kumandan ve subayları kendileri tarafından tayin edilmek üzere ayrı bir Ermeni alayı kurmak isteyen Zeytunlu Ermenilerce çıkarılmıştır. Maraş kışlasından kaçan silahlı Ermeni erler, çeteler kurarak dağlara çıkıp terhis edilen yüz kadar asker ile Maraş jandarma komutam ve 25 eri öldürmüştür. 28 Mayıs 1915 tarihli bir Fransız arşiv belgesinde, dağa çıkan Ermenilerin, kendilerine karşı gönderilen birlikleri yok ettikleri ve halen 20.000 Türk askerine karşı savaştıkları ifade edilmektedir
- Nitekim tehcirin sona erdiğine dair vilâyetlere gönderilen emirlerde, sevk edilmemiş Ermenilerin bulundukları yerlerde yerleştirilmeleri için talimat verilmiştir. Bu arada yollarda, yaklaşık 30-40 bin civannda göçmenin hastalıktan, 7- 8 bin kişinin de eşkıya saldırısından hayatını kaybettiği an- laşılmaktadır.
- Elimizdeki mevcut belgelerin içeriği, Ermenilerin, yolların olumsuzşartlardan en az etkilenmeleri, mümkün olduğunca en az kayıpla şevkin tamamlanması, plânlanan yerlere ulaşmaları ve yerleştirildikleri yeni yerlerde hayatlarına devam etmeleri, savaş sonrasında da evlerine dönmeleri konusunda gerekli kolaylığın sağlanmasının hedeflendiğini göstermektedir. Bilhassa Ermeni göçmenlere, gerek ABD'den gönderilen para yardımlarının Osmanlı Hükûmeti'nin izniyle dağıtılması, gerekse Kızılhaç yetkilileri ile yardım kuruluşlarının yardım etmelerine izin verilmesi ve bilhassa bu tür yardımlar için ilgili yabancı kuruluşlara çağrı yapılması, savaşın olağanüstü şartlarına rağmen, Osmanlı Hükûmeti'nin Ermeniler hakkında bir art niyet beslemediğini belgelemektedir.
- Tarihte meydana gelmiş her toplu ölüm olayı "soykırım" olarak nitelendirilecek olursa, hiçbir devletin ve toplumun böyle bir vebalin altından kalkmasının mümkün olmadığı muhakkaktır. Meselâ 1914-15'te başta Erivan olmak üzere Kafkaslar'dan sürgün edilen Türk ve Müslüman muhacirler de aynı tanımın içinde telakki edilmek durumundadır. Yine 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı ve 1912'de meydana gelen Balkan Savaşları sonrasında 5,5 milyon insanın Balkanlardan Anadolu'ya sürgün edildiği ve bu sürgün sırasında milyonlarcasmm gerek katledilme ve gerekse hastalıklardan yollarda ölümleri de "soykırım" olarak kabul edilmesi gerekir. Keza pek geriye gitmeden, 1992 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki savaş sırasında Hocalı'da meydana gelen olaylar, yani Ermeni güçlerince kadın, yaşlı ve çocuk ayırt edilmeksizin 613 kişinin katledilmesi ve bu savaş sırasında bölgede yaşayanların sürgün edilmeleri -ki halen bir milyon Azeri'nin zor şartlar altında sürgünde yaşamaktadır-, 1948 soykırım sözleşmesi kapsamına doğrudan giren ve Ermenileri savaş suçlusu durumuna düşüren bir nitelik taşımaktadır. Buna benzer olmak üzere 1960-63 ve 1974'te Kıbrıs'ta Kıbrıs Türklerine karşı Rumların gerçekleştirdikleri katliamları da, aynı kategori içinde değerlendirmek gerekir. Keza Fransa'nın önce Cezayir'de 1,5 milyon Cezayirliyi, 1994 yılında ise 800 bin Ruandalı'nın katledilmesini; İngiltere'nin 1788-1938 tarihleri arasında Avustralya'daki yerleşik halk Aborjinler'i sistematik biçimde yok edişini; Noveç'in 1920-30 arasında etnik grup Tater kızlarını kısırlaştırmasını; İsviçre Hükûmeti'nin 1926- 1973 arasında, Çingene çocuklarım ailelerinden zorla alıp asimile etmesini soykırım olarak nitelendirmek kaçınılmazdır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
- Ermeni tehciri sırasında görevini kötüye kullanan 1673 memur hükümet tarafından mahkemeye verilmiş. Yargılamalar sonucunda 67 kişi idama,524 kişi hapse,68 kişi kürek,para,paranga ve sürgün cezalarına çarptırılmıştır. Mahkeme kararları da gösteriyor ki hükümetin Ermenilerin iddia ettiği gibi soykırım düşüncesinde olmadığını ortaya koyuyor.
- "Milletlerin daha geniş topraklara hükmetme, daha nüfuzlu ve daha zengin bir toplum olma hırsı insanı ve insani değerleri geri plana iten bir anlayış doğurmuştur."
- "Geçmişte ve günümüzde olduğu gibi, hırslarına mağlup olanlar yüzünden tarih tekerrür etmektedir."
- "Ermenilerin, yürüttükleri faaliyetler ile kendi Ülkelerine karşı dış güçlerle işbirliği yapmaları techir gibi bir kararın alınmasında önemli bir rol oynamıştır."
--reklam--
Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
850 yıllık birlikteliğimizin olduğu, bir sıkıntı çıkmadan yaşayıp gittiğimiz bir etnik grubun, o hengamenin (1. Dünya savaşı ve öncesi) içerisinde birden ve keskin bir şekilde yön değiştirip güvenliğini ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayan bir devlete karşı ayaklanma girişimleri şaşırtıcı olmakla birlikte üzücü ve alçakçadır. Rusya’nın kışkırtması ve gazlaması sonucunda Ermeniler; doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan topraklarımızın bir kısmını alarak devlet kurma hayalinin sarhoşluğu ile kurdukları her türlü silahlı ve zararlı cemiyeti Devletimizin birliğine, beraberliğine, askerine, polisine, kullanmaktan kaçınmamışlardır. 93 harbi, 1. Dünya savaşı arasında Ermeni çetelerinin Türklere karşı uyguladığı katliamlar, kendilerine destek vermeyen üst düzey Ermeni devlet görevlilerine karşı düzenlenen suikastler ve düşmanla işbirliği yaptığına dair belge ve resimler arşivlerde bulunmakla birlikte herkesin bildiği gerçeklerdir. Bu zulüm ve isyanlar hat safhaya çıkmışken 1. Dünya savaşı patlak verdiğinde bu tutum ve davranışlarında ısrarlı davranmaları zaten zor durumda olan Devletimizi çok daha zor durumlara sokmakta ve zarara uğratmaktaydı. Hal böyle olunca Tehcir kaçınılmaz bir çıkış kapısı olarak kullanılmak zorunda kalınmıştır. Tehcir kapsamında Yüzbinlerce Ermeni yine Osmanlı toprakları içerisinde bulunan Suriye’ye gönderilmiş olup bu Tehcir’den 15 gün önce kendilerine bildiri yapılmış, hazırlıklarını tamamlamaları için süre verilmiştir. gonderi/43905835 Tehcire Mahkum olan Ermenilerin bir kısmı salgın hastalık, eşkıya bakını gibi nedenlerden dolayı yollarda hayatını kaybetmiştir. Ancak bu rakamlar Ermeni Diasporasının iddia ettiği rakamın yarısının yarısını bile teşkil etmemektedir. Ve 1944’te çıkan bir kelime olan SOYKIRIM ifadesi ve şartları ile asla örtüşmemekte olup bu iddia tamamen siyasi ve karalamak adına gündemde yerini korumaktadır. Zira Bu tehcir kapsamında Osmanlı Devletinin o Koşullarına rağmen her türlü iaşe, sağlık ve güvenlik önlemleri için Tehcir güzergahında bulunan vali, yönetici ve sorumlu devlet adamlarına gönderilmiş olan talimatnameler ve paralar belgelerle sabittir. Tüm bu belgeler bir art niyet olmadığının kanıtıdır. Ayrıca Yine bu kapsamda Ermenilerin ulaşacakları yerde gerekli köylerin kurulması maddi ve manevi yardımları kapsayan emirler de tehcir bitmeden varılacak noktaya ulaştırılmıştır. Merkezin Talimatlarına uymayan görevliler için de bir talimat söz konusu olup bu süreç içerisinde ettikleri keyfi zulümlerin cezalarını gerek sürgün gerekse idam olarak ödemişlerdir. Bugün bu soykırım iddiaları bazı ülkelerce kabul edilmiş olması, Üzüntü verici ve ikiyüzlücedir. Ülkemizin tarihsel ve belgeli bir platformda eşit sayıda oluşturulacak komisyonda olayın bilimsel olarak masaya yatırma teklifinin kabul görmemesi olayın samimiyetsizliğinin bir göstergesidir. Özet olarak durum yukarıda bahsettiğim gibidir. Tüm bunlardan daha fazlası kitapta belgelerle mevcut olup, gayet akıcıdır. Bu meseleyi hakkıyla bilmeniz açısından şiddetle tavsiye ederim… İyi okumalar… (Harun mert)
TTK Başkanlığı da yapmış bu alanda uzman Yusuf Halaçoğlu'nun değerli kitabıdır. Kanaatimce Ermenice çevirisi yapılıp Ermeni diasporasına bol miktarda hediye edilmelidir. Tüm suçlamalara belgelerle sağlam cevaplar vermiş, Ermeni meselesini geniş bir şekilde ele almıştır. (birgenelleme)
Ermeni Meselesi: Son dönemlerde ülkemizin gündemini meşgul konulardan birisi de "Ermeni Meselesi" dir. Düvel-i Muazzama olsun, Ermeni lobisi ve diğer Avrupai devletler olsun meseleyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan ve ülkemizi zor durumda bırakmaya çalışmaktan geri durmamaktadır. Bu bağlamda konuyla ilgili olarak bilgi sahibi olmak, bizlere sunulan tezlere anti tez olarak karşı verebilmek adına okumalar yapmamız gerekmektedir. Yusuf Halaçoğlu'nun "Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları" kitabı konu hakkında okumuş olduğum ilk eser. Yazar eseri belgeleriyle desteklemiş. Meseleyle ilgili tüm iddiaları başarılı bir şekilde çürütmüş. Yasanan süreçle ilgili Osmanlı'nın tutum ve politikasını güzel izah etmiş. Yabancı konsoloslar ve temsilcilerden alıntılar yaparak belgelerini ve iddialarını sağlamlaştırarak tezlere anti tezlerle cevap vermiş. Kullanmış olduğu belgeleri eserin sonuna ekleyerek okuyucuya somut veriler sunmuş. Ermeni Meselesi nedir? Ne değildir? Tüm soru işaretlerini gideren bir çalışma olmuş. Okurlara tavsiye ederim. (Mehmet Şahin)
--reklam--
Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yusuf Halaçoğlu - Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yusuf Halaçoğlu Kimdir?
Yusuf Halaçoğlu (d. 10 Mayıs 1949, Kozan), Türk tarihçi ve siyasetçi. Türk Tarih Kurumunun eski başkanlarından olan Halaçoğlu, Milliyetçi Hareket Partisi'nin Kayseri milletvekilidir.
Hayatı
Adana'nın Kozan ilçesinde, 10 Mayıs 1949 tarihinde doğdu. 1967'de liseyi, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Kürsüsünden Fırka-i İslâhiye ve Kozanisimli lisans tezini hazırlayarak mezun oldu.
1974 yılında, mezunu olduğu İstanbul Üniversitesi'nde Yeniçağ Tarihi Kürsüsü asistanı oldu.1978 yılında XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda İskân Siyaseti adlı doktora tezi ile doktor oldu. 1982'de yardımcı doçentliğe, Nisan 1983'te ise Osmanlı İmparatorluğu'nda Menzil Teşkilâtı ve Yol Sistemi isimli doçentlik tezini hazırlayarak doçentliğe yükseldi.1983-84 öğretim döneminde bir yıl süreyle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca Elâzığ'da Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde görev yaptı. 1986 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümüne geçti. 20 Mart 1989'da XVI. Yüzyılda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakımdan Balkanlar'da Bazı Osmanlı Şehirlerikonulu takdim tezi ile profesörlüğe yükseldi. Aynı tarihlerde Türk Tarih Kurumu asıl üyesi seçildi.
1989 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığına tayin edildi, 17 Aralık 1990'da ise genel müdür yardımcılığına getirildi.Bu sırada, Osmanlı Arşivi'nin otomasyonunu başlattı. Bu görevinden 2 Mart 1992'de istifa etti ve Marmara Üniversitesi'ndeki görevine döndü.26 Ağustos 1992 tarihinde rektör yardımcısı oldu. 23 Ekim 1992'de rektör vekili ve Kasım 1992'de tekrar rektör yardımcılığında bulundu.Bu görevini sürdürürken 21 Eylül 1993'te Türk Tarih Kurumu Başkanlığına getirildi.23 Temmuz 2008'de, hâlen sürdürdüğü Gazi Üniversitesi'ndeki asli görevine iade edilmek üzere görevden alındı.
Siyasi kariyeri
28 Ocak 2011'de Milliyetçi Hareket Partisi'ne katıldı.Kayseri'den 1. sıra milletvekili adayı oldu ve 2011 Türkiye genel seçimleri sonrasında milletvekili seçildi.Öte yandan Halaçoğlu, Türkiye-Kırgızistan Parlamentolararası Dostluk Grubu saymanı ve Türkiye-İran Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesidir.
--reklam--
Yusuf Halaçoğlu Kitapları - Eserleri
- Ermeni Tehciri
- Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları
- Tarih Gelecektir
- XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı
- Osmanlı Kimliği ve Aşiretler
- Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar
- Tarih Korkusu
- XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi
- Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme
--reklam--
Yusuf Halaçoğlu Alıntıları - Sözleri
- Bütün o savaş yollarında hiç kimsenin, Ermenilerin bile, Türkler kadar kanı akmamıştır. Artık savaş yılları sona ermiştir. (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- Erivan’dan ve Kafkasya’dan sürgün edilen Müslümanların mallarını da sormayı düşünmezsiniz; onların da Ermeniler gibi mağdur olup olmadıkları sizi hiç ilgilendirmez. Zira insanlık sadece Ermenilerin haklarını aramaktır size göre. (Tarih Gelecektir)
- Başlangıçta 600 binlerle ifade edilen, daha sonra 800 bin'e, bir milyona v nihayet 1.5 milyona çıkarılan Ermeni kayıplarına karşılık, savaş sonrasında ölmediği belirlenen ve değişik ülkelere göç etmiş bulunan bir milyon ikiyüz bin kişi tespit edilmiştir. (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- I.Dünya Savaşı sebebiyle Kafkas Cephesi'nde bulunan Osmanlı ordularına ihanet eden ve Ruslarla birlikte hareket ederek Van, Kars ve Erzurum gibi Osmanlı vilâyetlerinin Rusların eline geçmesine yardımcı olan Ermenilere karşı, Osmanlı Devleti'nin tehcir uygulaması, her devletin tabii olarak kendini savunması olarak görülmelidir. Özellikle, Osmanlı Devleti'ni aralarında paylaşmayı düşünen Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa gibi Batı devletleri tarafından kışkırtılarak harekete geçirilen Ermenilerin, komiteler ve dernekler kurarak bağımsız bir Ermenistan oluşturma çabaları, savunmasız masum pek çok Türk’ün öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Öyle ki, Kars'ta, Van'da, İzmit'te, Erzurum'da, Bitlis'te ve diğer Osmanlı vilâyetlerinde akıl almaz hunharlıkla gerçekleştirilen katliamlar, işgalci Rus komutanları bile tiksindiren boyutlara ulaşmıştır.Nitekim Rus ve Ermeniler tarafından sadece Kars ve Ardahan'da otuz bin Müslümanın katledildiği belirtilmekte, bu sayı bütün Osmanlı vilayetleri genelinde düşünülecek olursa yüz binleri geçmektedir Osmanlı Devleti, bir tedbir olarak savaş müddetince, önce savaş sahasına yakın yerlerdeki Ermeniler’den başlamak üzere mecburi iskân uygulamıştır. Daha sonra bu nakil, Ermeni çetelerinin katliamdan vazgeçmemeleri ve Osmanlı Devleti aleyhine yabancı devlet mensuplarına bilgi aktarmaları sebebiyle, Katolik ve Protestan mezhebinde olanlar ile yetimler, kimsesiz kadınlar ve hastalar hariç olmak üzere, diğer bütün Ermenileri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bununla beraber devlete bağlılığı bilinen Ermeniler, bu kararın alınmasına rağmen tehcir harici tutulmuştur. (Ermeni Tehciri)
- Türk devlet felsefesindeki anlayış, Bilge Kağan’da da aynıdır, Şeyh Edebâli’nin Osman Gazi’ye verdiği öğütte de aynıdır. O da insanı insan olarak düşünen, insan olarak değerlendiren bir anlayışın devleti yücelteceği felsefesidir. Bilge Kağan “Açtınız doyurdum, çıplaktınız giydirdim” diyor. Ama Türklere mi sesleniyor böyle derken? Hayır! Diyor ki “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında kişi oğlu oldu.” Türk demiyor, aksine “insan yaratıldı” diyor. Ya Şeyh Edebâli ne diyor: “Ey oğul! İnsana değer ver ki devlet yücelsin.” Aslında bu farklılık görüldüğünde bütün mesele rahatça anlaşılıyor. Bizim mimarî tarzımıza baktığımız zaman, orada Yaratıcı ile insanı birbirine rakip kılmayan bir anlayış sergilendiğini görüyoruz. Yaratıcıya ait yapılan binâlarda, yâni cami ve hayır müesseselerinde taşı kullanıyor Türkler. Çökmemesi, yıkılmaması için, çünkü Yaratıcı ebedîdir. Ama insanla ilgili yerleri, yâni kendi oturdukları yerleri yaptıklarında ahşap kullanıyorlar. Yâni rekabete girmiyorlar O’nunla, çünkü insan fânîdir, ölümlüdür. O’nunla rekabete giremezsiniz. Kremlin Sarayı’na, Louvre Sarayı’na baktığınızda, daha kapısından içeri girerken ezilirsiniz. Oysa Topkapı Sarayı’na girerken büyürsünüz, yücelirsiniz, insanı ezmeyen bir yapısı vardır. Orada halk ile hükümdar aynı seviyededir, bayramlaşırken halkla aynı seviyede oturur. Kabul salonuna, arz salonuna baktığınızda küçücük bir oda olduğunu görürsünüz. Ama Kremlin’e, Çar Sarayı’na gittiğiniz zaman, oradaki şaşaa ve gösteriş hükümdarla konuşan insanı küçültür. İşte devlet felsefeleri arasındaki fark budur. Böyle bir ruha sahip insanların bir topluluğu yok etmesini kimse bekleyemez, beklememelidir de. Türkler, Endülüs Emevi Müslümanlarını, onları yok eden İspanyollardan kurtarırken, aynı zamanda Yahudileri de alıp kurtarmıştır. Getirip İstanbul’a, Selânik’e, Edirne’ye yerleştirmiştir. Aynı zihniyet Macaristan’da Avusturya ve Alman İmparatorluğu’nun baskısı altındaki insanları da Osmanlı Devleti’ne kabul etmiştir. Aynı zihniyet İsveç Kralı’nı kabul etmiştir. Polonyalıları kabul etmiştir. Aynı zihniyet Almanya’dan kaçan Yahudileri kabul etmiştir. Nasıl olur da aynı dönemde tutar ve başka ırkı, bin sene barış içinde yaşadığı bir topluluğu yok edebilir? Böyle bir şey asla mümkün olamaz. Ruha baktığınız zaman bunun niçin olamayacağını anlarsanız. Buna karşılık Avrupalıların tarihinde birçok soykırım vardır. (Tarih Gelecektir)
- Bütün bu zor şartlara ve imkânsızlıklara rağmen hükûmetin, tehcire tabi tutulan Ermeniler'i büyük bir intizam içerisinde yeni yerleşme alanlarına sevk etmeyi başardığı vabancı misyon tarafından da doğrulanıyor. Nitekim, Amerika'nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915'te Büyükelçi Hanry Morgenthau'a gönderdiği raporda, Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu ve Adana'dan itibaren bilet alarak trenle seyahat ettiklerini, kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete rağmen hükûmetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare etmekde olduğunu, şiddete ve intizamsızlığa yer vermediğini, göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını, muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu belirtmiştir. Amerika konsolosunun bu tespitleri, Osmanlı görevlilerinin merkeze gönderdikleri raporlarla da doğrulanmaktadır. Buna karşılık Ermeni komiteleri, tehcir sırasında bile, saldırılarına devam etmek suretiyle, âdeta tehcirde devletin ne kadar isabetli davrandığını göstermişlerdi. (Ermeni Tehciri)
- Türk İstiklâl Savaşı’nda işgal kuvvetleriyle Osmanlı topraklarına geri dönen Ermeniler -işgal kuvvetlerinin Ermeni haklarını ve mallarını korumak düşüncesi bulunmamakla beraberne gariptir ki, mallarını fazlasıyla elde etmelerine rağmen, çocuk-kadın ihtiyar demeksizin binlerce Müslümanı katletmişlerdir. Ne garip tecelli! Bu hareket onlara 31 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle sahip oldukları topraklarını ve mülklerini kaybettirmiş, yardım ettikleri işgal kuvvetleriyle birlikte terk-i vatan etmelerine sebep olmuştur. (Tarih Gelecektir)
- Elimizdeki mevcut belgelerin içeriği, Ermenilerin, yolların olumsuzşartlardan en az etkilenmeleri, mümkün olduğunca en az kayıpla şevkin tamamlanması, plânlanan yerlere ulaşmaları ve yerleştirildikleri yeni yerlerde hayatlarına devam etmeleri, savaş sonrasında da evlerine dönmeleri konusunda gerekli kolaylığın sağlanmasının hedeflendiğini göstermektedir. Bilhassa Ermeni göçmenlere, gerek ABD'den gönderilen para yardımlarının Osmanlı Hükûmeti'nin izniyle dağıtılması, gerekse Kızılhaç yetkilileri ile yardım kuruluşlarının yardım etmelerine izin verilmesi ve bilhassa bu tür yardımlar için ilgili yabancı kuruluşlara çağrı yapılması, savaşın olağanüstü şartlarına rağmen, Osmanlı Hükûmeti'nin Ermeniler hakkında bir art niyet beslemediğini belgelemektedir. (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- Doğu illerimizde yaptığımız toplu mezar kazılarında daha kundağında bebeklerin annelerinin kucağında katledildiğini görüyoruz. (Tarih Gelecektir)
- www.history.az/pdf.php?item_id=20100913015004972&ext=pdf (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- "Ermenilerin, yürüttükleri faaliyetler ile kendi Ülkelerine karşı dış güçlerle işbirliği yapmaları techir gibi bir kararın alınmasında önemli bir rol oynamıştır." (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- "Geçmişte ve günümüzde olduğu gibi, hırslarına mağlup olanlar yüzünden tarih tekerrür etmektedir." (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
- Buna karşılık Osmanlı Devleti'nin yukarıdaki kararları ve uygulamaları, soykırım düşüncesinde olan bir devletin alacağı kararlar olmadığı gibi ,Dahiliye Nezareti’ne bağlı Şifre Kalemi ve Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti gibi dairelerin gizli belgelerinin hiçbirinde de,değil katliam yapmak ,böyle bir kavramın ima bile edilmediği görülmektedir. Buna karşılık, başta Amerikan konsolosları olmak üzere, pek çok yabancı gazeteci ve misyon şeflerinin tehciri takip ettikleri, hatta fotoğraf çektikleri ve bir katliamdan söz etmedikleri belgelerden anlaşılıyor. Fakat ne gariptir ki, buna rağmen Avrupa'da ve Amerika'da, özellikle Amerika sefirinin raporları ve bazı batılı gazetelerin yayınları ile tehcir, bir Ermeni katliamı şeklinde kamuoyuna duyurulmuştur. Bunda Osmanlı Devleti'ni ve bilhassa Anadolu'yu paylaşmayı düşünenlerin, bu tehcirle emellerine belli bir süre set çekilmesi rol oynamış olsa gerektir. Yoksa İtilaf Devletler’i İstanbul'u işgal ettiklerinde, Osmanlı Devleti'nin bütün arşiv belgelerine sahip oldukları bir dönmede ,bunu zaman geçirmeksizin ortaya çıkarır ve sorumluları daha o zamandan mahkum ederlerdi. Nitekim İngilizler’in soykırımla suçladıkları Osmanlı ileri gelenlerinden pek çoğunu Malta'ya gönderdikleri ve muhakeme etmek için suçlayacak delil bulamadıkları ve bu kişilerin mahkeme edilmedikleri bilinmektedir. (Ermeni Tehciri)
- Evet, tarihten korkmayalım. Zira tarih bilgisi tecrübe demektir, geleceğe daha emin bakmak demektir. Dolayısıyla bir bakıma tarih, geçmişten çok gelecek demektir. Bunun için tarihin günümüze taşınmaması ve geçmişte olanların günümüzde yaşanmaması ve yaşatılmaması gerekir. Böyle bir anlayışa sahip olan kişi tarihten korkar mı? (Tarih Korkusu)
- Yapılan iskân çalışmalarında çoğu defa coğrafî alanların iyi seçilememesi, yâni, konar-göçerlerin hayvanlarına gerekli otun ve suyun sağlanamaması, ayrıca zirâat için yerleştirilenlere tahsis edilen arâzinin verimsiz olması, onların yeniden konar-göçer hayata başlamalarına veya başka bir mahalle firar etmelerine sebep olmuştur. Bu şekildeki hareketin, emirlere muhalefet olarak tefsiri, bahis konusu konar-göçerlerin eşkıyâ telâkkisine yol açmış, böylece devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştır. (XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi)
- Osmanlı idaresinde Ermeniler dini vecibelerini tam hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiştir. (...) Anadolu'nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yaşayan Ermeniler, kendi dillerini tam bir serbestlikle konuşmaya devam ettiler. Osmanlı yönetimi, diğer cemaatlere uyguladığı politikayı bunlara da uygulayarak Ermenice'yi ve Ermeni adlarının kullanılmasını serbest bıraktı.Buna bağlı olarak Ermeniler ,kendi dillerinde kültürel faaliyetlerini sürdürdüler. Türk matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik’te matbaacılık eğitim görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza 1567 de İstanbul’da bir Ermeni matbaası açması için izin verildi. (...) 1908’de bütün ülkede Ermeni matbaası sayısı 38’e ulaşmıştı.Nitekim 1910 yılında İstanbul’da Ermenice beş gazete ve yedi dergi çıkarılmaktaydı. (Ermeni Tehciri)
- 4 Şubat 1902'de Paris'te toplanan I. Genç Türkler Kongresi'ne Ittihad ve Terakki'nin iki güçlü lideri Prens Sabahaddin ve Ahmed Riza Bey ile taraftarları yanısıra Ermeni delegeleri de katıldı. Kongrede alınan kararlardan biri inkılabın başarıya ulaşması için yabancı devletlerin müdahalesinin gerekli olduğu şeklindeydi. Bu kararı Ermeniler şiddetle istemekteydiler. Prens Sabahaddin de onlara katıldı. Ancak Ahmed Rıza Bey ve Genç Türkler'in çoğu ülkeyi parçalanmaya götürebilecek böyle bir karara karşı çıktılar. Kongre sonunda müdahale yanlıları Prens Sabahaddin'in etrafında ve karşı görüşte olanlar da Ahmed Riza Bey'in çevresinde toplandılar. (Ermeni Tehciri)
- Osmanlı Devleti bir imparatorluk. Üniter yapıya sahip değil. 19. yüzyıla kadar böyle bir problem yoktur. 1863’ten itibaren misyonerlik çalışmaları eğitim kurumları açmaya yönelmiştir. İlk açılan Robert Kolej’dir. Bu, etnik grupları faaliyete geçirme örneğidir. Robert Kolej’in 1868’de verdiği ilk mezunlar Bulgar isyanının elebaşlarıdır. Bunu Anadolu’ya yayılan Amerikan okullarıyla değerlendirirseniz etnisite probleminin nasıl çıkarıldığını görmüş olursunuz… (Tarih Gelecektir)
- Amerika’nın Irak işgali konusunda da Osmanlı arşivinde birçok araştırmalar yaptıklarını görmek mümkündür. Osmanlı arşivleri bölge açısından çok önemlidir ve aslında bölgede meydana gelecek olayları önceden tesbit etmede son derece belirleyicidir. Mesela 1914’te Birinci Dünya Savaşı yeni başlarken Ortadoğu ile ilgili çizilen haritaları bugünkü durumla karşılaştırdığınızda, ne yapılmak istendiğini daha rahat anlayabilirsiniz. İşte tarih budur ... (Tarih Gelecektir)
- Ermeni tehciri sırasında görevini kötüye kullanan 1673 memur hükümet tarafından mahkemeye verilmiş. Yargılamalar sonucunda 67 kişi idama,524 kişi hapse,68 kişi kürek,para,paranga ve sürgün cezalarına çarptırılmıştır. Mahkeme kararları da gösteriyor ki hükümetin Ermenilerin iddia ettiği gibi soykırım düşüncesinde olmadığını ortaya koyuyor. (Sürgünden Soykırıma - Ermeni İddiaları)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin