Kitap Künyesi

Yazar: James Joyce

Çevirmen: Selçuk Yönel

Yayın Evi: İmge Kitabevi

İSBN: 9789755330013

Sayfa Sayısı: 159

--reklam--

Sürgünler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Elinizde tuttuğunuz Sürgünler izlenmesi kolay, Joyce'un tüm özelliklerini yansıtan, onun sanatçı ve düşünür yanlarını oluşturmuş tüm ögeleri ortaya koyan oyunudur. Özellikle Katolik Hristiyan düşüncesinin belirlediği, evrensel olan ve bilinç dışında gelişmiş/geliştirimiş, yaşamın neredeyse varlık nedeniymiş gibi algılanan bir suçluluk ve kuşkuculuk üstüne oturan yapıt Jöoyce'un özyaşam öyküsünden de izler taşır...

--reklam--

Sürgünler Alıntıları - Sözleri

  • Sevdiğin kadın senin kafanla düşünüp değerlendirme yapmalı..
  • En yakın arkadaşımı tabutunda yatıyor görsem, yüzünün de gülünç bi görünüşü olsa gülmeden edemem... Böyleyim ben. Ama yürekten de üzülürdüm öte yandan..
  • Onu bunu bırak sen, en güzel kadında bile en çekici şey nedir?
  • Bizim gönlümüz yücedir...
  • Kişinin kendinden başkasını tanıması zordur.
  • Yalnız şunu bilin ki özlediğiniz huzur ve mutluluk bir yerlerde sizi bekliyordur.
  • Geleceğe fazla önem vermenin dünyada sevgi ve umut denen şeyleri ortadan kaldırmak olduğunu soylemişti.
  • Dünyanın elime verdiği hiçbir silahı kullanmam sana karşı.
  • Bir kadına sahip olmanın özlemini çekmek sevgi değildir bence.
  • Çünkü cocuğun yaradılışında fazlasıyla var ana sevgisi.
  • Gidişim üzdü mü sizi?
  • Bi bayanın eylemleri her zaman ilginçtir.
  • Koyu yeşil ağaç kümelerini görebiliyordum ve siz de süzülür gibi geçtiniz ağaclarin arkasından. Bir dolunaya benziyordunuz. Alacakaranlıkta bulutların arasından kayıp giden dolunayı seyreder gibi izledim sizi..
  • Kişinin kendinden başkasını tanıması zordur.
  • Başkaları onun icin n'aptı şimdiye dek? Ben adam ettim onu. Otekilerin tumunun de ne yeri vardır onun yaşamında? Pabuclarının altındaki camur bile olamazlar!

--reklam--

Sürgünler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sürgünler James Joyce un bu okuduğum 3. Kitabı.Bu kitabını da çok beğendim.Hakkında araştırma yaptığım bu tiyatro eserinin James Joyce un otobiyografik tadında yazdığı eseri olduğunu öğrenmem ile esere farklı açıdan bakmaya ve tekrar okumaya çalıştım.Eserin isminin Sürgünler olmasını da anladım... “Bir ülke onu terk etmeye cesaret edenlerden dönüşlerinde ödenmek üzere bir ceza keser.” Norveçli yazar Ibsen in etkisi altında yazdığı söylenen eser Suçluluk ve Kuşkuculuk üzerine kurulmuştur. Bu tiyatro oyunu eserini Joyce “Hayatımın ilk gerçek eserini,kendi ruhuma adıyorum.”demiş olduğunu okudum. Ancak eserin küçük bir aile ve arkadaş çevresi üzerinden, kıskançlık,özgür,aşk,ihanet ve dostluk meselelerini ele alması yanında aile ve ahlak değerleri ile çatışması nedeniyle bu eser uzun yıllar göz ardı edilmiştir. Ve aslında Sürgünler eseri belki de Sürgün hayatı yaşamış bir çok insanın hayatından kesitler sunmaktadır..Ve çok da ustalıkla sunulmuştur (Nuray Kaya)

İnsanoğlu yüzyıllar boyu peşinde koştu, onu istedi, elde etti, duygularını bastırdı, kimi zaman yaşanılması gereken bir olgu olarak gördü, kimi zaman toplumun, inançların, felsefi normların söylemlerine uydu, ama çoğu zaman göreceli bir kavram haline getirdi. Kültürler, medeniyetler ve farklı coğrafyalarda iyiliği ve kötülüğü, özgürlüğü ve serbestliği aynı çatı altında tuttu. ‘Tutku,’ bireysel özgürlüğüydü insanın, ama kontrol edilmediğinde ve ihaneti körüklediğinde de bir zaafa dönüşüyordu. “İnsanın koyduğu hiçbir yasa tutkunun dürtüsü karşısında ölümsüz değildir. Biz tek bir insan için mi yaratıldık? Eğer öyleyse, bu bizim varlığımıza karşı işlenmiş bir suç. Dürtünün önünde hiçbir yasanın hükmü yoktur. Yasalar köleler içindir.” Karamsar ve bir o kadar gizemli olan Richard Rowan bir yazardır. Saatler ve günler boyu odasından çıkmayarak hapseder kendini. O, kendisini dış dünyaya tamamen kapatırken, sorumluluğunu unuttuğu eşi Bertha durumdan hoşnutsuzdur. Onun kendisine değer verdiğinden şüphelidir ve ‘başkası’ olduğu kuşkusu da gerçektir; Yasak bir ilişkiyi kıvılcımlayan mektuplar Beatrice’e yazılır. İkinci yasak aşk Robert ve Beatrice’nin Richard Rowan’ın ailesini ziyaret etmesiyle başlar. İlgisizlikten ve sevgiden hoşnutsuz olan Bertha aynı yöntemi izler; Bihter ve Behlül’e yeni bir Behlül Bihter! Bertha bu ilişkiyi kullanır bir anlamda. Eşinin gerçek sevgisini su yüzeyine çıkarmak, Ona “Dur” demesini duymaktır. Ancak Richard, eşinin Robert’la geçen diyaloglarını kendisine rahatlıkla anlatmasından sonra verdiği tepki pek soğukkanlı olur. ‘Onu sevmende sorun yok, seni o hak ediyor olabilir’ demeye kadar vardırır. Bir anlamda umurunda olmaz. Saf bir kadın olarak görür eşini Richard. “Aşk (bir başkası için iyinin arzulanması olarak anlaşıldığında) aslında öyle alışılmadık bir fenomendir ki kendini gizleyemez. Ruh yeniden bakire olamayacağı ve kendini yeniden bir başkasının ruhunun denizine atacak enerjisi kalmayacağı için bu yetisizlik ve ruhsal enerji yokluğunun bastırılmış bilinçliği Bertha’nın düşünsel felcini açıklar.” Bu dörtlü arasında sanki sıradan, hayatın içinden bir şey oluyormuş gibi bir hava hakimdir. Robert’ın ‘kadın’a olan sevgisi sahip olmaktır. Düşüncelerin, kalplerin birbirine bağlanmasını pek özümsemeyen kısır bir düşünce yapısı… Bertha’ya dökülen cümleler, onu kendisine aşık eder. Cümlelerinde görülmez ama Richard, içten içe karşı cinse karşı küçümseme gösterir. Canetti’nin veya Schopenhauer’in küçümsemelerinden farklı olmayan bir küçümseme. Robert’ın Bertha’ya olan sevgisi, kendi gururu ve asaleti için bir dövüşmeden ibaretti. ‘tutku’larının dışavurumunu sağlayacak birinin mükemmel olması lazım değildi, herhangi biri olsa yine kafiydi. “Robert: Gözümüz hiçbir şey görmez. Düşünemez oluruz. Yalnızca onu elde etmek, ister vahşice de ister hayvanca, ne dersen de.” “Richard: Korkarım, bir kadını bu türden elde etme tutkusuna sevgi denemez.” Sevgi, et ve kemik sevgisinden mi ibaret? Birbirinden ağdalı sonu gelmeyen sevgi cümlecikleri mi sevgi? Sevgiyi yaşamaktan çok, onun ne olduğunu ve nereye götüreceğini bilerek o sevgiyi ilerisi için inşa etmek değil midir aslolan? Yoksa gelenekler mi bunu söyleyen? Ufak da olsa gözlemin sonucu belki. Kendi kültürümüzde anormal, başka kültürlerde olağan görülen şeylerin altını doldurmak nasıl abes kaçıyorsa, insanın anlamakta zorluk çektiği, hayatı boyunca da anlamlandıramayacağı şeyler de burada kopuyor işte… Kabul etmediğimiz ideoloji ve kültürün çevresinde doğarak yetişen ve o kültürle bezenenler ile aynı hayat tarzına, aynı düşüncelere, aynı inanca sahip olmadığımız için yadırgayamayız. Fakat iyinin ve kötünün ayrımını süzgeçten geçiren insan aklı nasıl olur da bazı şeyleri yorumlamakta ‘araf’ta kalmaz? Saf bir sevgi ile sahip olmanın uçurumunu yok saymak ve bedeni et yığınından ibaret görmek mi? Yok, ama kişi, bireysel özgürlüğünü savunmalı, yaşamalıdır(!) Biraz Beyaz Geceler, biraz İçimizdeki Şeytan. Benzer olan, Richard gibi ‘ölü ruhlu’ karakterlerin bu kitaplarda görünmesi. Elinden çok şey gelen, ama hiçbir şey yapamayan, yapma isteği olmayan ve hep kendi içine sürgün karakterler… Son sayfayı çevirdiğimde, düşünce ve çıkarımların zenginliğini içeren eserlere bir yenisini daha eklediğimi düşündüm. Senaryoya uyarlandığı farz edilse -ki Türk dizileri yasak aşklara, ahlaki normları yok saymaya bayılır- görmeye alışkın olmadığımız, basitleştirilmiş bir ‘edebi’ yapım çıkabilirdi belki de. (Sergen)

Kitap 3 perdelik bir tiyatro oyunu ve ana teması kadın erkek ilişkileri. Saplantılı ve anormal ilişkiler ele alınmış. Aşkın farklı halleri , aldatmanın farklı bir boyutu. Kitap ilginç gelebilir. Alışılmışın dışın da bir dil ve uslup var. (yasin özen)

--reklam--

Sürgünler PDF indirme linki var mı?

--reklam--

James Joyce - Sürgünler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sürgünler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı James Joyce Kimdir?

James Augustine Aloysius Joyce (1882 - 1941) İrlandalı yazar.

Katolik bir ailedendi. Dublin Üniversitesinde çağdaş dilleri öğrendi (1902). Özellikle karşılaştırmalı dil bilgisiyle ilgilenerek sağlam bir kültüre sahip oldu. Tıp öğrenimi için Paris'e gitti, bir yıl sonra Dublin'e döndü. Bir müddet ders verdi. 1904'te tekrar Avrupa'ya geçti. Bir süre Paris'te kaldıktan sonra İtalya'nın Trieste şehrine yerleşti (1906). Trieste'de İngilizce dersleri vererek geçimini sağladı. 1907'de şiirleri yayınlandı: Chamber Music (Oda müziği). 1914'da hikayelerini topladığı Dublinliler'i Londra'da çıkardı. Asıl ününü romanlarıyla sağladı. Şair Ezra Paund'un yardımıyla ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, The Egoist dergisinde tefrika edildi, 1916'da da kitaplaştırıldı. Ulysses'i de tefrika edilmeye başladıktan sonra 1922'de tamamladı. Joyce'un bu eseri dizgi yanlışlarıyla doluydu. Aslına uygun yeni baskısı ancak 1984'te yapıldı.

Hemen bütün eserlerinde doğup büyüdüğü Dublin'i merkez alır. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'inde kendi hayatını konu edinen yazar, altmış kadar dilden aldığı unsurları birleştirerek yazdığı son romanı Finnegan Akşamları'nda (1939) aile fertlerinin bir gecede gördükleri rüyaları anlatır. Joyce, zor anlaşılan bir yazar olarak bilinir.

--reklam--

James Joyce Kitapları - Eserleri

  • Ulysses
  • Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
  • Ölüler
  • Kedi ile Şeytan
  • Eleştiri ve Deneme Yazıları
  • Oda Müziği
  • Dublinliler
  • Gözünü Kapat ve Gör
  • Sanatçının Mektupları
  • Bırak Seni Seveyim
  • Giacomo Joyce
  • Finnegan Uyanması
  • Sürgünler
  • Kahraman Stephen
  • Bir Küçük Bulut
  • Nora'ya Mektuplar
  • Finneganın Vahı 1
  • Finneganın Vahı 2
  • Epiphanies / Anıklıklar
  • Kardeşler
  • Araby
  • Clay

--reklam--

James Joyce Alıntıları - Sözleri

  • Melankolinin mizacı içindeki en baskın nota olduğunu düşündü ama bu melankoli, inanç, vazgeçiş ve basit zevkin nüksetmesiyle şekillenen bir melankoliydi. (Dublinliler)
  • Gözlerim çok zaman yaşla doluyor (neden bilmiyordum) ve zaman zaman yüreğimden bir sel göğsüme taşıyordu. Gelecek üstüne pek düşünmüyordum. Onunla konuşup konuşmayacağımı, konuşursam da, bu karmakarışık hayranlığımı ona nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Ama bedenim bir arp ve onun sözleri ve jestleri teller arasında gezinen parmaklar gibiydi. (Araby)
  • "Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak" (Eleştiri ve Deneme Yazıları)
  • Gözleri düşüncelerimi içti... seller gibi taşırdı.. (Giacomo Joyce)
  • Kaçtığını düşünürken kendinle karşılaştın. eve giden en kısa yol, en uzun olandır. (Gözünü Kapat ve Gör)
  • Aşk, güçsüzlüğün başka bir adı zaten. (Ulysses)
  • “Kör olabilirim. Uzun bir süre kızıl-kahverengi bir saça baktım ve onun sen olmadığına karar verdim. Eve oldukça mahzun gittim. Bir randevu vermek isterdim ama sana uygun olmayabilir. Umarım sen bana randevu verebilecek kadar iyi olursun, eğer beni unutmadıysan.” (Sanatçının Mektupları)
  • Öğlenin çarptığı günün korkusu, her gecenin gelincisinin gizliçiziği. Ama, bozuk cennetlisanı ile söylenecek olursa, öyle mi o? Kim o? Kimin o? Neden o? Nekadar o? Hangisi o? Ne zaman o? Nerede o? Nasıl o? Ve de ne şeytantüyüdür ondaki öyle, ... rahat dur, telaşını yatıştır! Yaklaş, önümüze düşüp yol göster! (Finneganın Vahı 2)
  • Senden gelen tek bir övgü sözü beni neşeye boğuyor, gül narinliğinde bir neşeye. (Nora'ya Mektuplar)
  • Bu yürekli yaralı ve üzgün. Sevda ile çıkmazda mı ? Sarkık, şehvetle sırıtan dudaklar: morumsu yumuşakçalar. (Giacomo Joyce)
  • Rahmine sokulabilirim, senin canından kanından doğan bir çocuk gibi, kanınla beslenip bedeninin, sıcak gizli kasvetinde uyuyabilirim. (Nora'ya Mektuplar)
  • Çünkü cocuğun yaradılışında fazlasıyla var ana sevgisi. (Sürgünler)
  • Edebiyatın hayal mahsulü olması ve hayallerle ilgilenmesi, gerçeklere dayanmaması ve fikirleri de kesin bir şekilde ele almaması nedeniyle hor görülmesi gerektiği yönünde bir beyan, düpedüz deli saçmasıdır. (Eleştiri ve Deneme Yazıları)
  • Kitapsız, şarkısız duruyor kibiri. Orada bitiyor gözünün akında kırmızı şeytan yok artık. Sığların sakini düşüp çarpıyor! (Finneganın Vahı 2)
  • "...Benden uzun mektup yazmamı istedin ama yazmaktan nefret ediyorum gerçekten,bir şey söylemenin öyle tatminsiz bir yolu ki yazmak!.." (Nora'ya Mektuplar)
  • Ulysses edebiyatın "denklembilgisiyse", Finneganın Vahı da onun kısmi diferansiyel denklemidir. (Finneganın Vahı 1)
  • Bu düşmangeberten ingiliss, bu bir ekose grisi, bu bir galli devyisi, eğilen. (Finneganın Vahı 1)
  • My body was like a harp and her words and gestures were like fingers running upon the wires. (Araby)
  • Sen yanımdayken kibirli, şüpheci yanımı bir yana bırakıyorum. Şimdi başını omzumda hissetmek isterdim. (Bırak Seni Seveyim)
  • Onu bunu bırak sen, en güzel kadında bile en çekici şey nedir? (Sürgünler)