Kitap Künyesi

Yazar: İsmet Özel

Yayın Evi: Tiyo Yayınları

İSBN: 9786056323959

Sayfa Sayısı: 320

--reklam--

Tahrir Vazifeleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu? Çağdaş telaş cevaz verir mi buna? Oysa onlar ne kadar çok karışıyor konuşmalarımıza...”

--reklam--

Tahrir Vazifeleri Alıntıları - Sözleri

  • Bir şey çok önemli değilse, hiç önemli değildir.
  • Her çıkmaz sokağın, çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık.
  • Eşya parladıkça, insan sönüyor.
  • Mecburiyetler, mecburiyetleri doğurur: Sonuç, şiddet ve acımasızlıktır.
  • İsteklerimizdir biz insanları hayat içinde anlamlı bölgelere ulaştıracak, ihtiyaçlarımız değil.
  • Dünyaya bırakılmıştır insan, dünyaya salıverilmiş değildir.
  • Keşke diyen insanlar bilmiyorlar ki onlara o anda keşke dedirten de önceki tutumlarının ortaya çıkardığı sonuçlardır.
  • İnsanla ilgili hiçbir hususta mutlakiyetçi olmamanın yararına inanıyorum.
  • Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. ... ~...
  • Biz insanlar “arayan” olmadıkça düşünen olamayız.
  • Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.
  • Ortama uymuyorum çünkü dünyada evimde değilim.
  • Her şeyi isteyebiliriz ama istememeyi isteyemeyiz. Çünkü “istemiyorum” da bir istektir.

--reklam--

Tahrir Vazifeleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar

TOPLANIN DOSTLAR KONUSACAKLARIMIZ VAR: Öncelikle tahrir kompozisyon demek .Tahrir Vazifeleri 1 *SEN VE BEN *İKİMİZİN ARASINDAKİ MELEK YAHUT İKİ MELEK ARASINDA BİZ *NEDİR BU TAHRİR VAZİFELERİ? *DOĞRU VE YANLIŞ *ACABA BEN KENDİM MİYİM? *OLDUĞUN YERDEN BAŞLA *YA DEDİKLERİMİZ ANLAŞILSAYDI! Başlıkları altında yazarın her cümlesine katıldığım ve kendini ifade ederken gayet net olan, en basit konuda bile en manalı kelimelerde bir araya gelmiş düşünceleri yer alıyor .Hadi beraber yorumlayalım: Nedir Bu Tahrir Vazifeleri? "ADI ÜSTÜNDE bunlar benim tahrir vazifelerim. Şunca yıl yaşadıktan sonra vazifemin yazmak olduğunu nihayet anladım. Bence daha şiddetlisi yazmakla vazifeli olduğumu anladım. Yaşayan insanlara birer vazife düşüyorsa, bana düşen de yazmaktır. Bu kadarını serinkanlılıkla kabul edebiliyorum. Bana şiddetli gelen yazmakla vazifeli oluşumdur. Yazmaya sürgün olduğum duygusu ediniyorum bundan." Peki ben ne düşünüyorum?Kırıldığımızdan susar sinirlendiğimizde bağırır üzüldüğümüzde ağlarız .Ancak bunların hepsini içine alan bir alternatif var : Yazmak Kimimiz yazdıklarımızı okutmak isteriz .Kimimiz de sadece kendimize yazarız. Bize özeldir onlar. Birinin gözleri değse mahremiyetimize saygısızlık olarak algılarız. Ortak olan şudur ki :yazmak hepimize iyi gelir "Şiir insanlık durumunun kaçınılmaz ihtiyacından doğan bir söz fışkırmasıdır" diyor yazar .Daha güzel cümlelerle açıklayamam o yüzden burada bı şey yaz (a)mayacağım :) "Dünyayı evi sayanların suçuna katılmayışım suçsuzluğu seçişimden değil. Bayağılaşma suçundan hâlis olabilme suçuna kaçıyorum. Kendi varoluşumla ilgilenerek kaderime giriyorum." Özellikle sosyal medyada ; olduğu gibi değil de olmak istediği gibi görünen maskeli insanlar var. Ve taktıkları bu maskeyi o kadar çok benimsemişler ki kendi benliklerinden uzaklaştıklarının farkında bile değiller. Fabrika ürünü gibi aynılaşan ,farklı olanı da dışlayan insanlar çoğalıyor. Hep derim farklı olan ben değilim onların hepsi aynı:) "Kendi bakış açımın doğru olduğuna birilerini ikna etmek benim vazifemin içine girmiyor. Çünkü birilerini bir şeylere ikna etme çabasının o kimseleri gütmeye çalışmanın bir başlangıcı olduğuna inanıyorum. Kimse kimseyi gütmesin. İnsanlar olarak duyarlı olduğumuz hususlarda birimizin diğerine açılmasını sağlayacak güvenlik alanını tahkim edelim. Önce özden öze ulaşan irtibatı kuralım. Bu irtibatla memur olduğumuzu bilelim. İnsanlığın başarılarının talebesi olmayı kabullendiğimiz kadar; bu başarıların kaynağına dirsek çevirmenin hangi felâketleri davet ettiğini görelim." Günümüzde en basit konularda bile hemfikir olmak zor Çünkü insanlar kaosu seviyor .Tartışmayı bilmiyorlar Duymak istenilen tek söz var 'Haklısın' .Karşı fikirli olanlar düşman ilan ediliyor .Ve ne yazık ki asla sonuca varamıyoruz. "MODERN MEDENİYETİN doğuşuyla birlikte insan düşüncesi egocentric yani ben-merkezci hale geldi. Çünkü doğru ya da yanlış, modern medeniyet insanların kendilerini ve benzerlerini yalıtılmış bireyler olarak kavramalarına yol açan bir ortam türetti." Kabul edelim enaniyet çağındayız .Her zmaan birilerine en iyisinin biz olduğunu ispatın için çabalıyoruz (boşuna) Bu durum da rekabet ortamı oluşturuyor ve bu kısır döngü devam ediyor .Artık karşılıksız sevgi ,iyilik... hiçbir şey yok.Tüm cümlelerimizde ben, ben ,ben...(kimsin sen?) Almış bencillik başını gidiyor .Yakalayabilene aşk olsun. Kendilerine 'yerde fesad yapmayın' denildiği zaman 'Biz ancak islâh edicileriz' derler". El-bakara/11. "Gerçekten de fesâd çıkaranların, bozulmayı yürürlüğe sokanların görünüşte üretken ve verimli bir etkinlik içinde bulunduklarını gözlemleyebiliriz. Eğer doğru muhtevasız doğuru verimi, üretimi, çoğalmayı kapsamış olsaydı insan toplumlarının zaten devam edebilmek için bağlantı kurdukları kültür ahlâkî davranışların tek ölçüsü olurdu" Cidden fark ettiniz mi olay çıkaran ortalığı birbirine katan herkes aslında iyiyi istiyor, tüm dertleri bu(!) Kur'an zaten son sözü söylemiş .Fazlasına lüzum yok:) "Belki anlaşılmamak gerçekten bir dert, yine de işin öte yanını düşünmeden olmaz. Bir düşünelim ki insan olarak talihli olduğumuz hususlardan biri iletişim kurma imkân ve ihtimaline sahip oluşumuz kadar, birbirimizi yanlış anlama, hatta bazan birbirimizi hiç anlamama imkân ve ihtimaline sığınabilmemizdir. Eğer zihnimizde oluştuğunu varsaydığımız düşüncelerin tümü tam bizde oluştuğu gibi muhatabımıza ulaşabilseydi belki de sonuçtan hiç memnun olmayacaktık. " Ben kesin cevabını verememekle birlikte soruyu size yöneltiyorum: Gerçekten anlaşılmak istiyor muyuz? Gerçekten tam manada anladsbilseydik daha çok kırılırdık Düşündüm de bazen iyi ki yanlış anlaşılıyoruz. Ve bizi yanlış anlayanların hayatımızdaki yerini sorguluyoruz ;) "Bununla birlikte insan bulunduğu yerin ve çağın yükünü kaldıracak çapta yaratılmıştır. Yoksa hayatını idame ettirmesi imkânsız olurdu. Yani insan hangi zorluklar karşısındaysa, onları alt edebilecek kolaylıkları da elinin altında tutar. Bu anlamda insana dünya musahhar kılınmıştır. Ne var ki, olduğu yerden başlamayı akledemediği zaman insan zorunlu olarak zihninde keyfince türettiği geçmiş veya gelecek bir altın çağa kaçmak, sığınmak gereği duyar. Bunu yapar yapmaz da kendi çağının ve kendi yerinin ona bahşettiği imkânları, savaş araçlarını kullanamaz duruma düşer. Giderek, kendi özelliklerini çağıyla ve yeriyle uyumsuz hale sokar. Bu uyumsuzluğun sonucu yalnızca çağından kaçan, yerini inkâr eden insanın nereden geleceğini bilmediği darbelere karşı savunmasız kalışı değil, aynı zamanda dostunu tanıyamayıp, düşmanını ayırt edememesi demektir." Hepimiz çağdan şikayetçiyiz .Memnuniyetsizlik çok basit değil mi ? Tüm insanların ortak sorunu şudur ki; Mutluluğun ayağına gelmesini bekler. Onu hedef koyar Yanlış! Ne birilerinin kendi hayatından feragat edip bizi mutlu etmesini beklemeliyiz ne de bize gelmesini beklemliyiz Bulunduğumuz durum içinden mutluluğu bizim çıkarmamız gerekiyor .Güzelliği keşfetmek gerek .Hadi gözlerimizi kapatıp hayatımızdaki her güzellik için şükredelim :)(Artık çağa küfretmek yok :D) "Çocuklarla şairlerin ortak bir yanı var. Şairler bir türlü büyüyemedikleri, çocuk kaldıkları için mi? Pek değil. Bence çocuklarla şairlerin (listeye delileri de ilâve edebilirsiniz) derinlere dalan sözler edişlerinde paylaştıkları şey tedbirsizliktir. Çocuk hakikate yönelen sözler ederken nelere dikkat etmesi, hangi sırayı izlemesi gerektiğini bilmez. Bu konuda hazırlıksızdır. Şair ise söz ederken alacağı tedbirlerin sözünü saptıracağının bilincindedir. Şair sözünü dışa vururken herhangi bir sırayı izlerse, söylediklerinin ne kadar sıradanlaşacağını bilir. Şairler akıl yürütme yöntemi olarak vecde gelmeyi ve imgelemi seçmişlerdir." Ve diyor ki İsmet Özel: Ödev katlanmayı, görev ise gözüpekliği gerektirir. Benim giriştiğim bu yazma (tahrir) işinin de katlanılacak ve gözüpeklik isteyen tarafları var. Yazmayı ödev biliyorum ve yazma görevini üstlenmişim. İşimin bir yanı zorunluluk: Yazmaktan kaçamıyorum. Oysa kaçabilmeyi nasıl da isterdim. Öte yandan istemimin (irademin) devreye girdiğini anlıyorum ve yazma işinin başarılmasını gönülden istiyorum. (İyi ki yazmış) Yine onunla bitireyim incelemeyi:) Yine de ne ben yazmayı bırakabildim, ne de yazmak beni bıraktı. Bir boyun eğiş artık bu tahrir vazifeleri: Yazmakla vazifeliyim ve vazifem yazmaktır. Ben okurken bir an önce diğer sayfaya geçip acaba ne diyecek diye bekledim .Kusurum olduysa affola:) Saygılarımla... (Mutenâ)

Öncelikle inceleme yazmak gibi haddimi aşan bir şeye kalkıştığım için hepinizden özür dilerim. Çünkü henüz inceleme kaleme almak gibi bir yetkinliğe sahip değilim. Bu yüzden inceleme okurken beklentisi yüksek olanlar için başta belirtmekte fayda var. Ancak konu vazifeler olunca gönlüme düşenleri yazıya dökmek istedim.. Sürçü lisan edersem affola.. Seri 40-60 sayfalık 12 kitaptan oluşuyor. Ama tek kitap halinde de bulabilirsiniz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki okuyacağınız ya da okuduğunuz yazılar yazmayı kendine görev bilmiş birinin yazılarıdır (bence), nitekim son kitapta şöyle diyor Özel: "söylemek istediklerimin hepsini söyledim mi? Hayır, ama söylediklerim görevim çerçevesinde söyleyebileceklerimin hepsiydi.".. Her kitapta ele alınan düşünceler farklı ya da benzer olsa da kendi içinde bir bütünlük kazanıyor kanımca.. Başka dikkat ettiğim bir hususta şu oldu: Özel, yazılarında soru sorarak tefekkür ettirmeyi çok güzel başarıyor. Önce soruyu soruyor, siz bu arada düşünüyorsunuz, kafanızda beliriyor bazı hususlar, ardından cevabını kendisi veriyor ya da siz farkediyorsunuz ve konu sonuç olarak zihninizde oturuyor. Katıldığınız görüşler olabileceği gibi katılmadığınız kısımlar da olabilir pek tabii. Bazı yerleri anlamak için çaba sarfettiğim doğrudur :) Ancak netice itibariyle beni tefekküre sevk eden bir seri idi.. Son olarak şuna da değinmek isterim: Özel 12. kitapta "göçtü kervan kaldık dağlar başında" ilahisinin açıklamasını yapmış. Daha doğrusu bir seminerinden derlenmiş. Benim için özel olan ve önem arz eden bu ilahiyi bir de ismet beğ'den okumak beni üstünde daha çok düşünmeye yöneltti. Hakikaten bakacak olursak "bizlerin üzerine konuşacağımız ilahi: göçtü kervan kaldık dağlar başında"dır. Birçok hakikati barındırıyor batında ve zahirde... Uzun soluklu şeylerin sonu bana hüzün katar çoğu zaman. 12 kitap bittiğinde de öyle bir hüzün hissettim, şimdi incelemeyi bitirirken de öyle bir hüzün seziyorum :) Allahın izni ile yazımı nihayete erdirip kitabı okumanızı tavsiye eder, hayırlı günler dilerim.. Allah'a emanet olunuz.. (Hatice Nur)

"ADI ÜSTÜNDE bunlar benim tahrir vazifelerim. Şunca yıl yaşadıktan sonra vazifemin yazmak olduğunu nihayet anladım. Bence daha şiddetlisi yazmakla vazifeli olduğumu anladım. Yaşayan insanlara birer vazife düşüyorsa, bana düşen de yazmaktır." Diye açıklıyor İsmet Özel amacını. Bize bir şey bırakmamış. Tarzını birine benzettim ama sırf önyargı olmasın diye yazmıyorum. Yazmak hakkındaki fikirlerine katılıyorum. Aslında bir çok fikrine. Yine de beni huzursuz eden bir şey vardı. Bir ben var benden içeri işte sevmek istediğim bazı yazarlarda istemesem de bunu hissediyorum. (Seren ÖZDEMİR)

--reklam--

Tahrir Vazifeleri PDF indirme linki var mı?

--reklam--

İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tahrir Vazifeleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı İsmet Özel Kimdir?

1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara'da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi'ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı'nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.

--reklam--

İsmet Özel Kitapları - Eserleri

  • Tavşanın Randevusu
  • Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
  • Bir Yusuf Masalı
  • Henry Sen Neden Buradasın 1
  • İrtica Elden Gidiyor
  • Henry Sen Neden Buradasın 2
  • Surat Asmak Hakkımız
  • Tahrir Vazifeleri
  • Toparlanın Gitmiyoruz 1
  • Erbain
  • Taşları Yemek Yasak
  • Bakanlar Ve Görenler
  • Üç Mesele
  • Kırk Hadis
  • Şiir Okuma Kılavuzu
  • Zor Zamanda Konuşmak
  • İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir
  • Neyi Kaybettiğini Hatırla
  • Kalın Türk
  • Of Not Being A Jew
  • Faydasız Randevu
  • Çatlıycak Kadar Aşki
  • Ve'l-Asr
  • Sorulunca Söylenen
  • Desem Öldürürler Demesem Öldüm
  • Küfrün İhsanı Olmaz
  • Cuma Mektupları 1
  • Faydasız Yazılar
  • Tehdit Değil Teklif
  • Cuma Mektupları 2
  • Cuma Mektupları 3
  • Cuma Mektupları 4
  • Cuma Mektupları 5
  • Cuma Mektupları 6
  • Cuma Mektupları 7
  • Cuma Mektupları 8
  • Cuma Mektupları 9
  • Evet İsyan
  • Cinayetler Kitabı
  • Geceleyin Bir Koşu
  • Şiir Resitali
  • Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar
  • Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 2
  • Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 1
  • Bilinç Bile İlginç
  • Allah'ın Emri Zaid / Plus Peygamberin Kavli
  • Bileşenleriyle Basit
  • Siper Beden
  • Karz-ı Hasen
  • Neredeyizim
  • Başbaş Başbaşa Başabaş
  • Evet Mi, Hayır Mı?
  • Muvazzaf
  • Toparlanın Gitmiyoruz 2
  • Toparlanın Gitmiyoruz 3
  • Ebruli Külah
  • Evlenseydik Boşanacaktık
  • Türk Olamadıysan Oldun Amerikalı
  • Hayatın Manası Versus Manalı Bir Hayat
  • Çenebazlık
  • Dil ile İkrar
  • Tok Kurda Puslu Hava
  • Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar
  • Şiir Kitabı
  • Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidir
  • Tahrir Vazifeleri 2
  • Tahrir Vazifeleri 4
  • Tahrir Vazifeleri 3
  • Tahrir Vazifeleri 5
  • Tahrir Vazifeleri 6
  • Tahrir Vazifeleri 7
  • Tahrir Vazifeleri 8
  • Tahrir Vazifeleri 9
  • Tahrir Vazifeleri 10
  • Cuma mektupları 10
  • Tahrir Vazifeleri 11
  • Tahrir Vazifeleri 12
  • Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir
  • Bir Vefa Daha
  • Pergelin Yazmaz Sivri Ucu
  • İslamla Damgalanmış Varoluş
  • Tekne Kazıntısı

--reklam--

İsmet Özel Alıntıları - Sözleri

  • Biz Türkiye'de yaşayan insanlar olarak öyle yalan yanlış seylere inandırılmış, öyle kabul edilemez şeyleri kabul etmişiz ki, insanlara kendileri hakkında ya da birlikte yaşadıkları insanlar hakkında ne söylersen söyle söylediğin şeyler asla mantıklı gelmez. (Çenebazlık)
  • Türkiye, bir imparatorluk ihdas etme üstünlüğü gösterdiğimiz için değil, dar-ül İslam olması, dar-ül İslam vasfı kazanması sebebiyle vatanımızdı. (Cuma Mektupları 6)
  • ölümle ölüme yaraşan bağı nasıl kurabiliriz? (Tahrir Vazifeleri 3)
  • Taarruz bombalarının tahrip gücü kadar gürültüsü de önemlidir. Çünkü düşman yalnızca öldürülerek veya mevzileri yıkılarak püskürtülmez, aynı zamanda düşmanı, başına büyük bir felâket geleceğine inandırmak da gereklidir. Bu yüzden toplumda hâkimiyet tesis etmeye yönelmiş her hareketin, yürürlüğe koyduğu işler kadar kopardığı gürültü de önemlidir. Nitekim son birkaç yılda Müslümanlara karşı haçlı ve Siyonist seferberlik düzenlemiş odakların kopardıkları gürültü bir hesap sonucudur. Diyelim ki, tesettüre uyan öğrencileri üniversiteye almayacaklar. Bunu idarî tedbirlerle sessiz sedasız uygulamaya koyabilecekleri halde, bu konuda bir kamuoyu husule getirmek üzere, basın organlarının büyük bir şamata çıkarması istenmiştir. Bir gürültü koparan siyasî hareket, taarruza geçmeye hazırlanmış ve belki de taarruzu fiilen başlatmış demektir. Taarruza geçen kuvvet, büyük ve geniş taleplerle insanların önüne çıkar. Onun düsturu şudur: Çok çok istemeliyim ki, az az versinler. Bu tutumun beynelmilel arenada en iyi uygulayıcısı İsrail olmuştur. İsrail, henüz üzerinde devlet olmaya çalıştığı toprakların kendi hakkı olup olmadığı tartışma konusu iken, daha geniş topraklara ihtiyacı olduğunu dile getirmiştir. Yani her zaman çok çok istemiş ve alabildiği az miktarı yanına kâr bilmiştir. Böylece ilk yerleştiği toprakları tartışma konusu olmaktan çıkarılmış ve işgal ettiği topraklar görüşmelere esas alınır olmuştur. Türkiye'deki İslâm düşmanları çok çok neyi istiyorlar ve az az neye razı olacaklar? Onların çok çok istedikleri, Müslümanların Türkiye'de hiçbir sosyal varlık gösterememeleridir. Yani tek parti, tek şef döneminde olduğu gibi, Müslümanlar kendi memleketlerinde sürgün muamelesi görmelidirler. Ticarî hayatta geri plana itilmeli, iyi eğitim veren mekteplere sokulmamalı ve bürokraside yükselme sınırları pek düşük tutulmalıdır. Bu en geniş taleplerin tam tamına gerçekleşmeyeceğini bildiklerinden, kopardıkları gürültüyle bir tek siyasî sonuca razıdırlar. O da, Müslümanların bağımsız bir siyasî alternatif olarak ortaya çıkmamaları ve gözleri yılarak kimliği Müslüman olmayan siyasî organizasyonların şemsiyesi altında olmayı nimet bilmeleridir. (İrtica Elden Gidiyor)
  • İnsanın gereğinden çok şeyi fark ediyor olması, esas olan şeyi fark etmekten mahrum kalması anlamına da gelebilir. (Kırk Hadis)
  • İnsanlar artık aya , güneşe Lât ve Menât putuna tapmıyorlar ama devlet adamlarına , piyasaya , makinalara, teşkilatlara, teorilere tapıyorlar. Yeni putları mukaddes kılabilmek için kitaplı dinleri terkediyorlar. Bu tarz putperestliğin Doğu'da ve Batı'da birbirinden farkı yok. (Üç Mesele)
  • Bugün yaşama biçimi olarak dünya çapında yaygın bir batılılaşma var. Mutfaklar yemek hazırlama laboratuvarı, televizyonlu yaşama alanları bir kamu toplantısının dinlenme anı gibi, yatak odalarımıza değil koğuşlara gidiyoruz. Çalışma ve eğitim hayatımız mekanik ölçüleri hiçbir zaman aşamıyor. (Bakanlar Ve Görenler)
  • Daha doğrusu bir ordu ilgili olduğu toplumun bir ürünü olduğu oranda gerçektir. Ordunun gerçekliğinin gösterilebilir iki dayanağı var: Bir toplum kendi savaş gücünü ne oranda yeniden üretebiliyor? Bir toplum kendi değerlerine ne oranda sahip çıkıyor? Savaş gücünü yeniden üretebilmenin toplumun sermaye gücüyle olduğu kadar nitelikli insan potansiyeliyle doğrudan ilgisi var. ABD Pearl Harbour baskınında bombalanan gemilerini bir yıl içinde yeniden inşa etti. Bunun için malî güce elbet sahipti, ama yeniden üretim için gerekli uzmanlığı da ithal etmek zorunda değildi. Bir toplumun kendi değerlerine sahip çıkmasının iki parlak örneği Almanya ve Japonya'dır. Her iki dünya savaşından yenik çıkmış Almanya'nın ve son savaştan sonra ordusuzluğa mahkûm edilmiş Japonya'nın bugün beymelmilel sahada hâlâ belli bir belirleyici güç sahibi olmalarının her iki toplumun da kendi değerlerinden vazgeçmeyişlerinden başka bir açıklaması yoktur. (Cuma Mektupları 3)
  • Neyi öğrenmek istiyorsak zihnimizi onu öğrenmeye müsait duruma getirmek zorundayız. Bazı şeyleri bütün çabalarımıza rağmen bir türlü öğrenemiyorsak, bunun sebebini zihnimizin düştüğü elverişsiz durumdan başka bir şeye bağlamayalım. Âmiyâne bir ifadeye başvurarak şöyle diyebiliriz: Ancak işimize gelen şeyler aklımıza yatar veya aklımız ancak işimize gelen şeylere yatar. Dünyaya isteklerimiz doğrultusunda bakarız. Zihnimizin dış dünyayla ilişkisinde bütün mesele "irade" (istem) meselesinden ibaret değildir. Bir de zihin kilitleri meselesi var. Nelerin işimize geldiğini tanımamız açısından bazı bölgelerde zihnimiz kilitlenmiştir. Bazen menfaatimizi zihnimizin kilitleri sayesinde koruyabiliriz. Bazen de zihnimizdeki kilitleri kırmak menfaatimizi korumanın kaçınılmaz gerek-sartı olur. Zihnimizdeki kilitlerin hangilerinden güç almanın vakti ne zamandır? Hangi zihin kilitlerimizi ve ne vakit kırmalıyız? (Henry Sen Neden Buradasın 1)
  • İslâm’a yerküre üzerinde hangi varoluş tarzı yakışıyorsa Türkler o tarzı tecessüm ettirmekle bir kavim karakteri edinmişlerdir. Türk’ü İslâm’dan, İslâm’ı Türk’ten ayırın geriye ne Türk kalır, ne İslâm. Amerikalıyı paradan, parayı Amerikalıdan ayırın geriye ne Amerikalı kalır, ne para. (Pergelin Yazmaz Sivri Ucu)
  • gitti deriz ölenler için yalnız yaşayanların işidir yola çıkmak, yolu kat etmek. (Bir Yusuf Masalı)
  • İnsanlar içlerinde yaşattıkları bir mükemmelliğin özlemini duyarak hep varolan şartları beğenmediler. (Bileşenleriyle Basit)
  • tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemeyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim. (İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir)
  • Çin, Mı­sır, Aztek, Yunan, Roma ve İslam medeniyetlerinin kendilerine özgü teknolojileri el­bette vardı; ama insan hayatının devamını böylesine yaygın ve karmaşık mekanik sü­reçlerin işleyiş şartına bağlayan bir başka medeniyet bilmiyoruz. (Tahrir Vazifeleri 7)
  • "Bana göre insanın tarifi: "Geç kalmış yaratıktır." Neye geç kalmıştır? Her şeye." (Tahrir Vazifeleri 12)
  • kalbe gizlice batan kıymık geçecek. (Şiir Resitali)
  • İnanıştaki doğruluk inanılan "şey"in doğruluğuna delil olur. Görürüz ki inancı arayan onu yalnızca inananda bulabilir, inandıranda değil. (Tahrir Vazifeleri 7)
  • Canının kıymetini bilmek insanın kendi nefsini en rahat edeceği, azami derecede zevk alma ortamında bulunmak anlamına gelseydi batı medeniyetinin hakimiyet kurmasıyla biçimlenen dünya şartları haklılık kazanmış olurdu. (Tahrir Vazifeleri 9)
  • Oysa salaklar hayati kalin cizgilerle cevrelemekten hoslanir (Henry Sen Neden Buradasın 2)
  • "İslâmi hareket sözkonusu olduğunda Türkiye'ye dünyanın herhangi bir yerine verdiğimden daha çok önem veriyorum." (Cuma Mektupları 1)