Kitap Künyesi
Yazar: Cemil Koçak
Yayın Evi: Timaş
İSBN: 9786050807844
Sayfa Sayısı: 392
--reklam--
Tarihin Buğulu Aynası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yakın tarihimizle yüzleşmenin toplumumuzda şok dalgası yaratması, aslında pek çok gerçeğin resmî tarih eliyle karanlığa hapsedilmesinden kaynaklanıyor. Akademik çalışmalarında resmî tarihin dar ve donuk kalıplarına karşı yeni bir tarihçilik anlayışını gündeme getiren Cemil Koçak, siyasî ve ideolojik pozisyonlardan bağımsız, tribünlere oynamayan bir akademik tarihçilik anlayışının hâkim olduğu pek çok yazısını Târihin Buğulu Aynası`nda bir araya getiriyor.
Koçak, akademik tarihçiliği kendi dar çerçevesinden çıkarmak, geniş kitlelerle buluşturmak amacıyla, hem tarihe taraftar duruşu dışında, incelikli, analitik bir yaklaşım getiriyor, hem de akademik birikimini son derece yalın bir dille aktararak, yakın tarihin en tartışmalı konularını kitleler için berraklaştırmaya çalışıyor.
Yakın tarihimizi bugünü de anlamaya çalışarak aktaran, tarihe bütüncül bir bakış açısı getiren Koçak, her yazısının sonunda konu hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen tarih meraklılarına da okuma listesi sunmayı ihmal etmiyor. Tarihin doğru bilinmesinin her şeyden önce günümüzün doğru analiz edilmesi için gereken bir çaba olduğu anlayışıyla yazılarını kaleme alan Koçak, Târihin Buğulu Aynası`nda kendi deyimiyle bilinmeyeni değil, unutulanı, hatırlanmayanı, hatırlatılmasından rahatsız olunan temaları yeniden şekillendiriyor.
Tek parti ve şeflik dönemi, Dersim olayları, Kürt meselesi, şapka kanunu, 27 Mayıs darbesi, azınlıklara yönelik uygulamalar ve daha başka pek çok sislerin ardında kalmış konu, Târihin Buğulu Aynası`nda açıklık kazanıyor. İşte bazı konu başlıkları:
Che neden Kemalist olmak zorunda?
Einstein Türkiye`ye iş başvurusunda bulundu mu?
Millî Mücadele ne zaman başladı?
Misâkı Millî sınırları efsanesi
Nutuk ve tarihsel gerçeklik
Teşkilâtı Mahsusa`nın görünmeyen yönleri
II. Abdülhamid`in mirasına ne oldu?
Atatürk`le İnönü`nün yolları neden ve nasıl ayrıldı?
11 Kasım 1938`e giden yol
İkinci Cumhuriyet kimin eseridir?
--reklam--
Tarihin Buğulu Aynası Alıntıları - Sözleri
- Atatürk'ün resminin basılı olduğu bir gazeteye helva sarılırsa, ne olacaktı?
- "Trabzon iliyle Canik (Samsun) sancağının, şark illeri olarak tanımlanan Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elâzığ, Van ve Bitlis illeriyle bu sahada yer alan ve İdarî olarak herhangi bir ile bağlı olmayan bağımsız sancakların hiçbir nedenle ve bahaneyle biri diğerinden ve Osmanlı camiasından ayrılamayacak bir bütün olduğu" yazılıdır. Yâni, sâdece Doğu illerini içeren bir karar Nutuk'ta bütün yurda âidmiş gibi gösterilmiştir ki, doğru değildir. Ayrıca uzun karar metni epey kısaltılmış ve orijinal metinde yer alan ve bu sahada yaşayan İslâm anâsırından söz edilen cümleyse metinden çıkarılmıştır.
- Kimbilir, belki Nâzım, Fidel’e bir de nazarlık armağan etmişti de, Fidel'i ve Küba’yı nazarlık korumuştu.
- Millî tezimizde de kullanılan "tehcir" sözcüğünün de değiştirilmesi gerekir. Maalesef bâzı hâinler bu sözcüğü bile hâin emellerine âlet etmektedirler. Onun yerine, "ikâmetgâh adreslerinin değiştirilmesi" denilmelidir. Doğrusu da budur.
- Basında yer aldığının aksine, Einstein Türkiye'de çalışmak için herhangi bir talepte bulunmamıştı!
- Birde sinemadan esinlenmiş "târihcilik" çıktı karşımıza... Odatv'den Sinan Meydan, Çanakkale'yi yazarken dayanamamış ve Çanakkale’de savaşmaya gelmiş tam 300 düşman gemisinden de söz etmiş. Bu 300 rakamı nereden aklına gelmiş acaba diye düşündüm: (a) 300Spartalı (2006) filminden aklında kalmış olabilir;
- Kazım Karabekir'in "İstiklal Harbimizin Esasları" adını taşıyan Milli Mücadele anıları 1933'ün Mayıs ayı sonunda basıldı. Ancak anılara matbaada iken el konuldu ve yakıldı.
- Tarihsel metinlerin kutsal ruhlar olduğunu düşünenler için tarihsel ve politik açmazlar burada yatar işte. Zaman değişir, metinler de değişir! Metinler üzerinde tahrifat yapılmak zorunda kalınır. Siyasal koşullar bunu gerektirir çünkü. Sonraki nesiller orijinal metni değil, değiştirilen bu metinleri kutsar. Aslında olmayan metinlere kutsallık atfeder. Hazindir, fakat politika değişince târih de değişir.
- Son zamanlarda tuhaf bir eğilim belirdi; zaferi taçlandırmak adına, "düşmanı" olduğundan daha kuvvetli göstermek ve ”biz”i de olabildiğince zayıflatmaya çalışmak. Elbette tarihsel gerçeklere aykırı rakamlara bel bağlamak ne ölçüde etik bir yöndür, bunun tartışması ayrı; fakat bugün bütün dünyânın bildiği ve askerî târihin neredeyse yüzlerce araştırma ve kitapla katkıda bulunduğu bu alanda, "nasıl olsa kimse bilmez" diyerek, uydurmasyona başvurmak, târih adına utanç vericidir. Çanakkale'yi de yüceltmez; olsa olsa yazanların yüzünü kızartır!
- "İnkılâp ve rejimlerin bir şahsa izafesi" Doğu'ya ve özellikle de memleketimize has bir ruh haliydi. Bunun en büyük sakıncası ise "şahsî prensipler doğurması, zümreler yaratması" ve toplumda ikilik oluşturmasıydı. Başarıların tek bir şahsa bağlanması doğru değildi. Hükümet ise vatandaşı açık ve doğru görüşten mahrum bırakmak istiyordu.
--reklam--
Tarihin Buğulu Aynası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Geçmişin Gölgesinde: GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE… Tarihin Buğulu Aynası(Efsaneler Çökerken) Cemil KOÇAK 2.Baskı 2013/Timaş yay. 391 s. Mazim! Ah,o bir daha bulunmaz bir hazine! Hırsız gibi dalardım altın gümüş içine. Dalardım!Fakat şimdi o servetten bana ne! Mazim!Ah, o bir daha bulunmaz bir hazine! ……. Cahit Sıtkı’nın bu dizelerine kulak verelim istedim.İnsanın mazisi silindiğinde geriye kocaman bir “Hiç” kalmaz mı? Kalır…Hem de öyle böyle bir hiç değil!O hiçin içini doldurmak istyenler de vardır elbet..Ama ne şekilde; ama nasıl; ama neden? Geçmiş geleceğin aynası ise geleceğimizin berrak, safiyane ve duru bir hal alması mazimizin ne denli katıksız olması ile ilişkili değil midir?.Bir insan; tarihi geçmişiyle, milletinin geçmişiyle ve ülkesinin geçmişiyle kopuk yaşamamalıdır. Tarihi bağlardan kopuk bir insan yönünü bulamayan bir pusula misali, oradan oraya savrulur.Geçmiş bağlarından habersiz bir insanın yeri yurdu belli değildir. Düşünceleri ona ait değildir.Davranışları ve tutumları da ona ait değilidir.Geçmişinden bağımsız yaşayan bir millet adeta alzheimere yakalanmış bir hasta gibidir. Cemil Koçak” Tarihin Buğulu Aynası” kitabında belki de bugüne kadar duymadığınız malumatları çarpıcı başlıklar altında okuyucunun istifadesine sunmuştur. Henüz ikinci baskısını okurlarıyla buluşturduğu kitabı on anabaşlık ve altbaşlıkları ile merak ettiğiniz değerlere bu kitaptan ulaşabilirsiniz.Bu kitapta neler mi var? -Che’nin Çantası’dan tuıtun da -Eınsteın’ın Mektubu -18 Mart’ta neler oldu? -Abdülhamid’in mirası ne oldu? ‘ya kadar geniş yelpazede bizlere tarihin buğulu aynasını buğusuz bir şekilde, tarihi verilerle,belgelerle ve resimlerle aktarmıştır.Ayrıca bölümün sonunda o mevzu ile ilgili “Okuma Metinleri”başlığı altında okuyucuya kaynak tavsiyesinde bulunmuştur. Mazim!Ah, o bir daha bulunmaz bir hazine!Demeden evvel kulak verelim mazimize. Şayet tarihi ufkunuz genişlesin; Birtakım kalıp ve mevcut bilgilerden mefkurelerinizi azad etmek niyyetinde olup bir şekilde yeni malumatlar haiz etmeyi talep ediyorsanız bu kitap sizler için mihmandarlık yapacaktır efendim.Kıymetli okumalar dilerim. (Kadupul)
HAY BİN KUNDUZ!: "Bir gün yolda yürüyordum, bir şarkı duydum kalbim acıdı." diyordu bir şarkıda. Aynı hissi bu kitabı okurken de yaşayabilirsiniz. Öğretilen tarihimizde birtakım mantık hataları olduğu aşikardı fakat kitabın her satırında Kaptan Swing'in "Hay bin kunduz!" deyimini söylemekten kendinizi alamayacaksınız. Oysa Allah, "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz. …" (Hucurat, 6) diyerek bizi uyarmamış mıydı? Araştırıyor olsaydık romantizme kurban edilen bir tarihe inanan fertler olur muyduk? Mesela sırf "Vay be Einstein bile Türkiye'ye iltica etmek istemiş." dedirtmek için yazılan popüler kültür masalına balıklama atlar mıydık? Sadede gelecek olursak "Ey kâri," diyor kitap bize "Ne zaman uyanacaksın?" Uyanmak isteyen herkes okumalı çünkü kitap rahat ettirmek için değil rahatsız etmek için yazılmış. (Pierid)
Yazar, son zamanlarda hayli genişleyen “tarih değil mi, uydur uydur söyle, yaz” tarzı eğilimine karşı akademik tarihçiliği savunuyor. Zamanla beraber metinlerin değiştiği, bozulduğundan ve özellikle internet ortamıyla birlikte şehir efsanelerin de yaygınlaştığından bahsediyor. Bunun için de “Son zamanlarda şehir efsanesi deyimi çok kullanılır oldu. Bu ifadeden maksat, gerçek olmayan, fakat herkesin ağzına yerleşmiş anlatılardır. Böylece anlatı, defalarca ve sık sık tekrar edilerek, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılır ve inanç haline gelir. Hele günümüzde İnternet ortamı da buna eklenince, efsanelerin önünü almak artık neredeyse imkansız.” diyor. Bu konuda yazara katılmamak elde değil. İnternette o kadar çok gereksiz, değiştirilmiş, bozulmuş, uydurulmuş bilgi var ki…Hakkında hikaye uydurulan kişilerin sanki bu uydurulmuş hikayelere ihtiyacı var… (Halil İbrahim)
--reklam--
Tarihin Buğulu Aynası PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cemil Koçak - Tarihin Buğulu Aynası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tarihin Buğulu Aynası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cemil Koçak Kimdir?
1956'da izmir'de doğdu. orta öğrenimini izmir'de tamamladıktan sonra, 1978'de sbf basın-yayın yüksek okulu'ndan mezun oldu. sbf'de yüksek lisans ve doktora eğitimine devam etti (1978-1980). âfet inan tarih araştırmaları ödülü'nü kazanan (1990) türkiye'de millî şef dönemi (1938-1945) yazarın doktora tezidir (1985). kamu yönetimi ve siyaset bilimi doktorasından sonra, 1991 yılında siyasal ve sosyal bilimler doçenti oldu. abdülhamid'in mirası (1990) ile sedat simavi vakfı sosyal bilimler ödülü'nü kazanan (1991) türk-alman ilişkileri (1923-1939) (1991) adlı araştırmaları yayınlandı. makaleleri ve kitap tanıtma yazıları, başta tarih ve toplum ve toplumsal tarih olmak üzere, çeşitli dergilerde yayımlandı. samet ağaoğlu'nun siyasî günlük; demokrat parti'nin kuruluşu adını taşıyan günlüğünü (1992) ve haldun derin'in çankaya özel kalemini anımsarken (1933-1951) adlı anılarını (1995) yayına hazırladı. sabancı üniversitesi tarafından 1998 yılında yayınlanan birinci meclis adlı kitabın da editörlüğünü yaptı. 2003 yılında iletişim yayınları tarafından umûmî müfettişlikler (1927-1952) adlı kitabı yayımlandı. belgelerle heyeti mahsusalar kitabı da yine aynı yayınevinden 2005 yılında çıktı. 1984-1999 yılları arasında tübitak'ta çalışan yazar, halen sabancı üniversitesi sanat ve sosyal bilimler fakültesi'nde öğretim üyesi olarak, yakın dönem siyasî tarihimizle ilgili araştırmalarını sürdürmektedir.
--reklam--
Cemil Koçak Kitapları - Eserleri
- Tarihin Buğulu Aynası
- Darbeler Tarihi
- Geçmişiniz İtinayla Temizlenir
- Türkiye`de Milli Şef Dönemi
- Resmi Tarihe Meydan Okuyorum
- Karabekir'in Kavgası
- Tek Parti - Cumhuriyet ve Şefler
- Tarih Büyük Harflerle Yazılmaz
- Tarihçinin Eleği
- Türkiye`de Milli Şef Dönemi
- Tek-Parti Döneminde Muhalif Sesler
- Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası
- Türk - Alman İlişkileri
- Geçmiş Ayrıntıda Saklıdır
- Recep Peker Konuşuyor
- Madalyonun Arka Yüzü
- Demokrat Parti Karşısında CHP
- Belgelerle Heyeti Mahsusalar
- İsmet İnönü ve Resmi Tarih
- İktidar ve Demokratlar
- Umumi Müfettişlikler
- Giresun Günlükleri 1
- Ayın Karanlık Yüzü
- Chp ve Taşra
- Abdülhamid'in Mirası
- Dönüşüm
- İkinci Parti
- CHP Genel Sekreterliği (1930 - 1945)
- CHP İktidarının Sonu
- Uzlaşma
- Birinci Meclis
- Rejim Krizi
- 27 Mayıs Bakanlar Kurulu Tutanakları
--reklam--
Cemil Koçak Alıntıları - Sözleri
- Nitekim Günaltay tarafından hazırlanarak 9 Mayıs 1949 tarihinde Meclis'e sunulan ve Ankara Üniversitesi içinde bir İlahiyat Fakültesi açılmasına imkan sağlayan yasa tasarısının gerekçesinde; "din meselesinin sağlam ve ilmi esaslara göre incelenmesinin mümkün kılmak ve düşünüşünde ihatalı din adamlarının yetişebilmesi için lüzumlu şartları sağlamak maksadı ile" Batılı örneklere benzer bir İlahiyat Fakültesi kurulmasının gereğine dikkat çekiliyordu. (Demokrat Parti Karşısında CHP)
- Bunları artık okul kitaplarından çıkarsak iyi olur. Mondros Mütarekesi imzalandı, ordu terhis oldu, silah bırakıldı. Bu, böyle bütün ordular için geçerli değil. Yani, şark ordusu mesela, ne terhis etti, ne alaylarını dağıttı, orada büyük bir güç olarak, elli bin tüfeklik büyük bir güç olarak duruyor. (Karabekir'in Kavgası)
- ... Bu seçim, memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir. Memleket için, hepimiz için şeref olmuştur. Keyfimiz yerinde... Muhalefet lideri olduğumu ve CHP'nin başkanlığını üzerime aldığımı ilan ettim. Çok şükür, memleketimizin itibarı yerinde. Yeni bir devrin çalışmalarına başladık. Her şey anlaşılacak, her şey iyi olacak... (Demokrat Parti Karşısında CHP)
- 1933 yılının kış aylarında Karabekir aleyhine başlayan basın kampanyasının nedeni neydi? (...) Bir ihtimal; Karabekir'in bu sırada Milli Mücadele anılarını kaleme aldığı ve yakında yayınlamak üzere girişimde bulunduğu haber alınmıştı. (Karabekir'in Kavgası)
- Gazi diyor ki; "Biri ben, fert olan, fani olan Mustafa Kemal...İkinci Mustafa Kemal'den ise, ancak Biz diye bahsedebilirim. Yani;sizler, çalışan köylü, uyanık, münevver, milliyetperver vatandaşlar...İşte; o Mustafa Kemal ölmez." (Karabekir'in Kavgası)
- Millî istiklâlimizi kurtarmak için canla başla uğraşanların bu hizmetlerini yazmayabilirsiniz;fakat bâri bunları borçlu çıkarmayınız. K.Karabekir (Karabekir'in Kavgası)
- İnönü; "Tertemiz öldü. Bir adamın hayatında bir noktayı alıp, onu helak etmek veya batırmak; politikanın marifeti olabilir. Bu, ne hakikat ve ne de marifettir." (Karabekir'in Kavgası)
- "Nezihe Muhittin, çok erken bir dönemde, daha Birinci Meclis sona ererken, Kadınlar Halk Fırkası adı altında siyâsi parti kurmak üzere başvuruda bulunanlar arasında yer almıştı bile... Bu sırada neredeyse on beş yıldan beri siyâsetle yakından ilgiliydi." (Madalyonun Arka Yüzü)
- "Tek-parti döneminde hac yasaktı. Fakat rejim değişikliğiyle birlikte yasak kalkacaktır. Ünlü 1946 seçimi sırasında, hac serbest bırakılmıştı. CHP'nin seçim öncesindeki bu hamlesi dikkat çekiciydi. Ama belki yeterli değildi." (Madalyonun Arka Yüzü)
- "Öğretmen maaşını geçmeyen milletvekili maaşı hiçbir zaman olmadı." (Tek Parti - Cumhuriyet ve Şefler)
- Woermann 20 Haziran 1936'da Bulgaristan Büyükelçisine, Almanya'nın Montrö Konferansı'na ne katılmak, ne de Konferansta gözlemci olarak bulunmak istediğini bildirdi. (Türk - Alman İlişkileri)
- "1946 yılına kadar seçimler, Osmanlı'dan gelen şekliyle, iki dereceli yapılıyordu. Önce, kadınlara seçme hakkı tanınıncaya kadar, yalnızca erkekler birinci seçmen olarak ikinci seçmenlere; daha sonra da ikinci seçmenler milletvekili adaylarına oy veriyorlardı." (Madalyonun Arka Yüzü)
- "İstiklal Savaşı'nda kurtulduk; İnkılap Savaşı'nda kuvvetlendik." (Demokrat Parti Karşısında CHP)
- Birde sinemadan esinlenmiş "târihcilik" çıktı karşımıza... Odatv'den Sinan Meydan, Çanakkale'yi yazarken dayanamamış ve Çanakkale’de savaşmaya gelmiş tam 300 düşman gemisinden de söz etmiş. Bu 300 rakamı nereden aklına gelmiş acaba diye düşündüm: (a) 300Spartalı (2006) filminden aklında kalmış olabilir; (Tarihin Buğulu Aynası)
- "İşin aslı İnönü'nün tek-partili dönemde, her ne kadar başbakan ve CHP genel başkan vekili de olsa, resmî tarihte ancak Atatürk'ün gölgesinde ve onun izin verdiği oranda ve o kadarıyla yer alabildiği gerçeğidir." (İsmet İnönü ve Resmi Tarih)
- "...Karabekir'in anıları, her bakımından, Nutuk'u dengeleyebilecek yagâne metindir" (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir)
- Papen, İtalya'nın Arnavutluk işgalinin Türkiye'nin gözünde bir saldırganlık, üstelik Balkanlara ve bizzat kendisine yönelmiş bir saldırganlığın da ön adımı olduğunu biliyordu. (Türk - Alman İlişkileri)
- "...memlekete büyük hizmetler ifâ eden bâzı vatan çocuklarının bir kenarda nasıl unutuldukları, kimsenin gözünden kaçmamıştır. Onların bütün hizmetleri yalnız kökenden inkar edilmekle kalmamış, belki onlara türlü isnadlar da yapılarak, her biri dipdiri mezara gömülmek istenmiştir. Bu sûretle, memleket bunların olgun ve dolgun başlarından istifâdesiz bırakılmıştır" (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir)
- Recep Peker; liberal devlet tipinin ve klâsik parlamentarizmin ulus kuvvetlerini parçalayan anarşik durumu içinde yurttaşlar arasında particilik ve memleketçilik gibi sun'î bir tasnife yol açıldığını ve her biri yurt menfaatlerinden ziyâde şahıs ve zümre faydasını güden çeşitli partiler karşısında; parti dışında memleketçi olmak telâkkisinin doğduğunu söyleyerek; [...] (Recep Peker Konuşuyor)
- "...Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları'nda bu garip durumu şöyle anlatıyor: "Zaten eski Cumhuriyet Halk Fırkası liberalin liberali değil miydi? (...) Esâsen bir kaç gün sonra İsmet Paşa'nın Samsun'da [Sivas'ta] söylediği nutuktan evvel, benim de o zamâna kadar mensup olduğum Cumhuriyet Halk Fırkası'nın devletçi olduğunu, ne ben ve ne de kimse bilmiyordu. Bu nutuktan sonradır ki, fırka devletçi oldu" (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin