Kitap Künyesi

Yazar: Mustafa Kutlu

Yayın Evi: Dergah Yayınları

İSBN: 9789759958305

Sayfa Sayısı: 224

--reklam--

Tarla Kuşunun Sesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…

Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi”

ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.

“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.

(…)

İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.

İdare edin. Hoşça kalın.”

--reklam--

Tarla Kuşunun Sesi Alıntıları - Sözleri

  • Ölüm ile arkadaş olmak lazım geliyordu ama insanoğlu dünyaya doymuyordu. "Ölmeden önce ölünüz" demiş büyükler. Ne manaya geliyor bu? İçimizdeki canavarı, yani nefsi boğazlayın diyor.
  • Mazi bizi hiçbir vakit terketmez; günün birinde döner gelir.
  • Ay döner , gezegenler döner , dünya durmaz döner . Neden ? Çünkü kâinat aşk sarhoşudur.
  • "Ölüm ile arkadaş olmak lazım geliyordu ama insanoğlu dünyaya doymuyordu."
  • ''Neşesini kaybeden yarışı kaybeder.''
  • Hiçbir zevk, hiçbir tutku dile getirilemezdir. Kelimeye döküldüğü an kendinden kaybeder, canlı beden cesede dönüşür.
  • Zaman daima kısa , umut daima vardır.
  • Ne demiş şair: İnsan dünyada hayal ettiği müddetçe yaşar. Bende hayal falan kalmadı ağa. Hepsi tuz-buz.
  • Acıya sabretmek, nimete şükretmek lazımdır.
  • İnsan emaneti yüklenmiş ve dünyaya mesul olarak gelmiştir. Mesuliyet ahlakını kuşanmak lazım.
  • İnsan emaneti yüklenmiş ve dünyaya mesul olarak gelmiştir. Mesuliyet ahlakını kuşanmak lazım.
  • Neşesini kaybeden yarışı kaybeder.
  • Sevdanın açtığı yaraya hangi öğüt merhem olmuş ki?
  • - Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz.
  • Sevgi başka aşk başka.

--reklam--

Tarla Kuşunun Sesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Mustafa Kutlu hep yazsın, mümkünse her yıl bir kitap çıkarsın, kalemi hiç susmasın dediğim yazarlardan.. Bu kitabında yine Anadolu insanın yaşadıkları, toprak sevdaları, aşklarına değinilmiş. Kitap "molla murat destanı" ile başlıyor ve iki bölümden oluşuyor (Cumhuriyet öncesi ve sonrası). 4 kuşak aile hayatı anlatılıyor. Her karakter o kadar güzel anlatılmış ki kitap hiç bitmesin istedim ama o kadar sürükleyiciydi ki hemen okudum ve malesef bitti. Yazilacak çok şey yok mutlaka okunmalı. Her okuyan hikayenin sonunu kendi getirmeli .. (Sevcan)

Dört nesilin hikayesini her açıdan inceleyen bir kitap olmuş. Hikaye niteliğinde sizi toplumun gerçekleriyle yüzleştiren bir eser. Severek okudum, tavsiye ederim. (Selda YENİLMEZ)

https://www.youtube.com/watch?v=9k-u0p5GoXw Mustafa Kutlu’nun ne zaman ismini duysam veya hikâyelerini okusam aklıma hemen Anadolu’nun birbirinden renkli sıcak insanları geliyor. Kendi adıma iyi bir hikâyeci olan Kutlu, tüm hikâyelerinde işte bu güzelim Anadolu insanını her şeyiyle çok güzel işliyor. Hikâyelerinde insanları sınıflandırmadan, cinsiyet ayrımı yapmadan, dinli-dinsiz, açık-kapalı, içen-içmeyen gibi ayrımlar yapmadan ve en önemlisi de ötekileştirmeden bizi olduğumuz gibi yansıtıyor. İşte sırf bundan, artık kaybettiğimiz ve kamplara ayrıldığımız günümüz insanı olarak Kutlu hikâyelerini okumaya ve anlamaya ihtiyacımız var. (açık davet.) Kutlu kulaklarımıza, birbirimizi yargılamamayı, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi ve ancak bu şekilde hayatın güzel olabileceğini fısıldıyor. Bazen düşünüyorum da, biz hep böylemiydik acaba, ne zaman böyle birbirimize yabancı, saygısız, yargılayıcı, tahammülsüz ve birbirini dinlemeyen bir toplum olduk. Neyse sizi sıkmadan hikâyemize geçelim artık. Bu aşamadan sonra yazacaklarım ---spoiler yani okurbozan, okurkaçıran--- içerebilir. Öncelikle Mustafa Kutlu, bu son kitabı için “çok farklı bir kitap olacak. Benim hikâyelerim içinde de orijinal bir yeri var. Hiç böyle yapmamıştım. 1850’den 2000’lere kadar gelen bir ailenin hikâyesini anlattım. Bir Yörük ailesinin Osmanlı ve cumhuriyet dönemi birlikte anlatılıyor. Birinci bölümde, destansı, benim yaptığım halk hikâyeleri tarzında; ikinci bölümde ise daha çok Dostoyevski’ye benzeyen farklı bir anlatım ile öyküyü anlattım. Yani iki dönemde iki ayrı dil ve anlatım biçimi kullandım.” diyor. Evet, kitapsever arkadaşlar, kitap iki bölümden oluşuyor ve hikâyecinin dediği gibi Osmanlının son dönemlerinden başlayarak günümüz tarihine kadar bir Yörük ailesi olan (Yörük [buraya gelmişken evvela Muharrem Ertaş’a ve tüm Yörüklere selam olsun]) üç kuşağın yaşanmışlıklarını ayrı ayrı hikâye ediyor. Yalnız üzülerek belirtmek isterim ki bu üç kuşağında hikâyeleri sonlandırılmamış, hikâyeci adeta ağzımıza bir parmak bal sürmüş ve öylece bırakmış. Bilmem belki de böyle daha güzel, gizemli ve nahif olmuş. Bu konuda kendisi okuyucu olarak bizlere şöyle hitap ediyor; “Bırak bazı şeyler bilinmez kalsın, faili meçhul olsun, onu da kendini çokbilmiş sanan okuyucu bulsun.” diyor. Ne diyeyim yazar bu konuda haklı, günümüz insanı her konuda çok bilmiş değil mi!?! Hikâyenin birinci bölümünde hikâye içinde bir hikâye anlatımı yapılarak, bu kısım hafif bir destan havası ile verilmiş. Bunu yazar kendisi de sık sık hikâyedeki kahramanların ağızlarından yarı ciddi yarı alaycı ikrar ediyor zaten. Bu bölümde, özellikle yakın tarihimize göndermeler ve bu tarihi olaylarla ilgili hikâye kahramanlarının anlatımları bulunuyor. Bu tarihi olayların muhtevasına burada değinmek istemiyorum, siz zaten az çok tahmin edersiniz. İkinci bölümde ise gerek olaylar gerekse hikâye anlatımı konusunda bambaşka bir ortam var. Ama bu bölümde işte yukarıda da değindiğim gibi hiçbir ayrım yapmadan “Eleni, Volvo Niyazi, Deli Dursun, Keko” gibi sımsıcak Anadolu insanından kareler var. Bu karelerin, ikinci bölümde daha fazla olmasını önemsiyorum. Çünkü bu bölümde Osmanlı’nın yıkıldığı Cumhuriyet’in ilan edildiği bir Türkiye var ve hali ile insanlar daha fazla kutuplaştığı halde rahat bir şekilde bir arada yaşayabilmişler. Dikkatinizi çekmek istiyorum insanların kendi aralarında rahat yaşadığından bahsediyorum insanların sistemle veya düzenle aralarındakini demiyorum. Bu bambaşka bir konu ve derin mevzu… :) Mustafa Kutlu’nun diğer hiçbir yazarda görmediğim bir özelliği ise hikâyelerinden kendini ifşa etmesi. Bir bakıyorsunuz hikâyenin en heyecanlı yerinde yazar ortaya çıkmış ve sizinle veya hikâye kahramanları ile diyaloga girerek, ya tartışıyor ya da fikir alışverişinde bulunuyor. Hikâyecinin bu tarzını, diğer hiçbir kitapta veya yazarda görmediğim için bana son derece ilginç geldi. Hoşuma gitti mi diye kendime sorduğum da ise farklı bir tarz olduğu için “evet” diyorum. Hikâyede, “tarih, futbol, aşk (hem de insanın içine gömdüğü tertemiz bir aşk), ayrılık, hasret, açgözlülük” gibi birçok konu gayet güzel işlenmiş. Mustafa Kutlu’nun tüm hikâyeleri gibi bu hikâyesi de insanı sıkmadan kendini rahatlıkla okutturuyor. Okunur mu efem… Okunur tabi ki… Bu uzun kış akşamlarında hem de nasıl okunur… Buraya kadar sabır edipte bu cahilin lakırdısını okuduysanız bir teşekkür hakkettiniz o zaman…. Teşekkür eder, saygılar sunarım. (aLi l Cahil Bilge)

--reklam--

Kitabın Yazarı Mustafa Kutlu Kimdir?

Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’un Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Babası Nurettin Bey, annesi Sulhiye Hanım’dır. Beş kardeştirler. Üç ablası ve bir de kız kardeşi vardır.

Mustafa Kutlu ‘nun ailesi ilmiye sınıfındandır. Babası Nurettin Bey rüştiye tahsillidir. Nahiye Müdürlüğü yapar. Anadolu’nun pek çok yerinde bu görevi yürütmüştür. Dedeleri de çeşitli memuriyetlerden gelmedir. Soylarına Hacıyakupoğulları denir. Ailenin bilinen bütün kökleri Erzincan’dadır. Babasının görevi sebebiyle bir yerde bir iki sene kalıp başka bir yere nakilleri gerçekleşir. Babası 1953 yılında emekli olduktan sonra Erzincan’a döner, kahvelerde arzuhalcilik yapar. Babasını 1959 yılında 12 yaşındayken kaybeder.

Babası ile pek fazla içli dışlı olamaz. Nurettin Bey tam bir Osmanlı Beyefendisidir. Eski harfleri çok iyi yazar. Kutlu’nun kendisi gibi Nurettin Bey de babasını 12 yaşında kaybeder. Babanne ikisi erkek, ikisi kız olan çocuklarını kendi başına yetiştirmek zorunda kalır.

Mustafa Kutlu ‘nun Annesi Sulhiye Hanım ve babannesi de tam bir Osmanlı Hanımefendisidirler. Eşlerinin yokluğunu çocuklarına hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterirler. Sulhiye Hanım’ın isminin kaynağı 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’tir. “Sulh” olduğu için ismini Sulhiye koymuşlardır.

Çocukluğunda yazları annesinin köyüne gider. Eskiden şehir ve taşra hayatı birbirinden bugünkü kadar kopuk değildir. Erzincan’da mahallelerinin hemen yakınında bir köy uzun yıllar; ahırıyla, mereğiyle, davarı, nahırıyla varlığını korur.

Babasının tayin edildiği bir nahiyede ev bulamadıkları için istasyon yakınlarında bir binada kalırlar. Burası Kemah Beylerinden Sağıroğulları’nın Cebesoy İstasyonu’na yaptırdıkları bir dinlenme evidir. Kısa bir süre de karakol binasında kalmışlardır. Bu günlerin hatıralarını Kupa Maçı [Gİ] ve 5492 [AKY] isimli hikâyelerinde kullanır. Burada dumanlı trenler, istasyonlar, demiryolu çalışanları, ıssız tabiat ve hayvanlarla içli dışlı olur.

Beş altı yaşlarındayken okula giden ablalarının kitaplarından okuma yazmayı öğrenir. Bu kitaplardaki şiirleri ezberler. Okula gitmeden önce ikinci üçüncü sınıf talebesi kadar bir birikime sahip olur.

Babasının ölümü ile birlikte (orta ikinci sınıftadır) zor günler başlar. Annesine yardımcı olmak için birçok iş yapar. Sebze halinde arabadan karpuz indirir, kahvede garsonluk, çadırlarda puantörlük yapar. Yine bu yıllarda uğraştığı iki iş vardır. Biri resim yapmak diğeri futbol oynamak. Mahalli ligde futbol oynar.

Mustafa Kutlu – Tahsili

Mustafa Kutlu, İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzincan’da okur. Ortaokula kadar oturdukları ev deprem sonrası yapılan prefabrik evlerdendir. Buraya elektrik gelmediğinden orta ikiye kadar petrol lambası kullanmışlardır.

İlkokuldan itibaren edindiği okuma alışkanlığı, ortaokul sıralarında edebî zevke dönüşür. Edebiyat okumayı düşünür; fakat edebiyatçı olmak gibi bir tasarısı yoktur. Lisede fen kolundan mezun olur. Fen koluna giriş sebebini şöyle açıklar: “Sıra arkadaşımla mahalli bir amatör kümede, aynı takımda top koşturuyoruz. Çocuk kütüphane müdürünün oğlu ve dersleri çok iyi. Ben haytayım, derslerim o kadar iyi değil. O arkadaşım babasının yönlendirmesiyle fen bölümüne giriyor. Fen, yani zor bölüm, ki üniversitede tıp kazansın, teknik üniversiteye falan gitsin. Ben de diyorum ki, “ulan orayı yapamayız oğlum, biz top oynuyoruz, edebiyata gidelim, edebiyat kolay.” O fen koluna gidince ben de onun peşi sıra fen bölümüne gittim. Yani arkadaş kurbanı oldum.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Mustafa Kutlu on üç dersten bitirme imtihanına girerler. Yazılıyı vermeyeni sözlüye almamaktadırlar. Birçok öğrencinin tek dersten kalıp liseyi bıraktığı bir dönemde mezun olabilen iki öğrenciden biridir. (1963)

Mustafa Kutlu , Liseyi bitirdikten sonra resme olan hevesi yüzünden Güzel Sanatlar Akademisi imtihanına girmek ister. O güne kadar Erzincan sınırlarına çıkmamış bir taşra çocuğunu Güzel Sanatların “frapan havası” iter. Böylece on yıl uğraştığı resim defterini kapatır. Buraya girmeyişinin bir başka sebebi de taştada bir kılavuzu olmayan, belli bir eğitimden geçmemiş, kendi kendini yetiştiren bir ressam adayının pek bir yere varamayacağını hesap etmesidir.

Mustafa Kutlu Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine 1964’te kaydolur. Burada yeni ve değişik bir dünya ile karşılaşır. Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Akı, Selahattin Olcay gibi hocalarla tanışır.

Mustafa Kutlu iki arkadaşı ile birlikte Erzurum Halkevi salonunda yağlıboya resimlerinden oluşan bir sergi açar. Burada 30-40 kadar resmi sergilenir. Üniversite üçüncü sınıfa kadar aklında yazı yazmak düşüncesi yoktur.

Mustafa Kutlu bir gün Orhan Okay Hoca’nın odasında Hareket Dergisi’nin sahibi Ezel Erverdi ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ezel Erverdi desensiz mesensiz diye eleştirdiği Kutlu’dan desen göndermesini ister. Gönderdiği ilk desenler Hareket’in 28. sayısının kapağını süsler. Sonra bu dergide hikâyeleri de yayımlanmaya başlar. İlk hikâyesi 29 Mayıs 1968’de yayımlanan “O…”dur, hikâye ile birlikte biri kapakta olmak üzere 6-7 deseni çıkar.

Üniversitenin son sınıfında Orhan Okay Hoca ile “Sait Faik’in hikâyelerinin resim ve perspektif açıdan incelenmesi” konulu tezini hazırlar. 1968’de okulu bitirir.

Mustafa Kutlu – Memuriyeti

1969’da Erzincan’da görücü usulü ile, hayatımın en güzel tevafuku dediği eşi Sevgi Hanım ile evlenir. (Bu evlilikten bir erkek bir kız çocukları olmuştur. ) Evliliği ile birlikte öğretmenliğe başlar. İlk tayini Tunceli’ye çıkar. Dört yıl Tunceli Lisesi’nde çalışır. 1972 yılında İstanbul’a tayin edilir. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi’nde iki yıl öğretmenlik yapar. 1974 yılında çok sevdiği mesleğinden istifa ederek ayrılır. Hareket Yayınları’nı genişletmek isterler. İstifa gerekçesini şöyle açıklar: “Öğretmenliği çok seviyordum; fakat yine de dergiye ağırlık vermemiz gerektiği için istifa ettim.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Mustafa Kutlu – Yayın Hayatı

Mustafa Kutlu, 1968 yılında İstanbul’da çıkan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’nde yayımladığı hikâyelerle yayın dünyasına girdi. Adımlar (Erzurum, 1970-72), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler gibi dergilerde yazdı.

“Üniversite yıllarında yazmaya başladım. İlk yazdığım “O” hikâyesinden itibaren bütün yazdıklarımı yayımladım. Bu işi şuurla yürüttüm. Bizim neslin bu sahada ağabey, hoca, arkadaş kabilinden mürebbisi yok sayılır. Kendimi yetiştirdim. Bu açıdan ilk hikâyelerimin yayınlanması, hatta kitap haline gelmesi hem bir şans, hem bir talihsizliktir. Okuyucunun karşısına olgun örneklerle çıkamadım, ancak zamanla kendi hikâyeme doğru yürümeye başladım. İlk iki kitabım hazırlık dönemidir.” (Yaşar Kaplan, “Mustafa Kutlu’yla Bir Söyleşi”, Aylık Dergi, Sayı 63-64-65, 1984, s:44)

Hikâyeleri, desenleri ve diğer yazıları Hareket dergisinde yayımlandı. Adımlar dergisinde şiirleri de vardır. Hikâyelerini bu dönemde kitaplaştırmaya başladı. İlk hikâye kitabı “Ortadaki Adam” (1970) Hareket Yayınları tarafından basıldı. Bunu “Gönül İşi” (1974) takip eder. Bu arada iki inceleme yayımlar. Bunlar Sabahattin Ali ve Sait Faik üzerinedir. Bunların yayımlanması ona göre hem bir şans hem de bir şanssızlıktır. “Talebelik sırasında yapmış olduğum iki çalışma hemen yayımlanma şansı buldu. Bunlar erken yayının bütün acemiliklerini taşıyan kitaplardı; ama benim için büyük bir şanstı.” (Adnan Tekşen, “Mustafa Kutlu ile Mülakat”, Zaman, 16 Temmuz 1987, s. 9.

Mustafa Kutlu , Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin (8 cilt 1976-1998) 2. ciltten itibaren yayın yönetimini üstlenir ve bu ansiklopediye geniş ölçüde madde yazar. 1974-75’ten itibaren 20 yılını verdiği bu ansiklopediyi 1973’te aldığı Smith Corona marka daktilosundan yazarak çıkarır. Ansiklopedi için şimdi profesör olan D. Mehmet Doğan ile çalışır.

Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi 1982’de kapanınca kendi tabiri ile sudan çıkmış balığa dönerler; çünkü dergi ile yaşamaya alışmışlardır.

Mustafa Kutlu, 1980’lerin ortasından sonra sinemaya yönelir ve senaryolar yazmaya başlar. “TRT’de dramatik belgeseller yazdım: Divan-ı Lügati’t Türk’ün bulunuşu ile ilgili ‘Bir Kitabın Hikâyesi’; ‘Müzedeki Şiir’, Divan Edebiyatı Müzesi ile bağlantılı bir belgeseldi. Selim ileri ile beraber Pazartesi Hikâyeleri’ni hazırladık; birçoğu çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği ‘Kurtar Beni’ ile Osman Sınav’ın çektiği ‘Kapıları Açmak’ görünür hale geldi; çünkü her ikisi de ödül aldı. TGRT’de yayınlanan Ufukta Bir Ağaç’ı yazmıştım…” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Ömer Seyfettin’in Yalnız Efe’sini senaryolaştırır. Diyanet İşleri’nin çocuk filmleri yapması ve bu filmlerin TRT’de gösterilmesi için Turgut Özal’ın girişimi ile bir proje hazırlar. Yusufçuk diye 8 bölümlük bir dizi yazar. “İnsanlar Yaşadıkça” isimli dizisi TRT engeline takılır. Son yazdığı senaryolardan birini TRT’ye teklif etmiş, ismi Mavi Kuş olan bu senaryo şu anda sinema filmi olarak düşünülmektedir.”

Mustafa Kutlu’nun Kapıları Açmak isimli senaryosunun Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışmada ikincilik derecesi vardır.

Mustafa Kutlu, dergiciliğe uzun bir ara verdikten sonra Dergâh (1990) ile bir dönüş yapar. İlk sayısı Mart ayında yayımlanır. Dergi edebiyat-sanat dergisidir. Dergâh’ın çıkışını Sultan Ahmet’teki Derviş çay bahçesinde İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi kararlaştırır.

Mustafa Kutlu derginin yanı sıra Kutlu, hâlen Dergâh Yayınevi’nin yönetimini de sürdürmektedir.

1986 yılından itibaren Zaman gazetesinde “Bir Demet İstanbul” başlığı altında şehir yazıları yayımlanır. Bu yazılar daha sonra Şehir Mektupları (1995) adı altında kitaplaşır. Halen Yeni Şafak’ta kültür-edebiyat yazıları yazmaya devam eden Kutlu, aynı gazetede spor yazıları yazmaktadır.

2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde ve Kenan İmirzalıoğlu’nun başrollüğünde “Uzun Hikâye” isimli eseri beyaz perdeye aktarılmıştır.

--reklam--

Mustafa Kutlu Kitapları - Eserleri

  • Uzun Hikâye
  • Ya Tahammül Ya Sefer
  • Mavi Kuş
  • Yoksulluk İçimizde
  • Sır
  • Beyhude Ömrüm

--reklam--

  • Bu Böyledir
  • İyiler Ölmez
  • Menekşeli Mektup
  • Hayat Güzeldir
  • Nur
  • Hüzün ve Tesadüf
  • Tirende Bir Keman

--reklam--

  • Rüzgarlı Pazar
  • Huzursuz Bacak
  • Yokuşa Akan Sular
  • Kapıları Açmak
  • Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
  • Tarla Kuşunun Sesi
  • Sevincini Bulmak

--reklam--

  • Hesap Günü
  • Chef
  • Zafer Yahut Hiç
  • İlmihal Yahut Arzuhal
  • Vatan Yahut İnternet
  • Tufandan Önce
  • Sıradışı Bir Ödül Töreni

--reklam--

  • Arkakapak Yazıları
  • Dem Bu Demdir
  • Fırtınayı Kucaklamak
  • Anadolu Yakası
  • Akasya ve Mandolin
  • Kalbin Sesi
  • Yoksulluk Kitabı

--reklam--

  • Vitrinde Olmak
  • Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş
  • Şehir Mektupları
  • Bir Demet İstanbul
  • Yıldız Tozu
  • Selâm Olsun
  • Akıntıya Karşı

--reklam--

  • Topkapı’dan Topkapı’ya
  • Sabahattin Ali
  • Gönül İşi
  • Ortadaki Adam
  • Sait Faik’in Hikaye Dünyası
  • Haliç İle Çepeçevre İstanbul

--reklam--

Mustafa Kutlu Alıntıları - Sözleri

  • İnsan dünyaya kendini kaptırınca zamanın nasıl geçtiğini bilemez. Bir akıntıya düşüp tüm ömrünü koşturarak geçiren çoktur. (Hesap Günü)
  • “Saçların tarumar gözlerinde nem Ateşe benzerdin küle dönmüşsün.” (Tirende Bir Keman)
  • “Giden gidiyor, geride solgun fotoğraflar kalıyor.” (Selâm Olsun)
  • Aramak vazifedir. “ Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır.” (Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş)
  • “–Aslımızı yitirmezsek iyidir. – İyidir ya, mümkün mü?” (Yokuşa Akan Sular)
  • Baki olan sadece Cenab- ı Hakk ' tır. (Şehir Mektupları)

--reklam--

  • “Kendisini değil, artık hatırasını seviyordu.” (Tirende Bir Keman)
  • Tren gider, yol gider. Ömür biter, yol bitmez. (Kapıları Açmak)
  • Hayatımızı manevi zenginliklerle donatmak gibi köklü ve insani alışkanlıktan, hayatımızı maddi zenginlikler ile donatmak gibi boyutları belirsiz ve bize ait olmayan bir mutluluk anlayışına kaymamız olup bitenlerin kaynağına işaret eder. (Topkapı’dan Topkapı’ya)
  • Ne denilmiş: Sabır, sebat, murat. (Beyhude Ömrüm)
  • Ölülere sahip çıkamayanlar, dirilere sahip çıkabilir mi? (Haliç İle Çepeçevre İstanbul)
  • Önce zihnimiz kirlendi, sonra kendimizden şüpheye düştük, ardından inançlarımızı sorgulamaya başladık. Bu geleneği ve ahlakı yaraladı. Artık ortada bir 'güven bunalımı' vardı. (Vatan Yahut İnternet)
  • Herşey gelip inceliklerde düğümleniyor. (Bu Böyledir)

--reklam--

  • "Gönül yarası bu kızım, mutlaka izi kalır." (Zafer Yahut Hiç)
  • Eskiye ait ne varsa kıymete bindi. (Vatan Yahut İnternet)
  • Velhasıl dünya hayatı "İş" dediğimiz oyun ve eğlenceden ibarettir. (Hesap Günü)
  • Mahvıma sebep hilmimdir.. (Sevincini Bulmak)
  • Umut bu dağın ardında belki, ama bu dağın ardı meçhul. (Yoksulluk Kitabı)
  • “Dua etmeli derim içimden; hem giden, hem bizim gibi geride kalanlar için artık sadece dua etmeli.” (Selâm Olsun)
  • Giden gidiyor, geride solgun fotoğraflar kalıyor. (Selâm Olsun)