Kitap Künyesi
Yazar: Tanıl Bora
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789750503252
Sayfa Sayısı: 320
--reklam--
Taşraya Bakmak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Taşra: Darlık, boğuntu, kasvet, tekdüzelik, kenarda kalmışlık, gerilik, bağnazlık, kavrukluk, güdüklük...
Taşra: Saflık, samimiyet, sıcaklık, sahicilik-otantiklik, sükûnet, asûdelik...
Buna benzer olumlu-olumsuz klişelerle anılır taşra. Peki o klişelerin ötesinde ne var?
Taşraya bu gözle bakmayı, taşra gerçekliğini ve taşra imgesini sorgulamayı deneyen yazılar var bu kitapta. Özellikle de Türkiye’deki taşra deneyimlerine bakan yazılar: Taşrada okur-yazar olma, kadın olma, solcu olma hallerine... Edebiyatta, şiirde taşraya... Taşranın (taşraların) tarihsel, toplumsal dönüşüm sürecine...
Elias Canetti’nin İnsanın Taşrası kitabından ilhamla söylersek: Taşraya bakmak, insanın kendi içine bakmasıdır biraz!
Ömer Laçiner, Tanıl Bora, Ahmet Turan Alkan, Melih Pekdemir, Ahmet Çiğdem, Arzu Çur, Necati Mert, Ömer Türkeş, Haydar Ergülen, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Hasan Ali Toptaş, Şükrü Argın, Tuncay Birkan’ın yazıları ve Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğraflarıyla...
--reklam--
Taşraya Bakmak Alıntıları - Sözleri
- Oğuz Atay, “Ben bir şeyin taklidiydim,” der bir yerde, “ama neyin taklidi olduğumu unutmuştum.” Merkez’in, büyük şehrin unutmuş olduğu bu gerçeği, yani yüzündeki sureti ona taşrası anımsatır işte - suretin sureti, taklidin taklidi olarak… Merkezin taşraya yönelik aleni ya da zımni husumetinin ardında -bana kalırsa- bu gerçek vardır .
- Aynanın karşısında Kör bir adama Uzun uzun bakıyor Yansıma Diyor ki: Her gerçeğin Bir kusuru var Ama her görüntü Mükemmel bakar bir kusura…
- Tutunacak bir dalım olsun diye, ben benimsemiştim oraları. Onlar beni hiç kendilerinden saymamıştı ki.
- Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için Gidecek yer ne kadar uzak olabilir ki?
- Yaşadığımız şu yakın tarihin cilvesine bakınız ki modernizmi hümanizme ve demokrasiye teğet geçip sırf laiklik olarak algılamış, bu uğurda militarizme bile gönül akıtmış bu laikçiler içinde, ileri yaşlarında hacca gidenler oldu, kimilerininse kızları örtündü, torunları tarikata girdi.
- Sözcüğü ister ‘dar’ ister ‘geniş’ anlamda alın, ‘taşra’ -çoğu durumda- ‘merkez’ in kendisine yönelttiği ‘oryantalist’ bakışa göre poz verir.
- Taşra hafızasında taassubu temsilen imam; sömürücü hâkim sınıfları temsilen gaddar ağa bulunur. Ağa taassubun afyonuyla, tefeci ve bezirgânlık iktisadında olduğu kadar, sosyal hayatın bütün ayrıntılarında da söz ve karar sahibidir. Muhtar, hâkim sınıfların mikro siyasetçisi olarak arzı endam eder; taassubun ve sömürünün tarafını tutar. Cenderme (rütbesi en fazla uzatmalı çavuştur, daha iri kasabalarda gedikli başçavuştur) ceberrut devletin vazgeçilmez motifidir. Sömürülenler ise, imamdan ve ağadan sadece biraz daha cahil olan çaresiz ırgatlar ve marabalardır. Bu pastoral tabloda en aydınlık ve aykırı rengiyle ışıl ışıl parıldayan bir öğretmen figürü her zaman vardır; ki potansiyel solcu budur. tarih duvarında hâlâ bu tablo asılı durmakta olan taşrada, gününüzdeki rol dağılımının da benzer şekilde olduğu söylenebilir... Bir tarikat ileri geleni, muhafazakâr partinin il-ilçe yöneticisi, ticaret ya da esnaf odası başkanı, belediye başkanı ve vali, başkomiser ya da yüzbaşı ya da albay, fark etmez... Sahne ve aktörler değişmiş, roller değişmemiştir. Çünkü senaryo pek farklı değildir. Ve taşrada hayat hakikaten bir tiyatrodur. Teatral tecrübe birikimi çadır tiyatrosuyla sınırlı olduğundan, sahnelenen oyun ise her daim hisseli harikalar kumpanyasıdır.
- Bugünse, kapitalizmin globalleşmenin süratiyle coşan "düzleyici" etkisi,taşraları standardize ediyor giderek. Mustafa Kutlu , tektip şehirlerden ( ve bu şehirlerin tektip insanlarından) söz ediyor;" Balıkesir'de gördüğünüz şey, Niğde'de; Konya'da gördüğünüz manzara Zonguldak'ta karşınıza çıkıyorsa işin tadı kaçmıştır"
- Boylece tasralarda merkezi devlet aygitinın temsilcileri ile bu "sivil" orta sıniftan oluşan "çagdaş yaşam" adacıkları, ağır bir tempoda bile olsa genişlemeye başladı. Halkevleri ve orta ögrenim kurumları çevresinde yeşeren kültürel-sanatsal faaliyetler ile şehir kulúpleri, mesleki kuruluş lokalleri, orduevlerindeki sosyal yaşam taşra modernleşmesinin taşıyıcı unsurları oldu. Modernleşmenin geleneksel hayat tarzı ile çatışmasından doğan kaçınılmaz gerilim, böylece taşraların merkez ile arasında olmaktan çıkıp bizatihi taşraların içinde de işleyen bir dinamiğe dönüşmeye başladı.
- Modernleşmeye karşı tepkiyi modern karşıtı sayılmadan ifade etme fırsatı veren anti komünizm, böylece hem o muhalefetin zamkı hem de onun büyük toprak sahipleri ile Istanbul-Izmir (Batı) burjuvazisi çekirdekli DP'nin denetim ve yönlendirmesine girmesinin kolaylaştırıcı unsuru idi.
- Birbirinin üzerine kapanan iki zıt süreç işliyor aslında. Hem şehirler taşralaşıyor, hem taşrada şehirleşmenin veçheleri zuhur ediyor.
- Ya da somut bir örnek olarak, Samsun'dan Rize'ye döşenen kesintisiz sahil karayolunun, Karadeniz'i homojenleştirdiginden yakınıyor: "Bütün kıyı, fotokopi edilmiş gibi birbirinin aynı manzaraları taşıyor. Bayağı ve basmakalıp. Oysa bir Ünye ile bir Tirebolu'nun, hele hele Trabzon'un denizle kucaklaşması birbirine benzer miydi?"
- Telgraf telleri ile birbirine bağlanan vatan kavramı, yeni Osmanlı aydınlarının kendi elleriyle biledikleri ama neticede en çok kendi canlarını acıtan bir bıçağa dönüşmüştü.
- "Ağız" özellikleri hızla kayboluyor; televizyon, mahalli ağızları gerileten, onun yerine standart televizyon telaffuzuna egemen kılan bir tesir yaptı.
- 'Kamusal' alana açıldıkça, taşrada tabakalaşmanın neredeyse resmîleşmiş bir görünümüyle çarpışmamanız imkânsızdır. Cumhuriyet'in "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" ideali, amorf bir insan ve mekân topluluğu karşısında naif bir gençlik ideali olarak kalmıştır sanki.
--reklam--
Taşraya Bakmak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sanırım kitabı okurken kendinize bir taraf seçme gibi bir durumda hissediyorsunuz, kitap böyle birşey için sizi zorlamasa bile... Kimi zaman taşrayı savunup kimi zaman merkezi savunarak. Ama her ne olursa olsun, taşra ile bağlantılı yaşanan hayatlara sahipseniz, bu kitabı okuyarak farklı görüşlere de göz atmış olacaksınız. Kitap size bir seçim değil, bakış açısı ve deneyimler aktarmakta. Tanıl bora kesinlikle bu ülkenin dertlerine yaklaşmaya çalışan, üstenci olmadan bilgi birikimini aktaran bir entelektüel. (samet sak)
--reklam--
Taşraya Bakmak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Tanıl Bora - Taşraya Bakmak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Taşraya Bakmak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Tanıl Bora Kimdir?
1963'te Ankara'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından 1984'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1984-87'de Yeni Gündem'de gazetecilik yaptı. 1988-89'da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nin yayın kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde yayın yönetmenliği yaptı.
1988'den beri İletişim Yayınları'nda araştırma-inceleme dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık sosyal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin yayın yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi'nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.
--reklam--
Tanıl Bora Kitapları - Eserleri
- Cereyanlar
- Türkiye'nin Linç Rejimi
- Zamanın Kelimeleri
- Türk Sağının Üç Hali
- Taşraya Bakmak
- "Boşuna mı Okuduk?"
- Kârhanede Romantizm
- Yugoslavya
- Devlet, Ocak, Dergâh
- Medeniyet Kaybı
- Hasan Âli Yücel
- Sol, Sinizm, Pragmatizm
- Milliyetçiliğin Kara Baharı
- Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası Bosna-Hersek
- Takımdan Ayrı Düz Koşu
- Tren Bir Hayattır
- Devlet ve Kuzgun
- Sayfiye
- Çizgi Açığı
- Ankara Rüzgarı / Gençlerbirliği Tarihi
- Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
- İnşaat Ya Resulullah
--reklam--
Tanıl Bora Alıntıları - Sözleri
- Çelişkiler keskinleşsin diye Böyle mi geçsin ömrüm (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- ...işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri sorunu son kertede siyasal bir sorundur. ("Boşuna mı Okuduk?")
- “Havasından mıdır suyundan mıdır pek bilinmez bura insanlarının inat sürdürmede üzerine yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dikkafalılıkta birinciliği hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması gereken birinci adamlarımızda bu huy sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan ulus ile azınlıkların nerede ise birbirlerine girmesinde inat denilen faktörün aslan payı geçmiştir" Şerafettin Ömer Tan (Priştine), 22 Haziran 1991 (Yugoslavya)
- "Zaten bu arada hümanist sıfatı, popüler dilde 'iyi niyetli, naif, saf' İn eş anlamlısına dönüşmüştür(1970lerde)-galiba hala da öyledir." (Cereyanlar)
- Demiryolcuların çalışma koşullarında ise hiçbir değişiklik olmamıştı. Eskiden yabancı şirketlerde nasıl çalışılıyorsa devlet şirketinde de aynı yorucu çalışma değişmeden devam ediyordu. Makinist ve ateşçiler yazın sıcağında kazan karşısında terlerken kışın ayazında açık markizlerde üşüyor, gardıfren denilen vagon memurları daracık kabinlerde görev yapmaya çalışıyor, makascçılar ve manevracılar her türlü hava koşulunda hâlâ ağır maaks topuzlarıyla kumanda edilen makasları yönetiyor, özetle yetersiz insan gücü ve teknolojik gerilik ile mücadele ediliyordu. Şüphesiz zorluklar demiryolcunun alnına yazılmıştı. (Tren Bir Hayattır)
- Ezcümle, parti-devlet eliti içinde, 'ayakla- rın baş olmasını' istemeyenlerin hoşnutsuzluğu barizdir. (Hasan Âli Yücel)
- Türkiye kapitalizminin ve modernleşmesinin bilinen "lümpen karakteri, Türkiye toplumunda bu krizin bilhassa ağır yaşanmasına yol açıyor. Her şeyden önce, kitleselleşen ve geleneksel koruma- kollama mekanizmalarını da yitiren büyük bir yoksulluk var. Bunun ötesinde, toplumsal ve ekonomik pers-pektifsizlik, "değer" kaybı büyüyor. Dünyayı ve kendini açıklamaya, anlamlandırmaya dönük ezberler bozuluyor. (Medeniyet Kaybı)
- Sinizm kavramı felsefi düzlemde, yapay ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi savunan çileci bir Aristotelesçi okulun hayat görüşünü tanımlıyor. (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- Rifkin'e göre, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda "üretkenlik artışı=istihdam artışı" denklemi geçerliliğini yitirmiştir. ("Boşuna mı Okuduk?")
- ‘Nisan, ayların en zalimi’ T.S. Eliot’ın meşhur dizesini bütün bahara teşmil etmeli. Baharın zalim yüzünü unutmamalı. Ahir kışın ve peşin yazın gafil avlayışını, faniliği hatırlatan nisan yağmurunu, polen alerjisini falan kastediyor değilim. İlkbahar provokatiftir ve sadece olumlu anlamda değildir onun tahriki. Şımarık kışkırtısıyla peydahladığı umutlara hudutlarını gösterir hemen. İnfilak eden arzularla aczler arasındaki gergin ipte bir cambazdır ilkbahar. Ergenin kendini evinde hissettiği mevsimdir - ve ergenlik biraz da evden gitmek istemektir. Şüphesiz ilkbahar aynı zamanda bu güzel havada okula gitmek zorunda olmanın saçmalığı demektir. (Çizgi Açığı)
- Iranlı yazar Macit Rahnema, kendisini yoksulluk davasına adamış bir eylemci-uzmanin su sözünü aktariyor: " Birşeyler paylaşacağınız kimse kalmadığı zaman yoksulsunuz demektir." Uzmanın anlattığı bir izah olmaktan öte, Kuzey Kanadalı Kizilderillilerin yoksulluğu, yoksulluklarini nasıl algıladıklarını ve tanımladıklarını dile getiriyor bu söz (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
- Zaten, linç sözcüğünün refakatinde linç hukuku kavramıyla beraber zuhur etmiş olması, bizi irkiltmeli. Kavramın adından türetildiği söylenen -farklı kaynaklara göre- dört kişiden üçü yargıçtır zaten. 1493’te İrlanda’nın Galway kasabasında cinayet zanlısı oğlunu mahkûm ettikten sonra evinin penceresinden sarkıtarak bizzat asan, gaddarlığıyla ünlü yargıç James Lynch... Amerikan bağımsızlık savaşında gerek İngiltere’ye sadık kalan “düşmanları” gerekse her adi suç zanlısını mahkemeye çıkarmadan, çoğunlukla kırbaçlatarak, cezalandırtan yargıç Charles Lynch... 16. yüzyıl sonlarında Kuzey Carolina’da olağanüstü sertliğiyle nam salmış bir yargıç, John Lynch... Linçin isim babası adaylarından yargıç olmayan, yalnızca William Lynch: 18. yüzyıl sonu/19. yüzyıl başlarında Pittsylvania kentinde bir haydut çetesini bizzat cezalandırmak üzere milis örgütleyen bir adam... (Türkiye'nin Linç Rejimi)
- İllirya, Arnavutların ataları olduğu savlanan bir kadim Güney Avrupa ırkının ülkesinin adıydı. (Yugoslavya)
- Kelime, 13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan korkunç "kaza"nın ardından, Başbakan -o zaman öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle meşhur oldu: "Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var." (Zamanın Kelimeleri)
- "Devlette bir uzuv olabilmek için şuurlu bir surette onun hareketlerile ilgili olmak, ona tam bir sadakatle yardım etmek, onun inkışaf ve terakkisine çalışmak lazımdır. Asiler, mücrimler ve alâkasızlar da devletin tebaasıdırlar, fakat azası değildirler." (Türk Sağının Üç Hali)
- Lyonlu dokumacılar Bourgneuf, Saint-Jean, Saint Georges ve Croix-Rousse mahallelerinde yoğunlaşmışlardı. Dar yollar, karanlık ve uzun avlular, sağlıksız, rutubetli ve ağır bir hava, harabeleri andıran eski binalar, loş lamba ışıklarının aydınlattığı perdesiz evler bu mahallenin başlıca görüntüsüydü. Lamartine’in “Avrupalı parya kabilesi” olarak adlandırdığı işçi yığınları, bu pis ve hastalıkların kol gezdiği yerlerde yaşamlarını sürdürürken, işsiz kaldıklarında yollarda şarkı söyleyerek dileniyorlardı. Lyonlu işçilerin sefalete karşı buldukları bu “çözüm”, sonraki yıllarda yaygınlaşarak sokak şarkıcılığının kaynağını teşkil edecekti. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi)
- 19.yüzyılda Türkiye'de demiryolu büyük oranda II.Abdülhamid'in nüfus politikasının bir parçası olarak görev yapmıştır. Bu kapsamda demiryollarının etrafına farklı etnik kökende göçmenler yerleştirilmiştir. Bunlar genellikle istasyonun karşı kıyısında yerleştirilmiştir... Bu planlama süreci kapsamında göçmen yerleşimlerine padişahların isimleri verilmiştir. Demiryollarının çevresinde ismi Hamidiye, Mecidiye, Mahmudiye olan sayısız göçmen yerleşimi bulunmaktadır. (Tren Bir Hayattır)
- Prens Sabahattin'in ifadesiyle: ''En büyük düşmanımız doğrudan doğruya kendimiziz.'' (Cereyanlar)
- Önsöz - Ömer Laçiner Millet, kapitalizmle birlikte ortaya çıkan, ama onun doğrudan, özdeş mantıklı ürünü olmayan bir toplumsallık çerçevesidir. (Yugoslavya)
- İnsan ölçüsünde mütevazı binalar tercihi, beşeri ebedilik yanılsamasına karşı fanilik bilincinin ifadesidir. (İnşaat Ya Resulullah)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin