Kitap Künyesi
Yazar: Walter Benjamin
Çevirmen: Tevfik Turan
Orijinal Adı: Einbahnstrasse
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789753636308
Sayfa Sayısı: 90
--reklam--
Tek Yön Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Değer verdiğim, çelebi ve zarif bir arkadaş yeni bir kitabını göndermişti: tam kitabı açacakken bir de farkettim ki, kravatımı düzeltmeye koyulmuşum.
Görgü kurallarına uyan, ama yalana karşı çıkan kimse gerçi modaya uygun giyinen, ama sırtına gömlek geçirmeyene benzer.
Ağızlıktaki sigaranın dumanı ile dolmakalemdeki mürekkep aynı hafiflikte aksalardı, yazarlığımın doruğunda olurdum.
Mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.
Düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen, filozof, Pasajlar'ın yazarı Walter Benjamin'den gündelik hayata, edebiyata, sanata, kültüre dair aforizma tadında denemeler.
--reklam--
Tek Yön Alıntıları - Sözleri
- Çağdaşımız insan, daha bir kitap açmayı başaramadan önce, gözleri öyle bir değişken, renkli, çatışan harfler curcunası baskınına uğruyor ki, kitabın eskicil sessizliği içine dalabilme şansı azalmış bulunuyor.
- Yakınlık duyduğumuz biri ölünce, bunu izleyen ayların gelişmeleri içinde öyle bir şey vardır ki, - her ne kadar onunla paylaşmak istesek de- sanki ancak onun uzakta oluşu sayesinde meydana gelebildiğini fark eder gibi oluruz.
- Tür olarak insanlar gerçi onbinyıllardan beri gelişimlerinin sonunda bulunuyorlar; ama tür olarak insanlık gelişiminin henüz başında.
- Rüyamda bir tüfekle canıma kıydığımı gördüm. Tüfek patlayınca uyanmadım, bir süre cenazemin yatışına baktım.
- Birbirini seven iki insan her şeyden çok adlarına bağlılık duyar.
- Sınıf mücadelesi tasavvuru insanı yanıltabilir. Söz konusu olan, "Kim kazanacak, kim kaybedecek?" sorusunun cevabını verileceği bir kuvvet denemesi, bittikten sonra galibin iyi, mağlubunsa kötü yaşayacağı bir boğuşma değildir. Böyle düşünmek olguların üstünü romantizmle örtmek demektir. Çünkü burjuvazi, mücadelede kazanabilir ya da yenilebilir, gelişme sürecinde ölümcül yüzlerini gösterecek olan iç çelişkileri yüzünden yıkılmaya mahkum kalacaktır. Soru sadece, kendi kendine mi, yoksa proletarya eliyle mi yıkılacağıdır. Üç bin yıllık bir kültür gelişmesinin devamı ya da bitişi bu sorunun cevabıyla belirlenecektir.
- Veda edenin sevilmesi ne kadar daha kolaydır! Çünkü uzaklaşan kişi için, gemiden ya da trenin penceresinden sallanan o varla yok arası bez parçasının beslediği alev daha saftır. Uzaklık, gözden kaybolmakta olanın içine bir boya gibi işler ve onu munis bir kora çevirir.
- Dilenciye bütün dinler büyük saygı göstermiştir. Çünkü dilenci nesnel ve sıradan olduğu kadar kutsal ve hayat verici bir iş olagelmiş olan sadaka verme konusunda gerek zihin, gerekse düşüncenin temellerinin; gerek sonuçların, gerekse ilkelerin, acıklı biçimde yetersiz kaldığını göstermektedir.
- Önümüzdeki yirmi dört saatin mutluluğu uyanırken onu elimize alıp almadığımıza bağlı olacaktır.
- Bir köyün, bir şehrin arazideki ilk görünüşünü öylesine biricik, öylesine tekrarlanmaz kılan şey, bu görüntüde uzağın en sıkı-fıkı bir bağlılık içinde yakın ile birlikte titreşmesidir. Alışkanlık henüz yapacağını yapmış değildir.
- Evrenin güçleriyle yeni, hiç görülmemiş bir evlilik denemesi olmuştur bu savaş. İnsan kitleleri, gazlar, elektrik güçleri orta yere atılmış, yüksek frekanslı akımlar araziyi boydan boya katetmiş, gökyüzünde yeni yıldızlar parlamış, hava ve deniz dibi pervane sesleriyle inlemiş, her yerde toprak ananın bağrına kurban çukurları kazılmıştır.
- Bu ülkenin sınırları içine tıkıştırılmış insanlar insan bireyinin ana hatlarını gözden kaybettiler. Gözlerine her serbest insan bir garabet olarak görünüyor.
- Bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. Ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu.
- Burada bir madde dünyasının içine kapanmış çocuk. Karşısında ürkütücü biçimde belirginleşiyor bu dünya, dilini yutmuş bir halde yanına yaklaşıyor.
--reklam--
Tek Yön İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Başyapıtı Pasajlar'dan önce okunası: 20yy'ın ünlü Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür ve kültür tarihçisinin bu denemeleri, başyapıtı #pasajlar 'ı da yorumlamış biri olarak, beni şaşırtmadı diyebilirim. Aksine düşünce bazında daha çok edebiyata evrilen bu satırlar, onu anlamaya yönelik birer gösterge niteliğinde gözüktüler. Eserdeki çoğu kısa 60 denemeden; "Bu böyle gidemez" "Fakirlik ayıp değil" nidaları altında zekanın güçsüzlüğü ile yoğrulmuş derin yozluk olarak niteleyip konuşma hürriyetinin ve nesnelerin sıcaklığının kaybolduğu 1920'li Alman enflasyonlu yıllarını dillendirdiği Kaiserpanorama'yı, Tuğla kitapların ilkeleri ve yazma sanatını hicvettiği Ders Araçları'nı, 13'er tezle anlattığı yazarlık ve eleştiri tekniklerini barındıran İlan yapıştırmak yasaktır'ı ve kitaplarla fahişelerin benzerliklerini belirttiği No 13'ü pek beğendim. Ayrıca nesneler ile katedraller dahil yaptığı şehir betimlemeleri de çok iyiydi doğrusu. Balkon çiçeklerinden veya büro malzemelerinden çıkan tasvirlerin aforizma tadında tümcelere yansıması ustalığının kanıtlarıydı. 20yy düşünce hayatına damga vuran Frankfurt Okulu'nun Adorno ile birlikte felsefe eğitimli bu önemli üyesini anlamlandırmak ve düşün dünyasını keşfedebilmek adına ara okuma yapılabilecek bu eseri, başyapıtı Pasajlar'dan önce denenebilir, bence... (Hayat Bu)
Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı olarak söz ediliyor yazarın biyografisinde, önceden hakkında fikrim olmadığı böyle bir adamın deneme kitabı da beklediğimden zor metinlerden oluşuyordu. Aslında son zamanlarda deneme kitaplarından aldığım tadı bulacağımı düşünmüştüm. Özellikle edebiyat üzerine beklentilerim vardı. Lakin felsefi boyutta, rüya imgeleri, hatta yazarın belli konulardaki aforizmaları tarzında yazılmış metinlerle karşılaştım. Çok değişik konularda fikir beyan etmiş ki on üç tezde yazarlık tekniği hakkında söyledikleri şöyledir: “1.Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir. 2.İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır. 3.Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik etiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böyle sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıradışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir. 4.Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kâğıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmasa olmaz. 5.Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıkılıkla tut. 6.Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa yazı egemenliğine alır. 7.Hiçbir zaman, aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır. 8.İlhamın gelmediği zamanı yaptığın işi temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır. 9.Nulla dies sine linea – ama haftalar, pekâlâ geçebilir. 10.Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma. 11.Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın. 12.Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce – üslup – yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir. 13.Eser tasarımın ölü maskıdır. (sayfa 37-38)” 19. yüzyılın ikinci yarısında mobilya tasvirlerini doyurucu bir şekilde yapan ve analiz eden tek kaynak polisiye romanlardır. Eşyaların yerleştirilişi aynı zamanda ölüm tuzaklarının kuruluş planıdır ve böyle evlerin henüz ortada olmaması Poe gibi yazarlar açısından ters düşmez diyor Benjamin ve bu durumu şöyle açıklıyor : “Çünkü büyük şairler eserlerini, istisnasız olarak, kendilerinden sonra gelecek bir dünya içine oturtarak kurar, nitekim Baudelaire’nin şiirlerindeki Paris caddeleri ancak 1900’den sonra gerçekleşmiş, Dostoyevsk’nin insanları da daha önce görülmemiştir.(sayfa 15)” No.13 diye bir bölüm var ki kitaplar ile fahişeleri kıyaslamaktadır. Bu bölümün başlangıcında “ ‘on üç – bu sayıda duraklamaktan zalim bir zevk aldım..’ – Marcel Proust” alıntısıyla başlamakta ve 13 tane kitaplar ve fahişelerle ilgili fikrini paylaşmaktadır. Bunlardan ikisini paylaşayım: “5. Kitaplar ve fahişeler- her ikisinin de, sırtlarından geçinen ve onları sömüren, ezen, kendilerine özgü erkekleri vardır. Kitaplarınki eleştirmenlerdir.” “13. Kitaplar ve fahişeler – birinde dipnotları, öbürünün çorabında kâğıt paralar.”(sayfa 39) Poliklinik adlı bölümde yazarı bir doktor benzetmesiyle şöyle anlatmaktadır: “Yazar, düşünceyi kahvenin mermer masasına yatırır. Uzun uzadıya bakış: zamanı değerlendirmektedir, çünkü bardağı – hastayı muayene edeceği mercek- daha gelmemiştir önüne. Sonra yavaş yavaş alet takımını çıkarır: dolmakalem, kurşunkalem ve pipo. Kahve müşterileri, amfitiyatro biçiminde sıralandıklarında, klinik izleyicilerini oluşturmaktadır. İhtiyaten doldurulmuş ve gene ihtiyaten içilmiş olan kahve düşünce üzerinde kloroform etkisi yapar. Yazarın düşüncesini taktığı şeyin konunun kendisiyle ilgisi kalmamıştır artık, narkoz altındaki kişinin cerrahi müdahale ile ilgili olmadığı gibi. Düşünce elyazısının ihtimamlı çizgileri boyunca kesilir, cerrah vücut içinde ağırlık merkezlerini değiştirir, kelimelerin ur gibi çoğaldığı yerleri kesip alır ve gümüşten bir kaburga parçası gibi bir yabancı kelime yerleştirir. Sonunda noktalama ince dikişlerle yarayı kapatıp diker ve cerrah garsona, asistanına, ücretini nakit olarak öder.” (sayfa 64) Pulcu adlı bölümde Türk pullarından şöyle söz etmektedir : “Paralık Türk pulları üstündeki yazılar İstanbul’dan gelen, ancak yarı yarıya Avrupalaşmış acar bir tüccarın kravatındaki, eğri duran, pek fazla havalı, pek fazla pırıltılı iğne gibidir. Bunlar postanın sonradan görmeleri, Nikaragua ya da Kolombiya’nın kötü kenarlı, adeta banknot kılığına girmek istemiş, büyük boyutlu çeşitleri meşrebindedir.”(sayfa 70) Dua değirmeni adlı bölümde geçen paragraf için çevirmenin notları içinde dua değirmeni için şöyle bir açıklama yazılıydı : “Kâğıt şeritlere yazılı veya basılı dualarla dolu olan ve kolu çevrilerek hareket ettirilen bir kap; her dönüşünde duaların bir kere okunmuş olduğu kabul edilir.”(sayfa 84). Bu şekilde dua etmekte gerçekten ilginç. :) “Bakış insanın eğilişidir” (sayfa 57) diyen Walter Benjamin’in deneme kitabı 60 başlık altında bir birinden farklı konularda düşünülmesi ve anlaşılmaya çalışılması gereken bence zor bir eser. (ihtiyar)
Çok büyük beklentilerle okunmaması gereken bir kitap. Yazarın yer yer sıkan zor bir dili var. Her edebiyat sevene tavsiye edilecek türden değil. Aforizmalar, metaforlarla dolu. Ağır olduğu kadar anlaşılması da güç. (Padme Amidala)
--reklam--
Tek Yön PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Walter Benjamin - Tek Yön kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tek Yön PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Walter Benjamin Kimdir?
Walter Benedix Schönflies Benjamin, (15 Temmuz 1892, Berlin - 26 Eylül 1940, Portbou İspanya), Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı.
Yaşamı
Asimile olmuş bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Antika ve sanat galericisi babası Emil Benjamin ve annesi Pauline (Schönflies), Berlin-Charlottenburgdoğumludur.
Walter Benjamin, aynı zamanda Doğu Almanya’nın 1950’li yıllarda adalet bakanlığını yapmış Hilde Benjamin’in eniştesi ve Gertrud Kolmar ile Günther Anders’in kuzenidir. Çocukluğunu Berlin’de geçirmiştir. Lirik ve felsefik bir dille yazdığı “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ (Berlin Çocukluğu, 1900’lü yıllar) adlı eseri onun bir anlamda otobiyografidir. 1905-1907 yılları arasında Thüringen’de reformist bir okulda okudu. Burada kendisini derinden etkileyen ve öğrenci hareketlerine katılmasını sağlayan öğretmeni Gustav Wyneken ile tanıştı. 1912’de liseyi bitirdi ve Freiburg (Breisgau)’da, Albert Ludwigs Üniversitesi’nde felsefe, Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) ve sanat tarihi okudu. Ardından şair Christoph Friedrich Heinle ile sıkı bir arkadaş oldu. 1912-1913 kış sömestirinden itibaren üniversite öğrenimine Berlin’de devam etti.
8 Ağustos 1914’de arkadaşı Christoph Friedrich Heinle’nin intihar etmesi Benjamin’i büyük bir şoka sokmuştu. Üzüntüsünü hafifletmek isteminden dolayı kendini Heinle’nin bıraktığı eserlerini yayımlamak amacıyla bir yayınevi aramaya vermişti. Wyneken’in giderek artan savaş heyecanı Benjamin’in öğretmeni ile olan ilişkisinin 1915’den itibaren bozulmasına neden olmuştur. Aynı yıl üniversitede matematik öğrenimi gören kendisinden beş yıl genç Gershom Scholem ile tanıştı ve yaşamı boyunca onunla olan dostluğu devam etti. 1917'de İsviçre Bern Üniversitesi'nden Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı teziyle doktora yaptı. Aynı yıl Dora Kellner ile evlendi. Evliliği 13 yıl sürdü. 1918’de dünyaya gelen oğlu Stefan Rafael, 1972’de de ölmüştür.
Benjamin, Berlin’e döndüğünde serbest gazeteci ve yazar olarak çalışmaya başladı. 1921’den itibaren Baudelaire’nin hikâyelerinin çevirilerini yaptı. Eseri “Die Aufgabe des Übersetzers (Çevirmenlerin Sorumlulukları)“ adı altında yayımlandı. Yine 1921’deki “Zur Kritik der Gewalt (Şiddetin Kritiğine Dair)“ adlı eseri büyük dikkat çekti.
Paul Klees’in Angelus Novus adlı resminden yola çıkarak Angelus Novus adında bir dergi çıkarmak isteyen Benjamin, bu girişiminde başarısız olunca 1924’de doçentlik yapmak üzere Frankfurt’a gitti. Bu dönemde Theodor W. Adorno ve Siegfried Kracauer ile tanıştı. Doçentlik için Almanların yas törenlerinin kaynağı üzerine 1925’de yazdığı tez çalışmasının akademik dünyadaki ortodokslar bağlamında resmi olarak geri çevrileceğini tahmin ettiğinden kurula girmekten vazgeçti.
1926-1927 yıllarını Paris’te geçirdi. Franz Hessel ile birlikte Marcel Proust’un çevirilerini yaptı. Özellikle kaybolan, yitirilen zamanın arayışı üzerine. Komünizme olan ilgisi onu 1927 kışındaMoskova^ya taşır. Ve burada kız arkadaşı Asja Lacis’i ziyaret eder. 1930’lu yılların başlangıcında Bertolt Brecht ile beraber radyo yayınları planlar. 1932’de “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ adlı kitabını yazmaya başlar.
1932 ve 1933 yılları arasında İspanya’nın Balearen Adası’nda yaz mevsimini geçirir. Jean Selz ile tanışması onun uyuşturucuyla tanışması olur. Aynı zamanda Hollandalı ressam Anna Maria Blaupot ten Cate’ye aşık olur. İbiza ve Balearen arasında geçen bu zamanı yazar.
Nasyonal sosyalistlerin yaptırımı Benjamin’in Eylül 1933’de Paris’e sürgün olarak gitmesinin nedenidir. Burada kendisine destek olan Hannah Arendt ile buluşmuştur. Finansal olarak kısmen New York’daki göçmen Max Horkheimer uzantılı Frankfurt Okulu’ndan gelen parayla geçimini sağlıyordu.
Ernst Bloch, Theodor W. Adorno ve Bertolt Brecht’in etkisiyle 1930’larda giderek Marksizm’e yakınlaşan Benjamin, 1933’te nasyonal sosyalistlerin baskısıyla Almanya’yı terk ederek sürgün hayatı yaşadığı diyebileceğimiz Paris’e yerleşti. Burada edebiyat dergilerine ve New York’ta Adorno ile Horkheimer tarafından yayımlanan Zeitschrift für Sozialforschung’a (Sosyal Araştırmalar Dergisi) eleştiri ve denemeler yazdı. Geri döndüğünde kendisine ait olan son çalışması olan Die Thesen über den Begriff der Geschichte (Tarih Kavramı Üzerine Tezler)'i yayımladı. 1939 yılında, Almanmülteciler tarafından yayımlanan bir dergide çıkan yazısı nedeniyle Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Almanların Fransa’yı işgal etmesi ve Paris’teki evini Gestapo’nun basması üzerine 1940’taFransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçtı; burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak intihar etti. İntiharı üzerindeki spekülatif söylentiler vardır. Kendisinin şizoid olduğu ve bu yüzden intihar ettiğine dair tek kaynak Theodor W. Adorno'ya verilmek üzere Henny Gurland'a dikte ettirdiği veda mektubudur. Öte yandan Stalin'in ajanları tarafından morfin verilerek öldürülmüş olduğu da diğer bir başka söylentidir.
Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir. Her ne kadar Karl Marx'ı kendi okuma listesinin son sırasına bıraksa da, getirmiş olduğu eleştiriler Marksist kuram açısından çok önemlidir.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Adorno ve Scholem, Benjamin’in yazdıklarını büyük oranda yeniden düzenlediler ve her şeyden önce 1970-1989 arası geniş kapsamlı olarak yayımlattıkları Gesammelten Schriften “Toplu Yazılar”, Benjamin’in yaşadığı yıllarda yazın dünyasında başarısız gibi görünen ortamı ters yüz etti. Oysa doktora tezi neredeyse hiç dikkate alınmamıştı. Doçentliğine dair yazdıkları hatta, Frankfurt Üniversitesi’nce kismen reddedilmişti. Ancak ölümünden sonra Benjamin’in bıraktıkları, sosyologların ve toplum bilimcilerin başvurduğu önemli bir kaynak olarak hâlâ tazeliğini korumaktadır.
--reklam--
Walter Benjamin Kitapları - Eserleri
- Pasajlar
- Son Bakışta Aşk
- Tek Yön
- Fotoğrafın Kısa Tarihi
- Masalcı
- Brecht'i Anlamak
- Teknik Olarak Yeniden
- Estetize Edilmiş Yaşam
- Kafka Üzerine
- Hikaye Anlatıcısı
- Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine
- Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk
- Parıltılar
- Esrar Üzerine
- Yalnızlık Anlatıları
- Moskova Günlüğü
- Kitaplığımı Yerleştirirken
- Flanör
- Fotoğraf Yazıları
- Proust ve Brecht
- Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri
- Radyo Benjamin
- Rüzgarda Asılı Arp
- Uyuşturucu Deneyleri Tutanakları
- Epik Tiyatro Üzerine Üç Metin
- File Neden "Fil" Deriz
- Tarih Kavramı Üzerine
- Walter Benjamin Kitabı
--reklam--
Walter Benjamin Alıntıları - Sözleri
- Bir aşkın tip ve niteliği, onun insanın adı -önadı- için hazırladığı alınyazısında en keskin çizgileriyle belli eder kendini.” (Parıltılar)
- ''Anımsama ile uyanış arasında son derece sıkı bir bağ vardır..'' (Pasajlar)
- Benzerlikleri keşfetme yeteneği zaten o eski, benzeme ve benzer davranma zorunun zayıf bir kalıntısından başka bir şey değildir. (Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk)
- "Herkesin gözü dışarıdadır, ben gözümü içime çevirir, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım: Benim işim gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadarım." (Son Bakışta Aşk)
- Bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. Ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu. (Tek Yön)
- - " (...) İnsan daima yalnızca kendini yaşar..." (Walter Benjamin Kitabı)
- . En küçük hikayeyi bile anlatmanın ne kadar özgürlük gerektirdiğini nadiren düşünürüz. ... (Walter Benjamin Kitabı)
- "Deneyim yoksulluğu: Bu, insanların yeni bir deneyimin özlemini duydukları biçiminde anlaşılmasın. Hayır, insanların özledikleri deneyimlerden kurtulmak... İnsanlar, dışsal ve de içsel de olsa kendi yoksulluklarını tertemiz ve açıkça ortaya koyarak doğru dürüst bir şeylerin ortaya çıkmasını sağlayacak bir çevreyi özlüyor. " (Parıltılar)
- Uzun tarihsel dönemler boyunca, insan topluluklarının varoluş biçimi nasıl değiştiyse, algı biçimi de aynı şekilde değişmiştir. (Teknik Olarak Yeniden)
- "Kendine geri dönen etkinlik yetisi, Ben'in Ben'i olma yeteneği, düşüncedir. Bu düşüncenin bizzat kendimizden başka nesnesi yoktur." (Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri)
- . Geçmiş şeylerin geleceği vardır. ... (Walter Benjamin Kitabı)
- “Yolculuk yapmak, tanınanı geride bırakmaktır.” (Yalnızlık Anlatıları)
- "Ben'in belirlenişi, kendisi üzerinde düşünsemesi... ancak kendisini, kendisine karşı bir Ben koyarak sınırlandırması koşuluyla olanaklıdır." (Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri)
- İnsan nasıl, birinin oturduğu meskenden ve yaşadığı semtten onun tabiatı ve mizacı üzerine bir tasavvura varırsa, [...] (Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk)
- Asıl ahlaksal olanın mecburen yanından geçip gidilir. (Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine)
- Bir insanın gençliğinde arzu ettiği şey, ilerleyen yaşlarda bolca oluyor. (Masalcı)
- “Yüzlerimizdeki kırışıklıklar ve buruşukluklar, bizi ziyarete gelen büyük arzuların, kötülüklerin, sezgilerin tescilidir; fakat biz, ev sahipleri, evde değiliz.” (Proust ve Brecht)
- Mal denilen fetişe hangi dinsel tören kurallarıyla tapılacağını moda saptar. Grandville, modanın istemlerinin kapsamını, günlük kullanım eşyalarını ve evreni de içine alacak biçimde ge nişletir. Modayı en uç noktalarında izleyerek doğasını gün ışığı na çıkarır. Moda, organik dünyayla çatışkı içersindedir. Canlı beden ile anorganik dünya arasında bir tür pezevenklik yapar. Cesetlerin hakkını canlılarda gözetir. Anorganik dünyanın cin sel çekiciliğinin boyunduruğundaki fetişizm, modanın can da marıdır. Mal kültü, bu can damarını kendi hizmetine alır. (Pasajlar)
- Geleneksel kitap edinme yollarından bir koleksiyoncu için en münasip olanı iade etmemek şartıyla kitap ödünç almaktır. (Kitaplığımı Yerleştirirken)
- Eski ve güzel günleri değil, kötü ve yeni olanları temellendirin. (Proust ve Brecht)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin