Telesafir - Halit Kıvanç Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

Telesafir kimin eseri? Telesafir kitabının yazarı kimdir? Telesafir konusu ve anafikri nedir? Telesafir kitabı ne anlatıyor? Telesafir PDF indirme linki var mı? Telesafir kitabının yazarı Halit Kıvanç kimdir? İşte Telesafir kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Halit Kıvanç

Yayın Evi: Ntv Yayınları

İSBN: 9786055056803

Sayfa Sayısı: 216

Telesafir Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türkiye'de televizyon tarihinin en büyük sesi olan Halit Kıvanç yıllara meydan okuyan anılarınıTelesafir'de topladı. Bu kitapta Türkiye'de gerçekleşen ilk televizyon yayınından ilk yarışma programına, canlı ilk tiyatro gösteriminden ilk hava durumu sunumuna kadar televizyon dünyasının "ilk"leriyle tanışacaksınız.

Gazeteci, yazar, sunucu, spiker... Ancak televizyonla geçen bir hayat, televizyon tarihine ışık tutabilir. Buradan yola çıkarak anılarını yazan Halit Kıvanç eski günleri yeni kuşaklara aktarmayı ve eski kuşaklara da televizyon tarihinin ortaya çıkışını şöyle bir anımsatmayı amaçlıyor.

Televizyonda gösterilen ilk yayının nasıl gerçekleştiğini okurken eskiye dönecek, başarılı yayıncılardan birtakım tüyolar alacaksınız. Telesafir'de, sırf televizyon izlemek için koşturarak misafirliğe gitmenin önemini, İTÜ-TV'nin televizyon yayınına yaptığı katkıları, haftada iki kere sadece birkaç saat gösterilen yayınların bugünlere kadar nasıl geliştiğini anlayacak, ayrıca Halit Kıvanç'ın sunduğu yarışma programlarından bazı komik kesitlerle güleceksiniz.

(Tanıtım Bülteninden)

Telesafir Alıntıları - Sözleri

  • – Hayatta çok şey bildiğimi iddia etmem. Ammaaaa bir "bildiğim" vardır ki, işte bakın "onu bilirim" diye bar bar bağırabilirim. Hayatta en iyi bildiğim şey "haddimi bilmek"tir. s.76 –İnsanın ara sıra dönüp geriye bakmakla; tıpkı bir atlet gibi, daha uzağa atlamak için geriye gidip güç almasının ne kadar yararlı olduğunu biliyorum. –Gerçeğe gözlerini yummak ya da kulaklarını tıkamak isteyenler sadece kendilerini aldatır. s.200 (Telesafir: TV yayını olduğu akşam izlemek için gelen misafirlere deniyormuş.)
  • Daha “TV” diye yazılmıyordu bile... “Ti-Vi” diye okunmuyordu da... Hatta Türk kanallarının adı bile “Ti-Vi” değildi o zamanlar... Eski, çok eski zamanlar işte! Birbirimize, “Günaydın”, “Merhaba”, “Hoşça kal” dediğimiz eski, modası geçmiş günler..
  • “Burası Üçüncü Bant, Beşinci Kanal’dan deneme yayını yapan Ankara Televizyonu... Sayın seyirciler, bugün, 31 Ocak 1968, Çarşamba... Ankara’da ilk Televizyon yayınına başlıyoruz...”
  • Peki, bize ne zaman gelecek bu zamane icadı?
  • Bizlere daima 'Sayın dinleyiciler' diye hitap eden spikerin 'Sayın seyirciler' demesi pek çoğumuzu şaşırttı.
  • Türkiye’de “Televizyon” karşısına geçen ilk izleyicilerin saatlerce ayakta durmak zorunda kaldığını biliyor muydunuz? Üstelik soğuk mu soğuk bir kış gecesinde, sokak ortasında ya da cadde kenarında...
  • Biz eskiler o zaman “televizyon” derdik bu yeni konuğumuza. Daha “TV” diye yazılmıyordu. “Tİ-Vİ” diye okunmuyordu da... Hatta Türk kanallarının adı bile “TÎ-VΔ değildi o zamanlar.
  • Evinde televizyon olmayıp da, yayın yapılan akşamlar, evinde televizyon bulunanlara misafirliğe gidenlere böyle deniyor artık.
  • 1968 yılının 31 Ocak akşamı, saat 19.15. TV tarihimizin ilk görüntüsü karşımızda. İlk kez bir TV ekranında “TRT” adı var. İlk yayımın ilk 10 dakikasında görülen diadan sonra, saat 19.25’te bu kez görüntüye atı şaha kalkmış Atatürk heykeli geliyor. Sol alt köşeye de “Ankara Televizyonu” yazısı.
  • “Burası Üçüncü Bant, Beşinci Kanal’dan deneme yayını yapan Ankara Televizyonu. Sayın Seyirciler, bugün, 31 Ocak 1968, Çarşamba. Ankara’da ilk televizyon yayınına başlıyoruz...
  • TV tarihimizin ilk resmi haber bülteninin sunumu görevi, gerçekten ülkemizin yetiştirdiği en büyük haber spikerlerinden Zafer Cilasun'a verilmişti. Radyoda gayet iyi yetişmiş Cilasun,
  • Televizyon, yıllarca yurt dışı seyahatinden dönenlerin ilk sözüydü. Her görenin gelip anlattığı ilk “şey”di. Yıllarca seyredemeyenlerin sadece lafını ettiği ilk olaydı. Ve sonra bir gün sessiz .sedasız geliverdi o ”Televizyon” dedikleri.
  • İlk TV malzemelerinin geliş tarihi olan 1952 bizde TV’nin doğum yılı olarak kabul edilir.
  • Sevgili Fatih, çok sıcak bir günde, stüdyodaki ışıkların da etkisiyle çok terleyince ceketini çıkarıp gömlekle geçmişti kamera karşısına. Vay sen misin TV’ye ceketsiz çıkan?!! Telefonlar yağmıştı İTÜ-TV’ye... Mektuplar gelmişti. “Seyirciye saygı” diyor, başka bir şey demiyorlardı. Yaaa sevgili dostlar, o günlerden bugünlere...
  • Bu çalışmalar sırasında televizyon alanında birçok “ilk”in gerçekleştiğini önemle belirtmeliyim. Örneğini “play-back” adı verilen teknik olay, ilk kez İTÜ-TV'de görülmüştü. “Play-back” yani sanatçının sesinin, şarkısının daha önceden banda alınması ve yayında, sanatçı şarkı söylüyor yahut konuşuyor gibi yaparak ağzını oynatırken, içerden de o bandın çalınması... İşte bunu ilk olarak, tabii ilkel koşullarda başaran, sevgili Fecri idi. Gönül Yazar’m 45’lik plağını gramofona koyup çalarken Gönül'e de “Sen şarkıyı söyle!” demişti.

Telesafir İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Dikkat spoiler içerir. Meşhur TV yüzümüz Halit Kıvanç'ın yıllar süren kariyerindeki anıları ile renklendirdiği ve ülkemizde televizyon yayıncılığının nasıl geliştiğini anlatan bir kitap. İlk olarak 1950'li yıllarda İTÜ bünyesinde kurulan İTÜ TV ve sonra 31/01/1968 tarihinde ilk kez yayınlanan TRT Ankara ile başlayan televizyonculuk anlatılıyor. Yazarın bulduğu ve televizyon yayını olduğu gün misafirliğe gidenler için kullandığı Telesafir deyimi, sunduğu yatışma programları Bildiklerimiz-Gördüklerimiz-Duyduklarımız ve Yarış 73, TRT dönemindeki maddi yetersizlikler ve teknik aksaklıklardan dolayı yaşananlar, çoğu programın mecburen canlı olması ve bu konuda yaşananlar, hava durumuna yeterince önem verilmemesi, Münih olimpiyatlarında off-tube tekniğini öğrenmeleri ve orada yaşanan aksaklıklar anlatılıyor. Ayrıca Halit bey, Uğur Dündar, Erkan Yolaç, Hıncal Uluç, Levent Kırca gibi isimlere nasıl benzetildiğini de anlatıyor. O dönemlere nostaljik olarak bakmak isteyenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. (Serdar Poirot)

Türk televizyon tarihinin büyük ustası Halit Kıvanç'ın anılarını okumak büyük keyifti. Hem televizyonun tarihi gelişimini anlatıyor hem de geçmişe hüzünlü bir yolculuk yaptırıyor. Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde belleğimizde iz bırakan o güzel programlarını tekrar hatırlatıp kah sevindirip kah hüzünlendiyor. Keyifli okumalar... (Naci Ünal)

Buyurun ilk videom. Umarım beğenirsiniz. Zamanla daha rahat hissederek konuşacağımı düşünüyorum............................ https://youtu.be/dkEufJ0WWkY (Fatma)

Telesafir PDF indirme linki var mı?

Halit Kıvanç - Telesafir kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Telesafir PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Halit Kıvanç Kimdir?

Halit Kıvanç (d. 18 Şubat 1926; Fatih,İstanbul), Türk radyo ve televizyon ve eski maç sunucusu, gazeteci. Türkiye'nin en ünlü ve en uzun süre çalışmış sunucularındandır. Yazar ve müzisyen Ümit Kıvanç'ın babasıdır.Aynı zamanda Pelé ile ilk röportajı yapan gazetecidir.

Orta öğretimini Pertevniyal Lisesi'nde, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. 3 ay kadar hakimlik yaptı. Milliyet,Tercüman, Hürriyet, Güneş başta olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yazar ve yönetici olarak üst düzey görevler aldı.1953'te Alp Zirek ve Halit Talayer ile birlikte memleketimizin ilk günlük spor gazetesi (Türkiye Spor)gazetesini çıkardı. Bir yıla yakın ünlü yayın kuruluşu BBC de çalıştı. Ülkemizde Radyo ve TV yayıncılığının gelişmesinde önemli katkıları olan Kıvanç, TV'nin birçok yayınında 'ilk'lerin adamı oldu. Olimpiyatlar ve büyük uluslararası karşılaşmalarda sunucu olarak görev aldı. Dünya kupasını televizyondan sunan ilk Türk spikerdir. 10 Dünya Kupası finallerini Radyo ve Tv de nakletmistir.

Sunuculukta 50 yılını 2005'te bir jübileyle kutlayan Kıvanç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti,TSYD ve diğer kuruluşların düzenlediği yarışmalarda 200'ün üzerinde ödül aldı. 1983 yılında Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıyla maç spikerliğine veda etti.

Yazar, spiker, sanat adamı olarak kabul edilen Halit Kıvanç, Türk halkına temiz bir Türkçe ile saygın ve eğitici çalışmaları ile hizmet vermesinden dolayı Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından Kariyer Dalında büyük ödüle layik görüldü.

Kıvanç, halen NTV televizyonunda pazar günleri Halit Kıvanç'la Ustalar ve NtvRadyo'da Pazar sabahları 10.30'da Mikrofonda Halit Kıvanç adlı programları sunuyor. Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Halit Kıvanç halen FB TV'de yayınlanan "Efsanenin yeni 100 yılı" isimli söyleşi programını sunmaktadır.

Aydın Engin'le yaptığı söyleşi Bir Koltukta Kaç Karpuz: Halit Kıvanç Kitabı adlı kitapta toplanarak İş Bankası Kültür Yayınları tarafından piyasaya sunulmuştur. Halit Kıvanç, ayrıca 2006 yılında Türkiye İş Bankası tarafından yayımlanan Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur adlı kitabın da yazarıdır. Kıvanç, sanatçı Müjdat Gezen ile yaptığı söyleşiyi kaleme aldığı kitapta, sanatçının yaşamını acı ve tatlı yanlarıyla anlatmaktadır.

Halit Kıvanç Kitapları - Eserleri

  • Telesafir
  • Futbol! Bir Aşk...
  • Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur
  • Bulutlarla Yarışan Kadın
  • Gülmek Serbest Dostlar
  • Kupaların Kupası Dünya Kupası
  • Hadi Anlat Bakalım
  • Ve Karşınızda Halit Kıvanç
  • Gülmece Güldürmece
  • Beckenbauer Futbol Okulu
  • Mikrofonunu Kordonuna Göre Uzat
  • Gool Diye Diye
  • Gelin Yarışalım
  • Ve Allah Gazeteciyi Yarattı
  • Kazulet Hanımın Minisi
  • Çok Aferdersiniz Ama

Halit Kıvanç Alıntıları - Sözleri

  • Dedenin gazetede okuduğunu torun tarih kitaplarında okur. (Futbol! Bir Aşk...)
  • (…) Yılmaz Güney, aldığı ödülü Türkan Şoray’a uzatıyor ve mikrofona eğilerek de şöyle diyordu: “ Bacım, lütfen kabul edersen… Sinemaya sen çok emek verdin. Hakkın benden fazla… Onun için, kabul edersen benim ödülüm de senin olsun.” (Hadi Anlat Bakalım)
  • (…)Nereye mi gidiyordu bütün bu çelenkler? İki gün önce düşen uçakta ölenlerin cenazesine, Ankara’ya gönderiliyordu. Düşünebiliyor musunuz? 1950 yılında… Daha uçak yolculuğunun pek yadırgandığı bir sırada, hayatında ilk kez uçağa binen ve de yargıçlık yapmaya Güney Doğu’ya giden genç bir insan, düşen uçakta ölenlerin çelenkleriyle beraber uçuyor. (Hadi Anlat Bakalım)
  • Biz eskiler o zaman “televizyon” derdik bu yeni konuğumuza. Daha “TV” diye yazılmıyordu. “Tİ-Vİ” diye okunmuyordu da... Hatta Türk kanallarının adı bile “TÎ-VΔ değildi o zamanlar. (Telesafir)
  • Ülkemizde futbolun örgütlenmesi Cumhuriyet'imizle yaşıttı. Futbol federasyonumuz 1923'te kurulmuştu. Hatta mili futbol takımımız Cumhuriyet'imizden üç gün daha yaşlıydı. 26 Ekim 1923'te oynamıştık ilk milli maçı. 1961'de futbolumuzda profesyonellik resmen kabul edilmişti. 1959'da da futbolun en büyük mücadelesi yurt çapına yayılıyor Milli Lig kuruluyordu. (Futbol! Bir Aşk...)
  • (…)İşte bir gün filmin o günkü çekimi bitmiş.(…) Hava soğuk, vakit geç. Ortalarda dolmuş molmuş görünmüyor. Babanın cebindeki para taksiye yetecek kadar değil. Derken bir taksi önünde duruyor. (…) “Buyur baba” diyor, “ Atla gidelim…” Hulusi Kentmen’in kıvranışı ona durumu anlatmış, şoför ekliyor: “ Babacığım senden para soran mı var? Ben de o tarafa gidiyorum zaten…” Hangi tarafa? Daha sormadı ki yolcusuna nereye gideceğini. Ama o şoför “insan”… Sapına kadar insan… (Hadi Anlat Bakalım)
  • Televizyon, yıllarca yurt dışı seyahatinden dönenlerin ilk sözüydü. Her görenin gelip anlattığı ilk “şey”di. Yıllarca seyredemeyenlerin sadece lafını ettiği ilk olaydı. Ve sonra bir gün sessiz .sedasız geliverdi o ”Televizyon” dedikleri. (Telesafir)
  • San Marino'yu gol yağmuruna tutuyorduk. 7-0 kazandığımız maçın unutulmayacak ismi, "bir maçta dört gol atma" onuruna erişen Oktay Derelioğlu (BJK) idi. Oktay, 1924'te Finlandiya'yı 4-2 yenerken dört golüde atan Zeki Rıza Sporel'den (FB) tam 72 yıl sonra bu rekoru egale etme mutluluğuna erişiyordu. (Futbol! Bir Aşk...)
  • Daha “TV” diye yazılmıyordu bile... “Ti-Vi” diye okunmuyordu da... Hatta Türk kanallarının adı bile “Ti-Vi” değildi o zamanlar... Eski, çok eski zamanlar işte! Birbirimize, “Günaydın”, “Merhaba”, “Hoşça kal” dediğimiz eski, modası geçmiş günler.. (Telesafir)
  • İlk TV malzemelerinin geliş tarihi olan 1952 bizde TV’nin doğum yılı olarak kabul edilir. (Telesafir)
  • 1968 yılının 31 Ocak akşamı, saat 19.15. TV tarihimizin ilk görüntüsü karşımızda. İlk kez bir TV ekranında “TRT” adı var. İlk yayımın ilk 10 dakikasında görülen diadan sonra, saat 19.25’te bu kez görüntüye atı şaha kalkmış Atatürk heykeli geliyor. Sol alt köşeye de “Ankara Televizyonu” yazısı. (Telesafir)
  • Hata insan için ama bazen öyle durumlar olur ki insanı hata yapmaya zorlar sanki. (Futbol! Bir Aşk...)
  • ''...insanları sevmek ama onun kadar güzel bir duygu daha var:Saymak...'' Birbirimize ''sevgi'' verdiğimiz kadar, ''saygı'' ile yaklaşmayı da hiç unutmayalım... (Gülmek Serbest Dostlar)
  • Türkiye’de “Televizyon” karşısına geçen ilk izleyicilerin saatlerce ayakta durmak zorunda kaldığını biliyor muydunuz? Üstelik soğuk mu soğuk bir kış gecesinde, sokak ortasında ya da cadde kenarında... (Telesafir)
  • Ülkemizde futbolun örgütlenmesi, Cumhuriyet'imizle yaşıttır. Futbol federasyonumuz 1923'te kurulmuştur. Hatta milli takımımız Cumhuriyet'imizden üç gün daha yaşlıydı. 26 Ekim 1923'te oynamıştık ilk milli maçı. 1961'de futbolumuzda profesyonellik resmen kabul edilmişti. 1959'da da futbolun en büyük mücadelesi yurt çapına yayılıyor, Milli Lig kuruluyordu. 16 takımın iki grupta çarpışması sonucunda, iki grubun birincileri finalist olmuştu. Bu iki birincilerin isimleri ise heyecanı yüceltmek için yeterliydi. Fenerbahçe ile Galatasaray, ilk Milli Lig Kupası'nın sahibi olabilmek için karşı karşıya geleceklerdi. "Fenerbahçe'siz Galatasaray olmaz. Galatasaray'sız Fenerbahçe olmayacağı gibi." (Futbol! Bir Aşk...)
  • “Burası Üçüncü Bant, Beşinci Kanal’dan deneme yayını yapan Ankara Televizyonu. Sayın Seyirciler, bugün, 31 Ocak 1968, Çarşamba. Ankara’da ilk televizyon yayınına başlıyoruz... (Telesafir)
  • Çok küçüktüm, en fazla sekiz, bilemedin on. Hafta sonları babamın çok iyi arkadaşı olan Haydar Amca ve karısıyla pikniğe giderdik. Haydar Amca Trafik Şube Motor­lu Kısım Ekipler Amiri. Bunu söylüyorum, hikaye Haydar Amcanın mesleğiyle çok ilgili çünkü. Arabayı Haydar Amca kullanıyor. Karısı önde oturuyor, annem, babam ve ben de arkada. Belgrat Ormanı'na gidiyoruz. Bahçeköy yolun­da trafik sıkıştı. Herkes arabalarının kornasına basıyor, bunaltıcı bir sabah yani. Önde bir kaza olmuş. Arkamız­dan gelen araba da bizi sollayınca karşı yön de tıkandı ve trafik iyice kilitlendi. Haydar Amca da trafiği kilitleyen arabanın şoförüne, "Yahu, senden başka akıllı yok mu" dedi. Bunun üzerine diğer arabanın şoförü aşağı inip, Hay­dar Amcanın yakasına yapıştı. Sayıp sövüyor, "Sen kime yahu diyorsun? Benim kim olduğumu biliyor musun? Sen git evindeki karına yahu de." Haydar Amca hiç sesini çı­karmadı. (Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur)
  • Bu kupada altın gol kuralı ilk defa uygulanacaktı. İki takım 90 dakikada yenişemezse oyun uzatılacak, fakat bir taraf bir gol atınca maç da bitecekti. (Futbol! Bir Aşk...)
  • Çok doğru bir söz vardır: İki yaratık, ağzını açmadığı zaman başı derde girmez. Balıklar ve spikerler. İkisi de konuştu mu ağızlarına giren olta ile yakalanırlar. Aslında sadece spikerler değil, politikacıları da katmak gerek bu listeye. (Futbol! Bir Aşk...)
  • “ İlçede en çok dikkatimi çeken, ufacık kerpiç evlerin penceresiz olmasıydı. (…) gerçeği öğrenmekte gecikmedim: Her ailenin bir ya da iki aile ile kan davası vardı. Gelip ateş etmesinler diye penceresiz yapıyorlardı evleri… Kapıları da ufak mı ufak… (Hadi Anlat Bakalım)