Kitap Künyesi
Yazar: Richard Sennett
Çevirmen: Tuncay Birkan
Orijinal Adı: Flesh and Stone The Body and the City in Western Civilization
Yayın Evi: Metis Yayınları
İSBN: 9789753423748
Sayfa Sayısı: 388
--reklam--
Ten ve Taş Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Modern binaların çoğunu lanetlemiş gibi görünen yoksunluk, kent ortamını sakatlayan sıkıcılık, monotonluk ve elle tutulur kısırlık." Richard Sennett modern kent karşısında kapıldığı şaşkınlığın vesile olduğunu söylüyor bu kitabı yazmasına:
"Ten ve Taş, şehrin, insanların bedensel deneyimleri yoluyla anlatılan bir tarihidir: Antik dönem Atinası'ndan modern New York'a erkekler ve kadınlar şehirlerde nasıl deviniyorlardı, ne görüp işitiyorlardı, burunları hangi kokularla doluydu, nerede yemek yiyorlardı, nasıl giyiniyorlardı, ne zaman banyo yapıyorlardı, nasıl sevişiyorlardı? Bu kitap insanların bedenlerini geçmişi anlamanın bir yolu olarak ele almasına rağmen, kent mekânındaki fiziksel duyumların tarihsel bir kataloğundan öte bir şeydir. Batı uygarlığı bedenin haysiyetine ve insan bedenlerinin çeşitliliğine hürmet etmekte hep zorlanmıştır: bedenle ilgili bu zorlukların mimaride, şehir tasarımında ve planlama pratiğinde nasıl ifade edilmiş olduğunu anlamaya, anlatmaya çalıştım."
Sosyal hayatla şehirlerin mimari yapısı arasındaki, sosyal tarihle içinde yaşanan mekânın örgütlenmesi arasındaki ilişkilere ilgi duyan herkesin zevkle okuyacağı düşüncesiyle, Tuncay Birkan'ın çevirisiyle sunuyoruz bu güzel kitabı.
--reklam--
Ten ve Taş Alıntıları - Sözleri
- "Mısırlılar âdet ve tavırlarında insanlığın normal uygulamalarını tersine çevirmiş gibi görünüyorlar. Mesela kadınlar pazara gidip ticaret yaparken erkekler evde kalıp dokuma işleri yapıyorlar."
- Zihin ile beden arasındaki yarılma da Hristiyanlar'ın yarattığı bir şey değildi. Gördüğümüz gibi bu yarılmanın kökleri Nietzsche'nin özgür insanlar diye görüp övdüğü çıplak Yunanlılar'a kadar gider. Bu meselin hatası başka bir yerden, Nietzsche'nin gücü/iktidarı yanlış anlamasından gelir. Nietzsche kaba gücün hâkimiyet kurmaya yeterli olmadığını göremez. Kaba güç yeterli olsaydı güçlüler hiçbir zaman güçlerini meşrulaştırmaya çalışmazlardı çünkü meşruiyet güçlülere konuşulan değil, güçlüler tarafından konuşulan bir kendini haklı çıkarma dilidir. Üstelik Nietzsche'nin meseli kuzu gibi davranmayan zayıfların davranışlarını dikkate almaz; zayıf insanlar güçlü olanlara direnebilmek için kendi bedenlerini kontrol etmeye çalışırlar.
- Taşiara şekil vermek insanlara tenlerinin harareti üzerinde bir denetim kurma imkanı verebilir miydi?
- "Herkes ya doğru olanı yapma isteğiyle dolduruldu ya da doğru olanı yapmaya zorlandı."
- Romalılar barbarları takıntılı bir biçimde yıkanmayan yabancılar klişesiyle betimliyorlardı. Temizlik ortak bir yurttaşlık deneyimiydi ve bir yöneticinin yaptırabileceği en popüler bina halka açık hamamdı. Hamamlar şehrin muazzam çeşitliliğini ortak bir çıplaklık içinde bir araya getiriyordu.
- Şehirler evli insanların 'manastır'larıdır ...
- İlk Hristiyan evlerinde uygulanan vaftiz ayinlerinde kendini vaftize hazır hisseden kişi tamamen soyunuyor, sonra da ritüel yemeğin yendiği mekandan ayrı bir oda veya mekandaki su dolu bir küvetin içine giriyordu. Buradan çıktıktan sonra artık değişmiş biri olduğunu göstermek üzere yepyeni elbiseler giyiyordu. "Hamam 'temiz' grup ile 'kirli' dünya arasında kalıcı bir eşik haline gelmişti."
- Modern, kentli bireyciliğin gelişimi içinde, birey şehirde suskunlaşmıştır. Sokak, kafe, mağaza, trenler, otobüsler ve metro konuşmaktan çok bakışılan yerler hâline gelmişlerdir. Modern şehirde, yabancılar arasındaki sözel bağları korumak güçleştiğinde bireylerin etraflarındaki manzaraya bakarken hissedebilecekleri sempati itkileri de geçicileşmekte, canlı fotoğraflara bakan bir saniyelik tepkiler hâline gelmektedir.
- Kitap okuyan ya da sessizce pencereden dışarı bakan sıkış tıkış bedenlerle dolu tren vagonu, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış büyük bir toplumsal değişikliğe işaret ediyordu: Sessizlik bireysel mahremiyeti korumak amacıyla kullanılıyordu.
- Romalılar gibi Hristiyanlar da halka açık hamamlara gidiyorlardı. Ama onlar için suya girmenin yurttaşlıkla ilgili değil kişisel ve dini bir anlamı vardı. Suyla yapılan vaftiz bireyin bedensel arzuyla yaptığı mücadelede ömür boyu iman edebilecek kadar ilerlemiş olduğunu gösteriyordu.
- Ameliyatta organlar bedenin hastalıklı parçalarının yardımına koşup iyileşmesine destek olurlar. Toplumda da krizlerin pozitif bir yanı vardır. İnsanlar birbirleriyle en canlı etkileşimi toplumsal kriz zamanlarında kurarlar.
- Ölümden kimsenin kurtulamayacağı bir dünyaya geldik.
- Onun ölme tarzı (Foucault), herhangi birisinin ölümünün geride kalanların zihninde yarattığı bir sürü düşüncenin yanı sıra, beni Wittgenstein'ın bir zamanlar sarf ettiği bir söz hakkında da düşündürdü. Acı çeken beden için inşa edilmiş mekanın önemli olduğu fikrini sorgulayan bu sözünde Wittgenstein şunu sorar: "Acının yerini biliyor muyuz, yani neremizin acıdığını bildiğimizde onun bu odanın iki duvarından ve yerden ne mesafede olduğunu biliyor muyuz.. Parmağımın ucu acıdığında ve dişime onunla dokunduğumda, acının parmağımın ucundan iki milimetre uzaklıkta olması [önemli midir]?"
--reklam--
Ten ve Taş İncelemesi - Şahsi Yorumlar
aslında her şeyin özünde benim bedenim var: Ten ve Taş - Richard Sennett (Bu biraz sübjektif olacak.) Mukayese ve Ben Kendimi kıyaslama konusunda durduramıyorum. Zihnin doğuşuyla var olmuş sanki bu. İnsan olmak - hayvan olmak, kadın olmak - erkek olmak, proleter olmak - burjuva olmak, taşralı olmak - şehirli olmak.. ya da en baştan alalım, olmak ya da olmamak. Hep bir kıyaslama hâli. Bu bazen annemin elalem teorisi olabilir, işte bazen de karşılaştırmalı mimarlık tarihi. Genç yaşıma rağmen bir türlü zamana ayak uyduramıyorum. Bir kitap mı alınacak, niyet edip evden çıkmak, Sahaflar, Süleymaniye, Özbekler Çarşısı ve dahasını turlamak, öyle almak.. Bu azalan zamanların zamanında bunu yapmak belki beyhude, ancak elde ettiğim şey için uğraşmış olmayı seviyorum. Ama şöyle de bir gerçek var ki, sanki kapitalizm kendisinden kaçınmaya çalışanları daha çok eziyor. "Ben böyle olmak istemiyorum, ben eskisi gibi kalacağım" dedikçe sanki tüm geçmişlerden kalan ve yine tüm geleceklerin altında hapsolan bir günah keçisine dönüşüyorum. Aslında aklımda yokken, kitapçı önerisiyle karşılaştığım bir eser oldu bu, belki de böylesi daha iyi. Çünkü internetteki sepete ekle butonuyla sohbet edemezsiniz. Kitaba Dair (eser, mimarlık tarihine insan ve yapı modeli üzerinden yaklaşan ve tarihi bilgiden önce dönemlerin zihniyetini ve dönemler arasındaki ilgileri inceleyen bir çalışmadır.) Akla öyle hemen gelebilecek bir şey değil, insan bedenini sokağa serip mimari planı onun üzerinden çizmek, "şehrin de bizim gibi damarları vardır, nasıl dolaşan kan yaşatıyorsa bizi, şehri de yaşatan içindeki insanların akışıdır" demek. Bu benim alışık olduğum öğrenme biçimi değil, bana ezberlememi öğütlüyorlar düşünmemi değil. Belki de bu kıyas meselesi, düşünmekle ilgili. Ten ve Taş kitabı da bu ilginç düşünce ağını çiziyor önce. Bir yere bilgiyi yığıvermek öylece değil de, önce çerçeveyi çizmek, çerçeveyi anlamak gibi. Çünkü insan öyle boşlukta ansızın var olmadı. İnsandan önce mekan, fikirden önce bağlam... Özellikle Metis Yayınları'nda gördüğüm ve "ben bugüne kadar ne okumuşum" dediğim bir anlatı tarzıdır bu. Bilgiyi öylece kuru kuru yığmaktan öte bir şey, o mekanik anlatıyı ruhla inceltip ağırlığı azaltmak gibi.. Ki kuru bilgiyi tüketmek hazımsızlığa yol açıyor olmalı, yoksa tepemizdeki bilirkişilerin bu halleri, yüzlerinin kırmızısı, vücutlarındaki kasıntı başka ne ile açıklanabilir? Yıllarca bir hamal gibi sistemin sırtımıza yüklediği kitapların, bu müfredatın altındaki öğrenci enkazının sebebi de bu kuruluk değil mi? Bugün ben insanım, ben "oldum" diyorsam, bu oluşta, gördüğüm eğitimin ne kadar katkısı var bilemiyorum. Ancak bu ve bunun gibi kitapları sunabilirim referans olarak, başarı belgeleri ya da diplomaları değil. (Ah en son ben kitabı anlatıyordum, yapmam gereken şey sistem eleştirisi değildi, hem şimdi Silivri mevsimi de değil.) En son insan diyorduk, şehrin planına serilmişti bu kişi. Her zaman ideal olanı mükemmel olanı nasıl arıyorsak, öyle mükemmel yaratmalıydık kendimizi de şehri de. https://i.resmim.net/i/vitruvius-man.jpg https://i.resmim.net/i/Le-Corbusier..jpg Batı için Karanlık olan Çağ'dan sonra bilindiği gibi eskiye tutunarak bir kandil yeniden ateşlenmişti. Özellikle Antik Yunan eserlerinden ilhamla canlanmıştı bir şeyler, hiç yoktan var oluş değil, işte bu yüzden yeniden doğuş... Da Vinci de Vitruvius'un adamını yeniden yarattı. Aslında bu beden üzerinden birçok kanıya varılabilir, ancak beni cezbeden şu an bu kitabın ve okumakta olduğum bölümün etkisiyle mimari. Yani her beden gibi, her yapının da bir başı - bacak ve kolların oluşturduğu köşegen ayrımları mevcuttur. Nasıl ki doğumun ya da üremenin gerçekleştiği, bunlar olmasa bile insanın ağırlık merkezinin, G noktasının bulunduğu karın çok mühimse, yapı için de karın bölgesi kritiktir. Yapıya buradan bakarız, ilk girdiğimiz kısım budur. Odağımız ise baştır, ona doğru bakarız, en önemli unsur orada konumlanmıştır, bedenin tüm ölçeklerinin farklı varyantları buradan doğmuştur. https://klasresim.com/i/oxYqX https://klasresim.com/i/oBq5J Politikayı da, mimariyi de beden üzerinden anlatmak mümkün. Aslında her mesele bedene ve ten'e indirgenebilir. Her yapı her taş buradan yükselebilir. Mesela, şehir de bir vücuttur. Yolları damar, kalbi ibadethane ya da meclis binası, bağırsakları ise alışveriş meydanı. Yani insanlar dolandıkça şehre kan pompalanıyor, insanlar tükettikçe pislikler ortaya çıkıyor, yine de ruhani bir taraf olarak başı ve kalbi olan bir beden olarak kalıyor.. Daha çok bedene odaklansam da, kitap benim başta ifade etmeye çalıştığım kıyaslama mefhumumla doluydu. Benim o eskiye duyduğum özlem yahut muhafaza etmeye çabaladığım nostalji örtüsü burada da mimarların gittikçe bir cevher arar gibi kadim kaynaklara inmesiyle kendini gösteriyordu. Daha değinemediğim, zihnime kancası takılan birçok soru işaretini barındırıyor eser. Soru işareti derken, belirsizliklerden değil, bu filozofların yanıtı yabana atıp peşinden koştukları sorulardan bahsediyorum. Üşüyor olmanın, bedendeki bu zayıflığın toplumdaki statüyü nasıl belirlediğinden, bedende uyanan sıcak-soğuk tensel hislerden şehre aktarılan planlara... Kaya sıcak, beton soğuk mesela. Demek ki doğal olan iyidir. Kadın zayıf erkek güçlü ayrıca. Demek ki güçlü olan tirandır. Şehir ileri, taşra geri mesela. Demek ki geride kalan kötüdür, yalnızlığa muhtaçtır. Belki de ülke bir bedense, başkent kalptir, ve bu yüzden akıştaki tüm akyuvarlar ve alyuvarlar kalbe ulaşmaya çalışıyorlardır. Bu yüzden doğuyordur belki de göçler ve mülteciler. Beden neden bu kadar önemli bilmiyorum. İnsan neden variyatın padişahı? Benim bu kıytırık varlığım neden eşref-i mahlukât bilmiyorum. Belki de biz varız diye dönüyor dünya, biz yazıyoruz diye doğuyor edebiyat. Öyleyse her şey bizim için ve her şey bizimle vâki. https://en.wikipedia.org/wiki/Vitruvian_Man https://en.wikipedia.org/wiki/John_of_Salisbury https://v3.arkitera.com/h50592-beden-ve-mimarlik.html https://mimaritasarimveelestiri.wordpress.com/2012/05/21/beden-ve-eylemle-elestiri/ (Beyzâ Abyssos)
Frankfurt okulu'nun üç versiyonundan biri olan Chicago okulunun mensubu olan Richard Sennett'ın kaleminden çıkmış, kamusal alanı tanımlarken dramturjik olgularla hareket etmesinin temelinde yatan nedenleri bu kitabında barındırıyor aslında. batı dünyasının geçirdiği çağsal ve evrimsel süreçler içerisinde insan profillerinin şekillenmesine göre mimaride, şehir tasarımında ve planlama pratiğinde ortaya çıkan gelişim ve değişimleri inceliyor. oldukça kapsamlı bir analiz var kitapta. toplumların insan profillerinin yanı sıra yaşam şekilleri, kadın erkek ilişkileri, sosyokültürel yapıları tamamen ele alınmış. ve günümüzün modern* binalarına da değinen kuramcımız, içinde bulunduğumuz durumun kısırlık, sıkıcılık, monotonluk ve yoksunluk olarak tanımlıyor. bu noktada doğu mimarisine de değinebilir, Enlemesine gelişen doğu mimarisinin önemini günümüz kar, kazanç odaklı tasarlanan binalarına atfen bir altın vuruşla bitirebilirdi diye düşünüyorum. hoş, öyle yapsa kendi geliştirdiği kamusal alan kuramını bozmuş olacaktı. ancak kitap özellikle günümüz istanbulunun ve türkiyede yürütülen inşaat politikasını anlamak için birebir analizler içeriyor. (Uğur De Molinari)
Kitap hem çevre, hem sosyal hayat, hem mimari, hem idari, hem de toplumun sağlığı üzerine ele alınmış ve tarih ile birlikte güzel fotoğraflarla süslenmiş efsana bir yapıt. Kesinlikle tavsiye ederim. Richard Sennett zaten müzisyen biri ve bu özelliğini kitaplarındaki estetiklerle o kadar güzel yansıtıyor ki, bir kahve ve bir sandalye yetiyor insana... Gerisini Sennett zaman döngüsünde yazılarıyla tamamlıyor. Kesinlikle tavsiye ederim!.. (Burak Dağkılıç)
--reklam--
Ten ve Taş PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Richard Sennett - Ten ve Taş kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ten ve Taş PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Richard Sennett Kimdir?
Richard Sennett (d. 1 Ocak 1943, Chicago), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Londra Ekonomi Okulu'de sosyoloji profesörü, New York Üniversitesi'nde sosyal bilimler profesörüdür. New York Institute for the Humanities'in (New York Beşeri Bilimler Enstitüsü) kurucu direktörüdür.
Sennett'in sosyal bilimlere en önemli katkılarından biri, kentlerin modern dünya gerçekliği içerisinde bireysel yaşamları şekillendirişi ile ilgilidir. 2006 yılında Hegel ödülünü kazanmış , 2008 yılında ise 100,000 Euro değerindeki Düseldorf Gerda Henkel Vakfı tarafından verilen Gerda Henkel ödülüne layık görülmüştür.
Sennett, 1987'den beri sosyolog Saskia Sassen ile evlidir.
--reklam--
Richard Sennett Kitapları - Eserleri
- Karakter Aşınması
- Otorite
- Ten ve Taş
- Yeni Kapitalizmin Kültürü
- Kamusal İnsanın Çöküşü
- Yabancı
- Saygı
- Zanaatkar
- Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam
- Sınıfın Gizli Yaraları
- Beraber
- The Conscience Of the Eye: The Design and Social Life of Cities
--reklam--
Richard Sennett Alıntıları - Sözleri
- Sınıf otoritesi ve yargı sistemi, insanları birbirine düşman yaparken kendisini gizler; sistemin gücünün esrarı ile büyülenmiş insanlar saygı için birbirleri ile savaşırken, sistemin kendisine meydan okunmaz. (Sınıfın Gizli Yaraları)
- Günümüzde orta sınıf standardında bir yaşam sürmek için bir ailede iki yetişkinin çalışması şarttır. Ancak kadınlar daha esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyuyordu; hangi sınıftan olursa olsun, kadınların pek çoğu yarı zamanlı çalışan, tam zamanlı annedir. (Karakter Aşınması)
- Şehir farklı cinslerde insanlardan oluşturulur, birbirine benzeyen insanlar bir şehri var edemez. (Beraber)
- Çoğu açlıklar gibi saygı kıtlığı da insan yapımıdır.Yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman saygı niçin bu kadar kıt olsun ki? (Saygı)
- Bizim kim olduğumuzun cevabı, doğrudan şekilde bedenlerimizin ne yapabildiğinde yatıyor. Insan elinin işleyişinde olduğu gibi, sosyal sonuçlar da insan bedeninin yapısında ve işlevinde saklıdır. Maddi şeyleri şekillendirme durumunda olan bedensel kapasitelerimiz, sosyal ilişkilerde kullandıklarımızla benzerlik taşır. (Zanaatkar)
- Bir kişi ne kadar çok emre maruz kalıyorsa diyor bu işçi, öz saygısını devam ettirebilmek için gerçekten de işyerinde değil de başka bir yerde olduğunu daha çok düşünür. Ancak işyerinde "başarılı olmanız" beklendiğine göre ve gerçekten de aslında orada değilseniz, nasıl başarılı olabilirsiniz ki? (Sınıfın Gizli Yaraları)
- İnsan sürekli baştan başlamak, her gün kendini tekrar kanıtlamak zorunda kalır. Bu şekilde sürekli riske maruz kalmak, karakter duygumuzu iyice aşındırır. İnsan her defasında “baştan başlar.” (Karakter Aşınması)
- Kitap okuyan ya da sessizce pencereden dışarı bakan sıkış tıkış bedenlerle dolu tren vagonu, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış büyük bir toplumsal değişikliğe işaret ediyordu: Sessizlik bireysel mahremiyeti korumak amacıyla kullanılıyordu. (Ten ve Taş)
- milliyetçilik ülkelerini terk edenleri adeta ameliyatla bir uzuvları kesilmiş hastalar gibi göstermiştir. Yunanlardan beri bir millete ait olmanın tam bir insan olmak için gerekli olduğunun düşünüldüğü doğrudur şüphesiz (Yabancı)
- En iyi şarkı söyleyen ya da dans eden, en yakışıklı, en güçlü ve en zeki olan ya da en güzel konuşan kişi en fazla sayılan kişi olur; ve bu, eşitsizliğe aynı zamanda da kötü huya doğru atılan ilk adımdır. (Saygı)
- "Bu insanlar özgür: Ama, yaşadıkları ahlakdışı bir özgürlüktür." (Karakter Aşınması)
- Bu sosyoloji zanaatı, günümüzde yeniliğin ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaya hem fazlasıyla uygundur hem de değildir. Uygundur, çünkü toplumun akıcılık ve akış üzerindeki vurgusu, kişinin zihninden geçen bir yorumun çözümlenmesi süreciyle kesişir. Uygun değildir, çünkü çoğu insanın bu geniş kapsamlı görüşmelere katılmaktaki amacı, sonuçlar çıkarmak, dünyada nasıl konumlandırıldıklarının bir açıklamasını bulmaktır. Ak (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
- Bizler tecrit etmeyi bir iktidarın dayatılması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ama Rönesans Venediki'nde Yahudi gettosunun oluşumu daha karmaşık bir hikaye anlatır bize. Gerçekten de istekleri hilafına tecrit edilmiş olan, ama daha sonra bu şekilde ayrı tutulmalarından yeni topluluk biçimleri yaratan ve toplumsal aktörler sıfatıyla tecrit edilmiş olmaktan bir menfaat elde eden sürgünlerin hikayesidir bu. (Yabancı)
- Yine de, gördük ki sadece fedakarlığın bir kişiyi sevdiği insanlar için "değerli" yaptığı var sayılmaktadır. (Sınıfın Gizli Yaraları)
- Risk alma isteği, sadece girişimci kapitalistlere ya da olağanüstü maceracı bireylere özgü bir özellik olarak görülmüyor. Risk kitleler tarafından her gün omuzlanması gereken bir zorunluluk (Karakter Aşınması)
- Her şeyi bilemezsiniz ama bildiğiniz bir şey bile sizi okkalı bir zengin yapabilir (Beraber)
- Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir. (Yabancı)
- Almanca Bildung sözcüğü, bir genci ömür boyu süren bir yaşam biçimine hazırlayan kişisel oluşum sürecine verilen isimdir. (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
- Refah sistemi içinde olan kişilerin aklına katı eşitlik fıkri, problemlerinin ya da muhtaç olma durumlannın temelinde kendi haklarında kararlan başkalarının vermesinin olduğunu hissettikleri zaman gelir. Saygı kazanmak için bu insanlar zayıf ve muhtaç olmamak zorundadırlar. (Saygı)
- Eğer bir insana kendimizin bir yansımasıymış gibi davranırsak, onun kendi varoluşunun gerçekliğini inkar etmiş oluruz; kişi karşısındakinin başka biri olduğuna dair temel gerçeğe saygı duymalıdır. Buradan çıkacak ders şudur: Karşımızdakilere saygı duyuyorsak kendimizin onlarda projeksiyonunu yapmayalım. (Saygı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin