Kitap Künyesi
Yazar: Daniel Pennac
Çevirmen: Mehmet Basutçu
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9750707551
Sayfa Sayısı: 86
--reklam--
Teşekkür Ederim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ödüller, edebiyat dünyasının en çok tartışılan konularından biridir. Hemen her edebiyat ödülü bir tartışmaya yol açar.
Yazar ödülü hak etmiş midir? Seçici kurul yanlı mı davranmıştır? Son dönem Fransız edebiyatının parlak adlarından Daniel Pennac, Fransa’da büyük ilgi gören Teşekkür Ederim adlı kitabında, alışılmış, basmakalıp ödül töreni konuşmalarının çok ötesinde bir "konuşma" sunuyor okurlarına. Tüm yapıtları için ödüllendirilmiş bir yazar, anlaşmaya göre, törene katılanların karşısında kırk beş dakikalık bir konuşma yapmak zorunda. Yazarın konuşması giderek amansız bir ödül eleştirisine dönüşüyor. Teşekkür Ederim, yazarın hem kendi kendisiyle hesaplaştığı, hem de edebiyat dünyasına meydan okuduğu amansız bir deneme. Pennac, daha sonra sahneye uyarladığı bu metni Avignon ve Paris’te kendisi oynamakla kalmadı, bir turne gerçekleştirerek dünya sahnelerinde de sergiledi.
--reklam--
Teşekkür Ederim Alıntıları - Sözleri
- "Bir bakan, birinin kendini kutlamasını beklemez; kendi kendini kutlar."
- "Oysa, sürekli minnettar olma zorunluluğu… Hem de çok erkenden omuzlarımıza yüklenir bu!"
- Sonuçta, içinde yaşadığımız dünyaya benzeyen bir dünya… Hiç de tasavvur edilir gibi değil!
- Öte yandan, herkese de teşekkür edemeyiz ki…
- "Seçtiğimiz aile...Yıllar boyunca birer birer, bilinçli olarak seçtiklerimiz; bizi daha pek bir şey değilken tanıyan, sıkıntılı anlarımızda destek veren ve bizi fazlamızla eksiğimizle, olduğumuz gibi kabul ettikleri için başarılarımıza sevinenler…"
- Hayır, önemli olan sizin hayali yeteneklerinizdir; gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan, kendinize bile bile yakıştırdıklarınızda ve işte bu yetenekleri ödüllendirmek gerekir.
- Hayır, yakın dostlara teşekkür etmek… çok zor, incelikli iş… alınganlıklar kolayca alevlenebilir!
- Öyle tabii, minnettarlığın ifade edilmesi uzun sürer ve hayır işlemeye benzer: Kimse unutulmamalıdır. Ama birileri hep unutulur. Biri mutlaka atlanır. Ve emin olun, o kişi -bir milyon insan içinde tek unutulan da olsa- kendisine teşekkür etmediğiniz için size sitem edecektir.
- “İşte korktuğum buydu… Burada da kimseyi tanımıyorum…”
--reklam--
Teşekkür Ederim İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Teşekkür ederim.: Günümüz Dünyasında bunu çıkıp Jim Carey yaptı. Gayet kendi içinde özgün benliği bulma çabası ve başarıya ve yahut zafere giderken nerelere bastığımızı görmeden, aç bir aslan edasıyla sadece hedefe kilitlendiğimiz gerçeğini yazar o kadar insancıl bir dille anlatmış ki. Bunu da sadece Teşekkür ederek sağlıyor. Okunması gereken yalnızlığında hayatın içinde olduğunu anlamamız gereken bir yapıt. (Axel)
«“Asla az değil, hep çok teşekkür edildiğini gözlemlemişsinizdir: ‘Çok teşekkür ederim’, evet. ‘Biraz teşekkür ederim’, hayır. Söylenmez. Buna karşılık, aşk söz konusu olduğunda, biraz, az, hatta çok az sevebiliriz ve bunu da söyleriz: ‘Seni artık çok daha az seviyorum’, bunu duymak, söz konusu kişi dışında kimseyi şaşırtmaz. Ama, ‘az teşekkür etmek’ düşünülemez. Hep daha fazla teşekkür edilir. Minnettarlığın sorunu enflasyondan kurtulamamasıdır. Aşkın tersine; aşkın doğal eğilimi, zaten…” (…) “Sonuçta, giderek daha az sevmeye başladığımız insanlara, giderek daha çok teşekkür etmek durumunda kalırız…” Şüpheci bir dudak bükme. “Bu arada unutmayın ki, bize aşkını sunan bir insana teşekkür etmek olmaz. Yakışık almaz… Bir deneyin: ‘Seni seviyorum.’ ‘Çok teşekkür ederim!’ Yanıt hiç de tatmin edici değildir.” Salondan gelen kıs kıs gülme seslerinin dinmesini bekler. Sonra, çok ciddi: “Tatmin edici olmalıydı, oysa.” Birden, görünmeyen birine seslenir. Kendi içinden çıkıp konuşan birine. Sonsuz bir şefkat ve minnettarlıkla sorularını yanıtladığı birine: “Beni seviyor musun? Gerçekten, beni seviyor musun? Oh! Çok teşekkür ederim… Adım nihayet bir anlam taşıyacak…” Duygu yüklü uzun bir ara. İçtenlikle yineler: “Teşekkür ederim…” Ekler: “Çok.” Ardından, bu düşünceyi eliyle uzaklaştırarak gerçek dünyaya iner. “Hayır, bu yapılmaz. Her şeye, herhangi bir şeye teşekkür edilebilir ama, aşka edilmez…”» (Dilara)
Biri veya birileri tarafından ödüllendirildiğimizde kendimizi nasıl hissederiz? Ne yaparız? Teşekkür mü etmeliyiz bizi ödüllendirdiği için? Peki biz o ödülü hak ettik mi? Bize ödülü veren kişi-ler yanlı mı davrandı? Hesaplaştık mı kendimizle? Nasıl hissederiz kendimizi peki? Hangi duygular yoğunlaşır içimizde? Ödülün verdiği coşku, mutluluk , heyecan. Ya da ödül elimizde ve ne yapacağımızı bilememenin korkusu mu? Hangisi? Peki kime, kimlere teşekkür etmeliyiz? Bize teşekkür etsinler diye kapıyı tutup bekledik değil mi? - Buyrun efendim geçin - Ne zahmet ettinz? Çok teşekkürler. - Ne demek ben teşekkür ederim. Sevdiğimiz insanlardan bekledik teşekkürü: Eşimizden: - Canım çok güzel bir hediye bu, çok teşekkürler. Ailemizden: - Oğlum sen olmasaydın nasıl kalkardım bunca yükün altından. Çok teşekkürler. Arkadaşımızdan: - Abi bana biraz borç verir misin, işler düzelince veririm hı? ........ Çok sağol, çok teşekkür ederim. Mahalle esnafından: - Kardeş ben gelene kadar dükkanda gözün olsun. Biri bir şey çalar falan. - Tamam abi. - Çok teşekkürler. Bir yazar var. Ödüllendirilmiş bir yazar. Ödül törenine çağrılıyor ve 45 dakikalık bir konuşma yapmak zorunda. Belki işler çığrından çıkar ve bu teşekkür konuşması bir tokat gibi iniverir insanlarin yüzüne. Daniel Pennac, her alınan ödülden sonra törenin gereksiz olduğuna, oradaki insanların samimiyetsiz olduğuna, aslında teşekkür ettiğimiz kişilerin sırf teşekkür edelim diye orada bulunduklarına, ödül sahibine; şimdiye kadar dünyadaki yerin neydi deyip ödül aldığında ise sevgi gösterisinde bulunan aile bireylerinin sahte gülümsemesine ve daha birçok şeye değiniyor.. Peki bu incelemeyi okuyanlar? Onlara teşekkür yok mu? Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim. (Aziz Erdoğan)
--reklam--
Teşekkür Ederim PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Daniel Pennac - Teşekkür Ederim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Teşekkür Ederim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Daniel Pennac Kimdir?
1944 yılında Kazablanka'da dünyaya gelen Daniel Pennacchioni, Korsikalı ve Provençal bir ailenin dördüncü ve son oğludur. Çocukluğu general rütbesinden emekli olan asker babasının görevi nedeniyle, Afrika'da (Cibuti, Etiyopya, Cezayir, Ekvator Afrikası), Güneydoğu Asya (Çinhindi) ve Fransa (La Colle-sur-Loup) gibi ülkelerde geçti.
Babasının şiir sevgisi onda kitaplara karşı bir ilgi oluşturdu ve okumaya yöneldi. Nice'de okuduktan sonra öğretmen oldu. Bir günah keçisi olan Benjamin Malaussène ve ailesinin Paris, Belleville'deki hikayesini anlatan "La Saga Malaussène" dizisi de dahil olmak üzere çocuklar için yazmaya başladı.
Yazma stili, "La Saga Malaussène"deki gibi mizahi ve yaratıcı ve "Comme un roman" makalesinde örneklendiği gibi bilimsel sayılabilir.
1990 yılında Pennac, "La petite trade de prose" ile "Prix du Livre Inter" ödülünü kazandı. 1984 tarihli romanı "L'œil du loup", Sarah Adams - daha sonra Sarah Ardizzone olarak bilinir - tarafından İngilizceye "Eye of the Wolf " (Kurtun Gözü) olarak çevrildi ve 2002'de Walker Books tarafından yayınlandı. Adams bu çalışmasıyla iki yılda bir verilen 2005 İngiliz Marsh Çocuk Edebiyatı Çeviri Ödülü'nü kazandı. 2002 yılında Grinzane Cavour Ödülü'nü kazanan Pennac ayrıca tüm çalışmalarından dolayı 2008 yılında "Grand Prix Metropolis bleu" ödülünü kazandı.
Kitapları Fransa'da büyük ilgi gören Pennac, 2012 yılında Okul Sıkıntısı adlı kitabıyla Renaudot Ödülü'nü kazandı. Ayrıca 2013 yılında Bologna Üniversitesi'nden pedagoji alanında fahri derece aldı.
--reklam--
Daniel Pennac Kitapları - Eserleri
- Roman Gibi
- Okul Sıkıntısı
- Teşekkür Ederim
- Bedenin Güncesi
- Silahlı Peri
- Gulyabaniler Cenneti
- Küçük Yazı Satıcısı
- Kurdun Gözü
- Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı
- Delidolu Arkadaşım
- Kuçukuçu
- Red Kit - Pinkerton'a Karşı
- Red Kit - Yalnız Atlı
- Kamo ve Asrın Fikri
- Kamo'nun Kaçışı
- Kamo ve Babil Ajansı
- Kamo ve Ben
--reklam--
Daniel Pennac Alıntıları - Sözleri
- Kulakların dünyasını kapatın, hoşuma gider. Gözlerimi kapatın, ölürüm. (Gulyabaniler Cenneti)
- "Bazen alçakgönüllülüğümüzdür bizi sessiz kılan..." (Roman Gibi)
- - "Resim yapıyorum çünkü çizer olmak istiyorum! Boyamakta istiyorum!.." - "Bize sanatçı lazım değil küçük aptal! Bize dişçi lazım!.." (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
- Uyanıyoruz. Bir ayağımızla gerçeğe basıyoruz.. (Okul Sıkıntısı)
- Tüm korkularımı tekrar düşününce duyumlarımın bir listesini oluşturdum: boşluk korkusu taşaklarımı eziyor, darbe alma korkusu beni felç ediyor, korkma korkusu gün boyu kaygıya sebep oluyor, kaygı korku veriyor, heyecan (tatlı olanı bile) tüylerimi ürpertiyor, nostalji (babamı düşünmek gibi mesela) gözlerimi yaşartıyor, beklenmedik olaylar beni sıçratıyor (çarpan bir kapı olsa bile), panik hali beni işetebiliyor, en ufak üzüntü beni ağlatabiliyor, hiddet soluğumu kesiyor, utanç beni küçük düşürüyor. Bedenim her şeye tepki veriyor. Ama her zaman nasıl tepki vereceğini tam olarak bilemiyorum. İyice düşündüm. Eğer hissettiğim her şeyi olduğu gibi yazarsam günlüğüm, bedenim ile ruhum arasında, bir elçi gibi olur. Duygularımın tercümanı olur. (Bedenin Güncesi)
- Ayıyla fare arkadaş ha? Hayatta olmaz! Rezalete bak! Kesinlikle yasak! " Anlaşıldı mı Célestine?" " Ernest, anlaşıldı mı?" Oysa kimse Ernest ile Célestine'in dünyanın en iyi iki arkadaşı olmalarını engelleyemeyecekti. Hem de hiç kimse, anladınız mı? (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
- Canlı varlıkların ayırıcı vasfı, ikinci dereceden bir denklem görünümünde de olsa hayatı sevdirmektir, fakat canlılık okullarının programına hiçbir zaman konulmamıştır. Görev burada. Hayat başka yerde. Okumak, okulda öğrenilir Okumayı sevmekse... (Roman Gibi)
- Okumanın "insanı insan ettiği" düşüncesi, birkaç olumsuz istisnası olsa da, bütünü içinde doğrudur. (Roman Gibi)
- Tembellik demek ki bu muymuş? Kendi içine gömülmek mi? Peki ya çalışmak neydi? (Okul Sıkıntısı)
- Hayır, önemli olan sizin hayali yeteneklerinizdir; gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan, kendinize bile bile yakıştırdıklarınızda ve işte bu yetenekleri ödüllendirmek gerekir. (Teşekkür Ederim)
- Kitabın ağırlığı, can sıkıntısının ağırlığı, bir sona varmayan çabanın çekilmez yükü. (Roman Gibi)
- "insan dünyayı değiştiremiyorsa, dekoru değiştirmeli" (Küçük Yazı Satıcısı)
- İnadına yapmıyorum. (Okul Sıkıntısı)
- "Nedir o her şey?" "Beni bunaltan her şey!" (Okul Sıkıntısı)
- Çünkü iyi davrandığımızda sizin önemsiz, yani tehlikesiz biri olduğunuzu düşünüyorlar. (Okul Sıkıntısı)
- Öyle tabii, minnettarlığın ifade edilmesi uzun sürer ve hayır işlemeye benzer: Kimse unutulmamalıdır. Ama birileri hep unutulur. Biri mutlaka atlanır. Ve emin olun, o kişi -bir milyon insan içinde tek unutulan da olsa- kendisine teşekkür etmediğiniz için size sitem edecektir. (Teşekkür Ederim)
- Okuma vaktini nereden bulacağız? Çok önemli mesele. Başlı başına mesele. Okuma vakti mesele ediliyorsa, ortada okuma arzusu yok demektir; çünkü aslına bakılırsa, kimsenin hiçbir zaman okumaya vakti yoktur. Ne küçüklerin ne gençlerin ne de büyüklerin. Hayat, okumaya vurulan sürekli bir köstektir. "Okumak? İsterim tabii ki, ama iş, ev, çocuklar, zamanım kalmıyor..." "Okumaya vaktiniz olmasına ne kadar imreniyorum!" Nasıl oluyor da, çalışan, alışveriş yapan, çocuklarını yetiştiren, arabasını süren, üç erkeği seven, dişçiye sık sık giden, evini taşıyan şu kadın okumaya vakit buluyor da, mazbut bir hayat süren mirasyedi bekar bulamıyor? Okuma vakti her zaman çalınmış vakittir. (Tıpkı yazma vakti veya sevme vakti gibi.) Neyden çalınmış? Yaşama görevinden çalınmış mesela. ... Okuma vakti, sevme vakti gibi, yaşama vaktini genişletir. Zaman çizelgemiz açısından düşünülecek olsaydı, kimse aşık olmaya kalkışmazdı. Kimin vakti vardır aşık olmaya? Ama kendine sevme vakti tanımayan bir aşık gördünüz mü hiç? Okumaya vaktim hiç olmadı ama hiçbir şey, beni sevdiğim bir romanı bitirmekten alıkoyamadı. Okuma toplumsal zamanın örgütlenmesine bağlı değildir; o, aşk gibi bir varolma tarzıdır. Mesele okumaya vaktim olup olmadığı değil (kaldı ki bu vakti bana kimse vermez), bir okur olma zevkini kendime tanıyıp tanımamamdır. (Roman Gibi)
- Gidip yatsak ve berbat bir uykuya dalsak nasıl olurdu? (Okul Sıkıntısı)
- 1. Okumama hakkı. 2. Sayfa atlama hakkı. 3. Bir kitabı bitirmeme hakkı. 4. Tekrar okuma hakkı. 5. Canının istediğini okuma hakkı. 6. "Bovarizm" hakkı. 7. Canının istediği yerde okuma hakkı. 8. Çöplenme hakkı. 9. Yüksek sesle okuma hakkı. 10. Susma hakkı. (Roman Gibi)
- Doğum günüm son mumumuza kadar peşimizde sürüklediğimiz çocukça bir deyimdir. (Bedenin Güncesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin