Kitap Künyesi
Yazar: İmam Gazali
Çevirmen: Abdulhalık Duran
Yayın Evi: Hikmet Neşriyat
İSBN: 9789752906280
Sayfa Sayısı: 142
--reklam--
Tevhid Akidesinin Esasları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
--reklam--
Tevhid Akidesinin Esasları Alıntıları - Sözleri
- Vaazda lafzın güzelliğinden çok, mânanın sağlık ve sağlamlığına önem vermek lâzımdır. Vâiz o âile reisine benzer ki, evine doğru hırçın bir selin gelmekte olduğunu görür ve onun ev halkını, çoluk ve çocuğunu boğmasından korkar. Bu korkunun verdiği dehşet ve telâş ile eve koşar ve oradakilere seslenerek, "Hey çocuklar! Yavrularım! Ciğer parelerim! Çabuk evi terk edin. Sel geliyor, ölüm geliyor!" der. Bu vaziyetteki bir adam, sözlerini güzelleştirmeye, onları edebî sanatlarla süslemeye, şiir, şath, işâret ve nüktelerle kompozisyon halinegetirmeye çalışır mı? Buna çalıştığı zaman, verdiği haberin ciddiyetini ve yaptığı uyarının etki inandırıcılığını bozmaz mı? Duymadınız mı ki, Allah Resûlu Aleyhissalatu vesselam, hutbe okurken sanki duvarların arkasına yetişmiş büyük bir düşman ordusunu haber verir gibi konuşurdu ve vermeye çalıştığı mesajın etkisi önce kendisinde görülürdü. Bu yüzden de, sözün konusuna göre, yüzü kızarır, sararır ve değişirdi. Orta da gelen bir sel mi vardır? Evet, bir sel, hem de bir ateş seli vardır. Ve gelip yetişmekte olan ateş selinin önünden iman ve salih amelden başka hiçbir tedbir ve güçle kaçmak ve kurtulmak mümkün değildir. Bu ateş selini haber veren âyetlerden iki tanesi şöyledir: "Biz takva sahiplerini o ateşten kurtarırız. Zâlimleri ise içine batırırız." "Kendinizi ve evlad-u iyâlinizi ateşten koru yun." Onun için, vaaz eden kişi, cemaati coşturmak, memnun etmek, "Ne güzel konuşuyor!" dedirtmek gibi ihlâs bozucu niyet ve hayaller taşımamalı, onun yeğane niyeti dinleyenlerin dikkatlerini dünyadan âhirete çevirmek, onları günahlardan tâatlara çekmek, gafletten uyandırmak, tevbe ve takvaya sevk etmek, zühd ve ubudiyeti sevdirmek olmalıdır. Vaazın hedefine ulaşması da, dinleyenlerin dünya rağbetinden vazgeçmeleri, kötü huy ve âdetlerini terk etmeleri, işledikleri günah ve kötülüklerden iğrenip onlardan uzaklaşmaları, hayır ve sevaplara ilgi ve sevgilerinin artması, ahlâklarının değişmesi, yeni bir iman ve kararla ev ve işlerine dönmeleri şeklindedir. Bu hedefi gerçekleştirmeyen bir vaaz boş yere çene çalmaktır. Böyle bir çene çalmayı vaaz zannetmek ise, hem konuşan, hem de dinleyenler için yanıltıcı. Çünkü vaaz etmek farz-ı kifâye, onu dinlemek de farz-ı ayndır. Çene çalmak ve onu dinlemek ise, ne vaaz etmenin, ne de vaaz dinlemenin yerini tutmaz. Bu hal, abdestsiz namaz kılmak gibidir. Abdestsiz namaz kılmak ise, namaz kılma farzını ortadan kaldırmaz.
- Bismillâhirrahmânirrahîm Allah teâlâ birdir, ortağı yoktur. Tektir, benzeri yoktur. Zıddı yoktur. Rakibi yoktur. Kadîmdir, öncesi yoktur. Ezelîdir, başlangıcı yoktur. Ebedîdir, sonu yoktur. Dâimdir, kesintisi yoktur. Kayyum'dur, yıkılması ve zevâli yoktur. Hep vardı ve hep var olacaktır. Yüce sıfatlarla vasıflıdır. Sıfatları da zati gibi, ezelî ve ebedîdirler. KuTân-ı Kerim'de belirtildiği gibi, "O evvel ve âhirdir, zâhir ve bâtındır. O her şeyi bilendir."
- Îlim tahsil etmenin gayesi, Allah teâlâ'yı tanımak ve O'na doğru bir şekilde ve güzel bir biçimde kulluk etmek olmalıdır. Bu gaye dışında ilim tahsil etmek ise, ömrü boş yere zâyi etmektir, ilimlerle dışını mamur hale getirip içini harâbe halinde bırakmak akıl işi değildir.
- Gece karanlığında bir kumru öttü. Bir dal üstünde. Ben ise uykudaydım. Yalancıyım vallahi! Eğer sevseydim. Kumru ağlarken ben yatıp uyumazdım. Ben, "Rabbimi seviyorum." diyorsam da, Yalandır! Kumru bana bunu öğretti.
- Amelsiz ilim için çalışmak deliliktir. Çünkü böyle bir ilim, sahibi aleyhinde delildir. Kendi aleyhinde delil toplamak ise, akıl işi değildir. İlimsiz amel etmek de boşuna yorulmaktır. Çünkü böyle bir amel genel de yanlıştır. Yanlış olan amel de kabul edilmez. Bil ki, ilim, dünyada seni günahlardan uzaklaştır mazsa, âhirette de cehennem ateşinden koruyamaz. Sen hayatta iken çalışıp eksiklerini tamamlamazsan, ölünce, "Beni geri çevirin, sâlih amel işleyeyim." diye yalvaracaksın. O zaman da, "Ey akılsız! Şimdiye kadar neredeydin!" diye azarlanacaksın.
- Sufilerin şeyhi ve en büyüğü sayılan Cüneyd el-Bağdadî rahimehüllah vefat ettikten sonra, bir seveni onu rüyada görür ve kendisine, "Orada en çok neyin faydasını gördünüz?" diye sorar. Cüneyd rahimehüllah şu cevabı verir: "İlim ve tasavvuf adına söylediğimiz sözler, yaptığımız işaretler, bulduğumuz nükteler, uydurduğumuz merasimler hiçbir işe yaramadılar. Biz yalnızca, gece karanlığında sessiz, riyasız ve iddiasız bir şekilde kıldığımız birkaç rekât namazın faydasını gördük."
- Allah Resûlü Aleyhissalatu vesselâm buyurmuştur: "Akıllı kimse odur ki, nefsini dizginler ve ölümden sonrası için amel eder. Akılsız kimse de odur ki, nefsinin dizginini salıverir ve buna rağmen cennete gideceğini umar."
- Hergün Allah teâlâ katından bir çağrı bütün kalplere yöneltilir. Gâfil olan kalplerin duymadığı bu çağrı şöyledir: "Ey kul! Sen yalnız bana muhtaç iken, başkasına gösterdiğin bu önem nedendir?"
- -Peki, öğrendiğin bu şeyleri anlat bakalım. -İnsanlara baktım ve gördüm ki, herkes kendisine bir sevgili seçmiştir. Ancak bu sevgililerin bir kısmı hastalık zamanına kadar, bir kısmı da ölüm zamanına kadar sevenleriyle beraber olurlar. Bundan sonra onları terk ederler. Bunun üzerine ben, hastalık ve darlık zamanında da, ölüp kabre girdiğim zaman da benimle beraber olacak ve bana ünsiyet verecek bir sevgili aradım. Sâlih amelden başka böyle bir sevgili bulunmadığını görünce de, onu (salih ameli) kendime sevgili ettim. -İyi etmişsin. -İnsanlara baktım ve onların nefis ve heveslerine esir olduklarını gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim: "Rabbinin azabından korkup nefsini heveslerden çeken kimse için cennet vardır." Bu tefekkürde, Allah teâlâ'nın sözünün hak olduğunu ve kurtuluşun nefis ve heveslerle mücâdele etmekte olduğunu düşündüm. Bu sebeple, kendimi bu mücâdeleye verdim ve nefsimi Allah teâlâ'ya itâat etmeye râzı oluncaya kadar sıktım ve sıkıştırdım. -Allah, fehm ve gayretini artırsın! -İnsanlara baktım ve onlardan her birinin dünyaya âit ve burada kalacak olan bir şey için çalışıp didindiğini gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim: "Dünyada kalan şeyler yok olucudur. Allah yanında olan şeyler ise kalıcıdır." Bundan anladım ki, yığılıp biriktirilen şeyler zâyi olup gidecektir. Bunun üzerine, çalışıp kazandığım şeyleri fakir ve muhtaçlara dağıtıp onların Allah teâlâ yanında kalıcı hale gelmelerini sağladım. -İyi etmişsin. -İnsanlara baktım ve gördüm ki, kimileri şeref ve yüceliğin dost ve akraba kalabalığında olduğunu, kimileri onun mal ve evlâd çokluğunda, kimileri de onun gasp, zulüm, zorbalık ve kabalıkta olduğunu zannediyor ve onu bu yollarla kazanmaya çalışıyorlar. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim: "Allah yanında en şerefli ve itibarlı olanınız takvası en fazla olanınızdır." Bundan anladım ki, insanlar şeref ve yüceliği yanlış yerlerde arıyorlar. Bundan dolayı ben, şerefe ve yücelik kazanmak için takvayı seçtim. -Doğru olanı yapmışsın. -İnsanlara baktım ve gördüm ki, bunlar mal ve makam gibi dünyaya âit olan şeyler yüzünden birbirlerini kıskanıyor ve birbirlerine kızıyorlar. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim: "Onların maişet ve rızklarını aralarında biz taksim etmişiz ve bu konuda onlardan bazılarını bazılarından üstün kılmışız." Bundan anladım ki, rızk taksimi ezelde yapılmış ve onun tayininde kimsenin rey ve görüşüne yer verilmemiştir. Bundan dolayı, Allah teâlâ'nın taksimine râzı oldum ve kıskanmakla kızmayı bırakıp insanlarla barıştım. -İyi etmişsin. -İnsanlara baktım ve onların şeytanın tahriklerine uyarak birbirlerine adavet ve düşmanlık ettiklerini gördüm. Sonra, şu âyetleri okudum: "Şeytan size düşmanlık ediyor. Siz de ona düş manlık edin." "Ey Adem Oğulları! Ben size, "Şeytana dost olmayın. O sizin açık düşmanmızdır." demedim mi?" Bundan anladım ki, düşmanlık etmem gerekenler şeytan ve onun hizbi ve cemaatidir. Bu sebeple, onları kendime düşman belledim ve onlara uymak yerine, Rabbimin emirlerine uymaya ve O'nun üzerimdeki itâat hakkını gözetmeye karar verdim. Benim gibi O'na iman ve itâat edenlere düşmanlık etmek için de bir sebep olmadığını gördüm. -İsâbet etmişsin. -İnsanlara baktım ve herkesin bütün gücünü rızk temini için seferber ettiğini, rızk bulamama endişesiyle şüpheli ve haram işlere de tevessül ettiklerini gördüm. Sonra şu âyetler üzerinde tefekkür ettim: "Yerde tepinen bütün canlıların dünyadaki rızkı Allah'a âittir. O bunların durdukları ve dolaştıkları mekânları da bilir." "Ahirette insan için ancak çalışmasının karşılığı vardır. Çalışması değerlendirilecek ve kendisine bunun karşılığı verilecektir." Bundan anladım ki, dünya rızkı Allah teâlâ'nın taahhüdü altına alınmıştır; âhiret işi ise herkesin kendi çalışmasına bırakılmıştır. Bunun üzerine, dünya rızkı için Allah teâlâ'nın taahhüdüne güvendim ve çalışmamı âhireti kazanmak cihetine teksif ettim. -Doğru yapmışsın. -İnsanlara baktım ve onlardan kiminin mal ve mülküne, kiminin ilim ve sanatına, kiminin kendisi gibi bir yaratığa tevekkül edip güvendiğini gördüm. Sonra şu âyetler üzerinde tefekkür ettim: "Yalnız Allah'a tevekkül edip güvenin." "Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona kâfi ve yeterlidir." Bunun üzerine, Allah teâlâ'ya tevekkül edip güvendim ve O'nun bana yettiğini düşünüp huzur buldum. -İsâbet etmişsin. Ey Hâtim! Allah teâlâ, fehmini arttırsın! Sen dört kitabın (Tevrat, Zebur, İncil, Kur'ân) özünü anlamış ve onu almışsın.
- Nefse muhâlefet ise, ilk adım olarak kötü insanlardan uzaklaşmayı gerektirir.
- Tasavvufun ne olduğunu sormuşsun. Bil ki, tasavvufun çok tarifleri vardır. Fakat özetlemek gerekirse, o (tasavvuf) iki şeyden oluşur. Bunlar, Allah teâlâ'ya karşı kullukta sâdık olmak ve insanlara karşı muâmele ve münâsebette fedâkâr ve diğergam olmaktır. Bu iki hasleti kendisinde gerçekleştiren herkes, tasavvuf ehli ve sufidir. Bunun için, ayrıca bir tarikata dâhil olmak zorunlu bir şart değildir. Bu hasletleri gerçekleştirmeyen bir kimse ise, tarikata dâhil olsa ve sufi olduğunu söylese bile, o bir yalancıdır. Allah teâlâ'ya karşı sâdık olmak, kendi çıkar ve keyfini, O'nun emriyle çatıştığı zaman rahatlıkla ve gönüllü olarak terk etmektir. İnsanlara karşı fedâkâr ve diğergam olmak ise, onların meşrû olan isteklerini kendi kişisel isteklerinden üstün tutmaktır. Şeriat, herkesin hukukunu kendi hakları seviyesinde tutmayı farz kılmıştır. Onun için, Allah Resûlü Aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurmuştur: "Biriniz kendisi için istediği şeyleri din kardeşleri için de istemedikçe iman etmiş olmaz." Şeriat içinde daha ince bir disiplin olan tasavvuf ve hakikat ise, başkalarının haklarını kendi haklarından üstün tutmayı öngörmüştür.
- Allah teâlâ'ya karşı sâdık olmak, kendi çıkar ve keyfini, O'nun emriyle çatıştığı zaman rahatlıkla ve gönüllü olarak terk etmektir.
- Tevekkülün ne olduğunu sormuşsun. Bil ki, tevekkül, Allah teâlâ'nın va'dettıği şeyin (şeylerin) kesinlikle gerçekleşeceğine inanmak ve bu konuda güven duymaktır. Tevekküldeki bu inanç ve güven o kadar kuvvetlidirler ki, o şeyin(şeylerin) gerçekleşmeyeceği ihtimalini öne çıkaran muhalif hadiseler ve sebepler ne kadar çok ve ürkütücü de olsalar, onlar hiç sarsılmazlar. Bu yüzden, tevekkül sahibi olan bir kimse, kendisi için takdir edilmiş olan şeyin (şeylerin), bütün dünya ehlinin karşı çıkmasına ve muhalefet etmesine rağmen, kendisine ulaşacağına, takdir edilmemiş olan şeyin (şeylerin) de bütün dünya ehlinin yardım ve desteğine rağmen, eline geçmeyeceğine yakın derecesinde (kesin bir şekilde) inanır ve bu inancın verdiği güven, rahatlık ve huzuru duyar.
- İhlasın ne olduğunu sormuşsun? Bil ki, ihlâs amelin Allah teâlâ'nın rızasını kazanmak için yapılması ve ne onun yapılması sırasında, ne de daha sonra kalpte bundan başka bir mülâhazanın bulunmamasıdır. İhlâs o kadar incedir ki, meselâ, gece namazı kılarken, onun nurunun yüzünde belirmesini veya secde izinin alnında görülmesini istemek gibi mülâhazalar da onu bozarlar. İhlâsın var olduğunun alâmetlerinden birisi, yaptığı amelden dolayı kimseden her hangi bir karşılık beklememek ve övülmekten hoşlanmamaktır. Onun için şöyle demişlerdir: "Kulun gönlünde, övülmekle yerilmek aynı şey haline gelmedikçe, kendisi ihlâs kazanamaz."
- ...insan ihtiyaçları çok, gücü az ve eli kısa bir varlıktır.
--reklam--
Tevhid Akidesinin Esasları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
Tevhid Akidesinin Esasları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İmam Gazali - Tevhid Akidesinin Esasları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tevhid Akidesinin Esasları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İmam Gazali Kimdir?
Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) (d. 1058, Tus - ö. 18 Aralık 1111, Tus), Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Fars asıllı olduğu sanılan Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır.
Hayatı ve yaşadığı dönem
Gazzâlî Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcân şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadî düşünce olarak Ebü'l Hasan Eş'arî’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisliğine tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. Tasavvuf'a yöneldi ve Ebû Alî Farmedî'nin tesiriyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki vazifesini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında hacca gitti.
Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi. Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı tekkede müritleriyle birlikte sufi yaşamı sürdü. Gazzâlî 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde öldü.
Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde İslam âleminde siyasî ve fikrî büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devleti gerilemekte idi.
İlk Haçlı Seferi de Gazzâlî döneminde yapılmış, Gazzâlî 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazzâlî ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.
Gazzâlî'nin öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikrî akımları araştırmasına neden oldu. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü. Bunlar; felsefeciler, kelâmcılar, sûfiler, bâtınîlerdi. Hepsinin görüşlerini inceleyerek; kelâm, felsefe ve Bâtınîlik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla tenkit etti ve sûfilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.
--reklam--
İmam Gazali Kitapları - Eserleri
- Ahiret Hayatı: Ölüm, Kabir, Kıyamet
- Ahlak Kitabı
- Kudsi Hadisler
- Ölüm ve Ötesi
- Kalplerin Keşfi
- El-Münkız Mine'd-Dalal Dalaletten Hidayete
- İhyâ-u Ulumi'd-Din
- Kimyâ-i Saâdet
- Yöneticilere Altın Öğütler
- Aldananlar
- İlahi Nizam
- Abidler Yolu
- Namazın Sırları ve Fazileti
- Tevhid ve Ledün Risaleleri
- Helaller ve Haramlar
- Bana Arkadaşını Söyle
- İbadetlerin Ruhu
- Mişkatu'l Envar Nurlar Alemi
- Kıyamet ve Ahiret
- Kalp Risalesi
- Filozofların Tutarsızlığı
- Fatihatü'l- Ulum
- Tefekkür
- Müslümanca Bir Hayat
- Dünyanın Aldatmasından Korunmak
- Evlenme Adabı ve Şehvetin Kırılması
- Ahiret Aleminin Sırları
- Gıybet
- İslam'da Dostluk ve Kardeşlik Adabı
- Oruç / Sırları ve Fazileti
- Mülkün Sultanlarına / Nasihatül'l-Mülük
- Uzlet - Yalnızlığın Faziletleri
- Mü'minler İçin Yükselme Basamakları
- Yaratılış Hikmetleri
- İlme Teşvik
- Düşünme, Konuşma ve Söz Üzerine
- Minhacü'l Arifin - Ariflerin Yolu (Cep boy)
- Meva'ız-i Kudsiyye
- Hak Yolunun Esasları
- Afetler Kitabı
- Hakikatler Kitabı
- Kalbin İlacı
- Kendini Bulmak
- Müslümanlığın Rükunları
- Nefis Terbiyesi
- Niyet ve İhlas
- Tevekkül ve Tevhid
- Gerçeği Arayanların Yolu
- Ledün Risalesi
- Öğrencinin Rehberi / Minhacü'l Müteallim
- Dil Belası
- Adab Kitabı
- Her Durumda Adaletli Olma
- Cehennem ve Cehennemlikler
- İnançların Esasları / Kavâidi'l Akâid
- Cennet ve Cennetlikler
- Arayışlar Kitabı
- İnsanın Aldanışı
- İlmin Fazileti
- İslam'da Müsamaha
- İmam-ı Gazali'den Kulluğun Haritası
- Tevbe Risalesi
- El-Mürşidü'l Emin 'ila Mev'izeti'l-Mü'minin
- İlim Kapısı
- Sabredenler ve Şükredenler
- Tevbe Kitabı
- İman Kitabı
- Akaid Esasları
- Tevhid Akidesinin Esasları
- Hikmetler Kitabı
- İnançta Hassas Ölçüler İlcamü'l Avam An İlmi'l-Kelam
- Zâdü'l-Âhire - Yolculuk Azığı
- Kur'an Okumanın Adâbı ve Fazileti
- Adaletin Esasları
- Öğütler Kitabı
- Belalar ve Musibetler
- İslam Ahlakı
- Felsefenin Temel İlkeleri
- Nefsimi Nasıl Dizginleyebilirim?
- Batınilerin Belini Kıran Deliller / Te'vilin Temel İlkeleri
- Cimrilik ve Mal Tutkusundan Korunmak
- Hakikat Bilgisine Yükseliş
- Müslümanlık Bilgileri
- İslam'da Evlilik ve Aile Hayatı
- Arayanların Bahçesi
- Müslümanın Edepleri
- İlâhî Muhabbet
- Dinde Kırk Prensip
- Ey Oğul
- Alemlerin Sırrı
- İhya Dersleri İbadetlerimiz
- Gazali'den Vaazlar
- Yol, Bilgi ve Varlık
- İki Risale
- Temizlik Usulleri
- Vasiyetname
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 1
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 2
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 3
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 4
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 5
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 6
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 7
- İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 8
- İtikadda Orta Yol
- El-Kıstasü'l-Müstakim
- İlahi Saadet
- Faziletler Kitabı
- Kavaidü`l Akaid (Akidenin Esasları)
- Cömertliğin Fazileti ve Cimrilik
- Hıristiyanlık Üzerine Değerlendirmeler
- Salihler Bahçesi
- Câh ve Riya - İnsanı Helâka Götüren Hâl ve Davranışlar
- İlahi Sır
- Nasıl İyi Bir Kul Olunur?
- Dua'nın Edepleri
- Dua ve Zikir
- Gündüzlerin ve Gecelerin İhyasının Fazileti
- Marifetullah
- Esmaül Hüsna Şerhi
- Kur'an'ın Cevherleri
- Muhabbet Kitabı
- İyiliği Emretmek ve Kötülükten Menetmek
- Hüccetü'l İslam
- Haccın Sırları
- Yeme İçme Adabı
- Zekat Sırları ve Fazileti
- Tevhid Risalesi
- İhyau Ulûm'id-Di'den Seçmeler
- Hakikat Yolcusuna Notlar
- Evliliğin Hüküm ve Hikmetleri
- Kurtuluş Vesilesi
- Misbahü’l Necah: Terbiye
- Halkların Dostluk ve Kardeşliği
- Ey Nefsim
- Kazanç Yolları
- İtikatta Sözün Özü
- Tasavvufun Esasları
- Batıniliğin İçyüzü
- Günahtan Korunmak
- Mustasfa
- Günlük Vazifeler
- Gazali Külliyatı
- Tasavvuf Külliyatı
- Kur'an'ı Okumak ve Anlamak
- Cahillikten Nasıl Korunabilirim 1
- Minhacül Abidin ilal Cenneti Rabbil Alemin 1. Cilt
- Mi'yâru'l-İlm
- Aşk İle
- Kelam ve Halk
- Kırk Kudsi Hadis
- Parlayan Nurlar
- Çocuk Nasıl Yetiştirilir
- Ahiret Halleri
- İslâm'ın Sınırları
- İman ve Küfür Çizgisi
- Hakikat Çağrısı
- Ecel - Kıyamet (Ölüm ve Ötesi)
- Kardeşlik Hukuku
- Amellerde İlahi Terazi
- Kalplere Şifa
- Selefi Salihinin Mezhebi
- İbadetle Arınmanın Sırları
- Kimyâ-yı Saâdet - 2. Cilt
- Kimyâ-yı Saâdet - 3. Cilt
- Kimyâ-yı Saâdet - 4. Cilt
- Mekasıdü’l-Felasife
- İlahi Nur'lar
- Müzik Ve Manevi Coşku Kitabı
- İki Madnun
- Fakr ve Zühd
- Uzletin Edepleri
- Yolculuk Edepleri
- İhyau Ulumi'd-Din Tercümesi Cilt - 5
- İhyau Ulumi'd-Din Tercümesi Cilt - 6
- Namazın Faziletleri
- Aşkın Hâlleri
- Düşünmede Doğru Yöntem
- Müslümanın Şahsiyeti
- İhyâu Ulumi'd-Dîn Tercümesi Cilt - 7
- Nefs Terbiyesi ve Ahlâkı Güzelleştirme
- El Afak (Murada Giden Yol)
- Mizanü'l Amel
- Ehli İçin
- Mustasfâ - Cilt 1
- Mustasfâ - Cilt 2
- Kalplerin Tesellisi
- Ölüm ve Sonrası
- Açıklamalı Dua Mecmuası
- Ölüm Korkusu ve Şiddeti
- Kabir Azabı ve Şiddeti
- Kendini Bilmek
- Tasavvufun Prensipleri
- İhyau Ulumi'd-Din Tercümesi Cilt - 8
- Allah Teala'nın Yarattıklarında Tefekkür Etmek
- Evlilik ve Nikah Adabı
- İmam-ı Gazzalî’den Üç Risale Güzel Ahlakın Ölçüsü - Dostluk ve Muhabbet Terazisi - Zafer Meşalesi
- Korku ve Ümit
- Tevhid ve Tevekkül
- Cevahirul Kuran (Kuran Cevherleri)
- Namazın Önemi ve Sırları
- İyilik Erleri
- Nefs ve Gurur
- İslam Kardeşliği
- İslam'da Eğitim
- Kur'an'ın Cevherleri ve İncileri
- Müslümanın Günlük Edepleri
- Yalan Dünya - Dünyanın Zemmi
- Peygamberimizin (Sav) Edeb ve Ahlakı
- Esâsü'l-Kıyâs
- Kalbin Halleri
- İlim Kitabı
- İrfan Ordusu
- Helaller Ve Haramlar
- İyiliği Emretme Ve Kötülükten Alıkoyma
- Tefekkür Kitabı
- İki Şehveti Dizginlemek - Mide ve Cinsellik
- Ölüm ve Ötesi
- Filozofların Maksatları
- Nefsin Hileleri ve Terbiye Yolları
- Niyet ve İhlas
- Kalbin Sırları
- Allah İçin Sevmek
--reklam--
İmam Gazali Alıntıları - Sözleri
- Uykudan sonraki uyanıklık gibi, uyanıkken öyle bir hâle geçiverirsin ki uyanıklığın da o hâle nispetle uyku gibi olur ve o hâle geçtiğinde aklınla kurguladığın şeylerin tamamen hayal ürünü olduğunu anlarsın. (Arayışlar Kitabı)
- "Yüceliklere ucuza ermek istersin, Hiç arı olmadan bal olur mu? Sen cahilken, benim senden razı olmamı istersin, O cahil halinle sevgililer senden hoşnut olur mu?." (Alemlerin Sırrı)
- "Kişi, dostunun dini (yolu ve gidişatı) üzeredir; öyleyse sizden biri kiminle dostluk yaptığına baksın." (Uzletin Edepleri)
- Nikâhta beş türlü fayda vardır: Çocuk sahibi olmak, Şehvetin teskin edilmesi, Ev işlerinin yönetilmesi, Sülâlenin çoğalması, Nefis mücâdelesinin yapılması. (Evlenme Adabı ve Şehvetin Kırılması)
- "Akıl, insanın bir sıkıntıya düştüğü zaman ondan nasıl güzellikle kurtulurum diye gayret etmesi değildir; gerçek akıl, kurtuluş arayacağı bir tehlike ve sıkıntıya düşmemektir." (Yöneticilere Altın Öğütler)
- Zira sebebe vâkıf olmak, kaderin sırrına vâkif olmak demektir. (Korku ve Ümit)
- "Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar namazlarında huşû içindedirler" (Mü'minûn 23/1-2). (Namazın Sırları ve Fazileti)
- قال صلى الله ... : وهل ينفع القرآن إلا بالعلم؟ ... (İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn - Cilt 1)
- Ey oğul, diğer aylarda da oruç tut. Çünkü Resûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki: Kim ki, ayların perşembe, pazartesi günleri oruç tutarsa Allah Teâlâ ona yediyüz yıllık sevap ihsan eder. (Hüccetü'l İslam)
- Hazreti Enes'in bir hizmetçisi vardı; son günlerinde Enes ona öğretti. Dua "Bismillahirrahmanirrahim. şudur: Bismillahillezi lâ yedurru mea ismihi şey'ün filarzı hüvessemîul alîm." Sabah akşam bu duayı okursan bütün belalardan emin olursun. (Hüccetü'l İslam)
- Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Cennet bahçelerinden geçtiğiniz zaman, oralardan faydalanın!” buyurdu. Kendisine “Ey Allah'ın Rasûlü! Cennet bahçeleri ile neyi murad ediyorsunuz?” diye sorulduğunda cevaben: « “Zikir meclisleri...” » buyurdu... (İlme Teşvik)
- "Amelsiz, cenneti istemek, günahlardan bir günahtır." (Hüccetü'l İslam)
- Bilmiş ol ki seni bugün günahlardan uzaklaştırmayan ve ibadete yönlendirmeyen ilim, yarın da cehennem ateşinden korumayacaktır. Bugün ilminle amel etmez, geçmiş günleri telafi etmezsen yarın kıyamet gününde: "Bizi (dünyaya) geri gönder de salih ameller işleyelim" dersin; sana şöyle cevap ve rirler: "Ey akılsız! Zaten oradan geliyorsun!" (Hakikat Çağrısı)
- Bakara Sûresi'nin son iki âyeti'ni (Âmenerresûlü) okumak, geceyi ihyâ etmeye ve kötülüklerden korunmaya kâfi (yeterli)'dir. İmâm-ı Nevevi . (İbadetlerin Ruhu)
- Sizlerden biriniz dünyâda bildiğiniz bir ölmüş kimsenin kabrine uğrayıp da, selâm verince, o mü'min sizi tanır ve selâmınıza cevâb verir. (Kıyamet ve Ahiret)
- "Biz müslümanlar, nedense kendimizi aciz ve çaresiz konumunda görüp kötü gelişmeler karşısında tepki olarak yalnızca sizlanmak ve şikayette bulunmaktan zevk alırız ." (İtikadda Orta Yol)
- Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Sizden sonra öyle insanlar gelecek ki, türlü ve zevkli yemekler yiyecek renkli ve rahat binitlere binecek, rengârenk ve güzel kadınlarla evlenecek, kat kat ve nefis kumaşlar giyecektir. Onların bir mîdeleri var ki az ile doymaz, onların bir istekleri var ki çoğa da kanaat etmez. Dünyaya bağlanmışlar. Akşam-sabah düşündükleri ve taptıkları dünyaları. Onu Allahu Teâlâ'nın dışında ilâh ve Rablerinden başka rab kabul ederler. Bütün çabaları dünya içindir. Yalnız hevâ ve heveslerinin peşinde koşarlar. Abdullah'’ın oğlu Muhammed'in katî sözü şudur ki, sizin veyâ onların peşinden, sizden sonra veyâ onlardan da sonra gelenlerden o güne yetişenler, bunlara selâm vermesin, nastatarını ziyaret etmesin, cenâzelerine gitmesin ve büyüklerine hürmet göstermesinler. Zira bunları yapanlar, İslamiyet'in yıkılmasına yedim etmiş olurlar." (İhyau Ulumi'd-Din Tercümesi Cilt - 6)
- 'Müziğin,kalbin berraklaşmasını sağlayan bir etkisi vardır.' (Müzik Ve Manevi Coşku Kitabı)
- Beden kalbin ülkesidir. Bu ülkede kalbin birçok askerleri vardır. Kalp, ahiret için yaratılmıştır. Allah'ı tanımak ise onun yarattıklarını bilmekten geçer. (Kalp Risalesi)
- Oku Rabbin en büyük lütuf sahibidir. (Tevhid ve Tevekkül)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin