Kitap Künyesi

Yazar: Ingeborg Bachmann

Çevirmen: Ahmet Cemal

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789750807237

Sayfa Sayısı: 184

--reklam--

Toplu Şiirler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yazmayı bıraktım. Ve yeniden şiir yazmak zorunda olduğumu duyumsayıncaya kadar, yazacaklarımın, son yazdıklarımdan bu yana edinilen deneyimleri kapsayacak ölçüde yeni şiirler olacağına inanıncaya kadar şiir kaleme almayacağım." 

- Ingeborg Bachmann, 1963- 

Şiirin "ancak şiir yazmadan yaşanamayacaksa" yazılması gerektiğine inanan Ingeborg Bachmann'ın dizeleri, yarım yüzyıl önceki canlılığını bugün de koruyor. Tutku, acı, umut taşan bu dizeler kimi zaman coşku veriyor, çoğu zaman yürek burkuyor. Bachmann'ın gün ışığına çıkmış şiirlerinden Türkçeye kazandırılan en kapsamlı derleme olan bu kitap, edebiyatın hemen her alanında yapıt vermiş güçlü bir kalemi tanımak (ya da anımsamak) için atılacak ilk adım.

--reklam--

Toplu Şiirler Alıntıları - Sözleri

  • inlemeler ve haykırışlar yükseliyor ormanın her yanından.
  • Ben, hep ölümü düşünmek gibiyim.
  • neşenin esintisi saçlarımızda,
  • Gel, zamanıdır artık, gel ve sarıl bana, ey kutsal çılgınlık!
  • Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten nicedir katılaşmış yüreklerimizle. Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele, sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış inlemeleri duyup yakınamayacak kadar. Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde. Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış. Yalnız arada bilenlere rastlanırmış: Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye. Duruyoruz, paydos artık ağırdan yürümeye. İşin sonu da kalmayacak yoksa. Ve çeviriyoruz gözlerimizi tanrıya: Alın terimizin karşılığıdır ayrılık!
  • Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle. Bir daha ilkbahar olmayacak. Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin. Ama yaz, ve hani derler ya, "yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak artık hiçbir şey gelmeyecek. Asla ağlamamalısın, der bir şarkı. Onun dışında bir şey diyen kimse vok.
  • Ben, hep ölümü düşünmek gibiyim.
  • Buraya gelin (...) Ve yanılın yüz kez, tıpkı benim de yanıldığım ve sınavlardan asla geçemediğim gibi,
  • Yitirilmişse sevme çabaları bütün zamanlar için, yeğlerim ben de burada yitirmeyi.
  • Bitti yolculuk, ama varabilmiş değilim hiçbir sona

--reklam--

Toplu Şiirler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Selam. Çeviri şiir kitaplarını okudukça daha bir hevesle ve severek okuyorum. Şiirleri anlam ve duygu bütünlüğü bakımından çok beğendim. Okunması keyifli bir şiir kitabı idi. Yazar ile tanışma kitabım oldu. Diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım. Birkaç alıntı da bırakıyorum. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim. #kitapalıntıları : Yatsak, uykumuzu zehredebilir rüya. Kalksak, kirletebilir günü tek bir avare düşünce. Hisset, düşün, anla, ister gül, ister ağla, Kadere sarıl yahut kaygıyı def eyle, İster neşe, ister keder: farkı olmaz, Serbestçe çekip gidebilir ikisi de. İnsanın dünüyle yarını bir olmaz; Kalıcı şey yoktur, değişkenlikten öte! ... Zincirlerin ağırlığıyla kenetlenmişsin dünyaya, gelgelelim doğru olan, çatlatır duvarları. Uyanırsın ve yolunu bulmaya çalışırsın karanlıkta, yöneldiğin, kimsenin bilmediği bir çıkıştır. Ah, keşke korkmasaydım ölümden! Bulabilseydim sözcükleri, (kaçırmasaydım), dikenler olmasaydı yüreğimde, (güneşi vurabilseydim), olmasaydı ağzımda bu susamışlık, (vahşi suları içmeseydim), açmasaydım kirpiklerimi, (sicimi görmeseydim). Gökyüzü mü çekip götürdükleri? Taşımasaydı eğer yeryüzü beni, çoktan uzanmış yatıyor olurdum, çoktan yatardım, gecenin olmamı istediği yerde... Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten Nicedir katılaşmış yüreklerimizle. Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele, Sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış İnlemeleri duyup yakınamayacak kadar. Yalnızca umut, ışıktan körleşmiş, diz çökmekte. Çöz bağlarını o umudun, götür bayırdan aşağı, ellerini koy ki gözlerine, hiçbir gölgeden yanmasın! (Sessiz Okur)

"Şiir yazmak zorunluluğunu duymamama karşın, istersem şiir yazmayı 'başarabileceğim' kuşkusuna kapılınca, şiir yazmayı bıraktım.Ve yeniden şiir yazmak zorunda olduğumu duyumsayıncaya kadar yazacaklarımın, son yazdıklarımdan bu yana edinilen deneyimleri kapsayacak ölçüde yeni şiirler olacağına inanıncaya kadar şiir kaleme almayacağım." Ingeborg Bachman:Wir müssen wahre Sätze finden Yaklaşık bir ayda okuduğum kitap Ingeborg Bachmann'ın hemen hemen tüm şiirlerini kapsıyor. Zaman zaman şiir kitaplarına da yer ayırmak gerekiyor okumalarda. BU TUFANDAN SONRA Bu tufandan sonra, isterim ki yalnızca güvercin, ama tek bir güvercin kurtulsun bir kez daha. Boğulurum çünkü denizde, uçup gitmese güvercin ve getirmese son ada o yaprağı. (Özlem Akbaş)

Ahmet Cemal şöyle yazmış kitabın girişinde: “Türk okuru, duyarlılık ve söyleyiş biçimi açısından bizim iklimlerimize çok yakın olan bu şairi bu kitapta bir araya getirilen toplu şiirleriyle yeterince tanıma olanağı bulacaktır.” Öyle doğru ki, Batı şiiriyle bizim coğrafya arasında bir uçurum olur genelde. Bu açıdan Bachmann çok farklı ve güzel. (Eleştiri Kritik)

--reklam--

Toplu Şiirler PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ingeborg Bachmann - Toplu Şiirler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Toplu Şiirler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ingeborg Bachmann Kimdir?

Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.

--reklam--

Ingeborg Bachmann Kitapları - Eserleri

  • Malina
  • Toplu Şiirler
  • Dar Zaman
  • Otuzuncu Yaş
  • Radyo Oyunları
  • Frankfurt Dersleri
  • Bu Tufandan Sonra
  • Manhattan'ın İyi Tanrısı
  • Seçmeler
  • Dar Zaman

--reklam--

Ingeborg Bachmann Alıntıları - Sözleri

  • Burada olmadığında, nerede oluyor bu kendim? Bu boşluk hem içimde, hem de dışımda. (Malina)
  • bir gece hem pek çoktur, hem de pek azdır. (Manhattan'ın İyi Tanrısı)
  • Peki, okunanlardan geriye kalan? diye soracaksınız, ama önemli olan, geriye bir şeylerin kalması değil ki! Yalnızca birkaç cümle, birkaç sözcük insanın kafasında yeniden uyanıyor, aradan yıllar geçse bile sesini duyuruyor. (Malina)
  • "Kalbim, saatte iki yüz kilometreyle kanıyor." (Radyo Oyunları)
  • Çıkış noktasına dönmek istiyordu, çünkü dünya denen şeyi yeterince görmüştü. (Otuzuncu Yaş)
  • "Yaşamın bütünü, o yaşamı elde tutabilme çabasından başka bir şey değildir." (Radyo Oyunları)
  • “Wenn einer in sein dreissigstes Jahr geht , wird man nicht aufhören, in jung zu nennen. Er selber aber, obgleich er keine Veränderungen an sich entdecken kann, wird unsicher.” (Seçmeler)
  • Sanki bir kişiyi ismiyle tanıtmak çok ilkelmişcesine, belki de en önemli ya­pıtı olan "Ses ve Öfke"de umarsızlığa düşürüyor Faulkner okurlarını. Hemen hiç kimsenin, bu kita­bın örgü ağı içerisinde yolunu gerçekten bulabile­ceğini sanmıyorum. Üstelik bunun nedeni William Faulkner'in zamanı kullanma biçimi de değil - üç farklı zaman arasında sıçrayıp duruluyor kitapta, bir kaç cümle 1928 yılına gönderme yapıyorsa eğer, bir sonrakiler 1910 yılından söz ediyorlar. Zamandizimsel zamanı örnek almayan metinleri çoktandır tanıdığımızdan, buradan kaynaklanmıyor güçlük, tersine, isimleri yakalamak istediğimizde, yarı yolda bırakılmamızdan kaynaklanıyor. Romanın içeriğini bir aile romanı içeriği gibi veren kapak yazısının ya­zarına imrenerek hayran olmamak elde değil. (Frankfurt Dersleri)
  • Seni soluğumun ipliğiyle bağlamaya korkuyorum daha, seni düşlerin mavi bayraklarına bürümeye, karanlık şatomun sisten kapılarında beni bulasın diye meşaleler yakmaya korkuyorum ... (Dar Zaman)
  • „Der Faschismus ist das erste in der Beziehung zwischen einem Mann und einer Frau, und ich habe versucht zu sagen, in diesem Kapitel, hier in dieser Gesellschaft ist immer Krieg.“ (Seçmeler)
  • Dili iyi bildiğimizi iddia ederiz hepimiz, oysa yalnızca kullanırız onu; bir yazar ise kullanamaz. Dil ürkütür ona, yazar onu doğal kabul edemez, zaten edebiyattan önce dil vardır, hareketlidir, kullanılmak için vardır, ancak yazar yararlanamaz ondan. Dil, yazar için istediğini alabileceği bitip tükenmeyen bir malzeme deposu değildir, toplumsal bir nesne değildir, bütün insanlara ait paylaştırılmamış bir mal değildir. (Frankfurt Dersleri)
  • Ben, hep ölümü düşünmek gibiyim. (Toplu Şiirler)
  • Kafka’nın harika bir mektubu var, bir kitaptan ne beklediği hakkında: okuduğumuz kitap, başımıza yumruk vurarak bizi kendimize getirmiyorsa o zaman neden okuyoruz onu? Bizi mutlu etsin diye mi? Şu işe bakın, kitabımız olmasa da mutlu olabiliriz ve bizi mutlu edecek kitapları gerekirse kendimiz de yazabiliriz…Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi parçalayacak balta olmalı. Ben buna inanıyorum. (Frankfurt Dersleri)
  • "Yanmış elimle ateşin doğası üzerine yazıyorum." Çünkü insan elini yakmadan bu konuda yazamaz. (Bu Tufandan Sonra)
  • Nesneler bir yerlerde bir yuvaya kavuşabilmek için bizim gibi yersiz yurtsuzları gereksinirler. (Bu Tufandan Sonra)
  • Konuşabilseydik, dilimiz olsaydı silahlara ihtiyacımız kalmazdı. (Frankfurt Dersleri)
  • “Halkın şiiri de ekmek kadar ihtiyacı var” - Bu dokunaklı cümleye, bir zamanlar Simone Weil yazmıştı, herhalde bir dilekti bu. (Frankfurt Dersleri)
  • Bir keresinde, annesi tarafından yaptığı şeyi itiraf etmeye zorlanan bir çocuk gördüm; önceleri durak­lıyor ve belki ondan bekleneni anlamıyordu. 'Yaptı­ğını itiraf et' diye diretiyordu kadın. 'Söyle, ben yap­tım de!' Ve birden, sanki beyninde bir ışık çakmış ya da artık susup kendini savunmaktan bıkmışcası­na, 'ben yaptım', dedi çocuk, ve sonra söylediği söz­den daha doğrusu o can alıcı sözcükten çok hoşlanmış gibi, 'ben yaptım, ben, ben ben' diye yineledi. Artık susmak istemiyor, bağırıyor, sonunda gülmekten sa­ra krizi geçiren biri gibi kendini debelenerek annesinin kolları arasında bulana değin ciyaklıyordu. 'Ben yaptım, ben, ben, ben!' Bir benin keşfedilerek tüm çıplaklığı, anlamı ve anlamsızlığı ile ortaya çı­kışını gösterdiği için ilginç bir sahneydi, beni keş­fetmekten duyulan sonsuz bir haz, ben demeye zorlandıktan, bu sözcük eskitilerek olağanlaştıktan, bir kullanım sözcüğüne dönüştükten ve isimlendirmesi gereken her şeyin değerini giderek düşürdükten son­ra duyulması bir daha olanaklı olmayan şekilde du­yulan delirtici bir zevk. (Frankfurt Dersleri)
  • Yokla beni iyice. Senden hiçbir gizlim olamaz çünkü. (Manhattan'ın İyi Tanrısı)
  • Ne kadar çeşitli merak varsa o kadar çeşitli hayal kırıklığı yaşanabilir,… (Frankfurt Dersleri)