Kitap Künyesi

Yazar: Thomas Cathcart

Çevirmen: İbrahim Şener

Yayın Evi: Pegasus Yayınları

İSBN: 9786053439660

Sayfa Sayısı: 144

--reklam--

Troleybüs Problemi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Felsefi Bir Muamma İngiliz filozof Philippa Foot, aldatıcı bir biçimde basit bir düşünce deneyi tasarlamıştı.

Kontrolden çıkan bir troleybüs, onun önünde duran beş işçi, yan yolda duran bir kişi ve kaderi değiştirme imkânı. Sürücü olarak beş kişiyi öldürmeyi mi, yoksa bir kişiyi kurban etmeyi mi seçersiniz? Peki ya sürücü değil de elindeki bir şalterle troleybüsün yönünü değiştirebilecek, kenardan izleyen biri olsaydınız… Şalteri indirir miydiniz? Veya diyelim ki bir üst geçitten olayı izliyordunuz. İşçileri kurtarmanın tek yolu troleybüsün önüne ağır bir nesnenin düşmesi ve yanınızda çok şişman bir adam var. Şişman adamı üst geçitten aşağı atar mıydınız?

"Troleybüs problemi" olarak anılan bu ünlü senaryo ve varyasyonları yıllarca tartışma konusu olmuştur. Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider'in eş yazarı Thomas Cathcart, bu kitapta söz konusu problemi Kamuoyu Mahkemesi'ne çıkararak zekâsını, mizahını ve ciddi konuları ilginç bir şekilde popülerleştirme becerisini ortaya koyuyor. Felsefe ile etiği, sezgi ile mantığı kaygısız ama ilgi çekici bir şekilde sorgulayan bu kitabı açık fikirli olarak okursanız doğru ile yanlış anlayışınız değişebilir.

"Bu sürükleyici kısa kitap, gerçekçi, yerinde ve eğlenceli. Etikle ilgileniyorsanız, mutlaka okumanız gerekir."

-Gregory Stock-

"Sempatik, esprili ve altında yatan felsefi konulara tamamen sadık."

-Robert Paul Wolff, Filozof-

--reklam--

Troleybüs Problemi Alıntıları - Sözleri

  • "'Bunu yapar mıydım' sorusu 'bunu yapmalı mıydım' sorusundan farklıdır."
  • Kontrolden çıkmış bir troleybüs hızla ilerlemektedir. İleride, rayların üzerinde beş işçi durmaktadır, yan hatta ise tek bir kişi. Sürücü olarak beş kişiyi öldürmeyi mi, yoksa bir kişiyi kurban etmeyi mi seçersiniz? Peki ya sürücü değil de elindeki bir şalterle troleybüsün yönünü değiştirebilecek, kenardan izleyen biri olsaydınız… Şalteri indirir miydiniz? Veya diyelim ki bir üst geçitten olayı izliyordunuz. İşçileri kurtarmanın tek yolu troleybüsün önüne ağır bir nesnenin düşmesi ve yanınızda çok şişman bir adam var. Şişman adamı üst geçitten aşağı atar mıydınız? Felsefi bir muamma. Siz hangisini seçersiniz?
  • Sonuç olarak, tamamlayıcı bir konuya vurgu yapmak istiyorum. Kürtaj gibi konularda kilise öğretilerini eleştiren çok sayıda kişi kiliseyi "kılı kırk yarmakla" suçlamaktadır. Uç vakalarda ince ayrımlar yapmanın, herhangi bir ahlaki (veya yasal) kuralın kaçınılmaz sonucu olduğunu yalnızca gösteririz. Ne zaman ahlaki (ve yasal) bir çizgi çizilse, her zaman bu çizgiye yakın olan vakalar olacaktır, bu durumda kilisenin (veya mahkemenin) görevi, çizginin hangi tarafına düştüklerine karar vermektir. Kilise, aşırı ince ayrımlar yapmakla haksız yere eleştirilmiştir. Benzer şekilde, Talmud öğretileriyle özgüllüğü nedeniyle alay edilmiştir. Buna karşılık, jüriden hüküm vermelerinin istendiği davanın böylesine ince ayrımlara dayandığını düşünmelerini isteriz. Gerçekten de jüri üyelerimizin olmasının esas nedeni bu tür ayrımlar yapmak içindir. Aksi takdirde bir bilgisayar bireysel davalar için cezaları uygulayabilirdi.
  • Dr. Mapes'in davasının dördüncü koşulu karşılayabileceğini kabullenme isteğindeyiz. İyi etki tartışmaya açık bir şekilde kötü etkiden daha ağır basmıştır. Şimdi Çifte Etki İlkesi'ne daha geniş bir açıdan bakalım. Örneğin Katolik Kilisesi'nin kürtaj konusundaki konumu kısmen bu ilke üzerine temellenmiştir. Annenin hayatını kurtarmak için kürtaj yapmak caiz değildir çünkü bu ne birinci koşulu ne de ikinci koşulu karşılar. Masum bir kişiyi öldürme eylemi kendi içinde iyi değildir ve annenin hayatını kurtarmak için bunu yapmak her ne kadar arzu edilir bir etki olsa da fetüsün ölümünü, yani kötü etkiyi, iyi etkiyi gerçekleştirmenin bir aracı olarak kullanmayı gerektirecektir. Ancak hamile kadına rahim kanseri teşhisi konmuşsa, fetüsün hayatının sonlandırılması anlamına gelmesine karşın rahmin alınması caiz olacaktır, çünkü bu işlemin gerçekleştirilmesi Çifte Etki İlkesi'nin dört koşulunu da karşılar. (1) Kanserli dokunun alınması kendi içinde iyidir. (2) Ne kadın ne de cerrah fetüsün ölümünü ister, yalnızca bunu öngörür ve olmasına izin verir. (3) Kadının yaşamını kurtaran şey fetüsün ölmesinden çok rahmin alınmasıdır. (4) Bir annenin kurtarılması en azından bir fetüsün kurtarılması kadar önemlidir. (…) Daphne Jones'un davasına dönersek, ABD Katolik Piskoposlar Konferansı'nın konumuna göre, Bayan Jones rahim kanseri olan hamile bir kadının rahmini alan cerrahtan veya şiddetli bir ağrıyı dindirmek için bir hastasına yaşamı tehdit eden dozda morfin veren doktordan daha kötü hiçbir şey yapmamıştır.
  • Kamuoyu Mahkemesi'nin jüri üyesi olan bayanlar ve baylar, ben Batı Virginia Huntington Piskoposluk Bölgesi Roma Katolik Piskoposu ve Birleşik Devletler Katolik Piskoposları adına Mahkeme'ye Görüş sunmayla görevlendirilmiş kişi olarak, Daphne Jones'un beraati için savunmasını yapacağım. Brifing, Çifte Etki İlkesi'ne dayalı Roma Katolik Kilisesi'nin öğretileri üzerine temellenecektir. Bu ilkenin tarihi, on üçüncü yüzyılda Aziz Thomas Aquinas Summa Theologicıe eserinde meşru müdafaada başka birini öldürmenin caiz olduğunu öne sürdüğü zaman başlamıştır. Katolik Kilise ilmihali temel ahlak ilkemizin iyiyi gözetip kötüden kaçmak olduğunu öğretir. Ancak Aziz Thomas bir eylemin sıklıkla, bir iyi ve bir kötü olarak iki etkiye sahip olduğuna işaret eder ve belli koşullar altında, normalde kaçınmak zorunda olsak bile, kötü bir sonucu olan iyi bir eylemde bulunmak hoş görülebilir. Bu durumda, başka birini öldürmek genel olarak yasaklanmış olsa da nefsi müdafaa bazen caizdir.
  • Mahkeme sonrası jüri üyeleriyle yapılan görüşmelerde onların karar vermelerini sağlayan muhakeme su yüzüne çıkarılmıştır. Pek çok jüri, "Dr. Mapes kim oluyor da Tanrı rolünü oynuyor? Kimin yaşayacağı ve kimin öleceğine karar verme hakkını ona kim vermiş?" tarzında sorular sordu. Evet, görünüşte bir kişinin ölmesinin beş kişinin ölmesinden daha iyi olduğu düşüncesi haklı bulunsa da etik bir karar vermenin en fazla sayıda kişi için en mutlu sonuçları olanı hesaplamaktan çok daha fazlası olduğu yönünde ısrar ettiler. Bir noktada, insan haklarını göz önünde bulundurmamız gerektiğini söylediler. California Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan bir jüri üyesi, on sekizinci yüzyıl Alman filozofu Immanuel Kant'tan alıntı yapmıştır. Kant, insanları kendi başlarına bir amaç olarak değil de araç olarak nitelendirmenin her zaman yanlış olduğunu söylemiştir. Altıncı adam, kişisel haklara sahip olduğu göz önünde bulundurulmaksızın, yalnızca başkalarının hayatını kurtarmak için araç olarak kullanılmış ve doğruyu söylemek gerekirse, yaşamı elinden alınmıştır.
  • Kısacası, biz insani varlıklar bu şekilde donatıldığımız için ahlaki hükümler veririz. Ellerimizle birini öldürme düşüncesine karşı olmamız, başka bir insan tarafından kasten öldürülmüş olma korkumuza ilişkindir.
  • Singer der ki aramızdan herhangi biri, sokak çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir bağışta bulunmak yerine lüks bir tüketim malı satın aldığımız herhangi bir zaman, temelde çocukları gangsterlere vermekle aynı şeyi yapıyoruz.
  • Ahlaki olarak iyi olan bir eylem yan ürün olarak kötü etkilere sahip olabilir fakat kötü araçlar iyi bir sonuç elde etmek için kullanılmamalıdır.
  • Savcılık makamı beş hastanın kurtarılması için sağlıklı bir hastasının yaşamsal organlarını çıkaran Dr. Mapes'in davasında sözü edilen analojilerin çoğunu sunmuştur. Ancak Dr. Mapes'in davası Çifte Etki İlkesi'ndeki dört kriteri karşılamamaktadır: (1) Masum bir insanı öldürme eylemi kendi içinde iyi bir eylem değildir, bu nedenle 1. koşul açık bir şekilde karşılanmaz (Ancak aşağıda 3. Koşuldaki önermeye bakınız). (2) Dr. Mapes yaşamsal organla ışın alınmasının hastayı öldürmekle aynı şey olduğunu bildiğinden 6 numaralı hasta Bob Titherington'ın ölümünü istemiş olmalıydı. Bundan dolayı 2. koşul karşılanmamıştır. (Ancak aşağıda 3. koşuldaki önermeye bakınız). (3) Koşul 3 meselenin temelidir. Bazılarına göre Dr. Mapes'in gerçekleştirdiği “eylem” Bay Titherington'ı öldürmek değil, onun organlarını çıkarmaktı, Bay Titherington'ın ölümü organlarının alınmasının yalnızca kasıtsız bir yan etkisidir. Mantık silsilesi içinde Dr. Mapes'in davası iddiaya göre Bayan Jones'un davasına benzerdir. Yani Dr. Mapes iyi (beş hastanın hayatının kurtarılması) ve kötü (Bay Titherington'ın ölümü) sonucu olan bir eylemi gerçekleştirme girişiminde bulunmuştur. Birinci koşul iddiaya göre karşılanmıştır çünkü organların alınması eylemi kendi içinde iyidir ya da en azından nötrdür (ancak sağlıklı organların çıkarılmasının asla iyi bir eylem ve hatta nötr bir eylem olmadığı şeklinde karşı önerme getirilebilir). İkinci koşulun da karşılandığı iddia edilir çünkü Dr. Mapes Bay Titherington'ın ölümünü asla doğrudan istememiştir, yalnızca yaşamsal organlarının alınmasını istemiştir. Burada üçüncü koşulun dehasını ve Dr. Mapes’in davasının onu karşılamada neden başarısız olduğunu görürüz. Üçüncü koşul, yaşamsal organların çıkarılması eylemi ile öldürme eylemi arasında çok ince ayrımlar yapılarak oluşturulacak yanıltmacalara karşı kusursuz şekilde yaratılmıştır. Üçüncü koşulun, iyi etkinin en azından kötü etki kadar doğrudan eylemden gelmelidir dediğini hatırlayın. Bu durumda, Dr. Mapes'in eyleminin yalnızca Bay Titherington'ın organlarının alınması olduğu söylense bile, gerçek olan şey bunun hemen akabinde kötü etkiyi (Bay Titherington'ın ölümü) izlemesidir. Beş hastanın kurtarılması olan iyi etki bundan sonraki dakikalarda gerçekleşmiştir. Bundan dolayı, Dr. Mapes aslına bakılırsa iyi bir amaç için kötü bir araç kullanmıştır ve bu da asla hoş görülmez (organların çıkarılmasının anlık sonucu Bay Titherington'ın ölümü olacaktır).
  • Şimdi bu kriterleri, nefsi müdafaayla ilgisi olmayan Daphne Jones davasına uygulayacağım: (1) Eylemi tüm sonuçlarından ayırırsak, bir troleybüsün yolunu değiştirme eylemi ahlaken nötrdür, bu durumda 1. koşul karşılanmıştır. (2) Bildiğimiz kadarıyla Bayan Jones yan yolda bulunan Bay Chet Farley'in ölmesini istememişti. Bay Farley'in ölümünü yalnızca beş kişinin hayatının kurtarılmasının bir yan etkisi olarak öngörmüş ve buna izin vermiştir. Bayan Jones, Bay Farley'in ölümüne sebep olmadan beş kişinin hayatını kurtarabilseydi, Bayan Jones bunu yapardı. 2. koşul karşılanmıştır. (3) Bayan Jones şalteri indirerek, ilkin Bay Farley'i öldürüp sonrasında troleybüsü durdurmak için onun bedenini kullanmadı. Hayır, şalteri indirmesinin ani ve doğrudan etkisi beş kişinin hayatının kurtulmasıydı. Ancak daha sonra (gerçekte yalnızca birkaç saniye sonra) troleybüs (şalterin indirilmesi değil) Bay Farley'i öldürdü. 3. koşul karşılanmıştır. (4) Beş hayatın kurtarılmasının iyiliği birinin kaybından daha ağır basar. 4. koşul karşılanmıştır
  • Aziz Thomas kişinin kendi hayatını kurtarmasının genelde iyi bir şey olduğunu ileri sürerek, “Varlığını mümkün olduğunca uzun süre korumaya çalışmanın doğal olduğunu," söylemiştir. Sorun, elbette nefsi müdafaa sürecindeki öldürme eylemindedir. Kişi başka birinin hayatına son verme pahasına "varlığını” elde etmek zorundadır. Fakat Aziz Thomas, belli başlı, çok spesifik şartlarda iyiyle birlikte kötü etkiye neden olmanın daha caiz olduğunu öne sürer. Katolik Kilisesi tarafından da açıklanan koşullar dört katmanlıdır: (1) Eylemin kendisi ahlaki olarak iyi veya en azından nötr olmalıdır. (2) Fail kötü etkiyi amaçlamamıştır fakat buna izin vermiş olabilir. Eğer kötü etki olmaksızın iyi etki elde edebilirse, öyle yapmalıdır. (3) İyi etki en azından kötü etki kadar doğrudan eylemden gelmelidir. Başka bir deyişle iyi etki, kötü etki tarafından değil, doğrudan eylem tarafından oluşturulmalıdır. Aksi takdirde fail iyi bir amaç için asla izin verilmeyen kötü bir araç kullanacaktır. (4) İyi etki, kötü etkiye olanak tanımayı telafi etmede yeterince cazip olmalıdır.
  • Profesör, Bob Titherington'ın yaşamının elinden alınmaması hakkına karşıt olarak, hayatı kurtulan beş hastanın kurtarılma haklarının olup olmadığını tartışmaya açmıştır. Hayatlarının kurtarılmasını isteyeceklerini varsayabiliriz belki de hayatlarını kurtaran kişiye (özellikle kendilerine hayatlarının ne pahasına kurtulduğu söylenmemişse) minnettarlık duyacaklardır. Ancak hiçbirinin içsel bir kurtarılma hakkı yoktu. Peki, sizin önünüzdeki davaya ne olmuş? Yan yolda bulunan adamın bir troleybüs tarafından kasıtlı olarak ezilmeme hakkı yok muydu? Hayatları kurtulmuş olan beş kişi kontrolden çıkmış bir troleybüsten kurtarılmak için belli bir hakka sahip değillerdi, fakat yan yolda bulunan kişi Bayan Jones'un sürdüğü bir troleybüs tarafından kasıtlı olarak öldürülmeme hakkına sahipti. Kısacası, Bayan Jones'a Tanrı rolünü oynama hakkını kim verdi?
  • Dr. Mapes kurban edilen kişiyi yalnızca bir sayı, tam olarak altı numaralı hasta olarak göz önünde bulundurmuş ve bunu, hayatını kurtardığı daha fazla sayıdaki insanla karşılaştırmıştır. Ancak altı numaralı hasta bir insandı. Onun bir adı vardı: Bob Titherington. Bir hayatı vardı: Eşi ve üç çocuğu olan bir boyacıydı. Golf oynamayı seviyordu ve Minikler Ligindeki oğlunun takımına koçluk yapmaktaydı. Kasıtlı olarak kurban edilmeme hakkına sahipti. Bu Kantçı görüşe, görev anlamına gelen Yunanca deon'dan türemiş deontolojik denmektedir. Deontolojik bir bakış açısından ahlaklılık, çeşitli kaklara sahip kişilere yönelik yerine getirilmesini içerir ve eylem sürecini en fazla sayıda insan için en fazla faydayla basitçe hesaplamak değildir.
  • Emsal teşkil eden dava Philadelphia'da büyük bir eğitim hastanesinde acil serviste travma cerrahı olarak görev yapan Dr. Rodney Mapes vakasıdır. Yakında bulunan eyaletler arası bir otobanda korkunç bir zincirleme trafik kazası meydana gelmiş ve altı hasta Dr. Mapes'in çalıştığı hastaneye kaldırılmıştı. Altı hastayı sınıflandıran Dr. Mapes iki hastanın böbrek nakline ihtiyacı olduğunu saptadı, üçüncü hastaya bir kalp nakli yapılması gerekmekteydi, dördüncü için bir karaciğer nakline ihtiyaç vardı ve beşinci için bir akciğer nakli gerekiyordu. Mapes, otuz beş yaşındaki erkek hasta olan altıncı kişiye bakarken diğer hastalar için uygun bir donör bulunabileceği konusunda kaygılanıyordu. Altıncı hasta gözetim altında tutulması amacıyla hastaneye gönderilmişti ve görünür bir yaralanması yoktu. Mapes ardından genç adamı ameliyathaneye göndermiş onun tüm organlarını almış ve onları diğer beş hastaya nakletmişti, böylece onların hayatını kurtarmıştı. Dr. Mapes çıkarıldığı mahkemede unutulmaz bir şekilde, "Ben, beş kişinin ölmesi yerine bir hastanın ölmesinin daha iyi olacağını düşündüm" demişti. Jürideki bayanlar ve baylar, bunların şalteri indirmede kendisini savunmak için Bayan Jones'tan duyduklarınızla aynı sözcükler olduğunu hatırlayacaksınız. Bunlar faydacıların ve sonuççuların sözcükleridir! Kamuoyu Mahkemesi'nde, bunlar şeytani sözler olarak bulunmuştur — evet, şeytanın sözleri! Emsalleriniz olan jüri üyeleri Dr. Mapes'i birinci dereceden cinayetten suçlu bulmuştur.

--reklam--

Troleybüs Problemi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bir troleybüs sürüyorsunuz ve frenlerinin çalışmadığını fark ediyorsunuz. Az ileride, raylar üzerinde çalışan beş kişi var. Bir makasın ayırdığı diğer rayda ise bir kişi var. Troleybüsü, bir şalteri indirmek suretiyle, bir kişinin bulunduğu raylara yöneltip, beş kişi yerine, bir kişinin öleceğini öngördüğünüz bir karar verir miydiniz? Cevabınızı hemen vermeyin ama aklınızda tutun çünkü başka bir soru geliyor. Bu kez, troleybüsün sürücüsü değil de rayların üzerindeki köprüde duran birisiniz. Aynı troleybüsün, raylar üzerinde çalışan beş kişiye doğru geldiğini görüyorsunuz. Troleybüs durmazsa beş kişi ölecek. Aklınıza bir anda, troleybüsün önüne bir şey çıkması durumunda, durabileceği fikri geliyor. Etrafınıza bakıyorsunuz ama troleybüsü durduracak büyüklükte bir şey göremiyorsunuz. O anda, yanınızda troleybüsü durdurabilecek irilikte, şişman birini görüyorsunuz. Beş kişinin ölmesi yerine, yanınızda duran bu şişman kişiyi köprüden aşağıya, troleybüsün önüne atar mıydınız? Bunlar ilginç sorular. 1967 yılında İngiliz filozof Philippa Foot tarafından ortaya atılan bu problem onlarca farklı versiyonuyla epeyce insanı meşgul etmiş. Bu problem, neyin ahlâkî olduğu ya da olmadığıyla ilgili derin bir tartışma başlatmış. Bu tartışmalara verilmiş bir isim bile var: "troleyoloji". Problem ve versiyonları pek çok açıdan ilgi çekici. Bu konuların ele alındığı kitap da çekiciliği bir kat daha arttırıyor. Problem, çeşitli tarafların konuyu ele alışını bir gazete haberiyle başlatıp, mahkeme salonundaki jüri kararı ve tüm bu fikirlerden ne öğrendiğimizle sonuçlandırılıyor. Bu haliyle, bir "belgesel" bakış açısıyla yazıldığı söylenebilir. Kapağının tasarımından problemin ele alınış biçimine kadar harika bir kitap olmuş. Ahlâk felsefesinin bu tuhaf problemiyle ilgili olarak bir karar vermek mümkün görünmüyor. Kitap da belirtildiği gibi: "Önermelerin hepsi çok inandırıcı, ta ki bir sonrakini duyana kadar." (Ferdi Bişkin)

Felsefe ile ilgilenenlerin dışında herkesin kolaylıkla bir fikir beyan edebileceği ve kitaptaki fikirler arasında kaybolarak her birine hak verip hangisine katılacağına karar veremeyeceği bir kitap: Felsefi bir muamma.  1967’de ortaya atılan bu ikilem daha sonraları geliştirilerek farklı şekillerde ortaya atılıyor. Soruya verdiğiniz cevap diğer durumlarda da aynı kalıyor mu yoksa değişiyor mu kitap boyunca kendi ahlaki kurallarınızı da sorguluyorsunuz. Tabi bir de herkes için geçerli olacak bir kural var mı emin olamıyor insan.  Soru şu: Troleybüsün şoförüsün ve belirsiz bir nedenle durdurman imkansız. Yolun önünde beş işçi var ve bir de yan yol var ve burada da bir kişi duruyor. Ne yapardınız? Peki ya troleybüsün yolunu değiştirebilecek şalterin yanında duran bir kişi olsaydınız cevabınız değişir miydi? Troleybüs Probleminin en şaşırtıcı kısmına gelince ise beş kişi yolda duruyor ve siz üst geçittesiniz, durdurmak için tek yol ağır bir cismi önüne atmak, yanınızda ise şişman bir adam var, şişman adamı üst geçitten atar mıydınız?  Bir kişinin hayatına karşın beş kişinin hayatı… Her senaryoda bu durum geçerli. Her birine veya tek bir duruma evet o beş kişinin hayatı bir kişinin yaşamına bağlı ise bu seçimi yapardım diyorsanız kitapta geçen bir başka olaydan sonra fikriniz değişecek mi? Trafik kazasından sonra hastaneye gelen beş yaralı kişinin de farklı organlarında hasarlar var ve acil müdahaleye gerek duyuyor. Olayla ilgilenen doktor trafik kazasından yalnızca sıyrıklarla kurtulan bir hastayı ameliyathaneye alarak diğer beş kişinin hayatını kurtarmak için o kişinin organlarını kullanıyor. Peki siz doktorun yerinde olsanız aynı kararı verir miydiniz? Hatta okuduğunuz zaman onayladınız mı bu davranışı? Burada da söz konusu olan beş kişinin yaşamının bağlı olduğu bir kişi değil mi? Belki de seçimlerimizde önemli olan bir kişinin ölümüne izin verme ile onu öldürmek arasındaki fark, dokunmak yani; ya da beş kişiyi kurtardıktan sonra bir kişinin ölmesi ile bir kişinin öldükten sonra beş kişinin kurtarılması… Çok ince bir çizgi değil mi? Ama biz bu kadar ayrıntıyı konuşmadan beynimiz bir şekilde birisine evet derken diğerine hayır cevabını verebiliyor.  Troleybüs Problemi çözümlenemeyecek bir problem, çünkü herkesin yanıtı ve nedeni değişkenlik gösteriyor. Ancak açık olan bir şey var ki ahlak bir eylemin sonuçlarına göre değerlendiriliyor. Ama hangi olaylar ve hangi durumlar ahlaki açıdan onaylanabilir olarak görüyoruz burada belirsizlik doğuyor. Yeterince anlattığımı, kitaptan çok fazla şey verdiğimi düşünmeyin. Farklı felsefi düşüncelerden bu olaya bakış açıları ve gerekçelendirmeleri de yer alıyor kitapta. Kesinlikle okunması gereken, hatta tartışılması gereken çok akıcı bir kitap. (Çatlak Filozof)

Yaşanacak olan troleybüs kazasını gören bir vatandaş kendince doğru olan bir müdahale yapıyor, kaza sonucunun başka insanın hayatına dokunması ve buna benzer durumlar kıyaslanınca farklı sonuclara varılması tartışılıyor, vatandaş müdahale etmese beş kişi ölüyor müdahale sonucu bir kişi ölüyor . Yapılan doğru mu değil mi siz yapar mıydınız? Bir durumu çok yönlü ele alıp yorumlayabilmeyi aşılıyor, etik ilgililere katkısı olacağı görüşündeyim. Keyifli okumalar.. (Derin D.)

--reklam--

Troleybüs Problemi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Thomas Cathcart - Troleybüs Problemi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Troleybüs Problemi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Thomas Cathcart Kimdir?

Tam adı Thomas Wilson Catchart olan Amerikalı yazar. Harvard'lı felsefe profesörü. Kendisi gibi Harvard'lı bir felsefe profesörü olan Daniel Martin Klein ile birlikte yazdığı "felsefespri" kitaplarıyla ünlüdür.

--reklam--

Thomas Cathcart Kitapları - Eserleri

  • Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer
  • Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...
  • Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider
  • Platon Bir Gün Karikatür Çizer
  • Troleybüs Problemi

--reklam--

Thomas Cathcart Alıntıları - Sözleri

  • Zaman Bir Irmaktır - Attığın Adıma Dikkat Et (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • İyimser, "Bardağın yarısı dolu," der. Kötümser, "Bardağın yarısı boş," der. Rasyonalist ise, "Bardak gereğinden iki kat büyük," der. (Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer)
  • "orada bir yerde" (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • Sartre bize alternatifi göz önüne almamızı söyler: ölüm kaygısı taşımayan yegâne varlıklar zaten taş gibi ölü olanlardır -mesela taş öyledir. (Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...)
  • "Kraliçe bile tuvalete gittiğinde oturmak zorun da" (Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...)
  • Aziz Thomas kişinin kendi hayatını kurtarmasının genelde iyi bir şey olduğunu ileri sürerek, “Varlığını mümkün olduğunca uzun süre korumaya çalışmanın doğal olduğunu," söylemiştir. Sorun, elbette nefsi müdafaa sürecindeki öldürme eylemindedir. Kişi başka birinin hayatına son verme pahasına "varlığını” elde etmek zorundadır. Fakat Aziz Thomas, belli başlı, çok spesifik şartlarda iyiyle birlikte kötü etkiye neden olmanın daha caiz olduğunu öne sürer. Katolik Kilisesi tarafından da açıklanan koşullar dört katmanlıdır: (1) Eylemin kendisi ahlaki olarak iyi veya en azından nötr olmalıdır. (2) Fail kötü etkiyi amaçlamamıştır fakat buna izin vermiş olabilir. Eğer kötü etki olmaksızın iyi etki elde edebilirse, öyle yapmalıdır. (3) İyi etki en azından kötü etki kadar doğrudan eylemden gelmelidir. Başka bir deyişle iyi etki, kötü etki tarafından değil, doğrudan eylem tarafından oluşturulmalıdır. Aksi takdirde fail iyi bir amaç için asla izin verilmeyen kötü bir araç kullanacaktır. (4) İyi etki, kötü etkiye olanak tanımayı telafi etmede yeterince cazip olmalıdır. (Troleybüs Problemi)
  • Kontrolden çıkmış bir troleybüs hızla ilerlemektedir. İleride, rayların üzerinde beş işçi durmaktadır, yan hatta ise tek bir kişi. Sürücü olarak beş kişiyi öldürmeyi mi, yoksa bir kişiyi kurban etmeyi mi seçersiniz? Peki ya sürücü değil de elindeki bir şalterle troleybüsün yönünü değiştirebilecek, kenardan izleyen biri olsaydınız… Şalteri indirir miydiniz? Veya diyelim ki bir üst geçitten olayı izliyordunuz. İşçileri kurtarmanın tek yolu troleybüsün önüne ağır bir nesnenin düşmesi ve yanınızda çok şişman bir adam var. Şişman adamı üst geçitten aşağı atar mıydınız? Felsefi bir muamma. Siz hangisini seçersiniz? (Troleybüs Problemi)
  • Bu henüz gerçekleşmemiş bir başarı.Bunun bir başarısızlık olarak görülmesi doğru değil. (Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider)
  • Söylemek istediğim şeyin ana fikri bu.Şimdi buna uygun istatistikleri bul. (Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider)
  • Bir adam akşam yürüyüşüne çıktığında arkadaşı Joe’yu bir sokak lambasının altında elleri ve dizleri üzerine çökmüş halde görür. “Ne arıyorsun Joe?” diye sorar. Joe, “Arabamın anahtarlarını düşürürüm.” diye cevap verir. “Tam burada mı?” “Hayır, şuradaki çalılarda ama burada ışık daha iyi.” (Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider)
  • Platon demokrasinin kusurlu bir yönetim biçimi olduğunu düşünüyordu. Hükümeti bireyin özgürlüğü ilkesi temelinde düzenlediği için demokrasi eşit ile eşit-olmayanı eşit hale getiriyor! Yok artık! Bu siyasi doğruculuk da ne! Üstün birey başka herkesle aynı düzeye iniyor. Herkes kendi işine bakıyor. Sonuç olarak, nihayetinde anarşi hüküm sürüyor, hem de yalnızca devlette değil, evde de, oğul baba ile aynı düzeyde olduğundan "anne-babaya karşı ne saygı kalıyor, ne de hatır." Benzer şekilde, öğrenciler öğretmenlerine saygı duymuyor, hatta onlarla yarışıyor. Yaşlılar gençlerin düzeyine düşüyor ve onlar gibi davranmaya başlıyor ki asık suratlı sayılmasınlar. Sonunda, diyor Platon, bazıları diğerlerinden daha fazla güç elde ediyor, çünkü bu kurtlar sofrasında herkesten daha kurnaz davranacak kadar akıllılar. Bunun üzerine halk, düşük sınıfları müesses nizamdan koruyacak bir diktatöre dönüyor ve demokrasi tiranlığa dönüşüyor. (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • Emsal teşkil eden dava Philadelphia'da büyük bir eğitim hastanesinde acil serviste travma cerrahı olarak görev yapan Dr. Rodney Mapes vakasıdır. Yakında bulunan eyaletler arası bir otobanda korkunç bir zincirleme trafik kazası meydana gelmiş ve altı hasta Dr. Mapes'in çalıştığı hastaneye kaldırılmıştı. Altı hastayı sınıflandıran Dr. Mapes iki hastanın böbrek nakline ihtiyacı olduğunu saptadı, üçüncü hastaya bir kalp nakli yapılması gerekmekteydi, dördüncü için bir karaciğer nakline ihtiyaç vardı ve beşinci için bir akciğer nakli gerekiyordu. Mapes, otuz beş yaşındaki erkek hasta olan altıncı kişiye bakarken diğer hastalar için uygun bir donör bulunabileceği konusunda kaygılanıyordu. Altıncı hasta gözetim altında tutulması amacıyla hastaneye gönderilmişti ve görünür bir yaralanması yoktu. Mapes ardından genç adamı ameliyathaneye göndermiş onun tüm organlarını almış ve onları diğer beş hastaya nakletmişti, böylece onların hayatını kurtarmıştı. Dr. Mapes çıkarıldığı mahkemede unutulmaz bir şekilde, "Ben, beş kişinin ölmesi yerine bir hastanın ölmesinin daha iyi olacağını düşündüm" demişti. Jürideki bayanlar ve baylar, bunların şalteri indirmede kendisini savunmak için Bayan Jones'tan duyduklarınızla aynı sözcükler olduğunu hatırlayacaksınız. Bunlar faydacıların ve sonuççuların sözcükleridir! Kamuoyu Mahkemesi'nde, bunlar şeytani sözler olarak bulunmuştur — evet, şeytanın sözleri! Emsalleriniz olan jüri üyeleri Dr. Mapes'i birinci dereceden cinayetten suçlu bulmuştur. (Troleybüs Problemi)
  • bir adam akşam yürüyüşüne çıktığında arkadaşı joe'yu bir sokak lambasının altında elleri ve dizleri üzerine çökmüş halde görür. "ne arıyorsun joe?" diye sorar. joe "arabamın anahtarlarını düşürdüm" diye cevap verir. "tam burada mı?" "hayır şuradaki çalılarda. ama burada ışık daha iyi." (Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider)
  • Her tür makul veri Darwin'in teorisinin geçersizliğini kanıtlayabilir. Örneğin, mutasyonlar olmadığına, ya da mutasyonların nesilden nesle geç­mediğine, ya da çevresel değişimlerin bu çevrede yaşamaya en uygun bireylerin veya türlerin hayatta kalmasını sağlamadığına dair veriler. (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • Neleri Bilemeyeceğinizi Nereden Bilirsiniz? (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • İnsanlar bireysel olarak birbirlerinden bu kadar farklıyken temel, evrensel ahlak ilkelerini nasıl ayırt edebiliriz? Bir adamın besini diğerinin zehriyken bu ilkeleri nasıl uygularız? (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)
  • Sonuç olarak, tamamlayıcı bir konuya vurgu yapmak istiyorum. Kürtaj gibi konularda kilise öğretilerini eleştiren çok sayıda kişi kiliseyi "kılı kırk yarmakla" suçlamaktadır. Uç vakalarda ince ayrımlar yapmanın, herhangi bir ahlaki (veya yasal) kuralın kaçınılmaz sonucu olduğunu yalnızca gösteririz. Ne zaman ahlaki (ve yasal) bir çizgi çizilse, her zaman bu çizgiye yakın olan vakalar olacaktır, bu durumda kilisenin (veya mahkemenin) görevi, çizginin hangi tarafına düştüklerine karar vermektir. Kilise, aşırı ince ayrımlar yapmakla haksız yere eleştirilmiştir. Benzer şekilde, Talmud öğretileriyle özgüllüğü nedeniyle alay edilmiştir. Buna karşılık, jüriden hüküm vermelerinin istendiği davanın böylesine ince ayrımlara dayandığını düşünmelerini isteriz. Gerçekten de jüri üyelerimizin olmasının esas nedeni bu tür ayrımlar yapmak içindir. Aksi takdirde bir bilgisayar bireysel davalar için cezaları uygulayabilirdi. (Troleybüs Problemi)
  • Şimdi bu kriterleri, nefsi müdafaayla ilgisi olmayan Daphne Jones davasına uygulayacağım: (1) Eylemi tüm sonuçlarından ayırırsak, bir troleybüsün yolunu değiştirme eylemi ahlaken nötrdür, bu durumda 1. koşul karşılanmıştır. (2) Bildiğimiz kadarıyla Bayan Jones yan yolda bulunan Bay Chet Farley'in ölmesini istememişti. Bay Farley'in ölümünü yalnızca beş kişinin hayatının kurtarılmasının bir yan etkisi olarak öngörmüş ve buna izin vermiştir. Bayan Jones, Bay Farley'in ölümüne sebep olmadan beş kişinin hayatını kurtarabilseydi, Bayan Jones bunu yapardı. 2. koşul karşılanmıştır. (3) Bayan Jones şalteri indirerek, ilkin Bay Farley'i öldürüp sonrasında troleybüsü durdurmak için onun bedenini kullanmadı. Hayır, şalteri indirmesinin ani ve doğrudan etkisi beş kişinin hayatının kurtulmasıydı. Ancak daha sonra (gerçekte yalnızca birkaç saniye sonra) troleybüs (şalterin indirilmesi değil) Bay Farley'i öldürdü. 3. koşul karşılanmıştır. (4) Beş hayatın kurtarılmasının iyiliği birinin kaybından daha ağır basar. 4. koşul karşılanmıştır (Troleybüs Problemi)
  • Tam Rumsfeld'in kendisini aşamayacağını düşündüğümüz sırada (yuvarlak konuşmada), yusyuvarlak konuşarak bunu başarmıştır: Kanıt yokluğu, yokluğunun kanıtı değildir... Sırf bir şeyin var olduğuna dair kanıtınızın olmaması onun var olmadığının kanıtı sayılmaz. -Eski Savunma Bakanı DONALD RUMSFELD, Iraktaki kitle imha silahları hakkında Bu sözlerle, Bakan Rumsfeld buz patenindeki üçlü lutz sıçrayışının sözel dengini gerçekleştirmiştir. Bir safsatadaki ahmaklık konusunda bizi bilgilendiriyormuş gibi görünürken çok daha gizli bir safsataya kayar. Tam bir dahisin, R. (Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington'a Gider)
  • On dokuzuncu yüzyılda yaşamış filozof ve ekonomist Karl Marx insan toplumlarının tarihini incelediğinde, dünyadaki her tür çalkantının tek bir çekişmeye dayalı olduğunu gördü: sömürenler ile sömürülenler arasındaki mücadeleye. (Platon Bir Gün Karikatür Çizer)