Kitap Künyesi

Yazar: Pertev Naili Boratav

Yayın Evi: Bilgesu Yayıncılık

İSBN: 9789944795418

Sayfa Sayısı: 128

--reklam--

Türk Mitolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türk Mitolojisi Türklerin İslam öncesi ve Türkiye dışındaki ülkelerde Türkçe konuşan halkların mitolojileri hakkında açıklayıcı bilgiler içermektedir. Bin yıl önce tek tanrılı bir din olan İslam’a katılan ve bu nedenle de pagan dönemindeki gelenekleriyle resmi olarak bağını koparan bir halkın mitolojisinden konuşmak oldukça zordur.

Türk-Anadolu mitolojisinde de çok farklı kökenlere dayanan kapsamlı bileşenlerin karışımı söz konusudur: Altay mirası, Anadolu uygarlıklarının pagan döneme dayanan temelleri, Ortodoks ve Heterodoks İslami geleneğin ve Hıristiyanlığın dikkate değer katkısı ile nihayet evrensel konular içeren ve her yerde rahatlıkla rastlanan masal, destan ve efsanelerin güç belirlenebilecek etkisi.

Türk Mitolojisi ister yaşayan, isterse eski zamanlardan beri yazılı kaynaklarda saklı kalan gelenekler olsun, geniş anlamda, Türkiye’deki Türklerin geleneklerine dayanan ve mitolojiyle yakın veya uzak ilgisi olan konuların kaydını tutmaktadır. Sunumumuz bir taraftan tarihsel olarak Oğuzların geçmişine, diğer taraftan da İslami mirasa dayanmaktadır. Eş zamanlı bakış açısıyla, etnik olarak Türk-Altay mirası olmayan ögeleri de konu dışında bırakmak istemedik. Bu anlamda bakış açımız, bugünkü Türkiye’nin farklı kökenli kültürel gerçeklerini kapsamayı amaçlamıştır.

--reklam--

Türk Mitolojisi Alıntıları - Sözleri

  • 1000 yıl önce tek tanrılı bir din olan İslam'a katılan ve bu nedenle de pagan dönemindeki gelenekleriyle resmi olarak bağını koparan bir halkın mitolojisi hakkında konuşmak oldukça zordur.
  • Ağaç, daha çok yaygın halk inanışında canlı bir varlık olarak görülür: bir atasözünde, "Yeşil (ağaç) kesen, baş kesmiş gibi olur." denir. Artık meyve vermeyen bir ağaca "korku vermek" geleneği de vardır. Böyle bir ağaç kesmekle tehdit edilir; bununla gelecek yıl bol meyve vermesi sağlama alınmak istenir.
  • Kulaktan kulağa aktarıldığına göre, mağaralar aynı zamanda hazinelerin saklandığı yerlerdir ve hazinelere ancak tılsımı bilinirse ulaşılabilinir. Bu tür mağaraların geçtiği en eski efsanelerin biri, Dede Korkut Kitabının Basat hikâyesinde Basat'ın Oğuz Tepegözle savaşmasında geçer. Dede Korkut Kitabındaki öyküde olduğu gibi, diğer birçok sözlü aktarımda da, sürekli hareket eden kılıçlarla girişleri kapalı tutulan mağaralardan söz edilir; hazine avcısı, ancak muhteşem mağara hazinesinden aldıklarını geri verdiğinde dışarı çıkabilir.
  • Eski Türklerde de olduğu gibi Türkiye'deki Türklerin geleneğinde ayın erkek olduğu kabul edilir. Ay halk dilinde özellikle de çocuk betimlemelerinde dede belgesi ile tanımlanır. "Ay dede"
  • İslam dininin bizzat kendisi de ortaya çıkışından önce var olan bir mitolojinin - veya mitolojilerin - mirasına başvurmuştur.
  • “Etiyolojik bir efsanede ateş böceğinin kökeni bir aşk öyküsüne bağla­nır: kaybolan ateş böceğini durmaksızın arayan sevgilisi, onu bulsun diye, Tanrı ateş böceğine bu ışığı verir.”
  • Toprak, aynı zamanda olumsuz bir öğedir; gökteki "üsttekilere" karşın "alttakilere" aittir. Çürüme, toprağa dönmek ve toprakla bir olmaktır. Toprağa ayakla vurulur; bu durumda hakaret, aşağılama ve kölelik anlamında kullanılır. Kadınların jestlerinde ölüm ve yası anlatır, ölünün arkasından yaktıkları ağıtta sanki vücutlarına toprak serper gibi hareketler yaparlar; aynı durum, "toprak başına" "Dünya başına yıkılsın!" anlamındaki ifadeyle dile getirilir. Demir, "yerküre" anlamında ve insanın yaratıldığı hammadde olarak Ay-Ata, Azrail ve Kozmogoni 'de geçer.
  • Şaman sihir geleneğinin önemli bir yeri olan kazanın, Yeniçerilerin aktarımlarında da sembolik anlamı vardır, onların isyanı "Kazan Kaldırma" olarak adlandırılmıştır.
  • Al-Bastı. Al-Karısı, Al-Anası, Al-Kızı veya kısaca Al da denir. Türk cinciliğinin bir figürü olan Al-Bastı, doğaüstü bir kadın yaratık olarak tasvir edilir. Özellikle loğusa kadınlara musallat olur, onlarda loğusa sıtması çıkarır ve hastaların ölümünü sağlayabilir; bu hastalık çoğunlukla al-bastı ifadesiyle, "Al'ın eziyeti" anlamında kullanılır.
  • Bir türbe yatır yakınına dikilen ağaç yatırın doğaüstü özelliklerini de alır bir anlamda onun tamamlayıcı parçası olur. Anadolu'da çınar ağacına atfedilen kutsallık mitolojik kökenlere sahiptir.
  • Toprak. Kastamonu'daki (Kuzeybatı Anadolu) bir inanışa göre, toprak temiz bir maddedir çünkü pisliklerinden temizlenmek için her gece yedi kez çalkalanır. Bu düşünce, Müslümanlıktaki su olmayan ortamlarda abdest yerine geçen toprak veya kumla abdest almayı saklayan teyemmüm ilkesine uygun düşmektedir.
  • Ab-ı hayat. Sözcük anlamı: "hayat suyu" ("sonsuz gençliğin suyu"). İçene ölümsüzlük ve doğaüstü uzun yaşam sağlayan mucizevî bir su kaynağıdır. Doğu yazını aktarımlarında bu suyla ilgili efsaneler, Büyük İskender'in ve Hızır'ın dönemlerine bağlanır. Halk anlatımlarına dayanan Türk inanışına göre, Hızır'ın ölümsüzlüğü bu yaşam suyundan içmesinden kaynaklanır.
  • Anadolu’da çok yaygın olarak insan ve ayı arasında cinsel bir ilişkinin olduğu olasılığını içeren çok sayıda efsanevi anlatım oluşmuştur. Bunların arasında en yaygın olanı, bir ayı tarafından kaçırılıp karısı yapılan bir kızla beraberliklerinden doğan çocuklarla ilgilidir. Erkek kardeşleri (veya akrabaları) kaçırılan kadını kurtarıp evine geri getirirler, ayıyı ve çocukları da öldürürler. Genç kadın, eski evli yaşamının yasını tutar ve ayı eşinin ve çocuklarının üzüntüsünü çeker.
  • Farklı hanedanlıkların bazı efsanevi soy bilgilerinde hanedanlığa adını veren ve kahramanın rüyasında göğsünden çıkan, aynı zamanda da hâkimiyetin kurulması ve devamını simgeleyen ağaç, aynı "kökten" kaynaklanan ve birbirini izleyen kuşaklar anlamında algılanması yaygın olan görüştür.

--reklam--

Türk Mitolojisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Genel anlamda Türk mitolojisinin Anadolu cografyası üzerindeki etkilerinin incelendiği eser. Orta Asya cografyasında, İslamiyet öncesi dönemine dair derin bir incelemeden ziyade İslamiyetin kabulünden sonra Anadolu'ya yerleşen Türklerin Orta Asya'dan getirmiş olduğu sözlü kültür ürünlerinden mitolojik yansımalar incelenmiş. Çeşitli anlatıların ve kavramların kökenlerine dair anlatılar da ilgi çekiyor. Genel anlamda bilgi edinmek isteyenler için bir kaynak olabilir ama Türk mitolojisinin ekserisinin yanında devede kulak kaldığını düşünüyorum. (Can)

Kitap Eski Türklerin İslam öncesi ve Türkiye dışındaki ülkelerde Türkçe konuşan halkların mitolojileri hakkında açıklayıcı bilgiler içerir... " Ab-ı hayat : Türk inanışına göre Hızır'ın ölümsüzlüğü bu yaşam suyundan içmesinden kaynaklanır. Yaşam suyunun nerede olduğuna dair üç efsane vardır... Ağaç: Tek başına duran "ulu agac" sahibine güç veren ve refah getiren kutsal bir varlık...Dede Korkut kitabında, senin ulu ve gölgeli ağacın hiçbir zaman kesilmesin , şeklinde duası vardır... Albız: seytani bir varlığın adıdır... Ates: ...arındırıcı bir güç atfedilir...ocak sözcüğü de ateşten türetilmistir. Ocak ev veya çadırın en saygın yeri olarak görülür..soyun devamı anlamında da kullanılır... Ay Ata: Ay Baba bir destana göre İlk Türk hükümdarlığıı kuran hanedanın soyunun dayandığı ilk insan... Dağ: Anadolu hikayelerinde Kaf Dağı'nın sayısız kahramanlık öyküsünde geçtiği gibi görkemli bir yeri vardır...Agri Dağı Nuh tufanı ile ilgili efsanelerde geçer.... Demir: her zaman Turkler tarafından saygı görülmüştür. Kasgarli Mahmud Divanü Lügatit Türk 'te and içmenin Kılıcın içinde var olan demir nedeniyle kılıç üzerine yapıldığını belirtir ve ilave eder demir ulu bir madde olarak görülür. ... Dumrul: Dede Korkut kitabının bir hikayesinin kahramandır...ölüm meleği Azraile nasıl meydan okuduğu ve ona karşı savaştığı anlatılır.... Daha fazlası için eseri okuyabilirsiniz :) (Alp)

Türk mitolojisine giriş için iyi bir kitap demişti tavsiyelerini dikkate aldığım kişiler. Ben de ilk defa Türk mitolojisi okuduğum için beğendim, ama ayrıntılı bilgi ve görseller yok içinde. Sağdan soldan araştırdığımın üstüne çok bir şey koyamadı bu nedenle. Okuması eğlenceliydi, çünkü kısa kısa dokunmuş her şeye, sıkılmanız zor, ancak daha fazlasını istemeniz muhtemel, benim gibi. Kısacası yetersiz ama eğlenceli bir kaynak. (Ceren)

--reklam--

Türk Mitolojisi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Pertev Naili Boratav - Türk Mitolojisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türk Mitolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Pertev Naili Boratav Kimdir?

Pertev Naili Boratav (asıl adı Mustafa Pertev, d. 2 Eylül 1907, Darıdere [bugün Zlatograd, Bulgaristan] - ö. 16 Mart 1998, Paris, Fransa), Türk halkbilimcisi, halk edebiyatı ve folklor araştırmacısı.

Darıdere'de 1907'de doğdu. 1927'de İstanbul Erkek Lisesi'ni, 1930'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. 1931-1932'de Fuad Köprülü'nün asistanlığını yaptı.

1941'de Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği teziyle doçent oldu, 1948'de profesörlüğe yükseldi. 1948'de başkanı olduğu Halk Edebiyatı Kürsüsü CHP iktidarınca komünizmi yaydığı gerekçesiyle kapatıldıktan sonra yurtdışına gitti.

ABD, Almanya ve Fransa'da çalıştı. 1940'lı yıllarda Behice Boran'ın Yurt ve Dünya dergisini yönetti. Stanford Üniversitesi Türkiye bölümünü kurdu. Paris'te ölümüne kadar CNRS (Centre National de la Recherche Scientifique)'de çalıştı. 1998'de Paris'te öldü.

Türk halk edebiyatı araştırmaları öncüsü Pertev Naili Boratav 2000 masal, 40 halk hikâyesi, çocuk oyunları, türküler, tiyatrolar, şarkılar, fıkralar, şiirlerden meydana gelen zengin bir arşiv kurdu. CNRS, Sedat Simavi, TC Kültür Bakanlığı ödülleri almıştır.

Pertev Naili Boratav, Türk kültürünün kaynakları arasında en başta halk edebiyatının geldiğine inanıyordu. Anadolu halk kültürü araştırmalarına, aşık geleneğine yöneldi.

--reklam--

Pertev Naili Boratav Kitapları - Eserleri

  • Az Gittik Uz Gittik
  • Türk Mitolojisi
  • 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı
  • Köroğlu Destanı
  • Zaman Zaman İçinde
  • 100 Soruda Türk Folkloru
  • Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği
  • Pir Sultan Abdal 
  • Nasreddin Hoca
  • Nasreddin Hoca
  • Pir Sultan Abdal
  • İzahlı Halk Şiiri Antolojisi
  • Tekerleme
  • Folklor ve Edebiyat 1
  • Anadolu Destanları
  • Halk Edebiyatı Dersleri
  • Folklor ve Edebiyat
  • Nasreddin Hoca

--reklam--

Pertev Naili Boratav Alıntıları - Sözleri

  • Nasraddin Hoca'ya meğer günlerde bir gün bir kimesne gelüp: "Hoca! lutf edüp var, fülan kimesnenün kızını bana dileyüver." demiş. Hoca dahı varup kızı kendüye dilemiş. Ba'dehu ol kimesne gelüp Hoca'ya demiş ki: "Niçe oldı? Kız bize verürler mi?" Hoca dahı demiş ki: "Vallahi'l-'azim! Bürazer! Bana dahı gücile verdiler." demiş. (Nasreddin Hoca)
  • Ya devlet başa, ya kuzgun leşe... (Zaman Zaman İçinde)
  • Hoca'nın kadılığı esnasında birisi gelüp: "Efendi! Kırda sığır yayılırken bir alaca inek, gaaliba sizin olmalı, bizim ineği karnından kakup öldürmüş. Buna ne lazım gelir?" diyince Hoca: "Bunda sahibinin ne kabahatı var? Hayvandan kan da'vası edilmez a!.." demiş. Bu sefer herif: "Ben yanlış söyledim. Bizim inek sizinkini öldürmüş." diyince Hoca: "Ha!.. O vakıt mes'ele çatallaştı. Bana, şu raftaki kara kaplı kitabı indiriverin, bakayım!" demiştir. (Nasreddin Hoca)
  • Toplumun törelerine ve ahlâk, edep kurallarına aykırı görüldüğü için Nasreddin Hoca'ya yakıştırılmayan hikayelere, derleyicilerin ve araştırıcıların gösterdikleri tepkilere örnekler pek çoktur. Bu türden davranışlara, eski yazmalarda ve sözlü gelenekte değil de, çağdaş yayınlarda rastlıyoruz. Çağdaş yayıncılar, yazmalardan ve sözlü gelenekten derledikleri Nasreddin Hoca fıkralarını yayınlamaya girişince, onlardan 'edep dışı' gördüklerini tümüyle atmak ya da içeriklerindeki bu türden kelime ve anıştırmaları ‘edepli' biçime sokmak yoluna gidiyorlar. Eski yazmaları meydana getirenlerin ve Batılı çağdaş araştırmacıların bu konuda hiç de titizlik göstermemelerine karşılık, Nasreddin geleneğinin beşiği olan ülkelerdeki yayıncılar, hatta bilim çalışmaları çerçevesine giren yayınlarda bile edep' ve 'haya' ölçülerine çok dikkat ediyorlar. (Nasreddin Hoca)
  • «Ya mübarek ırmak! diyor adam. Bu yılan ateşte yanıyordu, ben bunu kurtardım. Şimdi beni sokmak istiyor. Bu, beni sokmalı mı? Sokmamalı mı?» «Tabii sokmalı, diyor ırmak. İnsanoğluna iyilik yaramaz. Sebep? Çamaşırını, her şeyini bende temizler, kendi de bende yıkandığı, benim suyumu içtiği halde, elini yüzünü yıkar da bir de yüzüme doğru tükürür.» (Az Gittik Uz Gittik)
  • Nasraddin Hoca'ya meğer günlerde bir gün bir kimesne gelüp: "Hoca! lutf edüp var, fülan kimesnenün kızını bana dileyüver." demiş. Hoca dahı varup kızı kendüye dilemiş. Ba'dehu ol kimesne gelüp Hoca'ya demiş ki: "Niçe oldı? Kız bize verürler mi?" Hoca dahı demiş ki: "Vallahi'l-'azim! Bürazer! Bana dahı gücile verdiler." demiş. (Nasreddin Hoca)
  • Dün gece seyrimde coştuydu dağlar Seyrim ağlar ağlar Pir Sultan deyü Gündüz hayalimde gece düşümde Düş de ağlar ağlar Pir Sultan deyü Uzundu usuldü dedemin boyu Yıldız'dır yaylası Banaz'dır köyü Yaz bahar ayında bulanır suyu Sular ağlar çağlar Pir Sultan deyü. Pir Sultan kızıydım ben de Banazda Kanlı yaş akıttım baharda güzde Dedemi astılar kanlı Sivas'ta Dar ağacı ağlar Pir Sultan deyü. (Pir Sultan Abdal)
  • Aziz Nesin, Nasreddin Hoca üzerine yazdigı bir incelemede Goethe'nin bir sözünü aktarıyor; Alman şairi demiş ki : «Kendi kendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz. (Az Gittik Uz Gittik)
  • "Köroğlu'nda zulme ve haksızlığa, Kerem'de sevgilerin önüne dikilen din bağnazlığına, Garip'te yıllar boyu gurbeti vatan edinmenin kahredici zorunluğuna baş kaldıran, ya da yanıp yakınan insanlar kendilerini bulurlar." (100 Soruda Türk Halk Edebiyatı)
  • Al-Bastı. Al-Karısı, Al-Anası, Al-Kızı veya kısaca Al da denir. Türk cinciliğinin bir figürü olan Al-Bastı, doğaüstü bir kadın yaratık olarak tasvir edilir. Özellikle loğusa kadınlara musallat olur, onlarda loğusa sıtması çıkarır ve hastaların ölümünü sağlayabilir; bu hastalık çoğunlukla al-bastı ifadesiyle, "Al'ın eziyeti" anlamında kullanılır. (Türk Mitolojisi)
  • Toprak. Kastamonu'daki (Kuzeybatı Anadolu) bir inanışa göre, toprak temiz bir maddedir çünkü pisliklerinden temizlenmek için her gece yedi kez çalkalanır. Bu düşünce, Müslümanlıktaki su olmayan ortamlarda abdest yerine geçen toprak veya kumla abdest almayı saklayan teyemmüm ilkesine uygun düşmektedir. (Türk Mitolojisi)
  • "Benim uzun boylu serv-i çınarım Yüreğime bir od düştü yanarım Kıblem sensin yüzüm sana dönerim Mihrabımdır kaşlarının arası" (Pir Sultan Abdal )
  • Kimi atasözlerinin ve atasözü değerinde deyimlerin Nasreddin Hoca fikralarına bağlanması onun ‘halk bilgesi' kişiliğini belgeleyen bir olgudur. (Nasreddin Hoca)
  • Delikli demir çıktı mertlik bozuldu Gitti dünya merd elinden kaldı namerd ortada (Köroğlu Destanı)
  • «Al, bu elmanın yarısını sen ye, yarisını karın yesin. Allah size bir oğlan evlat verir.» demiş. (Az Gittik Uz Gittik)
  • Hoca'ya Temürlenk demiş ki: "Hoca ! Bilirsin ki Hulefay-ı 'Abbasiyyeden her birinin unvanı: kimi Muvaffak -Billah, kimi Müteekkil-Alellah, kimi Mu'tesim Billah, hep bu yolda idi. Ben de onların meyanında gelseydim, benim 'unvanım ne olurdu?" Hoca derhal demiş ki: " Ey sahib-kıran! Hiç şüphe etmeyiniz ki sizinki muhakkak surette Ne'uzi-billah olurdu." (Nasreddin Hoca)
  • Tevfik Fikret'in bir şiirinden şu parça : Benim siyah bir bacım var: Adı Leylâ, gözü şehlâ, Kollarında, ellerinde, Saçlarının tellerinde Pullar, inciler parıldar. 1946’da, Antalya Sanat Okulu öğrencilerinden derlenmiş bilmeceler arasında yer almıştı; çözümü: gece idi. (100 Soruda Türk Folkloru)
  • “Al Allah kulunu, zapt et delini!” (Az Gittik Uz Gittik)
  • Yat, baş ucunda bul; kalk, ayak ucunda bul! (Yani; her istediğini kolayca elde etmeni dilerim Tanrıdan.) Bayrağın dikili, esvabın kesili kalsın! (Düğün hazırlıkları yaparken ölesin, anlamında; düğün göreneklerine anıştırma.) (100 Soruda Türk Halk Edebiyatı)
  • Toplumun törelerine ve ahlâk, edep kurallarına aykırı görüldüğü için Nasreddin Hoca'ya yakıştırılmayan hikayelere, derleyicilerin ve araştırıcıların gösterdikleri tepkilere örnekler pek çoktur. Bu türden davranışlara, eski yazmalarda ve sözlü gelenekte değil de, çağdaş yayınlarda rastlıyoruz. Çağdaş yayıncılar, yazmalardan ve sözlü gelenekten derledikleri Nasreddin Hoca fıkralarını yayınlamaya girişince, onlardan 'edep dışı' gördüklerini tümüyle atmak ya da içeriklerindeki bu türden kelime ve anıştırmaları ‘edepli' biçime sokmak yoluna gidiyorlar. Eski yazmaları meydana getirenlerin ve Batılı çağdaş araştırmacıların bu konuda hiç de titizlik göstermemelerine karşılık, Nasreddin geleneğinin beşiği olan ülkelerdeki yayıncılar, hatta bilim çalışmaları çerçevesine giren yayınlarda bile edep' ve 'haya' ölçülerine çok dikkat ediyorlar. (Nasreddin Hoca)