Kitap Künyesi

Yazar: Doğan Aksan

Yayın Evi: Bilgi Yayınevi

İSBN: 9789752202023

Sayfa Sayısı: 192

--reklam--

Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türkçeleştirme, acaba yazın dilimizde ne ölçüde gelişme sağlamıştır? Türkiye Türkçesinin, Dil Devrimi'in başlangıcından 75 yıl sonra, bugünkü görünümü nasıl belirlenebilir? Dil Devrimi ve sözvarlığımız nereden nereye gelmiştir? Devrim süresince türetilen öğeler dilde ne ölçüde tutunup benimsenmiştir? Sorularının yanıtı bu araştırmada.

--reklam--

Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı Alıntıları - Sözleri

  • Dil açısından önemli bir başka gelişme, 31 Aralık 1952'de yürülüğe giren 5997 sayılı yasayla anayasanın adını yeniden Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na dönüştürülmesiydi. Değişiklik yalnızca yasanın adıyla sınırlı kalmıyor, metnin de de güven yerine itimat, kesin yerine kat'i, yetki yerine salahiyet, sanık yerine maznun... gibi eski karşılıklar getirilerek dönülüyordu.42
  • okan: okyanus
  • Burada, dikkati çeken bir gelişmeye de değinmek gerekiyor: Atatürk döneminde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 18 Temmuz 1932 tarihli yazısıyla bütün ülkede ezanın Türkçe sözlerle okunmasına başlanmıştı (bkz. Turan, 1981: 22). metni şu sözlerden oluşuyordu: 'Tanrı uludur (4 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak (2 kez)/ Tanrının elçisidir Muhammet (2 kez)/ Haydin namaza (2 kez)/ Haydin felaha (2 kez)/ Namaz uykudan hayırlıdır/ Tanrı uludur (2 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak/'
  • bilgi kuramı: epistemoloji, marifet nazariyesi
  • Daha XIX. yüzyılın başlarında, bu alanda kalıcı incelemeler gerçekleştiren Wilhelm von Humboldt'a göre dil, yapılıp ortaya konmuş bir iş (Yun. ergon), bir yapıt değil, sürekli değişim ve gelişim halindeki bir zihin etkinliği (Yun. energia) idi.3 3) Humboldt'un, Cava adasındaki Kavi dilini inceleyen ve ölümünden sonra yayımlanan (3 cilt, 1836-39) yapıtının başında ortaya koyduğu ilkelerden biridir; bu bölümde dilin çeşitli nitelikleri ele alınmaktadır. Ayrıca bkz. Gesammelte Schriften başlığı altında toplanan çalışmaları (VII: 46, 1907).
  • Terimler konusunda devletin tutumu ve eğitim-öğretimde Türkçe terimlerin yaygınlaştırılması bakımından ilginç ve önemli bir örnek, Atatürk'ün kendi yazdığı Geometri kitabıdır. 1936-37 kışında basılan bu küçük kitabın iç kapağında 'geometri öğretenlerle bu konuda kitap yazacaklara klavuz' olarak yayımlandığı belirtilmiştir. (1971'de Türk Dil Kurumu'nca yeniden basılmıştır). Kitapta önerilen açı, alan, boyut, bölü, çap, çarpı, dikey, dörtgen, düzey, eksi, eşit, eşkenar, ikizkenar, kesit, oran, orantı, taban, orantı, türev, üçgen, yamuk... ve bunlarla kurulan bileşik sözcük ve tamlamalar, okul kitaplarından bilimsel yayınlara kadar yayılarak bütünüyle yerleşmiştir. Konunun ilginç yönlerinden biri, açu, boyut, bölü, çarpı, dikey, düşey, eksi, oran, orantı, teğet, türev, yamuk, üçgen gibi karşılıkların önceki özleştirme çalışmalarıyla ilgili yayınlarda (örneğin Cep Kılavuzu) bulunmadığı, bunların doğrudan doğruya Atatürk'ün kendi türettiği sözcükler oluşudur. Nitekim bunlardan bölü, Kılavuz'da 'taksit' anlamında gösteriliyor, Arapça zaviye için köşe, bucak' açıklaması yapılıyordu. Atatürk'ün kendi oluşturduğu terimler arasında zaviye-i kaime karşılığı dikey açı, zaviye-i mütekabile karşılığı tersaçı, zaviye-i mütekabile-i dahiliye için iç tersaçı, müselles-i mütesaviyü'l adla' terimiyle öğretilen kavram için de eşkenar üçgen gibi birçok karşılık bulunuyordu. Böylece, bir Türk çocuğu, genci için algılanması, öğrenilmesi çok güç terimler Türkçeleştirilmiş oluyordu.
  • Yaşantı sözcüğünü ilk kez, asistanlığını yaptığı sırada İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde bir Alman profesörün derslerini çeviren Macit Gökberk, Almanca Erlebnis’i karşılamak üzere kullanmıştır.
  • Ataç’ın kendi türettiği, yazılarında yer verdiği, genç yazarların kullanımıyla yaygınlaşıp dile yerleşen öğeler arasında eleştiri, eleştirme, eleştirmen, eleştirici, etkinlik, izlenim, izlenimci, özgür, özgürlük, güldeste, güldürü, ılımlı, kuram, kuramcı, öznel, nesnel, nesnellik, olumlu, soruşturma ‘anket’, önyargı gibi sözcükler bulunmaktadır. İlk kez onun kullandığı mutlu son, mutlu azınlık (bkz. Çolpan, s. 69) gibi deyimlerin yaygınlaştığı da görülüyor.
  • 1984 yılının son günlerinde Türkiye Radyo Televizyon Kurumu yeni bir genelgeyle 203 sözcüğün radyo ve televizyon yayınlarında kullanılmamasını istiyordu.51 Hazırlanan dizelgede gerçekten tutunmamış az sayıda sözcük bulunmakla birlikte asıl ağırlığı şu öğeler ve benzerleri oluşturuyordu: Anı, anımsamak, başyapıt, belirteç, bellek, biçem, deneyim, devrim, dışsatım, dinsel, doğa, doğal, düzelti, eğitimsel, eleştirel, eşgüdüm, gereksinme, gizem, görsel, imge, izlence, karşın, koşul, kuram, olanak, olasılık, onursal, örneğin, öykü, özgün, özgür, özgürlük, özveri, saptamak, söylem, söyleşi, söylev, sözel, tümce, ulus, uluslararası, yandaş, yanıt, yapay, yapay, yaşam, yinelemek. 51) Bu konuda bkz. Brendemoen, 1990: 473; Karahan-König, 1997: 147-161; Demircan, 2000: 196-197. Brendemoen, bu dizelgenin ‘TDK’ya göre daha az radikal bir duruş sergileyen Zeynep Korkmaz tarafından belirlendiğinin söylendiğini’ yazmaktadır.
  • Burada belirtilmesi gereken bir olgu, bu eğilimler sürmekle birlikte özellikle son yıllarda, yeni doğan erkek ve kız çocuklarına, 1980 sonrasında oluşan siyasal gelişmeler ve halkı dine yönelten etkiler sonucunda İslam diniyle ilgili adlarda görülen artıştır. Neşe Emecan'ın ilginç araştırmasında (1998b) bu duruma da değiniliyor: Türkçe adlar 1980'de % 38.4 oranında iken bu oran 1996'da % 34.9'a düşmüştür (s. 45). Erkek çocuklarında Furkan, Mustafa, Muhammet, Ali; kızlarda Merve, Zyenep, İrem, Büşra adları sık sık geçmektedir.

--reklam--

Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

--reklam--

Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Doğan Aksan - Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Doğan Aksan Kimdir?

Doğan Naci Aksan (1929, İzmir - 12 Mayıs 2010, Ankara), Türk dilbilimci, eğitimci.

Aksan, İzmir'de doğmuş Ankara Yenişehir Mimar Kemal İlkokulu'nda öğrenci olmuş, Elâzığ'da, Mezre Orta Okulunda orta öğrenimini sürdürmüş, 1948'de Ankara Atatürk Lisesi'nden sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden (DTCF) 1952 yılında mezun olmuş ve aynı yıl DTCF'de akademik kariyerine asistan olarak başlamıştır. 1972 yılında DTCF dilbilim profesörü olmuştur. Aktif eğitimcilik ve öğretim üyeliği yaşamını 1996 yılında emekli olarak tamamlamıştır.

Türkiye'de dilbilimin kurucusudur. Aksan, akademik kariyeri dışında Türk Dil Kurumu'nda Dilbilim ve Dilbilgisi Kolu Başkanlığı gibi görevlerde de bulunmuştur. Türk Anlambiliminin önemli temsilcilerindendir.

Türkiye Bilimler Akademisi'nin 1998 Yılı Hizmet Ödülü'nü de almıştır. Prof. Dr. Doğan Aksan, uzun süreli hastalığının ardından 12 Mayıs 2010 tarihinde, 81 yaşında Ankara'da ölmüştür.

--reklam--

Doğan Aksan Kitapları - Eserleri

  • Türkçenin Gücü
  • Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri
  • Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını
  • Şiir Dili ve Türk Şiir Dili
  • Her Yönüyle Dil
  • Türkçenin Sözvarlığı
  • Türkçeye Yansıyan Türk Kültürü
  • Dil,Şu Büyülü Düzen
  • Anlambilim
  • En Eski Türkçenin İzlerinde
  • Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı
  • Halk Şiirimizin Gücü
  • Yaşayınca...
  • Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri
  • Nazım Hikmet Şiirinin Gücü
  • Yunus Emre Şiirinin Gücü
  • Anadilimizin Söz Denizinde
  • Sözcük Türleri
  • Halk Şiirimizin Gücü
  • Dilbilim ve Türkçe Yazıları

--reklam--

Doğan Aksan Alıntıları - Sözleri

  • Weiserberg'in görüşüne göre dil, dünyayı söze dönüştürme olayıdır (Anlambilim)
  • "Üstâd elinde serteser âheng olur lisân" (Dil, üstadın elinde, baştan başa ahenk olur) (Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri)
  • Kavram alanı ya da anlam alanı terimi,bir dilde eşanlamlı sayılan,birbirine yakın ve birbiriyle anlamca sıkı ilişkili sözcüklerin oluşturduğu kabul edilen alandır.Örneğin bugünkü Türkiye Türkçesinde öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek, hırslanmak, köpürmek, feveran etmek, hatta belirli bir kullanımında giyinmek eylemleriyle kan başına sıçramak, tepesi atmak, ifrit olmak, barut kesilmek eylemleri aynı kavram alanı içindedir. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
  • Yenisey yazıtlarında görülen sözcükler, Orhun yazıtlarındaki sözvarlığı, Türkçenin hemen o dönemde oluşmuş bir dil olmadığını, çeşitli gelişmeler ve anlam olaylarıyla çok daha eskiye, birkaç bin yıl öncesine uzanan gelişmiş bir dil niteliği taşıdığını göstermektedir. Kısıtlı metinler olmalarına karşın yazıtlar, Türkçenin soyutlama gücünü ortaya koymakta, kimi Avrupalı bilginlerin görüşlerinin tersine, çok eski ve gelişmiş bir dilin ürünlerini sergilemektedir. (En Eski Türkçenin İzlerinde)
  • İslamiyetin benimsenmesinden sonra Arapça sözcükler dile yerleşmeye başlamış, Karahanlı dönemindeki Kutadgu Bilig'de yabancı öğelerin oranı %1-2 iken, 2 yüzyıl sonra yazılan Atebetü'l-Hakayık'ta bu oran %20-26'ya çıkmıştır. Eski Anadolu Türkçesinde, başlangıçta düşük olan sayı (Sultan Veled'de ve Yunus Emre'de %13, Yunus Emre Divanı'nın kimi yerlerinde %22) giderek yükselmiştir. Farsçanın, özellikle yazın yoluyla etkisi ve aydınların, daha önce değindiğimiz tutumu Osmanlıca döneminde yabancı öğelerin oranını birdenbire yükseltmiştir. Kendi sayımlarımıza göre Divan şairlerinden Baki'de %65, Nefi'de %60, Nabi'de %54 oranında yabancı sözcük bulunmaktadır. Tanzimat döneminin şair ve yazarlarından Namık Kemal'de %62, Şemsettin Sami'de %64, Ahmet Mithat'ta %57, daha sonraları, Türkçülük akımının temsilcisi Ziya Gökalp'te %55'tir. (Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını)
  • "Şiir sesle anlam arasında uzun bir kararsızlıktır." (Şiir Dili ve Türk Şiir Dili)
  • seni söyleyen şarkılar gibi sevdim, aşkların üflediği patlak balonlar gibi.. boynuna ince bir zincir bağlanmış tek kanatlı bir melek gibi sevdim seni.. (Nazım Hikmet Şiirinin Gücü)
  • Hint-Avrupa dillerinde yeşil,mavi,gri,sarı gibi adların hepsinin 'parlamak, ışık vermek' anlamındaki ghel- ortak köküne dayandığını görülür. Buna karşılık Türkçenin elimizdeki en eski belgelerinde, değişik anlatım yollarından adlandırmalara gidildiği görülür: Yaş'tan türeyen yaşıl(yeşil), 'sema' anlamına gelen kök (mavi), boz,sarıg(sarı), kızıl,ak ve eş anlamlısı ürüñ,koñur (kestane, kızıl kahverengi...) (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
  • Yandım zalim Erzurum... (Halk Şiirimizin Gücü)
  • "Sandım ki güzelliğin cihanda Bir saltanatın güzelliğiydi" (Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri)
  • Sa'dî "Evinde kötü huylu kadın olan erkeğin cehennemi bu dünyadadır. " (Yaşayınca...)
  • kalemtraş için düzgeç (Denizli, Aydın) gerdanlık için gıdıklık (Çankırı, Tokat, Sivas) kevgir için aşsüzen (Kars, Ağrı) lokma, ekmek parçası için banım ve banak (Denizli, Aydın, Afyon, Burdur...) mimoza için altıntop ( Lefkoşe, Kıbrıs) pişman için ütümen (Konya) hafıza için güdüyeri (Bursa) ve anak (Balıkesir, Adana) tamam, tamamen için bitev (Kars, Van) (Türkçenin Gücü)
  • Sa'dî, Gülistan adlı yapıtında Lokman Hekim'in bir soruya verdiği yanıtta değinir: Edebi kimden öğrendin? Yanıtı şudur: Edepsizlerden. (Yaşayınca...)
  • Diller; işlendikçe felsefe, hukuk, bilim, teknik alanlarında çeşitli çalışmalar yayımlandıkça, bir eğitim-öğretim dili niteliği kazandıkça gelişir. Genel kavram adı verilen bitki, canlı, omurgalılar, memeliler...gibi sözcüklere, değer yargısı, önsezi, sağduyu, güven, bağımsızlık... gibi soyut kavramlara ulaşır; bir soyutlama (abstraction) ürünü sözcük ve terimlere sahip olur. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
  • Bizce, Köktürklerde ve başka Türk kavimlerinde, ölenlerin anısına yazıtlar dikmek ya da mezar taşlarına, ölenin yaşamı ve başarılarını yansıtan metinler yazmanın çok eski bir gelenek olduğu kesindir. Böyle olunca, bunları yazanlar kadar, okuyan, okuyabilen bir kitlenin de bulunması ve bu yazının çeşitli Türk boy ve uluslarınca kullanılmış olması gerekmektedir. Dolayısıyla, Köktürklerden önce bu alfabenin olmadığı yolundaki bir düşünce de kabul edilemez. (En Eski Türkçenin İzlerinde)
  • “Araştırmalar, Türkiye Türkçesinde türetmede görev alan biçimbirimlerin sayısının 100’ü geçtiğini göstermektedir. Türkçenin bu özelliği ona her türlü kavramı , her yeni kavramı karşılayabilme olanağı sağlanmaktadır.” (Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını)
  • Burada, dikkati çeken bir gelişmeye de değinmek gerekiyor: Atatürk döneminde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 18 Temmuz 1932 tarihli yazısıyla bütün ülkede ezanın Türkçe sözlerle okunmasına başlanmıştı (bkz. Turan, 1981: 22). metni şu sözlerden oluşuyordu: 'Tanrı uludur (4 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak (2 kez)/ Tanrının elçisidir Muhammet (2 kez)/ Haydin namaza (2 kez)/ Haydin felaha (2 kez)/ Namaz uykudan hayırlıdır/ Tanrı uludur (2 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak/' (Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı)
  • Televizyonu tivi, IMF'yi ayemef diye okuyan, HBB'yi eyçbibi diye sesleten kimselerin tutumu da ana dilimizin zararınadır. (Türkçenin Gücü)
  • İkinci Dünya Savaşı' ndan sonra İngilizcenin bütün dünyada görülen yaygın etkisi , ana dil bilincinden yoksun kimselerin özensiz dil kullanımları, eğitim-öğretimde İngilizceye verilen ağırlık ve bu dille öğretim, Türkçenin sözcük ve terim düzeyindeki söz varlığında olumsuz gelişmelere neden olmuştur. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
  • En büyük başarı, bütün dış etkilere, olumsuz koşullara karşın, kendisine uyan yolu seçerek bu yolda kararlılıkla yürüyebilmektedir . (Yaşayınca...)