Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri - Doğan Aksan Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kimin eseri? Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kitabının yazarı kimdir? Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri konusu ve anafikri nedir? Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kitabı ne anlatıyor? Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri PDF indirme linki var mı? Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kitabının yazarı Doğan Aksan kimdir? İşte Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Doğan Aksan
Yayın Evi: Bilgi Yayınevi
İSBN: 9752201121
Sayfa Sayısı: 232
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yabancı dillere tutkunluğumuzdan ve yüzyıllar boyu kendi dilimizi küçük görerek ona, gereken ilgiyi göstermememizden ötürü, kimi kavramlarda eksiklerimiz ve dili yozlaşmaya götüren tutumlarımız oldu. Bugün de aynı yöndeki kimi gelişmelere tanık oluyoruz. Ama, dilimizin geçmişine, günümüz Türkçesinin derinliklerine inenler, ne engin bir deniz karşısında bulunduklarını kolayca anlayacaklardır.
Profesör DOĞAN AKSAN, bu kitapta sözvarlığımızın öğelerine ve sözdizimimize bu açıdan yönelmiş, sözcükbilim, anlambilim ve yer yer edimbilim bakımından eğilmiştir. Beliren nitelikleri ve dilbilgisi kitaplarında yer verilmeyen ya da pek azına dolaylı değinilen anlatım biçimlerini ele almıştır.
Türkçenin Zenginlikleri, İncelikleri, anadilimizin bugününe ve eski dönemlerine eğilmek isteyen araştırıcıların yanı sıra, öğretmen, öğrenci, dil meraklıları ve Türkçede derinleşmek isteyen yabancılar için yararlı olacak bir araştırma.
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri Alıntıları - Sözleri
- Bir kimsenin bir başkasının söylediklerini anlamış olduğunu belirten yanıtları şu değişik biçimlerde olabilir: 1.Anladım. 2.Anlamadım değil. 3.Anlamamış olur muyum? 4.Anlamasına anladım. 5.Tabii ki anladım. 6.Anlamadım mı sanıyorsunuz? 7.Kim demiş anlamadım? 8.Niye anlamayayım?
- Dilbilimciler, dünyada "ilkel dil" olarak nitelenecek bir dil bulunduğunu kabul etmezler. Çünkü her dil, çevreyi, evreni anlatmaya, toplum yaşamının her olay ya da gerçeğini kendi olanaklarıyla söze dönüştürmeye yeterlidir.
- Kavram alanı ya da anlam alanı terimi,bir dilde eşanlamlı sayılan,birbirine yakın ve birbiriyle anlamca sıkı ilişkili sözcüklerin oluşturduğu kabul edilen alandır.Örneğin bugünkü Türkiye Türkçesinde öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek, hırslanmak, köpürmek, feveran etmek, hatta belirli bir kullanımında giyinmek eylemleriyle kan başına sıçramak, tepesi atmak, ifrit olmak, barut kesilmek eylemleri aynı kavram alanı içindedir.
- Bir konuda söz vermeyi anlatan yemin sözcüğü Arapçadan alınma olup bunun Eski Türkçe karşılığı ant'tır.
- Hint-Avrupa dillerinde yeşil,mavi,gri,sarı gibi adların hepsinin 'parlamak, ışık vermek' anlamındaki ghel- ortak köküne dayandığını görülür. Buna karşılık Türkçenin elimizdeki en eski belgelerinde, değişik anlatım yollarından adlandırmalara gidildiği görülür: Yaş'tan türeyen yaşıl(yeşil), 'sema' anlamına gelen kök (mavi), boz,sarıg(sarı), kızıl,ak ve eş anlamlısı ürüñ,koñur (kestane, kızıl kahverengi...)
- Dış görünüşünün güzelliğine,çekiciliğine karşın içine girildiğinde kötü durumu ve koşullarıyla düş kırıklığı yaratan nesne,olay ve konuları anlatmak üzere şu deyimlerimizden yararlanılıyor: 1.Dışı eli yakar, içi beni yakar. 2.Dışı kalaylı, içi alaylı. 3.Dışardan baktım bir yeşil türbe; içine girdim, estağfurullah tövbe.
- Yabancı dillere tutkunluğumuz ve yüzyıllar boyu kendi dilimizi küçük görerek ona, gereken ilgiyi göstermemem izden ötürü, kimi kavramlarda eksiklerimiz ve dili yozlaşmaya götüren tutumlarımız oldu. Bugün de aynı yöndeki kimi gelişmelere tanık oluyoruz ama dilimizin geçmişine, günümüz Türkçesinin derinliklerine eğilenler, ne engin bir deniz karşısında bulunduklarını kolayca anlayacaklardır.
- Diller; işlendikçe felsefe, hukuk, bilim, teknik alanlarında çeşitli çalışmalar yayımlandıkça, bir eğitim-öğretim dili niteliği kazandıkça gelişir. Genel kavram adı verilen bitki, canlı, omurgalılar, memeliler...gibi sözcüklere, değer yargısı, önsezi, sağduyu, güven, bağımsızlık... gibi soyut kavramlara ulaşır; bir soyutlama (abstraction) ürünü sözcük ve terimlere sahip olur.
- İkinci Dünya Savaşı' ndan sonra İngilizcenin bütün dünyada görülen yaygın etkisi , ana dil bilincinden yoksun kimselerin özensiz dil kullanımları, eğitim-öğretimde İngilizceye verilen ağırlık ve bu dille öğretim, Türkçenin sözcük ve terim düzeyindeki söz varlığında olumsuz gelişmelere neden olmuştur.
- Atatürk'ün önderliğinde başlatılan Dil Devrimi'yle gerçekleşen özleşme çabalarıyla Türkçenin neler kazandığını somut ve sayısal olarak yansıtmaktadır: 1931'de, gazete haber dilinde %35 olan Türkçe sözcük oranı giderek yükselmiş, 19700'den sonra %70'i geçmiştir. Bizim, 4 gazetenin haber dili üzerindeki bir incelememiz, bütün olumsuz gelişmelere, kimi çevrelerin engellemelerine karşın özleşmenin sürdüğünü ortaya koymaktadır: 2000 yılında, dört ayrı günlük gazetenin üç aylık sayıları üzerinde yaptığımız inceleme, Türkçe oranının %74 dolayında olduğunu göstermektedir.
- (...)Aynı kavramı karşılayan bir başka sözcük, çalap'tır.
- Türkiye Türkçesinde bugün fayda (
- Öküş sevinç bolsa katıg ohsunur" (Çok sevinen yaman pişman olur.)
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dışarıdan baktım bir yeşil türbe; içine girdim estafurullah tövbe: Bana kattığı bütün detaylar olmasa bile ilk defa duyduğum bu hoş deyim için kitabı okumaya değermiş. Şu deyimdeki inceliğe, espriye, bağlaştırmaya, ölçü ve kafiye ile oluşturulan müzikaliteye bakın bir. Edebi eserler arasında yaptığım bu kurgu dışı okuma bana o kadar iyi geldi ki bu tarz kitaplara ilgi duyanlar için birkaç şey yazmak istedim. Öncelikle belirtmek isterim ki dilimiz ile ilgili okuduğum bu tarz kitaplar ne kadar verimli olsa da beni huzursuz ediyor. Türkçe zaten gözümüzün önünde günden güne fakirleşiyor, yozlaşıyor. Bu gerçek insanı ayrı bir strese sokuyor. Sanırım yazarlar da bir koruma içgüdüsü ile kötümser bir havada yazıyorlar ve övme çabası göze çarpıyor. Bu kitapta ise yine aynı bilinçlendirme ruhu hakimdi ama var olan durumdan yakınmaktan çok kimi zaman farkında olduğumuz kimi zaman olmadığımız dilimizin zengin olanakları tespit edilmişti. Dil konusunun kendisine de meraklı olduğum için böyle bir anlatımda edebi bir eserden aldığım hazzı aldım diyebilirim. Bugün geldiğimiz durumda dilimizle ilgili yapılan bütün çalışmaları değerli buluyorum tabi ki. Ama bir okur olarak anlatım tarzının üzerimdeki etkisini de belirtmek istedim. Dil, edebiyatla, felsefeyle, eğitimle uyumlu olduğu kadar gelişir ve yaşar kanısında olan yazarın temel amacı Türkçenin gelişmeye çok uygun, zengin bir dil olduğunu bize göstermek bana göre. Eser üç ana başlıktan oluşuyor: 1.Türkçenin Zenginlikleri 2.Anadolu Ağızlarındaki Zenginlikler 3.Türkiye Türkçesinin İncelikleri Eserin anlatımı zaman zaman ağırlaşıyor. Türkçenin eski dönemlerinden , bugün kullanımda olmayan ek ve sözcüklerden bahsediliyor. Soyutlama, bağdaştırma, ad aktarması gibi terimlere sık sık başvuruluyor. İstenen verimin alınması için zannımca bu konulara hakim olmak gerekiyor. Genel anlamda konuya ilgi duyanlar için sürükleyici ve eğlendirici bir eser olduğunu söyleyebilirim. Bu kısımdan sonra eseri biraz özetlemek biraz da bende kalan bilgi ve etkilerden bahsetmek isterim. Öncelikle Türkçenin Arapça ve Farsça etkisine girmeden önceki durumuna değinilmiş. Bugün günlük konuşmamızda o kadar çok kelime var ki bu dillerden. Mesela tümceleri bağlamakta kullandığımız ama, fakat, lakin, çünkü, eğer, ki gibi sözcükler Türkçe değil. Yazar şunu belirtiyor ki bu sözcüklerin dile yerleşmesi bir eksiği kapamak için değil tercih sonucu meydana gelen bir durum. Türkçenin ilk yazılı kaynakları olan Orhun Yazıtları ve Yenisey Yazıtları'nda bu sözcükleri karşılayan sözcükler olduğunu tespit ediyor. Sözcük düzeyinde zenginlikten bahsederken doğadan ne derece faydalandığımızı görüyoruz. Renk adlarının kökeni belirtilerek bu durum örneklenmiş. Başka bir çalışmada denk gelmiştim. Türkçede sadece yeşilin tonları ile ilgili kırk küsür sözcük varmış. Ayrıca bugün Anadolu ağızlarında sadece koyunun yaşı, cinsi, bedensel özellikleri ile ilgili 80 sözcük tespit edilmiş. Bu bilgi beni çocukluğuma sürükledi. Çocukluğumda koyunculuk yapardık, dedem ve babannem yazarın belirttiği gibi çeşitli isimlerle çağrırlardı koyunları. Tabi burada Türkçede eklerin bolluğunu ve gücünü hatırlatmadan olmaz. Bugün türetmede görevli olan 191 tane ek tespit edildiği belirtiliyor. Bu durum diğer diller göre hayli fazlaymış. (Örneğin Almancada 60 tane) Sözcük türleri üstüne güzel bir değerlendirme vardı. Bir sözcük cümledeki yerine göre nasıl sıfat, ad, zarf, bağlaç vs. olabiliyor? Çoğumuzun dilbigisindeki en büyük baş belalarından biridir bu konu. Türkçenin kendine özgü güçlerinden olan ekeylem, somulaştırma, bağdaştırma konularından bahsedilen kısımlar bana çok şey kattı. Benim daha önce üzerinde durmadığım kavram anlanı zenginliğinden de bahsedilmişti: gonderi/112428002 Sözdizimsel zenginlinlik kısmında gördüm ki tek soruya yaklaşık olarak aynı anlama gelen ne çok cevabımız varmış: gonderi/112482877 Bir başka zenginliği kitaptan direk alıntılamak isterim: "Türkçenin zengin anlatım yollarından biri, bir olayın,bir eylemin gerçekleşmesine çok yaklaşıldığını anlatan ancak gerçekleşmediğini belirten ve aralarında küçük ayrımlar bulunan sözcük ve sözcük öbeklerinin kullanımında görülür." Örneğin: Neredeyse, az kalsın, az daha, geldi gelecek, bitti bitecek, akşama sabaha, ha bugün ha yarın, ...e ramak kaldı... Sanırım en çok atasözleri, deyimlerimizin anlatıldığı ve örneklendiği kısımlardan keyif aldım. Ben zaten bir kitaplık anlamı bünyesinde toplayan atasözleri ve deyimlerimize hayranım. Özellikle kinayeli, nüktedan olanları ayrı bir severim. Deyim oluşturmada en çok organlarımızdan faydalanıyormuşuz. İçinde "göz" sözcüğü geçen yaklaşık 200 deyimimiz varmış. Kulak, burun, ayak gibi organlarla kurulanlar da hayli fazla. En çok atasözü ise "evlenme" konusundaymış. Bir de belli bir durumda söylenen kalıp sözlerimiz (üstünüze afiyet, ayıptır söylemesi) ve belli bir incelikle oluşturulan bileşik sözcüklerimizi (şıpsevdi, albeni ) hatırladım. Kılıbık ( Kıl+ ibik) sözcüğünün kökenini de burada öğrendim ve anlatmaya çalıştığını bir daha unutmam sanırım. Atasözleri, deyimlerdeki ölçülü, kafiyeli, müzikli söyleyişe; çift anlamlılığa, espriye, alışılmamış bağdaştırmalara da parmak basıyordu yazar. Binlerce yıllık belleğin ürünü olan, bize has bu değerleri bir kez daha sevdim ben. Çeviri konusunda da en zorlandığımız kısım burası sanırım. Bu yüzden ayrı bir hassasiyetle eğilmek gerekiyor. Bugünlerde okuma yazma çağına gelmemiş kızım yüzünden deyim ve atasözleri konusu sık sık gündemimizde. Sürekli bunlardan birini soruyor. Anlatmak, basitleştirmek o kadar zor geliyor ki. Diğer dillerle ilgili aklımda kalanlar: Hint-Avrupa dillerinde yeşil, mavi, gri, sarı gibi renk adlarının hepsi "parlamak, ışık vermek" anlamındaki "ghel-" ortak köküne dayanır. Farsçada doğrudan doğruya çekimlenebilen bir sevmek eylemi yoktur. (Farsçanın enfes şiirlerini düşünürsek bu durum çok ilginç) ilk kez duydugum ve hoşuma giden atasözleri ve deyimlerden birkaç örnek vererek bitirmek isterim: Kadı kızı Kadire; geldi çıktı sedire. Eşeğe rakı içirmişler, çulunu bahşiş vermiş. Parayı domuzun boğazına tıkmışlar da "Domuz Ağa" diye çağırmışlar. "Herkese anımsatmak isterim ki bizi yurdumuza, insanımıza bu dil bağlıyor. Ona özen ve saygıyla eğilmeliyiz." ( Doğan Aksan) (Gönül.)
Türkçenin Zenginlikleri, İncelikleri: Dünya’nın temeli matematiktir. Fakat matematik dahi dille ifade edilir. Dile dökülmeyen hiçbir düşünce vücuda gelemez. İnsanın varlığı düşünce, düşüncenin varlığı dildir. Ötüken bozkırlarından Anadolu otlaklarına kadar, en küçük yaşımızdan en ihtiyar zamanımıza kadar bize yarenlik eden Türkçe, gerek ölçünlü gerek ise halk dilinde sınırsız zenginliği ve inceliği barındırmaktadır. Örneğin ölçünlü dilde görülmeyen ancak Anadolu ağızlarında yaşayan birçok deyim, Türkçenin anlamlandırma gücünü göstermesi açısından önemlidir. Örneğin Konya’da evlendirmek kavramı “ayağını dört, başını iki etmek”; Burdur’da sır saklamayanlara “ağzında süt, yoğurt olmaz”; Erzurum’da konu dışına çıkanlara “anasının gelin olduğundan başlamak”; Afyon’da gereksiz telkinde bulunanlara “kulağından gebe etmek”; Isparta’da buruşuk elbisenin durumunu anlatan “hırsız koynundan çıkmış gibi”; Amasya’da birini sıkıştırmak anlamında “başında çıra yarmak”; Ordu’da yalnız tek tarafın kusurlu olamayacağını belirten “baltada varsa sapta da var” gibi pek çok deyimin yanı sıra; satıra dizek, armağana dilbağı, tazminata ödek, nedene tutamak, nezleye kesekle, bulaşık bezine sürgüç, korunmaya el gölgeliği, korkaklara tek damar, hafızaya güdü yeri, toptana kesayak, rehineye tutu, vantilatöre fısıldak gibi karşılıklar türeten Anadolu halkı, hem zekasının keskinliğini hem de bu zekaya tam oturan Türkçenin türetme gücünü gözler önüne seriyor. Bunların dışında bir dilin zenginliğinin kanıtları arasında bir kavramla ilgili birbirinden ufak anlam ayrıntılarıyla ayrılan, eşanlamlı sayılan sözcüklerin, deyimlerin bolluğu gösterilir. Örneğin bir kimsenin bir başkasının ya da başkalarının davranışlarından üzüntü ya da kızgınlık duyarak onlarla ilişkisini kesmesi veya ilişkiyi isteksiz sürdürmesi konusunda şu sözcüklerden yararlanılır: küsmek, darılmak, gücenmek. Bunların yanında daha hafif kalan gücenmeler için birbirinden ufak anlam ayrımlarıyla ayrılan alınmak, incinmek, kırılmak ve son yıllarda sık kullanılan bozulmak eylemine de rastlıyoruz. Hatrı kalmak, gönlü kalmak, kalbi kırılmak, gönül koymak, ağrına gitmek gibi deyimleşmiş örneklerle, araları açılmak, aralarından kara kedi geçmek, yüz çevirmek defterden silmek gibi deyimleri de bunlara ekleyebiliriz. Görüldüğü gibi Türkçe birbirinden ince çizgilerle ayrılan en ufak duygu durumlarını dahi pürüzsüz bir şekilde vücuda getirmekte, verdiği karşılıklarla kavramları adeta sahneye koyarak söze dönüştürmektedir. Ayrıca tüm bu örnekler de şahit ki, bir Türkçe var, Türkçeden içeri… (Muhammed DALKILIÇ)
Türkçe öğretmenlerinin okumasını tavsiye ederim.Türkçenin sözvarlığının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha anladım.Türkçe deyimleriyle,atasözleriyle,ikilemeleriyle,birleşik kelimeleriyle,kavramları,pekiştirmeleriyle inceliği ve zenginliği tartışmasız bir dildir.Yazar kitabında soyut kavramlara çok fazla yer vermiştir.Bunun sebebi yabancı araştırmacıların Türkçe hakkındaki olumsuz düşünceleridir.Türkçe dünya dilleri arasında alması gerektiği yeri alacağına güvenimiz ve inancımız tamdır. (Bilgen Polat)
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri PDF indirme linki var mı?
Doğan Aksan - Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Doğan Aksan Kimdir?
Doğan Naci Aksan (1929, İzmir - 12 Mayıs 2010, Ankara), Türk dilbilimci, eğitimci.
Aksan, İzmir'de doğmuş Ankara Yenişehir Mimar Kemal İlkokulu'nda öğrenci olmuş, Elâzığ'da, Mezre Orta Okulunda orta öğrenimini sürdürmüş, 1948'de Ankara Atatürk Lisesi'nden sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden (DTCF) 1952 yılında mezun olmuş ve aynı yıl DTCF'de akademik kariyerine asistan olarak başlamıştır. 1972 yılında DTCF dilbilim profesörü olmuştur. Aktif eğitimcilik ve öğretim üyeliği yaşamını 1996 yılında emekli olarak tamamlamıştır.
Türkiye'de dilbilimin kurucusudur. Aksan, akademik kariyeri dışında Türk Dil Kurumu'nda Dilbilim ve Dilbilgisi Kolu Başkanlığı gibi görevlerde de bulunmuştur. Türk Anlambiliminin önemli temsilcilerindendir.
Türkiye Bilimler Akademisi'nin 1998 Yılı Hizmet Ödülü'nü de almıştır. Prof. Dr. Doğan Aksan, uzun süreli hastalığının ardından 12 Mayıs 2010 tarihinde, 81 yaşında Ankara'da ölmüştür.
Doğan Aksan Kitapları - Eserleri
- Türkçenin Gücü
- Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri
- Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını
- Şiir Dili ve Türk Şiir Dili
- Her Yönüyle Dil
- Türkçenin Sözvarlığı
- Türkçeye Yansıyan Türk Kültürü
- Dil,Şu Büyülü Düzen
- Anlambilim
- En Eski Türkçenin İzlerinde
- Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı
- Halk Şiirimizin Gücü
- Yaşayınca...
- Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri
- Nazım Hikmet Şiirinin Gücü
- Yunus Emre Şiirinin Gücü
- Anadilimizin Söz Denizinde
- Sözcük Türleri
- Halk Şiirimizin Gücü
- Dilbilim ve Türkçe Yazıları
Doğan Aksan Alıntıları - Sözleri
- Weiserberg'in görüşüne göre dil, dünyayı söze dönüştürme olayıdır (Anlambilim)
- "Üstâd elinde serteser âheng olur lisân" (Dil, üstadın elinde, baştan başa ahenk olur) (Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri)
- Kavram alanı ya da anlam alanı terimi,bir dilde eşanlamlı sayılan,birbirine yakın ve birbiriyle anlamca sıkı ilişkili sözcüklerin oluşturduğu kabul edilen alandır.Örneğin bugünkü Türkiye Türkçesinde öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek, hırslanmak, köpürmek, feveran etmek, hatta belirli bir kullanımında giyinmek eylemleriyle kan başına sıçramak, tepesi atmak, ifrit olmak, barut kesilmek eylemleri aynı kavram alanı içindedir. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
- Yenisey yazıtlarında görülen sözcükler, Orhun yazıtlarındaki sözvarlığı, Türkçenin hemen o dönemde oluşmuş bir dil olmadığını, çeşitli gelişmeler ve anlam olaylarıyla çok daha eskiye, birkaç bin yıl öncesine uzanan gelişmiş bir dil niteliği taşıdığını göstermektedir. Kısıtlı metinler olmalarına karşın yazıtlar, Türkçenin soyutlama gücünü ortaya koymakta, kimi Avrupalı bilginlerin görüşlerinin tersine, çok eski ve gelişmiş bir dilin ürünlerini sergilemektedir. (En Eski Türkçenin İzlerinde)
- İslamiyetin benimsenmesinden sonra Arapça sözcükler dile yerleşmeye başlamış, Karahanlı dönemindeki Kutadgu Bilig'de yabancı öğelerin oranı %1-2 iken, 2 yüzyıl sonra yazılan Atebetü'l-Hakayık'ta bu oran %20-26'ya çıkmıştır. Eski Anadolu Türkçesinde, başlangıçta düşük olan sayı (Sultan Veled'de ve Yunus Emre'de %13, Yunus Emre Divanı'nın kimi yerlerinde %22) giderek yükselmiştir. Farsçanın, özellikle yazın yoluyla etkisi ve aydınların, daha önce değindiğimiz tutumu Osmanlıca döneminde yabancı öğelerin oranını birdenbire yükseltmiştir. Kendi sayımlarımıza göre Divan şairlerinden Baki'de %65, Nefi'de %60, Nabi'de %54 oranında yabancı sözcük bulunmaktadır. Tanzimat döneminin şair ve yazarlarından Namık Kemal'de %62, Şemsettin Sami'de %64, Ahmet Mithat'ta %57, daha sonraları, Türkçülük akımının temsilcisi Ziya Gökalp'te %55'tir. (Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını)
- "Şiir sesle anlam arasında uzun bir kararsızlıktır." (Şiir Dili ve Türk Şiir Dili)
- seni söyleyen şarkılar gibi sevdim, aşkların üflediği patlak balonlar gibi.. boynuna ince bir zincir bağlanmış tek kanatlı bir melek gibi sevdim seni.. (Nazım Hikmet Şiirinin Gücü)
- Hint-Avrupa dillerinde yeşil,mavi,gri,sarı gibi adların hepsinin 'parlamak, ışık vermek' anlamındaki ghel- ortak köküne dayandığını görülür. Buna karşılık Türkçenin elimizdeki en eski belgelerinde, değişik anlatım yollarından adlandırmalara gidildiği görülür: Yaş'tan türeyen yaşıl(yeşil), 'sema' anlamına gelen kök (mavi), boz,sarıg(sarı), kızıl,ak ve eş anlamlısı ürüñ,koñur (kestane, kızıl kahverengi...) (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
- Yandım zalim Erzurum... (Halk Şiirimizin Gücü)
- "Sandım ki güzelliğin cihanda Bir saltanatın güzelliğiydi" (Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri)
- Sa'dî "Evinde kötü huylu kadın olan erkeğin cehennemi bu dünyadadır. " (Yaşayınca...)
- kalemtraş için düzgeç (Denizli, Aydın) gerdanlık için gıdıklık (Çankırı, Tokat, Sivas) kevgir için aşsüzen (Kars, Ağrı) lokma, ekmek parçası için banım ve banak (Denizli, Aydın, Afyon, Burdur...) mimoza için altıntop ( Lefkoşe, Kıbrıs) pişman için ütümen (Konya) hafıza için güdüyeri (Bursa) ve anak (Balıkesir, Adana) tamam, tamamen için bitev (Kars, Van) (Türkçenin Gücü)
- Sa'dî, Gülistan adlı yapıtında Lokman Hekim'in bir soruya verdiği yanıtta değinir: Edebi kimden öğrendin? Yanıtı şudur: Edepsizlerden. (Yaşayınca...)
- Diller; işlendikçe felsefe, hukuk, bilim, teknik alanlarında çeşitli çalışmalar yayımlandıkça, bir eğitim-öğretim dili niteliği kazandıkça gelişir. Genel kavram adı verilen bitki, canlı, omurgalılar, memeliler...gibi sözcüklere, değer yargısı, önsezi, sağduyu, güven, bağımsızlık... gibi soyut kavramlara ulaşır; bir soyutlama (abstraction) ürünü sözcük ve terimlere sahip olur. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
- Bizce, Köktürklerde ve başka Türk kavimlerinde, ölenlerin anısına yazıtlar dikmek ya da mezar taşlarına, ölenin yaşamı ve başarılarını yansıtan metinler yazmanın çok eski bir gelenek olduğu kesindir. Böyle olunca, bunları yazanlar kadar, okuyan, okuyabilen bir kitlenin de bulunması ve bu yazının çeşitli Türk boy ve uluslarınca kullanılmış olması gerekmektedir. Dolayısıyla, Köktürklerden önce bu alfabenin olmadığı yolundaki bir düşünce de kabul edilemez. (En Eski Türkçenin İzlerinde)
- “Araştırmalar, Türkiye Türkçesinde türetmede görev alan biçimbirimlerin sayısının 100’ü geçtiğini göstermektedir. Türkçenin bu özelliği ona her türlü kavramı , her yeni kavramı karşılayabilme olanağı sağlanmaktadır.” (Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını)
- Burada, dikkati çeken bir gelişmeye de değinmek gerekiyor: Atatürk döneminde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 18 Temmuz 1932 tarihli yazısıyla bütün ülkede ezanın Türkçe sözlerle okunmasına başlanmıştı (bkz. Turan, 1981: 22). metni şu sözlerden oluşuyordu: 'Tanrı uludur (4 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak (2 kez)/ Tanrının elçisidir Muhammet (2 kez)/ Haydin namaza (2 kez)/ Haydin felaha (2 kez)/ Namaz uykudan hayırlıdır/ Tanrı uludur (2 kez)/ Tanrıdan başka yoktur tapacak/' (Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı)
- Televizyonu tivi, IMF'yi ayemef diye okuyan, HBB'yi eyçbibi diye sesleten kimselerin tutumu da ana dilimizin zararınadır. (Türkçenin Gücü)
- İkinci Dünya Savaşı' ndan sonra İngilizcenin bütün dünyada görülen yaygın etkisi , ana dil bilincinden yoksun kimselerin özensiz dil kullanımları, eğitim-öğretimde İngilizceye verilen ağırlık ve bu dille öğretim, Türkçenin sözcük ve terim düzeyindeki söz varlığında olumsuz gelişmelere neden olmuştur. (Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri)
- En büyük başarı, bütün dış etkilere, olumsuz koşullara karşın, kendisine uyan yolu seçerek bu yolda kararlılıkla yürüyebilmektedir . (Yaşayınca...)