Kitap Künyesi
Yazar: Aytunç Altındal
Yayın Evi: Alfa Yayınları
İSBN: 9786051067056
Sayfa Sayısı: 304
--reklam--
Türkiye'de Kadın Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Müslümanlığın en etkili 'Bağlayıcı' unsur olduğu bir ülkede 'Batı' tipi laiklik istiyorsanız, öncelikle 'Müslüman Kadın'ı 'Laik Kadın' haline getirmeniz gerekir. Bu toplum bilim açısından olayın ABC'si niteliğindedir. Ve bu görevi de bizzat devlet yerine getirir. Türkiye'de de bu böyle olmuştur. Dileyen, eğer kendisini rahatlatacaksa, 'Hayır, Türkiyeli kadınlar yıllarca mücadele ederek erkekler düzeninden haklarını söke söke almışlardır,' diye düşünebilir."
"Türkiye Cumhuriyeti'nde, gerçekte 'kazanılmış' değil, sağlayacağı belirli yarar ve çıkarlar önceden düşünülerek 'verilmiş' göstermelik ve saptırıcı nitelikte bir takım haklar vardır. Bu nedenledir ki Türkiye'deki kadın nüfusunun gerçek anlamda demokratik haklarından ve iktisadi-siyasal bağımsızlığından söz edilemez."
Aytunç Altindal, Türkiye'de Kadın'da, T.C. Devleti'nde burjuva kadınlarına Verilmiş olan hakların' tarihsel, toplumsal, siyasal, iktisadi, dinsel ve kültürel kökenlerini ve sebep sonuç ilişkilerini sergiliyor. Kadınlara, burjuva terminolojisinde kullanımıyla 'Eşitlik, özgürlük, Kardeşlik' vaat etmiyor, Rasyonalizmdi, Ampirizm'i ve Metodik düşünmeyi öneriyor. Türkiye'de 'İnsan' olarak 'Kadm'ın ekonomideki, siyasetteki, toplum bilimdeki ve tarihteki yeri ve rolünü taklitçilikten uzak, yaratıcı yöntemlerle incelemeye, eleştirmeye ve sürekli olarak gündemde tutmaya davet ediyor.
--reklam--
Türkiye'de Kadın Alıntıları - Sözleri
- İlkokula giden kızlara bakarak kızlarımız okuyor denemez. Çünkü Anadolu'da -1980'lerde bile kızlarını okula göndermeyi günah sayan -kendileri böyle şartlandırıldıkları için- ya da zorla gönderip bir kaç yıl sonra geri çeken on binlerce aile vardır.
- Türkiyeli kadının, gerçek demokratik haklarına, iktisadi, siyasal, toplumsal ve kültürel bağımsızlığına kavuşabilmesi, ancak ve ancak DİYALEKTİK DÜŞÜNMEYİ öğrenmesi ve bunu aklına ve yüreğine sindirmesinden ve kendisini bu mücadeleye adamasından geçer.
- Defalardır yinelediğimiz üzere, varlıklı sınıfın kızları/kadınları kadın haklarının saltanatını sürmüş, alt-yapının kızları/kadınları ise sürülen saltanatın "çileli" taşıyıcıları olmuşlardır.
- Beterin de beteri vardır. Türksoylu müslüman anadolu kadını, sonra tüm anadolu beyliklerini çeşitli siyasal oyun ya da savaşlarla teker teker tarihin sahnesinden silinecek ve yerinde dev bir imparatorluk kuracak olan osmanlılarda toplumsal-tarihsel kişiliğini neredeyse tamamen yitirecek ve yeni bir kimliğe büründürülecek; evde, yatakta, tarlada en ağır koşullar altında çalıştırılan, bir değil iki kez sömürülen, düşünme yapmasına vakit, olanak ve hak tanınmamış olan toplum elemanı olacaktır.
- Genellikle siyasal, iktisadi kültürel temel bilgilerden yoksun oldukları için de 'eli-yüzü düzgün' hale sokmakla bu kadınların köylü-halk kadnların durumlarını düzeltileceğine yürekten inanmışlardır.
- (islamiyeti kabul eden Türklerde kadın) ... Bu toplumsal değişim ve çalkantılar elbette ki yüzyıllardır kendi gelenek ve inançları içinde, müslüman arap kadını ile kıyaslanmayacak kadar özgür yaşamış olan Türk kadınını da etkilemiştir.
- Kadınlara siyasi hakların verilmesi yönünde yapılan çalışmalarda Türk Ocakları'nın büyük katkısı olmuştur. Türkçülük akımının savunucusu olan Türk Ocakları, düzenledikleri çeşitli toplantılarda kadın haklarını işlemişlerdir. Türk kadınına ilk siyasal hakkı, belediye seçimlerine seçmen olarak katılma hakkı tanınmıştır.
- Batılı ve özellikle Amerikan kadınının Türkiye kadınlarına örnek gösterilmesi ve Türkiye kadınlarını bu tip kadınlara benzetilmeye çalışılması ve bunun da Batılılaşma olduğu inancının yaygınlaştırılması II. Meşrutiyet döneminde başlatılmışsa da en etkin biçimde gelişmesi ve yerine oturması Cumhuriyet dönemine rastlamaktadır.
- Okuyup yazma bilmeyen bir kadınsa başkasına yazdırıp gazeteye yolladığı bir mektupta şöyle demektedir: «Çok karılılığın Şer'an caiz olduğuna diyecek yok. Ancak sakın bir karı ile kanaat etmeyin diye bir emir var mıdır? İşte bunu sual ederiz.»
- Gerek menderes gerekse demirel 1973 seçimlerine dek kadın seçmenlerden büyük ölçüde yararlanmışlardır.oysa bu hükümetler döneminde (1950-1971) kadın parlementer sayısı azalmış, kadınların siyaset dışında tutulması neredeyse kesin kural haline getirilmiştir. Gericilik hareketleri (nurculuk, süleymancılık, ticanilik) bu dönemde eski gücüne erişmiştir.
- Selçuklu kadınının durumu, göçebe Oğuz Türklerindeki kadının durumundan çok farklıdır. Göçebe oğuzlarda, kadın erkeğinden aşağıda kabul edilmemekte, kabilenin yönetiminde kendisine de danışılmakta yani kabilenin geleceğini ilgilendiren kararların alınışında iyi-kötü kendisinin fikri de sorulmakta; üretimden kendine düşen payı alabilmekte be cinsiyete göre işbölümü düzeni içinde çalışmaktadır.
- Kadın, sözde özgür, fakat pratikte kesinkes bağımlıdır. Bu bağımlılığı hem ekonomik hem de siyasaldır. Yine bu bağımlılığın sonucudur ki, kültürel faaliyetleri engellenmiş ve köreltilmiştir.
- Çoğunlukla kadınlardan “kadınca” konular üzerinde düşünmeleri, siyasete, iktisada kafa yormamaları ve bu gibi önemli konuları erkeklere bırakmaları istenmiştir. Bu nedenledir ki, kentli varlıklı sınıf kadınlarının hemen hepsi memlekette ne olup ne bittiğinden pek haberdar olamadan günlerini geçirmişler.
- Iyi ama kadın erkeğin sırtından geçinen bir parazit mi? Değil elbette. Tersine, birçok halde erkek kadının sırtından geçinmekte, kadın erkeğin kendisine verdiklerini gerek tarlalarda, gerek evde, gerekse yatakta fazlasıyla ödemektedir. Hatta, bu çalışmaları bir terazilendirilirse erkekten alacaklı bile çıkabilir. Ama kadının harcadığı bu emeğin için de yaşadığı düzende bir adı ve karşılığı yoktur, olmamıştır. Bu adsız ve daima borçlu kalınan emekçilik bir toplumsal kurumun kapsamı içine (evlilik kurumu) sokulmuş ve böylelikle de kadının kadınlık görevleri arasına katılmıştır. Sözün kısası; kadın hem yatakta, hem evde, hem tarlada -ya da ev dışında - durmaksızın çalışacak ve kendisine bazı hallerde salt soğan-ekmek getirebilen bir erkeğin gönlünü hoş tutacak/edecektir. Kadının erkeğinin kazancını beğenmemesi söz konusu değildir. İşte bu nedenledir ki, kadın evlilik müessesesinde bir köle durumundadır. Toplumunda kölecilik olsun olmasın kadın ailesi içinde iktisadi ve siyasal bakımlardan bağımlı olduğu kocasının (ve bazı durumlarda erkek evlatlarının) kölesi olur. Bu yargı, elbette ki, kadın nüfusunun çoğunluğunu oluşturan alt yapı kadını içindir. Üst sınıfta burjuvazi içinde, bu durum göreceli olarak sürmekte, ancak sosyo-psikolojik etkinliği birincilerden daha az olmaktadır.
- Yeniden 1950 sonrasının Kadın'ına dönelim. Bu dönemde kadın işçi sayısı büyük bir hızla artmış, kentli varlıklı sınıfın kadınlarıysa Amerikan karışımı Bati kopyacılığına dört elle sarılmışlardır. 1950 - 1960 arasındaki Menderesli, Bayarlı, Koraltanlı, Demokrat Parti iktidarı sırasında, Türkiyeli Kadın'ın siyasal hiç bir etkinliği olmamıştır, daha gerçeği, Kadın Hakları özünde bir saptırmaya uğratıldığı için, olması da beklenemezdi zaten. Kentli varlıklı aile kızlarıysa, hızla burjuvalaşma sürecini doldurmakta olan ailelerin kızları, en pahalı ve iyi okullarda (yurt içinde ve dışında) yüksek öğrenimler yapmışlar; işçi - köylü ve orta sınıfın kızlarıysa, genellikle, ilkokul ile lise (kız sanat, sekreterlik v.d.) arası bir mezuniyetle yetinmek zorunda kalmışlardır. Varlıklı sınıfın kızlarından, meslek sahibi olanlar genellikle doktor, eczacı, kimyager, avukat, dişçi, bankacı, üniversite öğretim üyesi gibi bir anlamda «pozisyonlu» kartvizitlerin sahibi olurken, altyapının kızları genellikle fabrika işçisi, ilkokul öğretmeni, ebe, hemşire, sekreter, polis, tezgahtar gibi meslekler edinebilmişlerdir. (Bu meslekleri edinebilmeleri de çok ağır maddi fedakarlıklarla sağlanabilmiştir.)
--reklam--
Türkiye'de Kadın İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın ilk baskısını okudum (1975 basımı) benden önceki sahibinin adina imzalanmış bir kitap kitap hâlâ güncelliğini koruyor bir nevi tarih kitabı da diyebiliriz kadinlar için ilk Türk devletlerinde ki kadının önemini anlatıyor daha sonra Büyük Selçuklu Devletinde kadinlar in onemi daha sonra Anadolu Selçuklu devleti ve Osmanlı devletin de ki kadınlara verilen önemi anlatıyor daha Türkiye Cumhuriyeti de kadınlara verilen önem dikkat çekiliyor ayrıca kitabın son 4 ya da 5 sayfası kurucu Mecliste ve daha sonra ki Meclislerde yer alan Hanımları gösteriyor (bu ilk basım kitapta mevcut diğer basimlarda var mı onu bilmiyorum ) (Aydın Onur Cebeci)
Bu kitaba çok ince bir inceleme yazmak gerekir. önsözde anılan feminizm, anti-feminizm furyasından uzak, sadece sosyo-ekonomik çalışma yapıldığını belirtmesi güzel olmuş. Onun dışında milat öncesi çağlara kadar uzanan bir zaviyeyle ele alınması ve kaynakça kullanımındaki derinlik de güzel. Fakat, ne zaman ki kitap İslam sonrası devirlere gelip, ayet ve hadisleri ele alıyor işte orda objektiflik bozuluyor ve açıkça bir saldırıya dönüşüyor. İki kadın şahitliğinin bir erkek şahitliğine denk tutulması sanki tüm sahalarda kadın=yarım erkekmiş gibi lanse ediliyor. Halbuki, bu kesinlikle yanlış bir anlamadır. Kadın eğitim alır,verir, ticaret yapar, üretir ve bu mal onundur. Yazarın başka kitaplarını da okudum ve takdir ederdim fakat bu kitabın ele alınır bir kısmı yok. (Sümeyye Nur Oğlakçı)
1975'li yıllarda yazılan bir ilke imza atan kitap. Türkiye'de kadınların sorunlarına ve toplumdaki varlıklarına ilişkin ayrıntılı bir çalışmayı ele almış Aytunç hoca. Çok değerli bir kaynak. Dönemin mevcut kapitalist iktidarın gerçekleştirmiş olduğu eylemleri, kadın emekçileri üzerinden okuyoruz. Eşit işe eşit ücret yargısını dahi kendilerince eşit işe eşit maaş şeklinde değiştiriyorlar, arasındaki koca farkı görmeden. Marks, Engels ve Lenin'in bahsetmiş olduğu ücret ve eşitlik kavramlarının kapitalist bir toplumda kesinkes bir araya gelmeyecek iki kavram olduğunu görmekteyiz. "Herkesin yeteneğinden herkesin ihtiyacına görelik" benimsenmiştir ve bu görüşün olduğu yerde de ücret mevzu bahis olamaz. Kadınların toplumsal ve ekonomik işbölümündeki görevlerinin, 1950-75 yılları arasındaki yansımalarını okumaktayız. Dönemin şartlarını da göz önüne alarak yazarın sosyalist ve komünist bir bakış açısıyla eseri ele aldığı görülmektedir. Öyle ki, bu görüşteki feministlerden yana bir bakış açısı benimsemekte, feministlerin siyasi, ekonomik ve iktisadi konulara karşı çıktıkça eşitlikçi bir toplum yapısının mümkün olabileceğini savunmaktadır. Kadınların toplumsal alanın her alanında bağımsız olmaları için diyalektik bir bakış açısıyla olaylara yaklaşmaları gerektiğini düşünmektedir. Bu mücadeleye kendini adayan kadınlar sayesinde toplumsal cinsiyet eşitliği varlığını gösterecektir. Kadın haklarının tüm emekçi sınıfın hakları olduğunu söylemektedir. Batılı devletlerin kadınlara yönelik uygulamış oldukları politikalar ve anlaşmalar okumaktayız, her devlette durumun benzer olduğunu görmekteyiz. Özellikle son sayfada Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası anlaşmalar yer almaktadır. Batılı devletler gibi olmaya çalıştığımız zaman, kadın politikalarını ve gençlerin hayat tarzları göz önüne alındığında, ABD ve Fransa milletlerini özendiğimizi, onların yaşam tarzlarını benimsediğimizi, yazarın verdiği örneklerle görmekteyiz. İslamcı zihniyetin görüşlerine bazı yerlerde çok şaşırmakla birlikte kahkaha attığımı söyleyebilirim. Yazarın tespitleri bu anlamda hem manidar hem de ironiydi. Yazara göre, Türkiye'nin geleceği, sosyalizmi araştıran ve gündelik hayata uygulayan kadınlar sayesinde şekillenecektir. Kapitalist toplumlardaki üretici emekçi kadınların farkındalıkları önem arz etmektedir. Yazarın da dediği gibi eser asıl eleştirmenlerine, kapitalizmi tamamen yaşamış devrimci kadınlar sayesinde ulaşacaktır. (Merve)
--reklam--
Türkiye'de Kadın PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Aytunç Altındal - Türkiye'de Kadın kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkiye'de Kadın PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Aytunç Altındal Kimdir?
Aytunç Altındal asıl ismi Aytun Altındal (d. 12 Ocak 1945, Bakırköy, İstanbul), tarih ve politika alanında faaliyet gösteren Çerkez asıllı Türk gazeteci, yazar ve araştırmacı. Dinler, felsefe, gizli örgütler ve sair konularda birçok makale ve kitap yazmıştır.
Öğrenimi
İlkokulu İstanbul'da, ortaokulu Diyarbakır'da (1956) bitirdi. Haydarpaşa, Kabataş ve Pendik liselerinde okuyarak liseyi tamamladı.
Aile Hayatı
Aytunç Altındal'ın babası Cavit Altındal, Beşiktaş kulübünde futbol oynamış aynı zamanda Haysiyet Divanı Başkanlığı yapmıştır. Annesi Fatma hanım ise ev hanımı. Aytunç Altındal, 4 kardeş içinde en küçük olanıdır.
Siyasi Hayatı ve Çalışmaları
Aytunç Altındal 1973 yılında Partizan adlı şiir kitabı nedeniyle 7.5 yıl hapse mahkum oldu ve yurtdışına kaçtı. 1975 yılında İsviçre'de "Marksist Yaklaşımla Türkiye'de Kadın" adlı kitabı çıkardı. 1977'de Havass ve1984'de Süreç yayınlarını kurdu. 1982'ye kadar Süreç dergisini yönetti. Daha sonra 1989'da Zürich'te Modus Vivendi Yayınevi ve Sanat Galerisini yönetti. Yine 1989 yılında Rusya'da Kültür Danışmanlığı görevini yaptı. 1992'de İngiltere Edinburg'da ki International Academy For European and Christian Studies kuruluşunda Project Academic Board (Akademik Proje İdari Heyeti) üyeliğine seçildi. Aynı yıl İngitere'de yayınlanan Three Faces Of Jesus(Üç İsa) adlı kitabı dünya basınında geniş yankı buldu. Daha sonra 1993'de Rusça'ya çevrildi.
1993'te International Society For The Study Of European Ideas (Uluslararası Avrupa Düşünce Çalışmaları Topluluğu) Bilimsel Kuruluna üye oldu. Aynı yıl Avusturya'nın Graz şehrindeki Karl- Franz Üniversitesi tarafından düzenlenen European Seculer Legacy (Avrupa'nın Laik Vasiyeti)adlı uluslararası konferansta Oturum ve Bölüm Başkanlığına seçildi.
1995'te merkezi New York'ta bulunan Carnagie Council On Ethics And International Affairs örgütüne davet edilen, ilk ve tek Türk Konuşmacı oldu.
Aynı sene, New York'ta Birleşmiş Milletler bağlantılı Global Forum Of Spiritual And Parliamentary Leaders Or Human Survival (İnsan Yaşamından Sorumlu Ruhani ve Siyasi Liderler Global Forumu)'nda Uluslararası Danışman üyesi oldu.
Ünlü Fizikçi Isaac Newton'un bugüne kadar hiç bilinmeyen bir kitabını da yayınlayan Altındal, Uğur Mumcu'nun "Sakıncasız" adlı eserinin de yapımcılığını üstlendi.
Şiir dışında deneme ve inceleme türlerinde eserler verdi. 1964'ten başlayarak Haber, Akşam, Cumhuriyet, Yeni Halkçı, Ulus, Yenigün gibi gazetelerde yazılar yazdı. Çeviri yaptı. Dokuz çeviri kitabı yayımlandı. Yedi kitabı yasaklandı. Fransa ve İsviçre'de bazı yazıları yayımlandı. Şiirleri Sanat Edebiyat, Varlık, Süreç, Bilim-Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Bazı şiirleri Amerika ve İzlanda dergilerinde yer aldı.
--reklam--
Aytunç Altındal Kitapları - Eserleri
- Bilinmeyen Hitler
- Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri
- Gül ve Haç Kardeşliği
- Bir Türk Casusunun Mektupları
- Üç İsa
- Kehanetler Kitabı
- Hangi İsa
- Yoksul Tanrı Tyanalı Apollonius
- Türkiye'de ve Dünyada Casuslar
- Devlet ve Kimlik
- Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi
- Tanrı Neden Fikir Değiştirdi?
- Bilinmeyen Vatikan
- Türkiye ve Ortodokslar
- Kültür Emperyalizmi
- Papa 16. Benedikt
- Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma
- Türkiye'de Kadın
- Haşhaş ve Emperyalizm
- Elvedasız
- Çağların Sorumluluğu
- Siyasal Kültür ve Yöntem
- Kültür Savaşları - II
- Elvedasız Ayrılık
- Meryem ve Hilal
--reklam--
Aytunç Altındal Alıntıları - Sözleri
- Cizvitler Hitler'den tutun da Kenny'nin öldürülmesine kadar sayısız '' konspirasyon teorisinde '' baş rolü oynamışlar ve oynamaya da devam etmektedirler . (Papa 16. Benedikt)
- Türkiye'de, gerçekte, "Şeriat"a bağlı bir Devlet düzeni kurabilmek hayalden de öte bir halüsinasyondur. Din'i Devlet işlerine alet edebilmek ise, öncekinden daha Zırva bir iddiadır. Siz 1990'lar Türkiyesi'nde, bir yetkilinin örneğin baştan aşağı zemzem suyuyla yıkanmış, namazında niyazında "Tam" Müslüman bir Devlet yetkilisi IMF ile, Dünya Bankasıyla, AET ile, NATO ile islami Şeriat'a uygun anlaşmalar imzalayabileceğini düşünebiliyor musunuz? Sadece Türkiye'de değil, dünyanın hiçbir ülkesinde -İran dahil - taraflardan biri, dinsel esaslara göre hazırlanmış bir "Petrol" ya da "Teknoloji" ya da "Ticaret" anlaşması imzalatmayı isteyemez. Bu koşullar altında "Şeriat Devleti" bir aldatmaca ve umacı işlevini görmektedir, o kadar. (Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma)
- kimi niçin seveceğimi, biliyorum aştım duygusallığı, sıyrıldım düşlerden... (Elvedasız)
- Vatikan’a bağlı olan gizli örgüt OPUS DEİ (Tanrının işleri) gittiği her ülkede ilkin mesleğimde çabuk yükselmek isteyen hırslı, yerleşik, ahlaki değerlere önem vermeyen şahıslarla, kendileri çok önemseyen fakat nedense adlarını duyuramamış aydınları avladı. Özellikle basın ve tv ile bunları destekledi. Sonra bunları kullanarak ülkelerde her istediğini yaptırır hale geldi. (Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri)
- Dünya Müslümanları bir konuda şaşmaz bir istikrara sahipler; ''şaşkınlıkta''. Müslümanlar kadar şaşırmayı seven insanlara az rastlanır doğrusu! (Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi)
- "Öğrenebileceğin kadar öğren,fakat kimliğini hiçbir zaman açıklama..." (Bilinmeyen Hitler)
- Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlerisiniz.Yüce Yaradan alnınıza diktatörleri yazmamıştı,bunu sizler kendi kendinize yazıyorsunuz.(23 Ağustos 1974. & Milliyet Sanat (Kültür Emperyalizmi)
- Yüzyıllar boyunca süren bu mezhepler arası kavgalar, Rus Ortodoksluğunun en belirleyici özelliği olmuştur. Birbirlerine amansızca saldıran bu mezheplerin mensupları kanlı kıyımlar yapmışlardır. Örneğin 17.yüzyılda patlak veren bir mezhepler arası savaşta geleneğe bağlı kalmak isteyen "Eski Müminler" tarikatının üyeleri, bizzat Rus Ortodoks kiliseleri tarafından suçlanmışlar ve işkence edilerek öldürülmüşlerdi. (Türkiye ve Ortodokslar)
- İnanç, bilgiyi dışlar. Aslolan inanmaktır. "Credo quia absurdum est."(Saçma olduğunu ben de biliyorum ama içimden inanmak geliyor, yapılacak birşey yok!!!) (Hangi İsa)
- Sözün özü; Türkiye'nin AB'nin tarihinde vardır ama kültüründe yoktur. (Gül ve Haç Kardeşliği)
- 1600 yılına kadar Engizisyon Mahkemesi'nin, ajanlar kullanarak yakılarak öldürttüğü insan sayısı on binlerle sayılmıştır. (Türkiye'de ve Dünyada Casuslar)
- Bu mezhep ve tarikatın üyeleri o günlere kadar alışageldikleri tarzda, yani gelenekleri gereği, Haç işaretini iki parmaklarını kaldırarak yapmaktaydılar. Ama kilise bunun üç parmağın kaldırılmasıyla yapılması gerektiğini öne sürünce, "Eski Müminler" mezhebini üyeleri, işkencede ölmektense topluca intihar etmeyi yeğlemişlerdi. (Türkiye ve Ortodokslar)
- Bir şeyi bilmenin alameti doğru soru sormaktır. (Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri)
- Her insan da doğuştan Kimlik vardır ve sonradan Kişilik oluşur.. (Devlet ve Kimlik)
- Sorunlardan ''mucizevi'' girişimlerle, olağanüstü şahısların önderliğinde -bir anlamda çağın Mesih'leri aracılığıyla- kurtulmaya şartlandırılmış olan Türkiye toplumunda... (Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi)
- 17 temmuz 2000 de New Yorker dergisinde Hitler'in amerika'da yaşayan üvey kardeşinin ailesiyle ilgili bir inceleme yayımlandı. Yazar Timothy W. Ryback , bu aileden adını vermediği bir adamla görüştüğünü ve bu kişinin kendisine " Hitler Ailesin'de yahudi kanı vardır. Hatta bir amcamız şimdi Tel aviv'de yaşıyor dediğini aktarmıştır. (Bilinmeyen Hitler)
- Hem Tevrat hem de Torah Avrupa'da özellikle de ortaçağ boyunca daima lanetlenmiş ve yakılmıştı. Tıpkı Teocide=Tanrı Katili diye tanımlanan Yahudiler gibi! Kilise'nin dilinde Yahudi, Tanrı İsa'yı öldürmüş olan katildi. (Hangi İsa)
- Tarih boyunca kendilerinin toplum tarafından sefil bir yaşama mahkûm edilmiş oldukları duygusuna kapılmış olan birçok fahişe, intikam, nefret, garaz gibi duygularla hareket edebildikleri için düşman ülkelerin istihbarat örgütlerince elde edilebilecek ilk kişiler arasında sayılmışlardır. (Türkiye'de ve Dünyada Casuslar)
- Filistin, İsa'nın yaşadığı dönemde Roma'nın egemenliği altında bir Teokrasiydi. Yahudi Şeriatı acımasız bir şekilde uygulanıyordu, bunu ihlâl en hafifinden ağır hapis veya "Dışlanma" cezasını öngörüyordu. Ve İsa, bunu göze alarak Sinagoga=Havra'ya gitti ve avluda para ticareti ve tefecilik yapan Yahudilerin masalarını devirdi, onlara faizciliğin ve tefeciliğin "Caiz" olmadığını söyledi. Oysa para ticareti ve diğer yollardan Havra her yıl büyük paralar kazanıyordu. Yazar Jim Bishop'un yaptığı hesaba göre, Filistin'deki 3 milyon Yahudi her yıl sadece "Bağış" olarak, 1959 verilerine göre, 420.000 Pound para ödüyordu. Ve bu paraların büyük kısmı da en güçlü Yahudi Ailelerinin ve Cemaat Önderlerinin arasında pay ediliyor ve Sinagog'un avlusundaki tefeciler/aracılar tarafından çoğaltılıyordu. (Hangi İsa)
- İbranice İsrael adı, "Tanrı'yla mücadele eden" anlamına gelmekteydi. (Üç İsa)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin