Kitap Künyesi
Yazar: Hilmi Yavuz
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750823701
Sayfa Sayısı: 192
--reklam--
Üç Anlatı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yazarı da okuru da sarakaya alan ama ona karşılık son derece ciddi bir parodi. (...) Yavuz, parodisini anlayacak ciddi, araştırmadan üşenmeyecek okurlar arıyor. (...) Yavuz'un, parodiye hasret edebiyatımıza iç açıcılık getirdiği kanısındayım.
-Doğan Hızlan-
Taormina, Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri ve Kuyu Hilmi Yavuz'un çok başarılı postmodern üçlemesidir.
-Dilek Doltaş-
Türk edebiyatı kanonunda şairliğiyle öne çıkmış olan Hilmi Yavuz, tek kurgusu olan Üç Anlatı: Taormina, Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri, Kuyu ile "postmodern" romancılar arasında hak ettiği yeri almıştır.
-Mukadder Erkan-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Üç Anlatı Alıntıları - Sözleri
- O güne değin gerçekte sadece okumuştum, o kadar!
- Fotoğraf demek ölüm demektir! Çünkü artık var olmayanı, yani ölmüş olanı gösterir.
- "Kitaplar vardır, yirmi yıl yanınızda taşımış, okumamışsınızdır; hep el altında bulundurmuş, kentten kente, ülkeden ülkeye sizinle alıp götürmüş, pek fazla yer olmasa da özenle sarıp sarmalayarak bavulunuza koymuşsunuzdur. Bavuldan çıkarıp alırken yaprakları belki karıştırırsınız şöyle ama bir tek satırını bile baştan sona okumaktan dikkatle sakınırsınız. Derken yirmi yıl geçer aradan, bir an gelir sanki çok büyük bir baskıya karşı duramayarak ansızın böyle bir kitabı baştan sona bir solukta okuyup yutmaktan başka bir şey yapamazsınız, bir vahiy gibi gelir size okuduklarınız. O zaman, kitabi okumaktan o bir sürü kaçışların anlaşılır nedeni. Okumadan kitabı uzun bir süre yanınızda bulundurmanız gerekmiştir; kitabın yolculuğa çıkması, uzamda bir yer tutması, bir yük oluşturması gerekmiştir. Ama yolculuğun son durağına ulaşılmıştır artık, kendini açığa vurma zamanı gelip çatmıştır, sizinle suskun yaşadığı yirmi yılın üzerine saçar ışığını şimdi. Bir zamanlar suskun durmasaydı, söyleyeceği o kadar çok şey de olmazdi. Bu durumda hangi budala, kitabın hep aynı içeriği kendisinde barındırdığını söylemeye kalkabilir!"
- Türkiye'de mahkeme çağrıları, kap: altından atılamayacak ölçüde ciddi belgelerdir!
- O güne değin, bazı kitapların bazı bölümlerine özenmiştim ve bir insanın yaşamının özenilecek bir yanı olduğunu düşünmemiştim.
- Kapağında ‘roman’ yazdığı için roman sayılması söz konusu olmayan kitaplar da vardır, -ve pederim, bu gibi durumlar için, bokun adını båb-ı sabà koymuşlar, demiştir.
- Ağlamak uykuya iyi gelir, hemen uyursunuz.
- Okuyan, yazandan arif gerek.
- Edebiyatla ilişkimin beni iyiden iyiye mutsuz kıldığını söyleyebilirim. Edebiyat, özellikle de roman okuma (ve, daha sonra da, yazma) tutkusu, yaşamımı kötü, çok kötü bir biçimde etkilemiştir. Edebiyat uğraşının, daha başından beri lånetlenmiş bir uğraş olduğunu öğrendim giderek. Ama lânetlenmiştim bir kere; asli günah gibi edebiyatla lekelenmiş'tim. Gündelik yaşamdan bir başka dünyaya düşmüş, ya da atılmıştım.
- Ölüm'ü yazmak deneyimi bir imgeleme deneyimidir. Wittgenstein'ın da çok haklı olarak belirttiği gibi, insanın (kendi) ölümü(nü) yaşamasına olanak yoktur! Öyleyse, insanın kendi ölümüne ilişkin bir idea'sı olamaz; ne zaman ölümünü imgelemeye kalkışsa kendini, salt bir seyirci olarak imgelemekten öteye geçemediğini görür, çünkü... Seyirci ya da tanık olmaktan başka nasıl görebiliriz ki kendi ölümümüzü?: Our own death is unimaginable. (kendi ölümümüz düşünülemez)
- Aynalara bakma, aynalar fenalık Denizi, sonsuz olanı düşün artık... A.Muhip Dıranas
- Aslında ben ne kötüydüm, ne de hırçın. Yaptıklarım hep gönlüm hoş olsun diye kuru gürültü koparmaktan ibaretti. Hiddetten ağzım köpürmüşken biraz yüzüme gülüp, önüme bir bardak şekerli çay sürerek gönlümü alırsan belki hemen o anda yelkenleri suya indiririm. Ustelik duygulanırdım da... Ama ihtimal, sonradan kendi kendine kızar, utancımdan aylarca uykularımdan olurdum. Huyum böyleydi işte."
- ah, siz gençler nerden bileceksiniz? Sözcüklerin de bilinci vardır. Neden derseniz, karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat daha artıyor, derim. Ağırlık somuttur, öyleyse sözcükler de somuttur.
- Yaşlanır insan ve yaşlandıkça giderek büyüyen, büyüyen, büyüyen kentlere daha çok benzemeye başlar.
- Ah, doğallıkla salt okumak yetmiyordu, -yaşamak da gerekti!
--reklam--
Üç Anlatı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Birtakım Postmodern Denemeler ve Oyunlar: Türk edebiyatında postmodernizm anlamında okunması en zor kitaplardan birisiyle karşı karşıyayız: Üç Anlatı. Hilmi Yavuz'un tamamen postmodern tekniklerle kaleme aldığı bu anlatılar edebiyatımızda postmodern roman teorisine tam anlamıyla uyan ve bunu alenen yapan nadir metinlerden. Oyun, çoğulculuk, parodi, pastiş, ironi, metinlerarasılık, üstkurmaca gibi postmodern metinlerde öne çıkan ögeler bu anlatılarda oldukça ön planda. Edebiyatımızda yazılmış olan diğer postmodern metinlerde bu ögelerin hepsinin bir arada kullanıldığı eserleri pek göremiyoruz. Daha çok bu ögelerden biri veya birkaçının daha çok ön plana çıkarılarak kurgunun oluşturulduğunu görmek mümkün. Hilmi Yavuz'un anlatılarında ise tüm ögeler açıkça ön plana çıkıyor ve bu da açıkçası okumayı zorlayıcı hatta postmodern edebiyata uzak okurlar için anlaşılmaz hale getiriyor. Öyle ki postmodern edebiyatın "donanımlı okur" beklentisi bu anlatılarda hat safhaya ulaşıyor. Bu yüzden mutlaka kaçırdığınız ya da fark etmediğiniz bir nokta olacaktır bu anlatılarda. Tüm detayları yakalasanız bile yazarı kendi öz yaşam öyküsünden kattığı ince detayları yakalayamayacaksınız. Hele ki yeni bir okursanız bu anlatıların hiçbir anlam ifade etmediklerini düşüne de bilirsiniz. Peki bu anlatılar ne anlatıyor? Aslında hiçbir şey. Aynen öyle. Üç anlatıda bazı esinlenmelerden, bazı parodilerden ve bazı küçük değinmelerden ibaret aslında. Elle tutulur bir olay örgüsünden bahsetmek mümkün değil ki bunun yazar tarafından açıkça yapıldığı da ortada. Hatta yazar olay örgüsünün oluşmasını aralara girerek engelliyor. Anlatıcının sürekli değişmesi ve bunun fark edilmemesi de anlatıların takibini zorlaştırarak belirli bir olay örgüsünün oluşumunu engelliyor. Yazarın bu anlatılarda istediği şey ise okuru ve kendini eğlendirmek. Bunun için romanları bozuyor, aralara giriyor, gerçeklikle dalga geçiyor, okurun zihniyle alay ediyor vs. Üç anlatıda da postmodern ögelerin "denenmesi"ni de görüyoruz. Yazar kendince bir şeyler deniyor ve bunu yaparken tek amacı bir eğlence üretmek. Hilmi Yavuz'un bu üç anlatısı üzerine elbette kuramsal açıdan çok daha fazla şey söylenebilir. Alıntılarla ve farklı kuram kitaplarıyla metinler derinlemesine incelenebilir ki o zaman bu anlatıların edebiyat teorisi açısından ders olarak okutulabilecek nitelikte oldukları anlaşılır. Benim bu inceleme bahsetmek istediğim şeyse bu anlatıları okurken eğlenceyi ön plana koymanız gerektiği. Çünkü yazar bunu istemiş. Anlatılara yerleştirdiği detayları fark edip eğlenmenizi istemiş. Eğer bu şekilde bir okuma yaparsanız çok keyif alacağınız bir okuma yapacağınız kanısındayım. Ancak bir kurgu, bir macera peşindeyseniz bu anlatılar sizin için bir işkenceye dönüşebilir. Herkese iyi okumalar... (Hakan Çoban)
Metinlerarasılığın haddinden fazla kullanıldığı anlatı... Yazarın yer yer benimle tartışması ayrı hoşuma gitti. Benimle konuşması bir Victor Hugo esinlenmişliği çağrıştırdı. Kitap üç anlatıdan oluşuyor, roman diye çıkılmış seyahat, anlatı olarak tamamlanmış. Çoğu zaman anlayamadığım kısımlar oldu, benimle oyun mu oynuyor dediğim de oldu, ama sonu merak uyandıran farklı bir tarz. (Gamze Büyükkayaer)
Hilmi Yavuz'un üç anlatısının bulunduğu, zaman zaman "Yazar acaba ne demek istedi? Dalga mı geçiyor?" dedirten, bir bulmaca çözüyormuş hissi uyandıran, içinde Latince, Almanca, özellikle Fransızca ve Osmanlıca cümleler barındıran, samimi cümleleri okudukça güldüren, konu başka başka yerlere gittikçe "Buraya nereden geldik? Nereye gidiyoruz?" dedirten, az sayfalı ama çok düşünceli kitap. Özellikle "Taormina" anlatısının başlıklandırılmasında atlanan sayılar henüz ikinci sayfada dikkate takılıyor. 1, 2, 4, 7, 8. Kimileri için "Kuyu" anlatısı popüler olsa da ben "Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri" anlatısını sevdim. Yazarlar ve okuyucularla dolu bir küçük ama ihtivası büyük eser. (Ferdi Bişkin)
--reklam--
Üç Anlatı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hilmi Yavuz - Üç Anlatı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Üç Anlatı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hilmi Yavuz Kimdir?
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
--reklam--
Hilmi Yavuz Kitapları - Eserleri
- Büyü'sün Yaz!
- Hüzün Ve Ben
- Okuma Biçimleri
- Üç Anlatı
- Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler
- Lanet Şiirleri
- İslam'ın Zihin Tarihi
- Yara Şiirleri
- Lirik Defterler
- Hurufi Şiirler
- Türkiye'nin Zihin Tarihi
- Alafrangalığın Zihin Tarihi
- Avrupa'nın Zihin Tarihi
- Talan Şiirleri
- Budalalığın Keşfi
- Okuma Notları
- Felsefe Yazıları
- Bedrettin Üzerine Şiirler
- Doğu Şiirleri
- Belleğin Kuytularından
- Erguvan Sözler
- Edebiyat Ve Sanat Üzerine Yazılar
- Edebiyat Okumaları
- Denemeler
- Yüzler ve İzler
- Behçet Hoca
- Kendime, İstanbul'a, Kadınlara Dair
- Modernleşme, Oryantalizm ve İslam
- Roman Kavramı ve Türk Romanı
- Yolculuk Şiirleri
- Ceviz Sandıktaki Anılar
- Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
- Yazın, Dil Ve Sanat
- Bedreddin Üzerine Şiirler
- Yaz Sohbetleri
- İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar
- Gülün Ustası Yoktur
- Çöl Şiirleri
- Akşam şiirleri
- Osmanlılık, Kimlik, Kültür
- Kayboluş Şiirleri
- Defterler
- Kara Güneş
- Söz'ün Gücü
- Bakış Kuşu
- Söylen Şiirleri
- Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine
- Özel Hayat'tan Küreselleşme'ye
- Ayna Şiirleri
- Ah Kadınlar
- Memleketimin Münevverlerine Dair
- İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar
- Sanki Her Şey Daha Dün Gibi
- Şiir Henüz
- Kuyu
- Yazın Üzerine
- Felsefe Üzerine
- Kültür Üzerine
- Felsefe ve Ulusal Kültür
- Çeviri Şiirleri
- Şairin Zihin Tarihi
- Gizemli Şiirler
- Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
- Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş
- Dilin Dili
- Zaman Şiirleri
- Taormina
- Biz Bu Dünyadan Değil miydik?
--reklam--
Hilmi Yavuz Alıntıları - Sözleri
- kendi üzerime kurdum yalnızlığımı; kalbim,kalbim bir o kadar belirsiz; bir oluştan Bir-Oluş'a gül akar; âh,gül akar yol olur... yoldur bu,görünmez olur kar.... ya da,sis,siz..... görünsem,geri dönmez miydiniz? (Yolculuk Şiirleri)
- beklerken işittiğim sesler boğuyor beni, boğuyor... (Yara Şiirleri)
- Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan. "Menfur: Nefret edilen" (Yüzler ve İzler)
- ama şimdi, nedense, her şeyde ansızın dağılan kelebek tadı (Bedreddin Üzerine Şiirler)
- ey uçurum gözlü sevgilim! ne zaman baksam aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmış görüyorum kendimi (Yara Şiirleri)
- Rüzgâr agaclarda daha koyu sesler çıkarır, mevsim son yazdan ileriye dogru gittikce... Işte buradayım. Dünyada olmak istediğim yerde. Şimdi gidip denize girmeliyim- ve denizin sesini, guzdur, dinlemeliyim. Denizi ancak dibe, diplere dalarsanız duyabilirsiniz. Çünkü gizlidir denizin sesi. Onu duymak için denizden olmak, denizin kendisi olmak gerekir. (Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler)
- Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde'si ise Çukurova'nın nesnel tarihsel diyakronosini, Yaşar Kemal'in Yusufçuk Yusuf'unun bıraktığı zamandan başlatır. Bu iki roman, Çukurova'nın toplumsal tarihinin 'geçmiş zaman/ şimdiki zaman/ gelecek zaman' uzanımını, maddeci tarih tipolojisinin kuramsal bağlamı içinde bütünler gibidir. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- Var olmanın gücü Söner yangın birazdan Yatışır özlem. Bir gün karşılaşırız Bir gün, bir yarım akşam.. (Akşam şiirleri)
- “tek başına, ayakta, yas töreni gibiyim…” (Ayna Şiirleri)
- Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti. (Alafrangalığın Zihin Tarihi)
- hiçbir şey özlenmiyor! gül öldü... (Yara Şiirleri)
- Şeyh Galip, "Eş'arımı fehmeylememek ayb olmaz" demiş ve şiirini anlamayanlara onu açıklamak gereğini duymamıştı. (Şiir Henüz)
- bir kuşatma gibiyim şimdi kendi kendime... (Erguvan Sözler)
- Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım. (Hüzün Ve Ben)
- En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır. (Budalalığın Keşfi)
- Yaşar Kemal, Çukurova'da düzen değişikliğini anlatırken "o iyi atların, o iyi insanları' alıp gittiklerini;ama ne kadar soylu ve insani olsa da bu gidişin kaçınılmaz olduğunu, romanın sonundaki "çürümüş, yıllanmış, kokmuş ağır suyun açılmış toprağı doldurarak akması" simgesiyle ve önemle vurgular. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır gurbet sende pamuklarsa gece aya ordan doğar şiir acıya çullanır ilkyaz düşeli beridir giden ben değilim, yoldur dili söyleyen sevdaysa mektubum kalbime yollanır nehir kuşa batsa birden aksa tersine aksa batsa kül, batsa turna ve batsa... ve benim bir yanım ki ferhadsa bir yanım dağdır hasret, külüngü vurduğum yerdir ateş, kül ile dağlanır bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır (Doğu Şiirleri)
- Aristoteles; dolayısıyla felsefe, "ben her şeyi biliyorum" diye tafra satmamayı, tersine alçakgönüllü olmayı öğretir. (Denemeler)
- “o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok! harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı,yaprağı,çiçeği aştı;-ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e…” (Hurufi Şiirler)
- Ayırt edici sınır çizgileri çizmek, analitik düşüncenin olmazsa olmazıdır. Sınır çizgileri çizmek ve onların gereğini yerine getirmek ve bunları karıştırmamak! (Yaz Sohbetleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin