Kitap Künyesi
Yazar: Patrick Süskind
Çevirmen: İlknur Özdemir
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789755108902
Sayfa Sayısı: 88
--reklam--
Üç Buçuk Öykü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somerin Öyküsünün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükindin usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.
--reklam--
Üç Buçuk Öykü Alıntıları - Sözleri
- İnsanın umut olmazsa yaşayamayacağı söylenir. Ama yaşamıyor zaten, ölüyor insan...
- ‘’Soru nasıldı? Hah, tamam, şöyleydi: Beni etkileyen, içime işleyen, bende iz bırakan, sarsan, hatta yolumu şaşırtan ya da beni yoldan çıkaran kitap hangisidir?’’
- İnsanın umut olmazsa yaşayamayacağı söylenir. Ama yaşamıyor zaten, ölüyor insan.
- Yorulduğu zamansa oturduğu koltukta uyuyordu, çünkü derin bir uykuya dalarım korkusuyla yatağına yatmaktan çekiniyordu.
- Küçük insanlar yangından kaçar gibi kaçabilirler sözlerimden, onların hoşuna gidecek şeyler söylemek zorunda değilim.
- İnsanın umut olmazsa yaşayamayacağı söylenir. Ama yaşamıyor zaten, ölüyor insan.
- "Beni alaya almak istiyorsanız sabahları daha erken kalkmanız gerek..."
- "Dünya," diyorum. "acımasızca kapanan bir midye kabuğudur."
- Gerçeğin yüzü korkunç, onu görmek de Medusa'nın yüzünü görmek kadar öldürücü.
- Düşüncelerim yıllardır izledikleri rotayı izlediler, hayat yine aynı bezdirici gidişatını sürdürdü;
- Bu üç beş sayfa, tanımadığım bir okur ve gerçeği görme cesaretini bulan ve bu gerçeği taşıyabilecek güce sahip olan gelecek kuşaklar içindir. Küçük insanlar yangından kaçar gibi kaçabilirler sözlerimden, onların hoşuna gidecek şeyler söylemek zorunda değilim.
- Dünya, acımasızca kapanan bir midye kabuğudur.
- İnsanın umut olmazsa yaşayamayacağı söylenir. Ama yaşamıyor zaten, ölüyor insan.
--reklam--
Üç Buçuk Öykü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Gerçek seni korkutuyorsa bundan sonrasını okuma!: Üç öykülü, otuz sekiz sayfalık bir kısacık anlatı. İlk öykü, "Derinlik Baskısı" adıyla Türkçeleştirilmiş, bir ressamın kariyerinin kırılma noktasını anlatan bir drama. Gayet hoş bir hikâye. Gayet güzel bir anlatım. Sadece dört buçuk sayfada birçok şey anlatabilmeyi başarmış, nitelikli bir metin. İkinci öykü "Bir Çatışma" başlığıyla Türkçeye aktarılmış. Öykü bir satranç müsabakasını anlatıyor. Zweig'ın "Satranç"ına benzer bir öykü. Genel hatlarıyla çok hoş. Özellikle görünüşün ve ön yargıların ne kadar etkili ve yanlış olabileceğini anlatan konusuyla dikkat çekiyor. "Maître Mussard'ın Vasiyeti" isimli son öyküde kendisini dünyayı farklı gördüğü ve bir filozofla eş olduğu konusunda telkin eden Maître Mussard adındaki bir şahsın kişisel dünya görüşünü okuyoruz. Ona göre her şey taşlaşmış midyedir. Midye, bütün evreni oluşturan özdür. Burada kendini bir filozofa benzeten Mussard, filozoflar gibi, varlığın özüne inerek oraya midyeyi koymakta. Hatta midyeye yaratıcı güç de atfederek onu Tanrılaştırmakta, bir nevi panteizme kucak açmakta. İçeriğinde arkhe, öz, panteizm, varoluş vb. konular barındırdığı konuya hâkimlerce görülebilecek, özellikle felsefi zeminde çok değerli bir öykü olduğunu söyleyebileceğim bir öykü. (Herkez yanlızsa demekki birşeyler yalnış...)
kısacık, akıcı bir kitaptı. içindeki öyküler keşke biraz daha uzun olsaymış ama yine de beni memnun etti,, kitap okuyamama döngümü kırmak için başladım ve bir okuyuşta bitirdim o yüzden mutluyum (woshi)
Güvercin'den sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bir ressamın derinlik baskısıyla mücadelesi anlatılan ilk öykü muazzam. Süskind, anlatmak istediği şeyleri satır aralarına gizleyen bir yazar; bu anlamda ana teması satranç olan öyküyü satranç bilmeseniz de büyük bir hayranlıkla okuyorsunuz. Çünkü satranç sadece bir metafor, anlatılmak istenen ise insanların algılarını yönlendiren etkenler aslında. Midyeli öykü ise başka bir dünya ; Gabito'nun büyülü gerçekçiliğini andırıyor bir nebze. Bu kadar kısa olmasına rağmen bu kadar düşündüren öyküler yazmak herkesin altından kalkabileceği birşey değil. (Yusuf Konakci)
--reklam--
Üç Buçuk Öykü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Patrick Süskind - Üç Buçuk Öykü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Üç Buçuk Öykü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Patrick Süskind Kimdir?
Patrick Süskind (d. 26 Mart 1949 - ), Alman, roman, senaryo ve radyo oyunu yazarı.
Hayatı
Almanya'nın Bavyera eyaleti sınırları içinde kalan Münih'in 30 km güneyindeki Starnberger Gölü kıyısında, Ambach'ta dünyaya geldi. Babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazardı.
Patrick Süskind, lise olgunluk sınavının ardından sivil olarak askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra 1968-1974 yılları arasında, yine babası gibi, üniversitede tarih eğitimi aldı. Münih Üniversitesi'nde ortaçağ ve modern çağ tarihi öğrenimi gördü. Tarih eğitimini Magister bitirme sınavı ile tamamladı. Üniversite yıllarında düzyazılar ve senaryolar yazmaya başladı, ancak bunlar bügüne kadar hiç yayınlanmadı.
Üniversite eğitiminin ardından gittiği Fransa Aix-en Provence'de Fransızcaya ve Fransız kültürüne ilişkin bilgisini arttırdı.
Patrick Süskind, babası gibi, serbest yazar olarak çalişmakta, yazı işleri ve düzeltmenlik yapmakta, roman, kısa hikâyeler ve televizyon senaryoları yazmaktadır.
Eserleri
Süskind'in kitapları yirmiden fazla dile çevrilmiştir, ve birçok kez sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Yine kendisinin elinden çıkan kısa ve alaycı bir biyografisinin dişında hakkında pek az bilgi vardır. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan Patrick Süskind, Münih, Paris ve güney Fransa'da Montolieu'da yaşamaktadır. Süskind, kendisine verilen edebiyat ödüllerini dahi almamakta ve reddetmektedir.
Patrick Süskind, 1981 tarihli bir monolog olan "Der Kontrabass" (Kontrabas) adlı oyununun Münih Cuvilliee tiyatrosunda sahneye konulması ile meslek hayatının ilk büyük çıkışını yaşadı. "Der Kontrabass" 1985 yılında Tevfik Turan tarafından dilimize çevrildi ve Can Yayınları tarafından yayınlandı.
1985 tarihli "Das Parfum" adlı ilk romanı ile Süskind dünya çapında şöhrete kavuştu ve Almanca konuşulan ülkeler İsviçre, Avusturya ve Almanya'nın en önemli çağdaş yazarlarından biri oldu. "Das Parfum" 1987 yılında "Koku" adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize çevrilerek Can Yayınları tarafından yayınlandı. "Das Parfum" bir "çok satan" olduğu gibi aynı zamanda yazarı henüz hayatta olmasına rağmen klasikleşerek "uzun satanlar" arasındaki yerini de aldı. 100 bin adet olarak basılan "Das Parfum"'ün ilk Almanca baskısı birkaç hafta içerisinde tükendi ve roman tam dokuz yıl boyunca Almanya'nın önemli dergilerinden biri olan Der Spiegel'in çok satanlar listesinde yer aldı. Bugüne kadar 33 ayrı dile çevrilen "Das Parfum" tüm dünyada tam sekiz milyon adet satılmıştır. Yine Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanarak 14 Eylül 2006 tarihinde Almanya'da gösterime girmiştir.
--reklam--
Patrick Süskind Kitapları - Eserleri
- Koku
- Güvercin
- Kontrbas
- Aşk ve Ölüm Üzerine
- Üç Buçuk Öykü
- Herr Sommer'in Öyküsü
--reklam--
Patrick Süskind Alıntıları - Sözleri
- Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur. (Koku)
- "Düşlerimde daha az utangaçtım." (Herr Sommer'in Öyküsü)
- -"Bana pantolonu önümüzdeki pazartesi verirseniz üç hafta sonra hazır olur." -"Üç hafta?"... -"Evet,... üç hafta. Daha erken olmaz." (Güvercin)
- Ah, kendini aşkta olumlayan akıl almaz hayat! (Aşk ve Ölüm Üzerine)
- Bittim ben, içim ölmüş benim,ölmek istiyorum. Yardım edin de öleyim! (Koku)
- Neyime gerekti böyle bana karşı birleşmiş bir koca bir kalabalık? Bana neydi böyle bir dünyadan? Böyle aşağılık bir dünyada, hayır, benim yerim olamazdı. Boğulacaksa ötekiler boğulsundu kendi kalleşliklerinin içinde! Onlar sıvasındı sümüklerini her istedikleri yere! Ben yoktum buna! Oyunlarına artık katılmayacaktım. Bu dünyaya elveda diyecektim ben. (Herr Sommer'in Öyküsü)
--reklam--
- Düşlerimde daha az utangaçtım. (Herr Sommer'in Öyküsü)
- “Bu zamanda hiç kimseye güvenip yaklaşmaya gelmiyordu aslında.” (Koku)
- Âşık olma halinde ve aşkta büyük bir ahmaklık tezahür eder. (Aşk ve Ölüm Üzerine)
- ¶¶ Bu zamanda hiç kimseye güvenip yaklaşmaya gelmiyordu aslında (...) ¶¶ (Koku)
- "Düşünmek," der, benim bir arkadaşım -kendileri yirmi iki yıldır felsefe okuyor, şimdi doktora yapmakta- "düşünmek, herkesin acemice uygulamasına gelmeyecek kadar güç bir şeydir." O da -benim arkadaş yani- oturup Hammerklavier Sonatı'nı çalmaya kalkmaz ki. Yapamaz çünkü. Ama her önüne gelen düşünebileceğini sanıyor, üstelik doludizgin, üstüne üstüne giderek, günümüzün büyük hatası bu işte, diyor arkadaşım; ve bu yüzden oluyor onca felaket, hep beraber canımıza okuyacak olan felaketler. Ve ben derim ki: Hakkı var. (Kontrbas)
- Öyle sorular vardır ki, sırf sorulmalarıyla kendi kendilerine hayır yanıtını verirler. Öyle dilekler de vardır ki, insan bunları dile getirir ve bu arada başka bir insanın gözlerinin içine bakarsa iyiden iyiye boşuna oldukları ortaya çıkar. (Güvercin)
- Ölüm sessizleşti; artık bizden sessizlik talep ediyor ve biz de memnuniyetle bu emre uyuyoruz; gerçekten de ölümcül sükûnetimizi muhafaza ediyoruz. (Aşk ve Ölüm Üzerine)
--reklam--
- Tanrı gönderir iyi zamanları da kötü zamanları da, ama kötü zamanlarda yanıp yakılalım istemez, erkekçe göğüs gerelim ister. (Koku)
- İnsanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı. (Koku)
- Aşk genel olarak ölümle doğal bir ilişki içindedir. (Aşk ve Ölüm Üzerine)
- Yükselmek hiç sorun değildi. Ama sonra yere nasıl inerdi insan? (Herr Sommer'in Öyküsü)
- ...öğretmen hanımın adı Marie-Luise Funkel'di, daha doğrusu, Matmazel Marie-Luise Funkel. Bu "Matmazel'in unutulmamasına alabildiğine önem verirdi; oysa ben Marie-Luise Funkel'den daha az matmazelimsi görünen bir dişi yaratığa ömrümde rastlamamışımdır. Yaşlı mı yaşlıydı, beyaz saçlı, kambur, derisi pörsümüş, üst dudağında hafif, siyah bir bıyığı olan tahta göğüslü bir kadın. (Herr Sommer'in Öyküsü)
- “Öyle sorular vardır ki, sırf sorulmalarıyla kendi kendilerine hayır yanıtını verirler. Öyle dilekler de vardır ki, insan bunları dile getirir ve bu arada başka bir insanın gözlerinin içine bakarsa iyiden iyiye boşuna oldukları ortaya çıkar.” (Güvercin)
- Neyime gerekti böyle bana karşı birleşmiş koca bir kalabalık? Bana neydi böyle bir dünyadan? Böyle aşağılık bir dünyada, hayır, benim yerim olamazdı. (Herr Sommer'in Öyküsü)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin