Kitap Künyesi
Yazar: André Malraux
Çevirmen: Attila İlhan
Yayın Evi: İletişim Yayınevi
İSBN: 9789754706734
Sayfa Sayısı: 569
--reklam--
Umut Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Umut, ünlü Fransız yazar André Malraux'nun neredeyse bütün dünya dillerine çevrilen bir başyapıtı. Yer İspanya; iç savaş bütün acımasızlığıyla sürmektedir. Yaşam ölümle sırt sırtadır. Madrid sokaklarında barikatlar bir kurulur, bir yıkılır. Silahlı milislerle dolu kamyonlardan yükselen Enternasyonal marşına, falanjistler tarafından kurşuna dizilenlerin çığlıkları eşlik eder. Malraux 1937'de yayımlanan Umut'ta, "devrim"i bir kavram olarak ve de İspanya'da geçen bir tragedya olarak sorgularken, iç savaştan yola çıkarak ayrıntılı bir faşizm tahlili de yapar. Bu eşsiz yapıt için söylenecek son söz de, Attilâ İlhan'ın güzel Türkçesi ve enfes önsözüyle yayımlanmış olması.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Umut Alıntıları - Sözleri
- Çünkü, en insan adamlar devrim yapmaz, iki gözüm: ya kitaplıkları doldururlar, ya da, yazık ki, mezarlıkları.
- Yemekte dişimin biri kırıldı, dilimi oradan ayıramıyorum. Faşizm düşmanlığı felan takmıyor.
- Sen tut bunca insanı bayağılık içinde yaşamaya zorla, sonra da yüksek düşünmelerini bekle, olacak şey mi? Dört yüz yıldır sözünü ettiğiniz bu 《ruhlar》ın sorumluluğu kimin üstünde? Onlara kin duymak bu kadar ustalıkla öğretilmiş olmasaydı sevmeyi daha iyi öğrenemezler miydi dersiniz?
- "Albay dedi ki, Cumhuriyeti kurtarmak ...lazım..."
- Her insan kendi gerçeğinin tehdidi altındadır.
- Devrimin en büyük gücü umuttur .
--reklam--
Umut İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir an gelirki artık boşverirsin,kendine ve her şeye,karşı siperlerden yağmur gibi kurşun yağarken aldırmazsın ve yürümeye devam edersin,bunun adı aslında intihardır ama aynı zamanda bu kıyametin ortasında ilerleyen,yatan,ölen,yaralanan,herkesin en iyi en mükemmel yanlarının kendi içinde toplandığını hissedersin,bir arkadaş toplantısında ortamın tüm neşesini kendinde toplamak gibi bir şey bu. Bu duygu ,ölülerin şarkı söyledikleri andır işte... Faşist hükümet darbesi,teknik olarak iyi hazırlanmış,başarısız olma olasılığı bir sözcüğe bağlı "umut" .İçi boş ya da dolu, umut umuttur. Bir tarafta Franconun ordusu,kibritler gibi sımsıkı dizili ,faşistler ve Araplar.İspanyolların deyimiyle Mağripliler.Franco,o dönemde İspanya'nın sömürgesi olan Fas'da garnizon komutanı. Ordusunu alıp Madride yürüyor Cumhuriyeti yıkmak için.Daha önceki kominist darbeleri iyi inceleyip faydalanmış olmalı,Troçki'nin darbe tekniğini Troçkicilerden daha iyi biliyor çünkü.Kıyıcılıksa,o zaten fazlasıyla mevcut.İçi cehennem gibi yanıyor,her şeyi kendi cehennemine çekmek amacında. Diger tarafta koministler,sağçı soysalistler,solcu sosyalistler ve barışçılar.Barışçılar genelde arada kalmiş, iç savaşın ortasında barışçıları nereye sürersen oraya gider.Hükümet faşist Francoya karşı,Franco ordunun tek hükmedeni.karşı tarafsa anarşistlere emanet.Şaşılacak şey ,ki anarşistlerde şaşırır bu duruma, polis de hükümetten yana.Bir zamanlar anarşistlere(uluslarlarası anarşiştler,işleri devrim yapmak) türlü işkenceler eden polisle şimdi kolkolalar.Hükümet bu anarşistlere silah dağıtırken elleri titrer,Franco belasından sonra ilk iş olarak bunlardan kurtulmayı düşünüyor, gitsinler Çine,Polonyaya orda yapsınlar devrimlerini der gibi bir titreme bu ,ama şu an onlara mecburlar. Korku gözlerden belli olur derler, yanlış.Korku sigaranın nasıl içildiğiyle anlaşılır.Derin nefesler alıyorsa biri, aralıklarla, kaybedecek bir şeyi yoktur,bomba yüklü bir araçla az sonra dehşet saçan mitralyözlerin üstüne son sürat gidecektir.Nefes kesik kesik ve sıksa korku yaklaşmaktadır,bu acelecilikse korkuyu belli etmemek içindir.Sigara yakılmış ancak uzun süredir tek nefes alınmamışsa az önce kurşuna dizilen bir faşist subayın akan kanına, bir çocuk tarafından parmak basılmış ve duvara "faşistlere ölüm" yazılmıştır,bu nefes almama gelecekten umut kesildiği manasındadır.Sigarasını yakmak için sırf sigarasını içebilmek için üzerinde 20 kiloluk patlayıcılar taşıyan arkadaşını önden gönderip arkadan yavaş yavaş gelen adamın sigara içmesi olsa olsa umutsuzluktur.Zifiri karanlıkta ,herkes karanlığa ateş ederken,nereye ateş ettiğini bilmeden,sanki gece tarafından biçilen iki adam bir sipere gizlenmişken.Birisi omzundan vurulmuş diğeri bacağından.Omuz ve bacak diye geçmeyiniz ,omuz kolla birlikte kopmuş,bacaksa nerde olduğu belli değil,biri kolunu biri bacağını bırakmış,aynı sipere sığınmışlar birer sigara yakarlar,bu sigara içişi kardeşliktir.Çatışma durulunca sigarasını yakar biri,ve dahil olduğu vahşete bakar,bir damla yaş düşer sigarası söner bu cesarettir.Sigara yakılmadan ağızda taşınıyorsa, az evvel ,baştan aşağı silahlı üç kişinin olduğu karakola girilmiş ve çıkılmış demektir,ufak yaralanmaları yaralanmadan saymayız,bu özgüvendir. Alcazar kalesinde faşistler rehineleri tutarlar,çoluk çocuk.Bir baba sigarası umrunda değil duvarlara ateş eder,bir baba çocuğu kaleye hapsedilirse sadece duvarlara ateş eder,sigarasını kurşunları bitince yakar,bu bilinmezliktir. Daracik bir sığinakta ilerlerken , karanlıkta ,ince uzun bir tünel ,5 kişi ilerliyor,birinin elinde alev silahı.Karşı uçta duvara yapışmış faşitler korkudan titreyen,alev silahlı adam faşist subayla göz göze gelir ,kurşunlar uçuşur,insan gözünün içine baktığı birini diri diri yakabilir mi? Sıgınaktan çikmak icın gerisin geri dönülür ardarda 5 sigara yakılır ,bu tereddüttür. 3 kişi baskında 2 si geri döner ama üç sigara yakılır bu yastır. Bu vefadır. Bu özlemdir. Sigara bazen çok şey anlatır,ülķüsünü savaştıranlar eşit değildir,iki tarafta insanlıktan bahseder,eşit değillerdir,karşılıklı olarak kurşun sıkarlar kurşunları bitince ideoloji sıkarlar ama eşit değillerdir,bir taraftakinin sigarası vardır çünkü,yakar,çömelerek içer,eşitliği sağlamak için karşı tarafa sigara verilmelidir,bu sigara işte o kadar önemli bir merettir,eşitlik sağlanınca düşmanlık kaldığı yerden devam eder,bir sigara oysa sadece beş dakikalığına barışı sağlamıştır, sigaranın öğütlerini dinleseydiler bu kadar kıyıma gerek kalmazdı.Ama kin ,kullanılmış atılmış tekrar bulunup yine kullanılmış o kin,mavi tıraş jiletleri gibi yüzlerce kez kullanılmış pas tutmuş o kin sakalları ve diğer şeyleri kesmeye devam eder yine. Savaşanlar sanılanın aksine hep çocuk kalırlar büyümezler,yaralılar ilk sargı bezlerini değistirmek istemezler kanlı kanlı dolaşmak hoşlarına gidiyordur çünkü,tıpkı bir çocugun kesilen eline sargi bezi sarması ve bakip bakıp gülümsemesi gibi,yara iyileşir ama sargı bezinden ayrılmak istenmez,çocukluğun en güzel adetlerinderdir bu.Eli sargılı adam sargısız eliyle bir sigara yakar bir kaç nefes alır sonra onu sargılı eline yerleştirir,bu çocukluk değilde nedir? Sigaralar yakılmadan ağızdaysa bunun iki nedeni vardır ya son sigararadır,doğru an bekleniyordur ya da faşist tankları geliyordur,durdurulması gereken tanklar,durdurulmazsa savaşın seyrini değiştirecek tanklar,siperde milisler yerle neredeyse bir ,tankların paralelinde olabildiğince yakın olmaya çalışıyorlar,ağızlarda yanmamış sigaralar elde dinamitler, dinamitçiler vakit kazanmak için sigaralarını yakarlar ve beklerler hedeflerinin gelmesini,dinamit sigarayla ateşlenmelidir,bu milislerin bir buluşudur,onlarca ölünün ardından tecrübe edilerek bulunmuş. Hükümlüler ki hüküm giymek için ceketlerin omuz bölgelerinde parlaklık olması yeterlidir,bu parlaklığı oluşturan şey tüfek olabileceği gibi bir biletçinin omzuna astığı para çantasıda olabilir.Ama farketmez parlaklık parlaklıktır.Hükümlüler ikiye ayrılır idamlıklar ve diğerleri,idamlıklar zindanlarda tutulur,zifiri karanlıkta,burada içilen sigaraların manası adamına göre değişir,içende hafif bir tebessüm varsa bu özlemdir,kendi ölümüne olan özlem.Bir başkası sigarasını yakarken ellerini titretmişse bu korkudur ama ölüm korkusu değil,işkence korkusu.İşkenceden korkan kişinin bildiği çok şey var demektir,söyleyecek çok şey demek o kadar çok ölüm demektir,işte bu işkence korkusu bu el titremesi buna işarettir.Kibrit sigara yakıldıktan sinra hemen söndürülmüyorsa şu perişan yüzü ,kendi yüzünü anımsatmak istemesidir,bu korkudur,ölüm korkusu yine değil,yalnızlığın korkusu.Sesler bir sigaranın yakılmasını sağlayabilir,kurşun sesleri,otuz kişilik bir grup kurşuna dizilirken seri silah seslerinin gürültüsü,sonra tek tek silah sesleri, ölmeyenlerin işini gören sesler,bu tek tek sesler zindanlardaki hükümlülere yaktırır sigaralarını,bu yastır,karanlık bir yas.Zindandakiler genelde birbirleriyle konuşmaz,bir ölüyle konuşmak istemezler,konuşanı tek tük çıkar ve bir sigara yakar,bu konuşan rüyadır,kırlara çıkmış,güneşe bakan oğlunun kısık gözlerine büyülenmişçesine bakan birinin rüyası. Zindandakiler artık politikayı düşünmezler hatta koğuştakiler bile düşünmez,politikadan olmaz ya biri ağzıni açacak olsa,yumrukla sustururlurdu.Politika konuşmaz, artık duygular konuşur,ve bir madeni para konuşur,mahkumların elinde kalan sigaraları hariç son şey.Ve boyuna yazı tura atılır. Manastırın önünde iki adam ,kimseden emir almadan gönüllü olarak nöbet tutup gözcülük ediyorsa.Bunu gören binbaşı sigarasını yakıyorsa ve iki dalda nöbetçilere veriyorsa bu garip bir şeydir,asla karşımıza çıkacağını düşünmediğimiz bir şey; iyi niyet...Bir yerde biraz iyi niyet birazda yürek kaldıysa bunun şerefine elbette bir sigara yakılır,en güzel sigaralardan biri,bu sigarada kardeşçe sarılma isteği gizli mizli değil apaçık olarak izlenir. Uçağına atlamış bir kominist pilot,görevi faşist kanyonlarını bombalamak,ama uçaksavarlar amanvermez,her pikesine karşılık verir,pekala kamyonlar her şartta bimbalanabilirdi ama olmadı,gerisin geri burliğe uçuldu,bu korkaklık değildi belki unutkanlıktı ama korkaklık olarak algılanmıştı,korkmayan bir adama ödlek muamelesi yapılırsa yapılacak iki şey vardır, haykıracak noktaya gelene kadar içki içip sarhoş olmak ya da beş sigarayı ardı ardına içmek,bu içişe gözler ve boş bir duvar eşlik eder, olabilecek en az göz kapağı açılıp kapanmasıyla duvara bakarken dalmış bir çift göz.Pilot ikisini birden yapar hem sarhoş olur hem ardı ardına sigaralarını yakar,bu öfkedir,ve çirkindir,öfkeki bir adam sarhoş öfkeki bir adamdan daha az çirkindir. Madrid önlerinde postal sesleri,faşistler süslenmiş geliyorlar zaferi taçlandırmak için,bir anarşistin babasıda Madriddedir,şehirden kaçmazsa büyük ihtimalle kurşuna dizikecektir,ama kitaplarını bırakıp kaçmak istemez,bur yaştan sonra kitaplarım olmadan zaten yaşayamam kaçmanın manası ne derken içkisinden bir yudum alır ve sigarasını yakar, bu kayıtsızlık mıdır? Hayır bu kayıtsızlığa benzeyen küçümsemedir,bu sigaralar hep birbirleriyle karıştırılır. Bir merdivene oturulmuş,karanlık,gözler gökyüzüne çevrilmiş,yıldızlar mı,ay mı görülmek istenen? Hayır.Beklenen rastgele bir alınyazısı,faşist bombardıman uçakları,bombalarını rastgele bırakıyor gökten,gökten rastgele bir ölüm yağıyor,merdivende oturan adam canı sıkkın ,rasgele bir ölümle ölmek de ölüm mü diye düşünüyor ve köşede gözünü göğe dikmiş bir kediye bakarak sigarasını yakıyor, bu sigara isyandır,çarpık alınyazısına isyan. Sedyede bir yaralı ağzı açık bağırıyor gibi,uçak seslerinden,el bombalarından,şarapnel vızıltılarından bağırıyor mu yoksa az önce bağırtısı bitmiş mi anlaşılmıyor,yanan bir sigara yanıbaşında tütüyor oysa ,ağzından düşmüş,ölürken haykıran bir adamdan kalan son şey,bu sigaranın manasını sadece hâla tüten sigara söyleyebilir, oda sadece sormaya cesareti olanlara. Hücüm ederken insanın ensesinden vurulması pek hayra alamet değildir,vurulan adamın arkasında bir sigara yakılmışsa ve dudak yerine dişlerin arasında tutuluyorsa bu ihanettir.Tüm tanklar birbirine benzer akan kanda öyle,tanklar az buçuk kördür ve gedik açmak için körlemesine giden bir canavar biçilmiş kaftandır,Madrid'e doğru bir gedik,arkası kesilmez diğerleride peşi sıra gedikten geçecektir,hattı geçen tankların arkasından bakılır sadece,belki biri 7.65 ini ateşler ve şarjör boşalınca toz bulutunun arkasından, kaçınılmaz sigarasını yakar, bu sigara yitirilmişliktir bir kentin yitirilişi. Bir sigara yakılmıştır,yakıldığı unutulmuş,akılda bir cümle evinin balkonundan dışarıyı seyreden biri,gece,sessizlik,hava soğuk ama üşütmez,hafif bir titreme vardir ama bu soğuktan değildir."nasıl yoksul olacaklarını öğreteceklerdi onlara" bu cümle ile titremektedir ta ki sol el parmaklarında bir yanma hissedinceye kadar.Mantıklı olan hareket içeri gidip yatmaktır ama bir sigara daha yakılır. Her güzel şey biter ,acıyı anlatsada güzeldir,bitsede güzel. Bu kitabı okuyun sonra Pablo Nerudo'nun Yürekteki İspanya kitabına başlayın orada bu şiiri okuyun ve bir sigara daha yakın. Akbabalar Hainler: Şu ölmüş evime bir bakın Yaralı İspanya'ya bir bakın Ama her ölmüş evden, çiçek yerine Çıkıyor kızgın bir maden, Ama İspanya' nın her yarasından Çıkıyor bir İspanya daha, Ama her ölü çocuktan Bir tüfek çıkıyor bakan Ama her cinayetten Bir gün yüreginizde gerçek yerini Bulacak mermiler çıkıyor. Soruyorsunuz, niye Şiirlerim düşten ve yapraklardan Yurdumun büyük yanardağlarından Söz etmiyor diye? Gelin görün sokaklardaki kanı Gelin görün Sokaklardaki kanı Gelin gorün sokaklardaki Kanı Pablo Neruda Son bir şiir daha; kitabın çevirmeninden; ışıkları tutamıyorum avuçlarımdan kayıyor karanlık en büyük korkum gece gittikçe çoğalıyor halıda kan izleri buldum cıgarası hala yanıyor cesedin başına oturdum gözleri bir tuhaf bakıyor bu çocuğu tanıyordum yıllardır yalnız yaşıyor bütün mektuplarını okudum kimseyle anlaşamıyor cinayeti otele duyurdum telefonlar üst üste çalıyor sabaha karşı başladı sorgum polis öleni ben sanıyor Attila İlhan (Fırat Özbey)
Andre Malraux aynı zamanda kendi hayatının romanını yazmış. 1936’da patlayan İspanya İç Savaşı’na Cumhuriyetçilerin safında katılan yazar, yaşadıklarını 70’ten fazla karakterin gözünden romanlaştırmış. Bu, biraz konu ve kurgu karmaşasına yol açmış. Konuyu takip etmekte, kimin kim olduğunu kavramakta zorlanıyoruz. Bu da olaylar ve kitapla bağ kurmayı zorlaştırıyor. Ancak çok sağlam bir üslup var. Bu sağlam üsluba, kurgu da eşlik etseydi harika bir kitap olacakmış. Yalnız, şunu da belirteyim, İspanya İç Savaşı’nın yapısı da roman kişi ve kurgusuna uygun. Çünkü birçok milletten savaşmaya gidenler vardı ki biri de Fransız olan yazardır.. (Hüsamettin Çalışkan)
Fi tarihinde kardeşimde yazar/i523 ın kitap/kitap--130139 kitabını görmüş bir çırpıda okumuştum. Nazım’ın Memed Fuat’a; edebiyattan kopmadan mühendislik eğitimi almasını, edebiyata ilişkin ise çok okumasını tavsiye ettiği kalmıştı aklımda açık bir şekilde. Okumasını salık verdiği kitaplardan yazar/i200 kitap/kitap--124603 , yazar/i7107 kitap/kitap--193123 yazar/i8448 kitap/kitap--132501 nu hala anımsıyorum. Benim Andre Malraux’yla tanışmama Nazım Hikmet vesile oldu yani. İnsanlık Durumu’na başladığımda, neden bilmem, giremedim ilk başta içine, 30-40 sayfa okumuşken yarım bıraktım. İçimi kemiren kurda teslim olup bir süre sonra, yeniden başlayıp büyük bir keyifle okuyup bitirdim. İnsanlık Durumu, 1927 yılında; Milliyetçi Parti ile Komünist Parti arasında cereyan eden Çin İç Savaşı’na dair: Komünist karakterlerin karamsarlık ve yalnızlığı, yoldaşlık duygusuyla giderebileceklerini düşünürken; şiddet ve entrika, ölüm ve ıstırap sarmalına sürüklenişini anlatan harika bir romandı. “Umut”un çevirmeni yazar/i1077 ın önsözüne göre; Nasuhi Esat Bey tarafından yapılan ilk Türkçe çeviri, 1934 yılında ‘sakıncalı’ sayılabilmesi için bir sürü neden varken, Türkiye Cumhuriyetinin resmî gazetesi “Hakimiyet-i Milliye gazetesinde, Falih Rıfkı’nın takdimiyle neşrediliyor. İnsanlık Durumu’yla damağımda bıraktığı tadı unutamadığımdan; pandemiyle kırıldığımız, ölmemiş olsak bile henüz, sosyal hayatımızın, iç savaştaymışızcasına bitme noktasına geldiği, can sıkıntısından patladığımız, şirazemizin kaydığı 2020 yılının son gecesi isminin de büyüsüne kapılarak “Umut” olsun diye başladım, 1936-37 yıllarında İspanya İç Savaşına katılıp Uluslararası bir hava filosu kurarak bu filoya albaylık yapan Andre Malraux’nun bu deneyimini romanlaştırdığı, 1937’de yayımlanıp 1938’de İspanya’da “Sierra de Teruel” ismiyle sinemaya uyarlanan kitap/kitap--131282 kitabına. Çevirmen Attila İlhan’ın önsözünde anlattığı anekdot’u değerli gördüğümden olduğu gibi buraya koyuyorum: “İzmirdeyim, Demokrat İzmir’de gazetecilik ediyorum, İstanbul’dan bir istek: Ağaoğlu Yayınevi, daha önce Kanton’da İsyan çevirisini yaptığım Malraux’dan, bu defa ünlü Espoir/Umut isimli romanın çevirisini istiyor. Hayır diyebilir miyim? Demedim, sıkı bir çalışmayla kitabı çevirdim, Ağaoğlu Yayınevi de geciktirmeden yayımladı: 1987’de, İnsanlık Durumu çevirisinden aşağı yukarı, otuz yıl sonra! Türkiye, ciddi ciddi, kendisini demokrasi sanıyor; “çoğulcu parlamenter düzene” geçilmiş, Mecliste muhalefet var vs. “Hatırlayanlar çıkacaktır: Umut, yayımlanır yayımlanmaz toplatılmıştı! Savcılık meğer pusudaymış, bir önbilirkişi oluşturmuş, o kuruldan bir “muzırlık” raporu almışlar, suç ortadaymış: yayınevinin ve çevirenin, yanlış aklımda kalmadıysa yedi küsür yıl hapsedilmesi isteniyor. İşin tuhafı, o tarihte Malraux Paris’te General de Gaulle kabinesinde Kültür Bakanı, galiba İstanbul’a ve Ankara’ya da geldi gitti. Olay basına yansıdı, biraz da abartıldı; Fransız basımına atladı, bizimle alay ettiler; mahkeme birkaç ay sürdü, anhası minhası, sonunda beraat ettik ama, Umut romanı üzerinde bu mahkemenin, bir “lekesi” kalmamış mıdır?” Ağırlıklı olarak Fransız “Manuel” ile Rus “Magnin” karakterleri aracılığıyla yetmişten fazla karakterin gözünden; Hükümete karşı darbeye girişen Faşist Franco’ya karşı; İspanyollar ve çeşitli milletlerden milisler, komünistler ve anarşistlerin savaşı panoramik bir bakışla sunuluyor. Mussolini ve Hitler destekli Franco karşısında, politik yalnızlık ve acınası bir durumdaki cumhuriyetçi milis, komünist ve anarşistlerin, içlerindeki bitmek tükenmek bilmez “Umut” anlatılıyor. Şu alıntıdaki gibi: “İnsanoğlunda müthiş , bitmek tükenmek bilmez bir umut kuyusu var... Haksız yere hüküm mü giydin, önüne hep kaz kafalılar çıktı da kimse seni anlamadı mı, nankörlüğe ya da kalleşliğe mi uğradın, umut kuyusuna başvuracaksın...” (Salıcıyan81)
--reklam--
Umut PDF indirme linki var mı?
--reklam--
André Malraux - Umut kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Umut PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı André Malraux Kimdir?
André Malraux (1901-1976) Fransız romancı, sanat tarihçi ve devlet adamı.
1922'de bir Khmer tapınağını görmek amacıyla Kamboçya'ya gitti.Tapınağın kabartmalarını sökmek suçundan bir süre hapis yattı. Burası, Malraux'nun sömürge karşıtı düşüncelerinin geliştiği yer oldu. Güneydoğu Asya'da L'lndochine Enchainee adlı gazeteyi kurdu. Daha sonra Çin'e geçerek Devrimci eylemlerde bulundu.
1929'da Afganistan ve İran'da, 1934'te Arabistan Yarımadası'nda incelemelerde bulundu. İspanya iç savaşına pilot olarak katılıp, cumhuriyetçi cephede savaştı. 1945'te Roman yazmayı bırakarak Sanat Tarihine yöneldi.1959-1969 arasında Fransa'da Kültür Bakanı olarak görev yaptı. Çağın felsefi ve ideolojik yapısını sorgulayan Malraux'nun yapıtlarında, burjuva toplumuyla ve bu toplumda yaşayan bireylerin varoluşsal sorunlarıyla bir hesaplaşmasını görürüz.
En önemli eseri Dünya klasikleri arasında bulunan (La Condition Humaine) İnsanlık Yazgısı (1933), (L'Espoir) Umut (1937), (Les Noyers de l'Altenburg) Altenburg'un Ceviz Ağaçları (1947).
--reklam--
André Malraux Kitapları - Eserleri
- İnsanlık Durumu
- Umut
- Altenburg'un Ceviz Ağaçları
- Kanton'da İsyan
- Turan Yolu
- İnsan Yazgısı
- Karşı Anılar
- Fatihler
- Büyük Yol
- Obsidiyen Kafa
- Düşsel Müze
- Batı'nın İğvası
--reklam--
André Malraux Alıntıları - Sözleri
- Devrimin en büyük gücü umuttur . (Umut)
- Cumhur - körler toplusu... (Batı'nın İğvası)
- “Sanatın geçmişi Avrupa için olsa olsa sanat denilen bu üslubun geçmişi olmuştur ve bu geçmiş bize bir üsluplar evreni olarak görünür... Bilinmeyen veya küçümsenen bir güç, bir asır önce sanatçının en temel güçlerinden biri olarak ortaya çıkıyordu. (...) Ama bu gücün şaşırtıcı biçimde yükselmesi bize unutulması mümkün olmayan birkaç sözcüğü açıkça telaffuz ettirmektedir: ‘Müze’ bir doğrulamaydı, ‘Düşsel Müze’ ise bir sorgulamadır.” (Düşsel Müze)
- Meydan, saray ve tarihi bahçelerde bulunan heykellerin yerini, kutsal dağ, tapınak ve mezarlıklardaki heykeller alacaktır; bu durum tek sorunun estetik olmadığını göstermek için yeterlidir. (Düşsel Müze)
- Öldürülmek, yok olmak umurunda değildi onun: kendine aldırış ettiği yoktu. Böylece zafere olmasa bile kavgasına kavuşmuş olacaktı. (Büyük Yol)
- Her şey işarettir. İşaretten işaret edilen şeye yönelmek, dünyayı derinleştirmek, Tanrı’ya doğru gitmektir. (İnsanlık Durumu)
- Kendime sık sık, uzlaşmanın özgürlüğün bedeli olup olmadığını sormuşumdur. (Karşı Anılar)
- Kölelerde çok güçlü bir yalan içgüdüsü vardır. (Altenburg'un Ceviz Ağaçları)
- Yaşam ahmakça bir şey olduğuna göre, ölüm neden zekice bir şey olsun ki? (Karşı Anılar)
- Her dahi biraz şamandır, ama tabii, her budala da biraz şamandır. (Turan Yolu)
- “Bir insanın hayatı hiçbir şeydir ama hiçbir şey bir insan hayatının yerini tutmaz” (Düşsel Müze)
- Siz kendinizde bulamadığınız bu dünya kavramının yerini, inşālarla dolduruyorsunuz. (Batı'nın İğvası)
- Çünkü, en insan adamlar devrim yapmaz, iki gözüm: ya kitaplıkları doldururlar, ya da, yazık ki, mezarlıkları. (Umut)
- Burada, yazmak, yaşamayı sürdürmenin tek yolu. (Altenburg'un Ceviz Ağaçları)
- Çocukken uçan martıların kanatlarına bakmaya doyamazdım. İki orak ağzını andıran bu kanatlar benim için bir pastahane vitrininden daha çekiciydi. (Turan Yolu)
- İnsan kendi içinde kendine yabancı ... (Büyük Yol)
- İnsan, bütün bu pisliğin içinden, demişti, kararlı adımlarla bir çöp yığınını nasıl tekmeleyip geçerse öyle geçmeli..." ••• (Fatihler)
- Ama biliyorum ki, bütün hayatım boyunca toplumsal düzeni karşımda bulacağım ve kendimde ne varsa hepsinden vazgeçmeden onu asla kabullenemiyeceğim. (Fatihler)
- Sizin için üstünlük silahlı adamın üstünlüğü, acının üstünlüğüdür ve bizim için duygu yoğunluğundan gelen mükemmelliğin üstünlüğüdür. (Batı'nın İğvası)
- Öylesine bıraktığımız sayısız mezar... (Batı'nın İğvası)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin