Kitap Künyesi
Yazar: Ali Fuat Örenç
Yayın Evi: Babıali Kültür Yayınları
İSBN: 9789944118378
Sayfa Sayısı: 304
--reklam--
Unuttuğumuz Mora Türkleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bütün dünyanın gözleri önünde Avrupa'da katledilen Türkleri çok çabuk unuttuk. Dünyanın Türklerden özür dilemesini gerektiren sayısız sebepten sadece biri Mora.
Osmanlı'dan bağımsızlık hayaliyle yola çıkan Rum Filiki Eterya ihtilal örgütünün 1814'de başlattığı macera,1821'de hayal olmaktan çıktı,3 Şubat 1830'da, yani sadece 16 yıl gibi kısa bir sonra gerçeklerle buluştu. Elbette bu maceranın başarıya ulaşmasında Helen dostu Avrupalıların gayretleri, Rum isyancıların hayallerinin çok ötesinde bir değer taşıyordu. Böylece ilk defa olarak Osmanlı Balkanında bir Hıristiyan devlet bağımsızlık kazanırken, fethinden itibaren Ege Denizi'nde mutlak Osmanlı egemenliği de yine ilk defa olarak kısıtlanmış oluyordu.
Rum isyanı kısa sürede acımasız bir din ve ırk savaşı haline dönüştü. Avrupa'dan maddi-manevi destek gören Rumlar, hedeflerinin Mora'da bir tek Türk kalmayana kadar savaşmak olduğunu en başında açıkça ilan ettiler. Olaylara şahit olan Avrupalı yazarların anlattıklarına göre, isyan bölgelerinde öyle anlar yaşanmıştı ki, Türkler için bazen ölüm kurtuluş oluyordu.
Osmanlı'nın Mora Müslümanları olarak tanımladığı zümre, isyan bittiğinde tamamen tarih sahnesinden silinmiş durumdaydı. Yaşama şansı bulan Mora Türkleri ise imparatorluğun çeşitli yerlerinde zor şartlarda hayatlarını devam ettirdiler. O dönemde muhacir organizasyonu yapacak resmî bir kurumun olmayışı, bu ilk Yunanistan göçmenlerinin acılarını daha da derinleştirdi.
İsyanın bitiminde Yunanistan'daki Türk emlak ve vakıfları tasfiye edilirken, bölgedeki asırlık Türk medeniyeti izleri de sonsuza kadar silinmiş oluyordu.
Bu eser, Türk-Yunan ilişkilerinin tarihî seyrindeki kırılma noktalarını, objektif-bilimsel kriterlerle ve birincil kaynaklar eşliğinde incelemesi bakımından, şüphesiz günümüz problemlerinin çözümüne ışık tutacak önemdedir.
--reklam--
Unuttuğumuz Mora Türkleri Alıntıları - Sözleri
- Rum isyanında en büyük vahşet Tripoliçede yaşandı. Burası yönetim merkeziydi. Ayrıca etraftan birçok Türk buraya siğınmış durumdaydı. 1821 sonbaharında asi Rumlar, Mora'nın merkezi Tripoliçe'yi ele geçirerek önemli bir stratejik üstünlük kazandılar. Beş ay boyunca 50–60 bin Rum tarafından aralıksız kuşatılan kaleye yardıma gelen Bayram Paşa, 7 Eylül 1821'de yenilgiye uğradı. Rumlar kaledeki Türklerin İzmir'e nakledilmeleri karşılığı 5 milyon kuruş bedel istediler. Bu nedenle görüşmeler uzadı. Rumlar Arnavut askerlerin tedbirsiz davranışı yüzünden anî bir baskınla kaleyi ele geçirerek büyük bir katliam yaptılar. Kin dolu Rumlar, Türk mezarlığını dahi kazıp, ölüleri çıkararak yaktılar.
- Mora'nın stratejik mahallerindenolan Anabolu Kalesi, isyancılar tarafından kara ve denizden kuşatılmış durumdaydı. O an itibariyle Anabolu'da 7.500 kadar Müslüman mevcuttu. Kuşatma nedeniyle kalede şiddetli yiyecek sıkıntısı yaşanıyordu. İlerleyen günlerde kaledeki Müslümanlar, hayvan leşi ve pabuç köselesi yiyerek hayatta kalmaya çalıştı. Buna rağmen birçok Müslüman açlıktan öldü. Nihayet kale teslim olmak zorunda kaldı. Kalede sadece 2.400 Türk sağ kalabilmişti. Müslümanlar, 22 Ocak 1823 tarihinde bir mukavele ile kaleyi Rumlara teslim etmek zorunda kaldılar. Öldürülmeyen Türklerden bir kısmı 10-15 adet Rum eşkıya tekneleri ile Kuşadası ve İzmir taraflarına nakledildi. Bu göçmenlerden bir kısmı Anadolu'ya geldiklerinde uzun süre açlık çektiklerinden, yemek yer yemez ölmeye başlamıştı.
- Atina, 7 Mayıs 1821'den itibaren kuşatma altındaydı. Kaledeki Türkler, bilhassa susuzluğa daha fazla yanamadı. İsyan başlarken Atina’nın nüfusu 6 bindi ve bunun yaklaşık 2 bini Türktü. Rumlar teslim olmaları şartıyla Türklere dokunmayacakları garantisi vermekteydi. Ancak Kolokotronis idaresindeki isyancılar sözlerinde durmadılar ve yine Müslümanlarin çoğunu katlettiler. Atina sokakları kızıla boyandı. Geride kalan çocuk ve kadınlar esir alındi veya köle olarak satıldı. Burada yaşanan vahşet görüntüleri, savaşa gönüllü katılan Avrupalıları isyan ettirecek boyutlardaydı. Atina'daki Türkler'den ancak 270 kadarı bir Fransız gemisi ile İzmir'e sevk edilebildi.
- Rum isyancılar Tripoliçe'de Rum isyanı boyunca gelen en büyük katliamlardan birini gerçekleştirdiler. Şahit olanların kanını donduran saldırılarda, şehirdeki 40 bine yakın Türk 3 gün boyunca vahşice öldürüldü. Burada bulunan komutanlar ile ailelerinden oluşan 97 kişi rehin alındı. Rumlar Türk mezarlığını dahi kazıp, kemikleri yaktılar. İsyancılar, kuşatma esnasında Türkleri gayrete getiren Tripoliçe Kadısı Halim Efendi'yi de üzerine yağ döküp yakmak suretiyle öldürdüler.
- Ünlü İngiliz yazar William St. Clair, Mora'daki Rum katliamlarını şu çarpıcı cümlelerle aktarmaktadır: “Yunanistan'da Türkleri pek az bıraktılar. 1821 yılı ilkbaharında âni olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 20 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildiler. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler. Çiftliklerde veya tecrit edilmiş toplumlar halinde yaşayan Türk aileler kısa sürede öldürüldüler, yakılan evleri cesetlerin üzerine yıkıldılar. Olaylar başlayınca evlerini bırakarak en yakındaki kente sığınmaya çalışanlar da isyancı güruhu tarafından yollarda öldürüldü.. Küçük kentlerdeki Türkler evlerine kapanarak kendilerini korumaya çalıştılarsa da bunlardan pek azı kurtulabildi. Bazı yerlerde açlığa dayanamayarak hayatlarının bağışlanacağına dair onlara söz veren asilere teslim oldular, ama yine öldürüldüler. Ele geçirilen Türk erkekler derhal öldürülüyor, kadınlar ve çocuklar köle olarak asilere dağıtılıyor, ama daha sonra onlar da öldürülüyorlardı. Mora'nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı. Çoğu kez Ortodoks papazlar onlara önderlik ediyor ve sözde kutsal eylemlerinde onları kışkırtıyorlardı”.
- Sonyel, çok geçmeden Mora'daki kentlerin, surlar dışında başı kesik cesetlerin çürümesinden meydana gelen bir koku ile sarıldığını, başıboş köpekler ve vahşi kuşların cesetleri çaladığını, ölü dolu kuyulardaki suların zehirlendiğini, bu nedenle veba salgının baş gösterdiğini vurgulamaktadır. Her tarafta, açlıktan iskeletleşmiş ve korku içinde bulunan Müslüman genç kız ve erkek çocuklar inliyorlardı. Bu arada Navarin Rumları, orada meydana gelen korkunç katliamı övünerek anlatıyorlardı. Rumlardan birisi, 18 Türk'ü öldürdüğünü övünerek açıklıyor; başka birisi, 9 kadın ve çocuğu yataklarında bıçaklayarak nasıl öldürdüğünü anlatıyordu. Rum isyancılar kısa bir süre önce irzlarına geçerek, kol ve bacaklarını kestikten sonra surlardan aşağı attıkları kadınların cesetlerini, Helen davasına yardımcı olmak üzere Avrupa'dan gelen gönüllülere gururla gösteriyorlardı.
- Avrupalı müelliflerin de kabul ettiği gibi, 1821 isyanı çok kısa bir sürede acımasız bir din ve ırk savaşı haline geldi. Bu süreçte, genel tabiriyle Mora Türklerinin sistematik bir şekilde yok edildiği birçok Avrupalı müşahit yazar tarafından da gözler önüne serilmiştir. Rum isyanı başlamadan önce Mora'da Türkler, Rumlar ve Yahudilerle iç içe yaşamaktaydı. Müşterek ekonomik faaliyetler içerisindeydiler. İsyanın anî başlamasıyla saldırıya uğrayan ve kuşatma altında kalan Müslümanlar, hiçbir şekilde bu duruma hazırlıklı değildi. Bu nedenle çok sıkıntı çekildi. İsyan boyunca açlık ve ölüm günlük yaşamın doğal bir parçası haline geldi. haline geldi. Bu büyük kıyımdan sadece Türkler değil, bölgedeki Yahudiler de nasibini aldı.
- Yunan kaynaklarında, 1821 isyanı başladığında, 1830 tarihi itibariyle bağımsız olan Yunan Devleti'nin sınırlarına bırakılan yerlerde yaşayan Türklerin sayısı 90.800 olarak verilmektedir. Bu oranın toplam nüfus içindeki nispeti %11,9'a karşılık geliyordu. Eğriboz'da ise 7.163 Türk yaşamaktaydı. İsyan bittiğinde Mora Yarımadası'nda bir tek Türk dahi kalmadı. Sadece Tripoliçe'de 40 bin Müslüman hayatını kaybetti.
- Sınır tespitinde Osmanlı’yı son derece rahatsız eden haksız bir yöntem benimsendi. Müttefikler, önemli olanın yeni ve zayıf bir Yunan devletinin, güçlü ve büyük Osmanlı’ya karşı korunması olduğunu, o nedenle doğal ve aşılmaz bir sınır hattının oluşturulmasının gerekliliğini vurgulamaktaydılar. Bütün konsept bu yönde şekillenmekteydi. Sınır boyunca Osmanlı topraklarında aşılmaz dağlar bulunana kadar hattın Rumeli yönüne çekilme uygulaması birçok sınır ihlallerini de beraberinde getirdi. Böylece hiç hesapta olamayan yerlerin Yunanistan’a bırakılması keyfiyeti ortaya çıktı.
- İbrahim Paşa, o aşamada çok kritik ve tartışılan bir karar aldı. Tripoliçe’nin tekrar asilerin merkezi ve direniş noktası olmaması İçin kale duvarları ile burçları lağım ile yıktı. ayrıca kale içindeki cami ve mescitler ile bina ve menzillerin tamamını ateşe vererek yaktı. Paşa yanındaki askerlerle Moton’a döndü. İbrahim Paşanın Tripoliçe’de binaları yıkması padişahı üzmüştü.
--reklam--
Unuttuğumuz Mora Türkleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Mora yarımadasında Türklere yönelik gerçekleştirilen katliamlar, zulümler ve zorla göç ettirmeler maalesef ki tarihin tozlu sayfalarında adeta unutuldu. Mora Türklerinin yaşadığı bu talihsiz olayları, batılı devletlerin bu dram karşısında takındıkları tutumu görmek adına bu çalışma mutlaka okunmalı, okutulmalı. Okurken dayanamadığım acıları, Mora’da Türkler yaşamış. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. (hobbysalads)
Dünyanın Türklerden özür dilemesini gerektiren sayısız sebepten sadece biridir Mora. 1821'de başlayan isyan 3 Şubat 1830'da, yani sadece 16 yıl sonra Mora’nın bağımsızlığı ile sonuçlandı. Rum isyanı kısa sürede acımasız bir din ve ırk savaşı haline dönüştü. Avrupa'dan maddi-manevi destek gören Rumlar, hedeflerinin Mora'da bir tek Türk kalmayana kadar savaşmak olduğunu en başında açıkça ilan ettiler. Olaylara şahit olan Avrupalı yazarların anlattıklarına göre; Türkler için bazen ölüm kurtuluş oluyordu. Osmanlı'nın Mora Müslümanları olarak tanımladığı zümre, isyan bittiğinde tamamen tarih sahnesinden silinmiş durumdaydı. Bu eser, Türk-Yunan ilişkilerinin tarihî seyrindeki kırılma noktalarını, objektif-bilimsel kriterlerle ve birincil kaynaklar eşliğinde ele almaktadır. Keyifli okumalar... (Hikmet)
--reklam--
Unuttuğumuz Mora Türkleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ali Fuat Örenç - Unuttuğumuz Mora Türkleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Unuttuğumuz Mora Türkleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ali Fuat Örenç Kimdir?
Yakınçağ Tarihi alanında mühim çalışmaları olan İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Yakınçağ Anabilim Dalı'nda görevli profesör
--reklam--
Ali Fuat Örenç Kitapları - Eserleri
- Unuttuğumuz Mora Türkleri
- Yakınçağ Tarihi (1789-1918) Giriş
- Rodos ve Oniki Ada Yakındönem Tarihimizde
- Türk - Amerikan Silah Ticareti Tarihi
--reklam--
Ali Fuat Örenç Alıntıları - Sözleri
- Avrupalı müelliflerin de kabul ettiği gibi, 1821 isyanı çok kısa bir sürede acımasız bir din ve ırk savaşı haline geldi. Bu süreçte, genel tabiriyle Mora Türklerinin sistematik bir şekilde yok edildiği birçok Avrupalı müşahit yazar tarafından da gözler önüne serilmiştir. Rum isyanı başlamadan önce Mora'da Türkler, Rumlar ve Yahudilerle iç içe yaşamaktaydı. Müşterek ekonomik faaliyetler içerisindeydiler. İsyanın anî başlamasıyla saldırıya uğrayan ve kuşatma altında kalan Müslümanlar, hiçbir şekilde bu duruma hazırlıklı değildi. Bu nedenle çok sıkıntı çekildi. İsyan boyunca açlık ve ölüm günlük yaşamın doğal bir parçası haline geldi. haline geldi. Bu büyük kıyımdan sadece Türkler değil, bölgedeki Yahudiler de nasibini aldı. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Mora'nın stratejik mahallerindenolan Anabolu Kalesi, isyancılar tarafından kara ve denizden kuşatılmış durumdaydı. O an itibariyle Anabolu'da 7.500 kadar Müslüman mevcuttu. Kuşatma nedeniyle kalede şiddetli yiyecek sıkıntısı yaşanıyordu. İlerleyen günlerde kaledeki Müslümanlar, hayvan leşi ve pabuç köselesi yiyerek hayatta kalmaya çalıştı. Buna rağmen birçok Müslüman açlıktan öldü. Nihayet kale teslim olmak zorunda kaldı. Kalede sadece 2.400 Türk sağ kalabilmişti. Müslümanlar, 22 Ocak 1823 tarihinde bir mukavele ile kaleyi Rumlara teslim etmek zorunda kaldılar. Öldürülmeyen Türklerden bir kısmı 10-15 adet Rum eşkıya tekneleri ile Kuşadası ve İzmir taraflarına nakledildi. Bu göçmenlerden bir kısmı Anadolu'ya geldiklerinde uzun süre açlık çektiklerinden, yemek yer yemez ölmeye başlamıştı. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Rum isyancılar Tripoliçe'de Rum isyanı boyunca gelen en büyük katliamlardan birini gerçekleştirdiler. Şahit olanların kanını donduran saldırılarda, şehirdeki 40 bine yakın Türk 3 gün boyunca vahşice öldürüldü. Burada bulunan komutanlar ile ailelerinden oluşan 97 kişi rehin alındı. Rumlar Türk mezarlığını dahi kazıp, kemikleri yaktılar. İsyancılar, kuşatma esnasında Türkleri gayrete getiren Tripoliçe Kadısı Halim Efendi'yi de üzerine yağ döküp yakmak suretiyle öldürdüler. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Sınır tespitinde Osmanlı’yı son derece rahatsız eden haksız bir yöntem benimsendi. Müttefikler, önemli olanın yeni ve zayıf bir Yunan devletinin, güçlü ve büyük Osmanlı’ya karşı korunması olduğunu, o nedenle doğal ve aşılmaz bir sınır hattının oluşturulmasının gerekliliğini vurgulamaktaydılar. Bütün konsept bu yönde şekillenmekteydi. Sınır boyunca Osmanlı topraklarında aşılmaz dağlar bulunana kadar hattın Rumeli yönüne çekilme uygulaması birçok sınır ihlallerini de beraberinde getirdi. Böylece hiç hesapta olamayan yerlerin Yunanistan’a bırakılması keyfiyeti ortaya çıktı. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Sonyel, çok geçmeden Mora'daki kentlerin, surlar dışında başı kesik cesetlerin çürümesinden meydana gelen bir koku ile sarıldığını, başıboş köpekler ve vahşi kuşların cesetleri çaladığını, ölü dolu kuyulardaki suların zehirlendiğini, bu nedenle veba salgının baş gösterdiğini vurgulamaktadır. Her tarafta, açlıktan iskeletleşmiş ve korku içinde bulunan Müslüman genç kız ve erkek çocuklar inliyorlardı. Bu arada Navarin Rumları, orada meydana gelen korkunç katliamı övünerek anlatıyorlardı. Rumlardan birisi, 18 Türk'ü öldürdüğünü övünerek açıklıyor; başka birisi, 9 kadın ve çocuğu yataklarında bıçaklayarak nasıl öldürdüğünü anlatıyordu. Rum isyancılar kısa bir süre önce irzlarına geçerek, kol ve bacaklarını kestikten sonra surlardan aşağı attıkları kadınların cesetlerini, Helen davasına yardımcı olmak üzere Avrupa'dan gelen gönüllülere gururla gösteriyorlardı. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Atina, 7 Mayıs 1821'den itibaren kuşatma altındaydı. Kaledeki Türkler, bilhassa susuzluğa daha fazla yanamadı. İsyan başlarken Atina’nın nüfusu 6 bindi ve bunun yaklaşık 2 bini Türktü. Rumlar teslim olmaları şartıyla Türklere dokunmayacakları garantisi vermekteydi. Ancak Kolokotronis idaresindeki isyancılar sözlerinde durmadılar ve yine Müslümanlarin çoğunu katlettiler. Atina sokakları kızıla boyandı. Geride kalan çocuk ve kadınlar esir alındi veya köle olarak satıldı. Burada yaşanan vahşet görüntüleri, savaşa gönüllü katılan Avrupalıları isyan ettirecek boyutlardaydı. Atina'daki Türkler'den ancak 270 kadarı bir Fransız gemisi ile İzmir'e sevk edilebildi. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Yunan kaynaklarında, 1821 isyanı başladığında, 1830 tarihi itibariyle bağımsız olan Yunan Devleti'nin sınırlarına bırakılan yerlerde yaşayan Türklerin sayısı 90.800 olarak verilmektedir. Bu oranın toplam nüfus içindeki nispeti %11,9'a karşılık geliyordu. Eğriboz'da ise 7.163 Türk yaşamaktaydı. İsyan bittiğinde Mora Yarımadası'nda bir tek Türk dahi kalmadı. Sadece Tripoliçe'de 40 bin Müslüman hayatını kaybetti. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- İbrahim Paşa, o aşamada çok kritik ve tartışılan bir karar aldı. Tripoliçe’nin tekrar asilerin merkezi ve direniş noktası olmaması İçin kale duvarları ile burçları lağım ile yıktı. ayrıca kale içindeki cami ve mescitler ile bina ve menzillerin tamamını ateşe vererek yaktı. Paşa yanındaki askerlerle Moton’a döndü. İbrahim Paşanın Tripoliçe’de binaları yıkması padişahı üzmüştü. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Rum isyanında en büyük vahşet Tripoliçede yaşandı. Burası yönetim merkeziydi. Ayrıca etraftan birçok Türk buraya siğınmış durumdaydı. 1821 sonbaharında asi Rumlar, Mora'nın merkezi Tripoliçe'yi ele geçirerek önemli bir stratejik üstünlük kazandılar. Beş ay boyunca 50–60 bin Rum tarafından aralıksız kuşatılan kaleye yardıma gelen Bayram Paşa, 7 Eylül 1821'de yenilgiye uğradı. Rumlar kaledeki Türklerin İzmir'e nakledilmeleri karşılığı 5 milyon kuruş bedel istediler. Bu nedenle görüşmeler uzadı. Rumlar Arnavut askerlerin tedbirsiz davranışı yüzünden anî bir baskınla kaleyi ele geçirerek büyük bir katliam yaptılar. Kin dolu Rumlar, Türk mezarlığını dahi kazıp, ölüleri çıkararak yaktılar. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
- Ünlü İngiliz yazar William St. Clair, Mora'daki Rum katliamlarını şu çarpıcı cümlelerle aktarmaktadır: “Yunanistan'da Türkleri pek az bıraktılar. 1821 yılı ilkbaharında âni olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler. 20 bini aşkın Türk erkek, kadın ve çocuk birkaç hafta süren boğazlamalar sırasında Rum komşuları tarafından katledildiler. Onlar kasten ve vicdan azabı duyulmadan öldürüldüler. Çiftliklerde veya tecrit edilmiş toplumlar halinde yaşayan Türk aileler kısa sürede öldürüldüler, yakılan evleri cesetlerin üzerine yıkıldılar. Olaylar başlayınca evlerini bırakarak en yakındaki kente sığınmaya çalışanlar da isyancı güruhu tarafından yollarda öldürüldü.. Küçük kentlerdeki Türkler evlerine kapanarak kendilerini korumaya çalıştılarsa da bunlardan pek azı kurtulabildi. Bazı yerlerde açlığa dayanamayarak hayatlarının bağışlanacağına dair onlara söz veren asilere teslim oldular, ama yine öldürüldüler. Ele geçirilen Türk erkekler derhal öldürülüyor, kadınlar ve çocuklar köle olarak asilere dağıtılıyor, ama daha sonra onlar da öldürülüyorlardı. Mora'nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı. Çoğu kez Ortodoks papazlar onlara önderlik ediyor ve sözde kutsal eylemlerinde onları kışkırtıyorlardı”. (Unuttuğumuz Mora Türkleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin